Yetişkinlerin dikkatine: Lütfen yabancılarla konuşun

Her anne-babanın küçük çocuğuna tembih ettiği cümlelerin başında gelir ‘Sakın yabancılarla konuşma!’ Bugün yetişkinlere tam tersini öneriyoruz: Lüften yabancılarla konuşun!

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 

Size profesyonel yaşamınızda katkı sağlayacak insanlara ulaşmak için ille ‘networking event’lerine gitmeniz gerekmez.  Alanınızda çalışan kişilerle tanışmak için kendinizi mesleki odaların etkinlikleri, konferanslar, zirveler, eğitimlerle sınırlamayın.  Bağlantı kurmak için mekan değil, yaklaşım önemlidir. Fast Company yazarı Stephanie Vozza’ya göre, doğru bir üslupla aynı asansörü paylaştığınız bir yabancı, gelecekte en güvendiğiniz iş ortağına, kariyerinizi farklı bir yola sokan bağlantıya ve yaşam boyu danışacağınız  bir arkadaşa dönüşebilir.

2 yıl önce sunum koçu Deborah Grayson Riegel New York’ta kalabalık bir networking event’e katılmış. Pekin’de bir eğitim sırasında satın aldığı çarpıcı bir kolye takmış ve kendisi gibi cesur bir takı takmış biriyle tanışmaya karar vermiş. Dediği gibi de olmuş, yeşil ve altın sarısı muhteşem bir kolye takan bir kadını gözüne kestirmiş ve kadının yanına yaklaşıp kolyesinin ne kadar güzel olduğunu söylemiş. Tanıştığı kadın işe alım uzmanı çıkmış ve tesadüf o ki kendi gibi sunum yeteneklerini geliştirecek bir profesyonele ihtiyaç duyuyormuş. Özellikle Çinli MBA öğrencilerinin topluluk önünde konuşma yetenekleri üzerinde duracak kadının aradığı profesyonel kalabalığın içinden kendi ayağıyla gelmiş, yanında belirmiş ve işe alım uzmanını detaylı bir arama sürecinden kurtarmış. Hem de neyin sayesinde: göze çarpan bir kolyenin!

Neyi bildiğiniz değil, kimi tanıdığınız

Aslında bu hikaye özünde şunu vurguluyor: ‘Neyi bildiğiniz değil, kimi tanıdığınız’ günün sonunda fark yaratmanızı, problemlere hızlı çözüm bulmanızı, yenilikleri duymanızı, tüm dünyayla etkileşim halinde olmanızı sağlıyor. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan ‘How to Be a Power Connector’ kitabının yazarı Judy Robinett’e göre, çoğumuz tanımadığımız insanların sadece %2-3’üyle konuşuruz. Bu acı bir istatistik çünkü çoğu zaman gelecekte bize başarı getirecek fırsatlar yakın çevremizin dışındadır. Biz yabancılara doğru bir adım atmazsak bu altın fırsatlardan haberdar dahi olmadan yaşar gideriz. Robinett kendini çekingen olarak gören biri. Fortune 300’ün içinde bulunan şirketlerin yönetiminde olmasına rağmen, çoğu zaman büyük etkinliklerde bir köşeye saklanırmış. Kariyerinde tepeye çıkmayı hedefleyen hırslı bir birey olarak, sosyalleşmeden başarının mümkün olmayacağını görmüş. Dışadönük olmayan bir insan için, hiç tanımadığınız bir insanın yanına gidip tanışmak ve iş/yaşam üzerine keyifli bir sohbet başlatmak çok korkutucu olabilir. Ancak Robinett’e göre, karşınızdakilere konsantre olursanız, korkularınız arka planda kalabilir ve zaman içinde uygulamalar arttıkça korkunuz da yok olur. Tanıdığınız muhteşem insanlar yanınıza kâr kalır.

Bu çekingen yılların üzerinden 30 yıl geçmiş ve bugün Robinett, JRobinett Enterprises’ın başında. İşi ise, yatırımcıları start-up şirketleriyle birleştirmek. Robinett’e göre, yüzyüze bir görüşme de olsa, telefon veya online araçlar yoluyla da olsa, biriyle bağlantı kurmak ve akılda kalmak için çok kısıtlı bir süreniz var. Bu süreyi akıllıca, kişiye özel bir stratejiyle kullanmayı önceden planlamalısınız.

Bir Yabancıyı Nasıl Bir Dosta Çevirirsiniz?

Bir yabancıyı dostunuz haline getirebilmek için Robinett 6 tüyo veriyor:

1. Yaklaşılabilir görünün.
Kafanız yere dönük veya oturduğunuz koltuğa gömülmüş telefonunuzun içine düşmüş şekilde beklediğiniz görüşmeler, uçaklar, trenler, doktor randevuları olmuştur. Son derece yoğun, bilginin ışık hızıyla yarıştığı günümüzde bir iki dakikamız dahi olsa, teknolojiye kendimizi teslim ediyoruz. Sadece siz ve farklı araçlar üzerinden almak istediğiniz bilgiler, görseller, videolar…. Başka kimseye yer yok.
Bu mesajı vücut diliniz çevrenize çok net bir şekilde yansıtıyor. Sanki ‘lütfen beni rahatsız etmeyin’ levhasıyla dolaşıyorsunuz. Bunun yerine başınızı kaldırıp çevrenizle ilgilenebilirsiniz. Gülümsemeniz çevrenizle etkileşime açık olduğunuzu gösterecektir.

