Krediye fren tutmaz

Albaraka Türk GM ve Katılım Bankaları Birliği Başkanı Yahşi, Merkez Bankası'nın almış olduğu son kararların bankaların kredi büyümesini engellemeyeceğini savundu.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Yakup SAYAR

İSTANBUL - İstanbul Anadolu Yakası bir bankanın genel müdürlük binasına daha ev sahipliği yapmaya başladı.

Ataşehir'in finans merkezi olması yönündeki adımlar beklenirken, birçok şirket ve banka bu yönde koşar adım ilerliyor. Faizsiz bankacılığın en önemli oyuncularından biri olan Albaraka Türk'de Mecidiyeköy'deki şirket merkezini Ümraniye'de yeni inşa ettiği 19 katlı modern ve gösterişli binasına taşıdı. Ocak ayı ortasında resmi açılışı yapılacak binada ilk söyleşisini DÜNYA ile yapan Albaraka Türk Genel Müdürü ve Katılım Bankaları Birliği Başkanı Fahrettin Yahşi, geride bırakmaya hazırlandığımız 2010 yılının katılım bankaları ve Albaraka Türk için çok olumlu geçtiğini söyledi. "2010 yılında Türk bankacılık sektörü güçlü yapısını korurken biz de buna bağlı olarak güçlü yapımızı koruduk" diyen Yahşi, katılım bankaları olarak 2010 yılında büyümenin yüzde 25 civarında olacağını ve yıl başında koyulan stratejik ve bütçe hedeflerine ulaşıldığını söyledi. Yahşi, katılım bankaları olarak 2011 yılında yüzde 25 büyüme hedefi koyduklarını ve bankacılık sektöründe daha objektif bir rekabet beklediğinin altını çizdi.

Ürün çeşitlerimiz az

Katılım bankacılığının bankacılık sektörünün tamamlayıcısı olduğunu belirten Yahşi; "Toplam bankacılık sektörü içinde katılım bankalarının payı yüzde 5. Toplam sektör içinde katılım bankaları paylarını küçük oranlarda da olsa istikrarlı olarak artırma yoluna gittiler ve artırma trendini yakaladılar.

Katılım bankaları olarak önümüzdeki 5 -10 yıllık projeksiyonlarda almamız gereken payın bu oranlarda olmaması gerektiği ve bunun kısa vadede iki katına çıkarılması üzerinde duruyoruz. Türkiye'de oluşan tasarruf hacminin yüzde 10'luk bir kısmının katılım bankaları üzerinden ekonomiye enjekte edilmesi üzerine çalışıyoruz. Katılım bankacılığının büyüyen piyasada rakiplerine göre daha fazla pay alması gerektiğini de gözlerden uzak tutmamak gerekiyor. Bunu yapmak için de kaynak çeşitliliği, hizmet çeşitliliğine ihtiyaç var. Katılım bankaları bu yönde altyapılarını da geliştiriyorlar. Sunulan bankacılık hizmetleri açısından klasik bankalarla aramızda bir fark yok. Bizdeki ürün çeşitliliğinin azlığı payımızı arttırmamız önünde ciddi bir engel olarak duruyor"dedi.

Erbil şubemizi 6 ay içinde açacağız

Albaraka Türk'ün yurtdışı çalışmalarına değinen Yahşi, Kuzey Irak'ın Erbil kentinde şube açılması konusunda BDDK'dan izin aldıklarını belirterek şunları söyledi "Şube açılma süreci ile ilgili bir ekip oluşturduk. Ve arkadaşlar çok hızlı çalışıyorlar. Personel alımı, Irak makamlarından izin vb hususlarda çok hızlı hareket etmek istiyoruz. Bölgede bizden önce bu süreci yaşayan bankalarla görüşüyoruz. Belki de bu süreci en hızlı gerçekleştirecek banka olacağız. Yeni bir piyasaya giriyoruz ve bankacılık sistemini daha yeni yeni oturtan bir bölgeden bahsediyoruz. 6 ay içinde faaliyete geçeceğimizi umuyoruz. Esasen bakıldığında yeni bir ülkede şube açmak için bu süre yeterli bir süre değil fakat biz bunu önümüze performans kriteri ve hedef olarak koyduk." Albaraka Türk olarak yılı 109 şubeyle kapatacaklarını söyleyen Yahşi, yeni yılın ilk ayı içinde 4 şube açacaklarını, 2011'de de 15-20 arasında şube açma hedeflerinin olduğunu sözlerine ekledi.

