Yüzey ve ruh korozyonu

Fazıl ALASYA / AKİŞ Boya A.Ş Dış Ticaret Müdürü

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Günümüzde insan, hayatın her bölümünde metalle karşılaşır. Çalıştığı iş kolundaki makine ve alet edevatta, evinde kullandığı malzemelerde ve yolda karşısına çıkan tüm objelerde hep Metal vardır… 
Faydalandığımız bu metaller zamanla oksitlenmeye ve halk ağzıyla söyleyelim, paslanmaya yüz tutar. 

Korozyon dediğimiz bu hadisenin içeriğini teknik dille özetlersek, metallerin zamanla oksijenden etkilenerek demir-oksite dönüşmesidir. 

Metalleri korozyona karşı korumak için astar-boya gibi kaplama işlemine tabi tutarız. 

Peki hiç düşündünüz mü acaba… Metal Yüzeyleri korumada bu kadar titiz olan insan, kendi Ruhunu korumak için ne yapıyor? Şaşırdığınızı ve soracağınızı hisseder gibiyim: ne yani..., Ruhun korozyonu da mı var …. 

Evet... Ruhun da korozyonu olabilir dostlar... 

Doğumundan itibaren özenle baktığımız çocuklarımıza, yaşamlarına atılmadan önce hep zengin ve güçlü olma hedefi göstererek onları kamçılıyoruz. Onları Hayatın sadece parayı amaç edinerek yaşanabileceğine inandırıyoruz. Bu şekilde, kısacık yaşamları boyunca başarılı ama mutsuz olabileceklerini hiç hesaba katmıyoruz. 

Halbuki modern yaşam, giderek ağırlaşan yüküyle, ancak ruhun yardımıyla altından kalkılabiliyor. İş hayatında memur,işçi,amir veya işveren, hangi konumda olursanız olun,mutlaka iş stresine girebiliyorsunuz. Stres ise daima negatif enerji yaymayı beraberinde getiriyor, sonuçta ruhunuz kirleniyor ve yıpranıyor… Şayet siz, çevrenize sevgiyle davranmayı alışkanlık haline getirmişseniz, içinizdeki pozitif enerji dalga dalga yayılıp, yine size pozitif olarak dönecektir. 

Günümüz insanı çalışırken o denli baskı altında kalmakta ve zamanla öylesine yarışmaktadır ki,bazen “Ruhunu Geride Bırakmakta” sanki… Bu tabir size tuhaf geldi belki ama, bir Meksika Efsanesi konuyu daha iyi açıklayacaktır... Yabancı bir gezgin,- Meksikalı yaşlı bir rehber eşliğinde ormanda ilerliyormuş. Bir süre sonra konvoy durmuş,yaşlı rehber yarım saat kadar yerinden kalkmadan ve konuşmadan öylece oturmuş. Daha sonra tekrar yürümeye başlayınca, yabancı gezgin yaşlı rehbere bu durma nedenini sormuş. Aldığı cevap ise çok anlamlıdır: “Ormanda o kadar hızlı gidiyorduk ki ruhumuz geride kalmıştı. Ben de yarım saat oturup ruhumuzun bize yetişmesini bekledim” 

Evet... günümüzde “her şeyi hızla yapmak” adına Ruhumuzu ihmal ediyor,strese giriyor ve sonunda ruhumuzu paslandırıyoruz… Aslında özgürlüğümüzü yitiriyoruz. 

Peki ruhumuzu korozyondan nasıl koruruz? 

Öncelikle sevgiyi ve pozitif düşünmeyi prensip edinmeliyiz. Çevremizdeki insanlara ve canlı cansız tüm varlıklara sevgiyle yaklaşmalıyız... 

Gülümsemesini bilmeliyiz… bize daima kazandırır ve üstelik maliyeti sıfırdır… 

Hiç, sıcak bir tonda günaydın dediğiniz, selam verdiğiniz insanların yüzündeki ifadeyi incelediniz mi? 

Hayatınızı ve İşlerinizi mümkün olduğunca basitleştiriniz... Üstünüzden tonlarca ağırlığın kalktığını ve daha verimli olduğunuzu fark edip, mutlu yaşayacaksınız…

 “Günlük” tutmaya ne dersiniz… Her gün olmasa da önemli değil... Yeter ki bir şeyler yazın, ne zaman isterseniz… İçinizdeki fırtınaları, sevinçleri, çevrenizdeki olayları hayallerinizi yazıya dökün bir bakalım. Şaşıracaksınız, gönlünüze ve beyninize oksijen çekmiş gibi rahatlayacaksınız...

Her gün bir süre sessiz ve yalnız kalmaya çalışın… Ruhunuz dinlensin…

Mümkün olduğunca da doğayla bütünleşmeye çalışın… Buna fırsat bulamıyorsanız, 4X20 kuralını uygulayın… İster evde ister ofiste olun, her gün 20 dakikada bir kalkın ve 20 metre yürüyün. Yine 20 saniye boyunca pencerenizden 20 metre kadar ilerilere, göğe, yeşilliklere bakın… Huzur bulacaksınız… 

Evet, nereden nereye geldik… Ruhumuzu korozyondan korumak, metal yüzeyleri korumaktan daha zormuş, ama imkansız değilmiş… Ne dersiniz.