Türk şirketleri krizlere ne kadar hazırlıklı?

Samet KAVOĞLU - Kurumsal İletişim Uzmanı

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Küresel şirketlerin çok uzun zamandır üzerinde durduğu ve sürekli güncelleyerek zamana, şartlara ve ihtiyaçlara göre şekillendirdiği kriz yönetim planlarına ülkemiz şirketleri ne oranda ilgi gösteriyor?

Krizler coğrafya, sektör, ölçek vb. hiçbir ayrım gözetmeksizin her kuruluşun başına gelebilecek hadiseler olmakla birlikte, sonuçları itibariyle bazılarını iflasa kadar sürükleyecek finansal kayıplara yol açarken, bir kısım işletme bu süreçlerden görece düşük kayıplarla ya da az sayıda örnekte de kârlı şekilde çıkabilmektedir. Bu noktada sonucu etkileyen en önemli faktörün ‘hazırlıklı olma hali’ olduğu söylenebilir. Bu nedenle de ABD başta olmak üzere Batılı işletmelerde kriz yönetimi önem arz eden konuların başında yer almaktadır. 

Sadece özel sektörün değil, kamu kurum ve kuruluşlarından, üniversitelere ve STK’lara kadar tüm kurumsal yapıların hazırlıklı olması gereken kriz durumlarında, mevcut ve potansiyel riskler göz önüne alınarak hazırlanacak kriz eylem planları kurumsal itibarı korumanın ötesinde hayat kurtarıcı bir işlev görebilmektedir. Şüphesiz ki krizler aniden oluşan, hızlıca yayılan ve kurumsal itibarı olumsuz etkileyen yapıdaki hadiselerdir ve ihtimal dahilindeki risklerin yanı sıra tahmin edilemeyen çok sayıda belirsizliği de içerisinde barındırabilmektedir. 

Her kriz durumunun kendine özgü koşulları olduğu göz ardı edilmemekle birlikte kriz öncesi dönemde atılması gereken adımlar genel olarak şu şekilde özetlenebilir;

İlk olarak üretimden dağıtıma, insan kaynaklarından tedarikçilere kadar uzanan ve kuruluşun tüm paydaşlarını işin içerisine katan bir risk haritası oluşturulmalıdır. Ardından mevcut ve potansiyel riskleri yönetecek bir kriz ekibini kurmakla ikinci ve oldukça önemli bir adım atılmış olacaktır. Fakat ekibin oluşumunda dikkat edilmesi gereken bir husus ekip üyelerinin ne ulaşılamaz üst yöneticilerden ne de yetkisiz alt düzey personelden seçilmemesi gerektiğidir. Bu sayede efektif bir kriz yönetim ekibi kurulmak suretiyle, kriz dönemlerinde hızlı ve sonuca dönük adımlar atılabilmektedir. Ekip tarafından belirlenen kriz durumlarına yönelik senaryolar dahilinde çalışanlara görev dağılımı yapılabilmekte ve eğitilmiş personelle süreçte hata payı ve zaman kaybı en aza indirgenmektedir. Atılması gereken adımların, ulaşılması/erişilmesi gereken paydaşların önceden belirlenmesi nedeniyle riskler ortadan kaldırılabilmekte ya da minimize edilebilmektedir.

Özellikle risk ölçeğinin yüksek olduğu madencilik, petro-kimya vb. sektörlerde tarihsel süreçte yaşanan çok sayıda trajik örnek, kriz planlamasının ne oranda önemli olduğunu ortaya koymuştur. Soma’da meydana gelen ve ülkemizi yasa boğan elim hadise de öncesi, sırası ve sonrasındaki kriz yönetim zafiyeti bakımından ilgili kuruluş için tam anlamıyla felaket niteliğindedir. 

Olayın madencilikle ilgili teknik boyutu medyada ve alanın uzmanları arasında yoğun olarak tartışılmakta ve bir ölçüde de bilgi kirliliğine yol açacak oranda enformasyon patlaması yaşanmaktadır. Fakat süreçte en fazla bilgi sahibi olan, itibarı ve mevcudiyeti tehlikede olduğu için konuşması gereken maden ocağının işletmecisi konumundaki kuruluştan üçüncü günde yapılan ve iletişim kazaları literatürüne geçecek kadar fazla sayıda hatayı bünyesinde barındıran basın toplantısına kadar hiçbir açıklama gelmemiştir.

Ulusal yas ilan edilecek derecede can kaybına neden olmasından dolayı kriz yönetim planının olmadığı, varsa bile kağıt üzerinde kaldığı görülen kuruluşun, kriz yönetimi planları içerisinde yer alan iletişim eylem planlarının ise kesinlikle olmadığı süreçte net olarak görülmüştür. Olayın meydana geldiği ilk gün kuruluşun en önemli ve etkin kullanabileceği iletişim aracı olan internet sitesinin karartılması, üç gün boyunca kendilerinden haber bekleyen çalışan yakınları başta olmak üzere tüm paydaşlar ve medyayla iletişime geçilmemesi, üçüncü günün sonunda yapılan basın toplantısında ortamın tansiyonunu dikkate almayan bir tutum izlenmesi ve medyaya bilgi aktarımından ziyade kakofoniye ve zaman zaman tartışmaya dönüşen bir eylem tarzı benimsenmesi kuruluşun itibari açıdan düştüğü noktadan çıkma şansını daha da azaltmıştır.

Sonuç olarak “kervan yolda düzülür” mantığıyla hareket eden ülkemiz işletmelerinin planlamaya, risk ve kriz yönetimine ayırmadıkları zaman, emek ve kaynak dönüp dolaşıp daha büyük insani, vicdani ve ekonomik yıkımlara neden olmaktadır. Bu nedenle hem daha çağdaş üretim şartları, iş barışı, işçi motivasyonu ve kalite standardı yakalamak hem de olası riskleri en aza indirmek için iletişim planlarını da içerisine alan geniş kapsamlı ve sürekli güncellenen kriz eylem planlarının yapılmasına özen gösterilmelidir.