Balkanlar ilgi odağımızda

Balkanların da Albaraka Türk için çok önemli olduğuna değinen Fahrettin Yahşi, "Balkanların AB üyeliğinin çok hızlı olacağını düşünüyorum. Orada bir banka sahibi olmak ya da ortaklık kurmak AB içinde faaliyet gösterme anlamına geliyor. Balkanlarda birkaç farklı ülkede faizsiz temelde hizmet veren birkaç banka var. Henüz kesinleşmese de ocak ayı içinde Bosna Hersek ve Arnavutluk'taki iki bankaya ziyaret planlıyoruz. Söz konusu ülkelerin iş hacmine, ticaretine ve nüfusun katılım bankacılığına müsait olup olmadığına bakıyoruz."şeklinde konuştu.

Yeni kâr noktalarını keşfetmeliyiz

Yeni yıla yönelik sektördeki beklentilerine değinen Fahrettin Yahşi, karlılığın her geçen gün zorlaşan bir konu olduğunun altını çizdi.

Bankacılıkta fon toplama ve fon kullandırmadan kalan katma değerlerin özellikle enflasyondaki düşüşe bağlı olarak çok aşağılara geldiğinin aşikar olduğunu söyleyen Yahşi şöyle konuştu, "Mevduatın maliyeti ile kredinin getirisi arasındaki marj daraldı. Net kar marjının daralması, aynı karı elde etmek için cironuzun çok yükselmesini gerektirmektedir. Dolayısıyla 2011 yılında özkaynak ve aktif karlılığında bir daralma beklenmeli. Bu da artık bankaların alternatif kar noktalarını keşfetmeleri gerektiğini beraberinde getiriyor. Genel bankacılık fonksiyonu dışındaki fiyatlama önem kazanıyor. 2011 bankacılık hizmetlerinin fiyatlandırılacağı bir yıl olacak."

Tahvil ihraçları sektörü büyütecek

Kârlılık düşüşlerinde mevduat faizi üzerinden bir rekabetin sürdürülemeyeceğine dikkat çeken Yahşi, bunun sürdürülmesi durumunda ise büyüme ile karlılık arasındaki hassas terazinin bozulacağını söyledi. Bankaların daha objektif bir rekabet yapacaklarına inandığını belirten Yahşi, "Bundan sonra mevduatta daha uzun vadeli bakış açısı, kredide ise hem daha uzun vade hem de dengeli bir fiyatlama ve sunulan diğer bankacılık hizmetlerinin fiyatlandırıldığı bir bankacılık bizi bekliyor. Tahvil ihraçlarına başlanması ile birlikte kısa vadede birikmiş pasifin vadesi uzun vadeye yayılacak.

Fiyatlamada da daha uzun vadede ve uygun maliyetle fon toplama imkanı yaratacak ve bu da sektörün büyümesine destek olacaktır. Yeni yılın KOBİ ölçeğindeki kredilendirmenin ve bireysel kredilerin öne çıktığı, hem fiziksel büyümenin gerçekleştiği hem de alternatif dağıtım kanallarının etkin olarak kullanıldığı, yurtdışı banka alımlarının ya da iştiraklerin gerçekleştiği bir yıl olacağını düşünüyorum ki yaşanan süreçte bunu destekliyor"şeklinde konuştu. Yahşi, krizden çıkış dönemlerinde KOBİ'lerin lehine bir seyir izlendiğini ve bu yıl tam rakamlar netleşmese de kredilerdeki büyüme tarafının KOBİ tarafında olduğunu ve 2011 yılının KOBİ yılı olacağını belirtti. Yahşi, önümüzdeki dönemde büyük kredilerin banka bilançolarında daha az yer tutmasının banka politikalarının gereği olacağının da altını çizdi.

Bankacılık kâr edince reel sektörün eleştirilerinin arttığına işaret eden Yahşi, son dönemde reel sektörün borçlanma maliyetlerinin makul olduğunu yüksek maliyet kaygısının çok anlamlı olmadığını belirtti. Kriz dönemlerinde karşılıklar kararnamesinin bir miktar esnetilmesinin büyük faydaları olduğunu söyleyen Yahşi, " Bundan iki yıl önceye döndüğümüzde, tüm dünyaya paralel Türkiye'de de çok ciddi bir kriz olacağı düşünülüyordu. Yüksek boyutlarda problemli kredi portföyü olacağı düşünülüyordu.

