21. Yüzyıl afeti koronadan çıkardığımız 21 ders

Dr. Şeref OĞUZ kaleme aldı...

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Üzerinde yaşadığımız dünya, bize kucak açtığı kadar bizi cezalandırıyor da… Bizi besleyen, barındıran, doyuran haliyle tabiat anaya karşı işlediğimiz kusurları, arada hatırlatıyor ki onu mahvetmeyelim. Tarih boyunca yaptığı da bu oldu zaten. Mahşerin 4 Atlısı diye sözü edilenlere bakıyoruz, savaş, kıtlık, afet ve salgın gibi yıkıcı etkileri görüyoruz. Üstelik tüm bunlar çevreye saygısızlığın neticesi gerçekleşiyor.     

Korona, salgın belasının şimdiki adı… Tarihte veba oldu, cüzzam oldu, kolera oldu, çiçek oldu, AIDS oldu. Ama her ne olduysa yıkıcı, öldürücü oldu. Her salgın anlayışları etkiledi, yeni kurallar getirdi, davranışları değiştirdi. Şimdi de eğer atlatabilirsek salgın sonrası yeni bir dünya şekilleniyor.     

Görünen o ki salgın sonrasında dünya bir daha asla eskisi gibi olmayacak. Ekonomiden sosyolojiye, işten yönetime dek her alanda kırılmalara, köklü değişikliklere tanık olacağız. İnsanlık dramının henüz ortasında iken konuşulması erken ama korona sonrasında oluşacak dünya için 4 senaryo var;

1-Barbarlığa geçiş,

2-Daha acımasız bir devlet kapitalizmi,

3-Çok radikal devlet sosyalizmi,

4-Karşılıklı yardımlaşma ve uzlaşmaya dayalı büyük bir topluma dönüşüm. Belki 5’inci farklı gelecek...

Sizce hangisi daha muhtemel görünüyor? Benim cevabım; 4 senaryonun da korona sonrası dünyada var olacağı. Her ülke kendi kültürel refleksi, sosyolojisi ve hiyerarşi anlayışıyla bu 4, belki de 5 farklı halin aynı anda var olacağına dairdir. Bize gelince? Gönlüm her ne kadar 4’üncü senaryodan yana olsa da korona sonrasında ülkemi bekleyen yapı, nereye evrilecek? Belki ‘aynı kalacak’ diyen olacak. Ama bu seçeneğin gerçekleşme ihtimali zayıf…

Koronadan çıkardığım 21 ders 

Koronadan çıkartılması muhtemel 21 dersi şöyle sıraladım;

1-Aşırıya kaçma,

2-ihtiyacından fazlasının peşinden koşma.

3- Bitleri baytları yiyemezsin, gıdayı üretmek zorundasın.

4-Ellerini sık sık yıka, tuvalet kâğıdı ne yediğinden önemli.

5-Petrol için savaşmanıza gerek yok, üretim durunca işe yaramıyor.

6-Avrupa Birliği göründüğü kadar eğitimli değil.

7-Hayvanat bahçesindeki canlıların ne çektiğini sen de yaşa.

8-Sosyal medya birbirimize yaklaştırıyor ama panikletiyor.

9-Gerektiğinde evden de çalışabilirsin.

10- Evde hayat var.

11-Bilim olmadan asla.

12-Salgına çare; politikacıdan veya şöhretlerden değil, bilim insanlarından gelecek.

13- Sağlık çalışanları hayati öneme sahip.

14-Dışarıda çalışma zorunda olanlara saygı duy.

15-Rahat bırakırsak tabiat düzelecek.

16-Virüs zengin-fakir, genç-ihtiyar, sağcı-solcu ayırmıyor.

17-İnsan lüks ve aşırı tüketmeden de hayatta kalabiliyor.

18-Daha fazla hastane, daha fazla silahtan daha hayati.

19-Başkasına yardım, aslında kendine yardımdır.

20-Komşu aç iken uyumaman gerekir.

21-Düşmanlıklar unutulabilirmiş.

