13 °C
Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunya@dunyagazetesi.com.tr
A+ A-

Kurumsal yapı ve işsizlik

İşsiz cari ücret düzeyine razı olup, iş arayıp bulamayan kişiye denir. Bu tanım gereği iş aramayanlar işsiz sayılmazlar. TUİK, Eurostat, OECD ve ILO istatistiklerinde bir de iş bulma ümidi kalmadığı için iş aramayanlar var. Bunlar işsiz sayılmıyor. İktisatçılar geniş işsizlik tanımları da yapar ve bunları da işsiz sayarlar. Bu durumda doğal olarak işsiz sayısı da artar. TUİK iki gün önce kendi tanımana uygun işsizlik oranını %12,1, tarım dışı işsizlik oranını %14,3 ve genç işsizlik oranını %22,6 olarak açıkladı. Türkiye bu oranla AB’de en yüksek işsizliğe sahip 5 ülkenin arasına girdi, dördüncü sıraya yerleşti. Genç işsizlik oranında ise altıncı sırayı kaptı. İşsizlik totosu oynamadığımıza göre neden bu kadar yüksek işsizlik oranına sahibiz sorusunu sormalıyız.

Sorunun yanıtına önce artık sakız tadı veren tek parti iktidarı demek siyasi- ekonomik istikrar demektir savından başlayalım. İşsizlik oranının yüksek olduğu bu ülkelerin tümünde koalisyon hükümetleri iktidarda. Buna karşın işsizlik oranının düşük olduğu bazı ülkelerde de (Almanya gibi, işsizlik oranı %3,9) koalisyon hükümeti var. Türkiye’de ise 15 yıldır tek parti iktidarı var. Kısa sonuç ekonomide istikrar için tek parti iktidarı tek başına yeterli değil.

Şimdi yanıtı genişletelim. İşsizlik oranında Türkiye’nin önünde yer alan ülkeler küresel krizin en ağır şekilde vurduğu ülkeler. Peki krizde olmadığı söylenen Türkiye’de nasıl oluyor da bu kadar yüksek işsizlik oranı var? Üstelik bu ülkelerin tümünde işgücüne katılma oranı Türkiye’nin üstünde. Bir başka değişle Türkiye’de işgücüne katılma oranı bu ülkelerin düzeyine gelse, işsizlik oranı daha da yükselecek. Dahası var. Bu ülkelerin tümünde işgücü piyasasında çalışma kuralları Türkiye’den daha katı. Türkiye sürekli işgücü piyasasında reform yapıyor. Sonuç ortada. Demek ki, ya reform diye tanımlanan düzenlemeler reform değil, ya da bu sorunun altında başka bir neden yatıyor.

Hükümette bunu gördü ki, şimdi “ısmarlama istihdam politikası” uyguluyor. İşverene şu kadar işçiyi işe alacaksın diye sipariş veriyor. Bunu teşvik etmek içinde sigorta primi ve gelir vergisini devlet olarak ben ödeyeceğim diyor. Bu politikadan sonuç alınabilir mi? Kısa vadede belki küçük oranda da olsa istihdam artışı sağlanabilir, uzun dönemde sonuçsuz kalır. Çünkü bu politikanın göz ardı ettiği (değişken) olgu “bir işçi için işverenin yapacağı yatırım”. Daha basit bir anlatımla bir işçiyi istihdam etmek için işverenin ne kadar sermayeye ihtiyaç duyduğudur. Elbette bu, sektörden sektöre değişir. Ancak böyle bir durumda öne çıkan olgu yatırım için gerekli olan kar oranının var olup, olamadığıdır. Türkiye’de sanayici benim karlılık oranım düşük, bundan dolayı sermaye birikimim yetersiz, dolayısı ile yatırım yapamıyorum diyor. Hükümetin bu sese verdiği yanıt “sana kredi verelim” oluyor. Şimdi bir şirketin bilançosunu düşünün. Kredi bilançonun pasifinde yabancı kaynaklar bölümde, halbuki koyulan sermaye özkaynaklar bölümünde. Siz sermayesi düşük (sermaye yeterlilik oranı zayıf) şirketi daha çok borçlandırdığınızda bilançoda yabancı kaynak/ özkaynak rasyosunu iyice bozmuş oluyorsunuz. Bir sonraki dönemde böyle bir bilançoya hangi banka kredi verir? Normalde kredi plasmanının yapılmaması lazım. Hadi bankayı da kredi vermeye zorladınız, bu defa banka bilançosunu bozarsınız.

Sorunun çözümü elbette kar oranlarının artmasında. Kar oranı sadece işçi ücretleri düşürülerek artmaz. Ekonomideki riskleri aşağıya düşürürseniz, risk primi düşer, faiz oranı düşer, bu da maliyetleri aşağıya çeker. Diğer yandan ekonomiye olan güven artarsa yatırımcı gelecekteki getiriyi düşünerek, riskleri üstlenerek de yatırım yapar.

Bunun için ne yapılmalı? Önce zedelenen kurumsal yapılanmayı düzeltmek gerekir. Nedir bunlar? Sıralayalım:

• Mülkiyet hakları korunmalı,

• Düzenleyici kurumlar işlemeli, rekabet korunmalı,

• TCMB gibi kurumların bağımsızlığı korunmalı,

• Sosyal güvenlik kurumların işleyişi kurallara bağlanmalı, sosyal devlet ilkesi işlemeli (yardım değil),

• Hukukun egemenliği sağlanmalı,

• Eğitimde devlet yeniden olması gereken rolünü almalı, nitelikli eğitim verecek çağdaş kurumsal yapılanmaya geçilmeli.

Bunlar olmazsa alınan tüm önlemler palyatif kalır, günü kurtarır, ancak gençler işsiz kalmaya devam eder.

Not: Kurumsal yapı ekonomi ilişkisi için okuma önerisi: Dani Rodrik, Tek Ekonomi Çok Reçete

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız. Daha önce üye olmadıysanız lütfen üye olunuz.
Giriş Yap Üye Ol!