Türkiye'de bu dönemde yeniden yapılandırılan kredi hacminin toplam içindeki payı yüzde 10'u geçmemiştir. Yeniden yapılandırılan kredilerde takibe düşme oranı ise çok düşük. Bu aslında piyasaların sıkıştığı dönemlerde verilen can suyunun çok olumlu etki yaptığını göstermektedir. BDDK'yı burada kutlamak lazım. Bu düzenlemenin süresinin uzatılıp uzatılmaması portföyleri fazla etkilemez. Bankacılık sektörü bu tür sorunları rahatlıkla tolere edebilecek bir yapıda diye konuştu.

Bankacılık krizi söz konusu değil

Avrupa'daki borç krizine değinen Fahrettin Yahşi, bu durumun ülkemizi etkilememesinin düşünülemeyeceğine dikkat çekti. "Bizim hem bankacılık hem de reel sektörümüz açısından hala batı dünyası çok önemli bir partner"diyen Yahşi şunları söyledi: "Türk bankacılık sektörü böyle bir sorunun olduğunu görebiliyor. Bugün kriz çıktı yarın ne yapacağız demiyor. Gelişmeleri izliyor ve önlemlerini alıyor. Bu olumsuz gelişmeler sektörün tabiî ki büyümesini ve karlılığını etkileyecektir, ama burada yeni bir bankacılık krizi olabilir mi gibi bir durum söz konusu değil. Özellikle BDDK krizle birlikte bu durumu göz önüne aldı ve süreci iyi yönetti. Avrupadaki bu borç krizinin ülkemizde kriz anlamında bir sonuca gitmeyeceğini düşünüyorum."

Kredilerde büyüme sürer

Türkiye'ye ciddi bir fon girişi olduğunu ve bu fonların nasıl değerlendirileceği konusunun temel sorun olduğuna dikkat çeken Yahşi, " Fonlar son dönemde kredilere kayıyor. Bankaların aktiflerinde menkul kıymetlerin payı azalırken, kredi portföyü hacmi iki katına çıktı. Ciddi bir kredi büyümesi var. Merkez Bankaları kredi genişlemesinin varlık fiyatlarında balon oluşturup oluşturmayacağını yakından izliyor. Bizim Merkez Banka'mız da bu gelişmeleri yakından takip ediyor ve gerekli gördüğü önlemlere yönelik düzenlemeleri yapıyor. Ancak, hem KKDF hem de Munzam Karşılık'taki son düzenlemeler kredi büyümesini frenlemez diye düşünüyorum" dedi.

Biz de avantajlı ülkelere gitmeliyiz

"Yabancı yatırımcıların Türkiye'ye çağrıldığı dönemde, Türk yatırımcıların da avantajlı ülkelerde yatırıma gitmesi gerekir."diyen Fahrettin Yahşi, sözlerini şöyle sürdürdü: "BDDK'nın da bunu teşvik edici açıklamaları var. Suriye, Irak, Körfez gibi bölgelerde bizim bankacılık sistemimizin yatırım yapması gerekiyor. Söz konusu bölgelere gittiğimizde bu bölgelerin en büyük bankalarının batı bankaları olduğu görüyoruz. Tarihi olarak çok ilişkili olduğumuz bölgelerde bizim bankalarımızın da olması gerekiyor. O bölgelerdeki atıl fonların yurtdışına çıkma ihtiyacı olacağı dönemlerde, bilinç altında Türkiye mutlaka yer almalı. Söz konusu bölgelerde Türkiye'ye ve Türk ekonomisine müthiş ilgi duyuyorlar. Arap Bankalar Birliği ile TBB işbirliğinin somuta dönüştürülmesi gerekir diye düşünüyorum."

Ortadoğu ile ilişki tek taraflı olmamalı

ORTADOĞU bankacılık sermayesinin Türkiye'ye yönelik ilgisi olduğunun bilinen bir durum olduğunun altını çizen Fahrettin Yahşi, "Fakat bu ilgiyi tek taraflı düşünmemek lazım. Uzun vadede bu ilişkiyi tek taraflı tutmak sakıncalı olur.