2. Merhaba deyin.
Çok basit bir adım gibi görünüyor ama karşınızdaki yabancıya selam vermeniz buzları eriten en güzel başlangıçtır. Örneğin, Marriott Otelleri’nin güzel bir politikası var: 5 metre yakına gelen her müşteriye çalışanlar başıyla selam veriyor veya göz kontağı kuruyor. Eğer müşteri 1 metre yakına gelirse, gülümsemek ve merhaba demek şart oluyor. Robinett’in tavsiyesi; Marriott kuralını kişisel olarak benimsemek. İlk denemelerinizi süpermarkette, asansörde veya sabah koşunuzu yaparken kendi semtinizde yapabilirsiniz.

3. Karşınızdaki insanın da çekingen olduğunu farz edin.
İnsanların %70’i kendilerini çekingen olarak tanımlar. Bunu bilmek - eğer ki bu %70’lik çoğunluğun içindeyseniz - sizi rahatlatacaktır. Bir yabancıyla iletişim kurabilmeniz için ille de dışadönük olmanız gerekmez. Bizim hakkımızda insanların ne düşüneceğiyle ilgili hep çok endişeleniriz. Oysa, bu kimsenin umrunda değildir çünkü çoğu zaman onlar da kendileriyle ilgili ne düşünüldüğü konusunda endişe etmektedir.
Yapmanız gereken odağı kendinizden uzaklaştırmak ve diğer insana yönelmektir. En başarılı bağlantıları kuranlar ne kadar çekingen olsalar da, amaçlarına ulaşmak için çekingenliklerini bir kenara bırakabilen insanlardır. Yeri geldiğinde doğru insanla iletişim kurabilmek için kendilerini zorlar, hedeflerine kilitlenirler.

4. Ortak noktalar bulun.
Ortak bir tanıdık, mekan veya bakış açısı hızla bağ kurmanızı sağlayacaktır. O ilk anlarda duyulan sempati tüm konuşmaya yayılacak, iki kişinin birbirine açık olmasına, beraber zaman geçirme isteğine dönüşecektir. Havadan sudan konuşmak vardır ya, gerçekten de hava çoğu zaman tercih edilen güvenli konu olarak tercih edilir. Çocuklar ve evcil hayvanlar havayı takip eder. Aslında biriyle tanıştığınızda gözlemleyerek birçok ortak nokta bulmanız mümkündür. Örneğin, yakaya takılan amblemden veya akronimleri olan bir bileklikten kişiye ait birkaç tüyo alırsınız. İnsanlar özellikle seyahat halindeyken yabancılarla sohbete daha açık olurlar üstelik hiçbir ortak nokta olmasa bir yerden bir yere gidiyor olmak ortak noktanız olabilir.

5. Tam anlamıyla orada olun ve dinleyin.
Tanıştığınız insanlara tüm dikkatinizi verin. Onlarla konuştuğunuzda başka hiçbir şeyle ilgilenmeyin, tam anlamıyla orada olun. Robinett, Bill Clinton’un bu konuda çok başarılı olduğunun söylendiğini hatırlatır. Clinton ne zaman biriyle görüşüyorsa, bu birkaç saniyelik bir görüşme bile olsa, ona tam anlamıyla kendisini dinlediğini, önemsediğini gösterirmiş. Ne kadar dikkatinizi yoğunlaştırırsanız, iletişiminiz o kadar zengin ve akılda kalıcı olur.

6. Bir sonraki görüşme olsun mu olmasın mı karar verin.
Karşılaştığınız kişiyle bir kereye mahsus olarak mı konuşuyorsunuz? Yoksa bu kişi gelecekte görüşme olasılığınız yüksek biri mi? Ya da siz bu kişiyle yeniden görüşmek ister misiniz? Örneğin, büyük bir AVM’nin otoparkında rastladığınız kişiye yeniden rastlama ihtimaliniz düşüktür ancak aranızda ilginç bir sohbet olduysa ve işinize destek olabilecek bir kişiyse uygun bir dille kartını isteyebilirsiniz.
Kişinin iletişim bilgilerini aldıysanız, 24 saat içinde takip edin. ‘Güzel bir tesadüf oldu, tanıştığımıza memnun oldum’ gibi basit bir mesaj atın. Daha sonra konuştuğunuz konunun dahilinde kişinin ilgisini çekeceğini düşündüğünüz bilgileri, makale veya kontaktları bir hafta içinde paylaşabilirsiniz. Burada temel amaç ilişkiyi küçük adımlarla sağlamlaştırmaktır.

www.datassist.com.tr