Bu noktada ihtiyaç duyduğumuz güç-sabır-akıl üçgeninde şekilleniyor. Değiştirebileceklerimizi değiştirebilmek için güce, değiştiremeyeceklerimize tahammül için sabra ve neyi değiştirebileceğimiz ile neye sabredeceğimizi ayırt edebilmek için akla ihtiyacımız var.     

Korona salgını insanlık dramı, sağlıkta küresel deprem gibi… Büyük depremler; ardından başka bir felâketi tetikler. Buna Tsunami diyoruz. Japoncada ‘liman dalgası’ anlamı taşıyan tsunami, oluşturduğu dev dalgalar ile okyanusları aşar, vardığı kıyıları yıkar geçirir. Korona salgını sonrası oluşacak tsunami için şimdiden hazırlık yapmak, muhtemel tehdit ve yıkımlarını öngörmek şart.       

Buna sosyal tsunami diyebiliriz ve geniş halk kitlelerini, etkisi uzun yıllar süren kavimler göçüne, sosyal hareketliliğe yönlendirecek. Bu felaket er veya geç bitecek ancak ardından çok temel bazı yeni alışkanlıklar geliştirecek.     

Sağlık boyutu çözülse bile ekonomik açıdan dünyanın yükleneceği külfetin devletlerin sırtına bindirecekleri, rejimleri dahi değiştirebilir boyuta varabilir. İşi, aşı elinden alınmış kitlelerin coğrafya arayışı kaçınılmaz olabilir. Tıpkı savaş belasından kaçan mülteciler gibi korona mağdurları, bulunduğu yerden çıkıp çok farklı coğrafya arayışına girebilir. Hepimiz survival adasındayız.

Kullanışsız ezberler

Korona, artık kullanışsız hale gelen ezberlerimizi bozdu. İnancımız bize; ‘aşırıya kaçma’ dedi, kaçtık. İhtiyacından fazlasına talip olma dedi, olduk. Eline, diline, beline sahip çık dedi, aldırmadık. Bencil olma, ötekine saygı duy dedi, tınmadık. Bir sabah Korona kapıya dayandı, tüm benliğimiz tehdit altında iken, kendimize çekidüzen vermemiz gereği ortaya çıktı.

Bize haddimizi bildirdi ve gördük ki haddimizi bilince, gezegen daha yaşanılır hal alıyormuş. Sokaklarda dağ keçileri dolaşabiliyor, asfalt çiçek açabiliyor, hava- su temizleniyormuş. Gördük ki silahtan çok sağlık için para harcamalıymışız. Gördük ki ötekine düşmanlık beslemek yerine dostluk gelişebiliyormuş.

Gördük ki uğruna onca insanın öldüğü petrol, o kadar da ölümcül önemli değilmiş. Gördük ki rahat bırakırsak tabiat düzelebiliyor, küresel ısınma, iklim değişikliği yavaşlayabiliyormuş. Gördük ki şah ile geda, başkan ile yurttaş, zengin ile fakir aslında eşitmiş.

Çevreyi değil kendimizi tüketiyormuşuz

Korona sürecinden bir kez daha anladık ki neyi beslersen onu büyütürsün. Misal; bilgiyi büyüteceksen, onu üreteni beslemelisin. Ancak bilgiye öncelikle yer açmalı, kötülerden vazgeçmelisin. Zira aynı anda ikisini birlikte tutamazsın.       

Bilimin bir keyfiyet değil, zorunluluk olduğunu daha net gördüğümüz salgın günlerinde, bize gerekenin, boş şöhret veya ekran şarlatanları değil, bilim insanları imiş. Giderek daha fazla itibar ettiğimiz bu insanların ortak özelliği, her biri kendi alanında bilgi sahibi iyiler olduğu.     

Eski kötü alışkanlıklarımızın eseri olanlardan vazgeçebildiğimiz ölçüde bu iyi insanlara kulak kabartır, bilime itibar eder olduk. Gördük ki bizi sağlıklı tutmak için canla başla çalışanlara, milyonlar ödediğimiz futbolculardan daha fazla itibar etmeliymişiz. Asgari ücretle geçinmeye çalışan bir sağlık çalışanının insanlığa katkısı ile milyonları akıttığımız ekran şöhretleri bir değilmiş.