Oralarda bizim de olmamız gerekiyor. Körfez'le biz ne kadar entegre olmak istiyoruz bunun düşünülmesi ve konuşulması lazım. Yabancı sermayenin Türkiye'ye sabit sermaye olarak gelmesi önemli tabiî ki, fakat bunun sürekliliğini de düşünmek lazım. Daha geniş çaplı işbirliğine gidilmeli. En son Beyrut'ta Arap Bankalar Birliği'ndeydim. Türkiye'ye olan ilgi had safhada, yani tam zamanı."şeklinde konuştu.

Kârlılık artarsa takdire şayan olur

BANKACILIKTA aktifin getirisi ile pasifin maliyeti arasında, özellikle vade uyumsuzluğundan kaynaklanan lehe olan pozisyonun önümüzdeki dönemde yaşanma olasılığının sıfıra yakın olduğunu söyleyen Fahrettin Yahşi, " Büyük bir olasılıkla 2011'deki öz kaynak karlılığı bu yılın altında kalacaktır. Artık vade uyumsuzluğu ortadan kalktı. Aktifin yeniden fiyatlandığı pasifin de yeniden maliyetlendirildiği bir dönemi yaşayacağız. Dolayısıyla konjoktürün banka bilançolarına olumlu katkısı artık olmayacak. Karlılığa bankacılık faaliyetlerinin doğrudan yansımasını göreceğiz. Böyle bir ortamda karlılık artarsa takdire şayan bir durum olur."dedi.

ALBARAKA TÜRK İÇİN NELER SÖYLEDİ?

Prestijli ve görkemli bir binamız oldu

BANKA genel müdürlük binalarından en yenisine Albaraka Türk imza atmış oldu. Ümraniye'ye yeni bir renk katan Albaraka Türk'ün 19 katlı yeni hizmet binası farklı mimarisiyle dikkat çekiyor. Yeni binanın yapımını 3 müşterilerinin ortaklığıyla kurulan AKKOM İnşaat isimli şirketin yaptığını belirten Fahrettin Yahşi gelinen süreci şöyle anlattı: " Mimari projede üç seçenek önümüze kondu ve biz bu binada karar kıldık, bu binanın daha sanatsal, daha prestijli ve kendine özgü bir bina olacağını düşündük. Bir ayırıcı özelliği olsun istedik ve mimari projeyi yapan TAGO Mimarlık binanın üstünde görünen küreyi tasarladı. Yeni Genel Müdürlük binamız ana ortağımızın da en prestijli binası özelliği taşımaktadır.

Dün tüm grubun yönetim kurulu burada toplandı. Grubun yönetim kurulu üyeleri de binayı görme imkanına kavuştu. 11 grup bankası Haziran ayında yıllık strateji toplantısını da burada yapacak. Ana ortağımız böyle bir eserin ortaya çıkmasından çok memnun. 2011 yılı, kurumsal kimlik dönüşüm projemizin iş süreçlerin iyileştirilmesine devam ettiği, müşterilerimize daha kaliteli ve hızlı hizmet sunmak suretiyle ilave katma değer sağladığımız ve tüm süreçlerimizle daha etkin konuma geldiğimiz bir yıl olacak."

Murabaha sendikasyonuna çıkacağız

2011'DE sendikasyona çıkacaklarının altını çizen Yahşi, "Henüz girişimlere başlamamış olsak da Türkiye'de etkin bir banka olmak istiyorsak sendikasyon kredisi almamız gerekir. Yeni yılda da murabaha sendikasyonumuz olacak. Tutar 2009 yılındaki ilk sendikasyonumuz olan ve çok başarılı gerçekleşen 240 milyon dolar civarında olabilir. Biz ne çok hızlı ve agresif büyüyen, ne de muhazafakar ilerleyen bankalardan biri olmak istiyoruz. Biz bu iki bankacılık tarzı arasında bir yerlerde olmak istiyoruz. Büyüme ile karlılık arasında, aktif ile pasif arasında dengeli bir yol izleyen bir banka olarak faaliyetlerimizi sürdürmek istiyoruz" şeklinde konuştu.

Bu konularda ilginizi çekebilir