Kamu ihalelerinde rekabet denetimi algoritma ile buluşuyor

Son gelişmeler gösterdi ki geniş veri havuzları Rekabet Kurumu’nunun geliştirdiği algoritmalar ve istatistiksel modellerle daha yakından taranacak. Kamu ihaleleri başta olmak üzere ihale süreçlerine katılan şirketler, artık teklif davranışlarının çok daha keskin bir mercek altında olduğu bir döneme giriyor.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Kamu ihalelerinde rekabet denetimi algoritma ile buluşuyor

Rekabet Hukuku Danışmanı RECEP GÜNDÜZ

Geçtiğimiz hafta arka arkaya gelen iki haber, Türkiye'de Rekabet Kurumu’nun da­ha yakından mercek altına alacağı alan ile ilgili net sinyaller verdi. 27 Temmuz'da Rekabet Kurumu Baş­kanı Birol Küle, kamu ihalelerin­deki devasa veri setlerinin yapay zekâ algoritmalarıyla analiz edil­diğini açıkladı.

Ertesi gün ise bir soruşturma haberi düştü: Kurum, kamu hastanelerinin kanser teş­hisinde kullanılan nükleer tıp hiz­met alım ihalelerinde danışıklı ha­reket ettikleri iddiasıyla nükleer tıp pazarındaki 11 şirket hakkında soruşturma başlattı.

İki haber aslında aynı hikâyenin parçası. Zira nükleer tıp soruştur­ması, Kurul'un 30 Nisan tarihli ka­rarına dayanıyor; yani yapay zekâ açıklamasından önce yola çıkmış bir dosya. Ama ikisinin peş peşe gelmesi tesadüf değil: Kurum, ka­mu alımlarını sistematik bir mer­cek altına almış durumda ve bunu yaparken yeni bir araç kuşanıyor.

Neden kamu ihaleleri?

Rakamlar bu ilginin nedenini açıklıyor. Türkiye'de kamu alımla­rının GSYH içindeki payı yaklaşık yüzde 6, ama merkezî yönetim büt­çe giderlerinin neredeyse yüzde 36'sı bu alımlardan oluşuyor. Yani devletin her harcadığı üç liradan biri bir ihaleden geçiyor. Bu ölçek­te bir kalemde fiyatların rekabetin azaltılması sonucunda birkaç pu­an şişmesi bile devletin kasasına milyarlarca liralık yük bindirir. Fa­turanın doğrudan vatandaşa etki ettiği alanlardan biri bu.

İhalelerdeki danışıklı hareket, Kurum için yeni bir alan değil. 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesin­deki liste “örnekleyici” olduğun­dan, ihale kartelleri açıkça sayıl­masa da en ağır ihlal türlerinden biri sayılıyor. Rekabet Kurulu’nun bu konuda yerleşik bir içtihadı ve yürüttüğü çok sayıda soruşturma var. Üstelik bu, “amaç bakımın­dan” bir ihlal: Anlaşmanın varlı­ğı yeterli, ayrıca pazara verdiği za­rarı ispatlamak gerekmiyor.

Yani bir ihaleye katılacak firmaların re­kabeti kısıtlamaya yönelik planla­ması ya da kendi aralarındaki ile­tişimi tek başına ihlal oluşturur; bu planın illa uygulanması veya sonuç doğurması aranmaz. Buna bir de Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesindeki “ihaleye fesat karış­tırma” suçu eklendiğinde, danışık­lı ihale hem idari para cezası hem hapis riski taşıyan çifte yaptırımlı bir alan hâline geliyor.

Yeni ortak: Algoritma

Asıl yenilik, denetimin yönte­minde. Rekabet Kurumu ile Ka­mu İhale Kurumu (KİK) arasın­daki işbirliği eskiye dayanıyor; en son 2024'te iki kurum arasında bir protokol imzalanmıştı. Şimdi bu işbirliğinin yapay zekâ zemini­ne taşındığı görülüyor. Anlaşılan o ki, KİK'nın elindeki geniş veri ha­vuzu — kim hangi ihaleye girmiş, hangi fiyatı vermiş, kim çekilmiş — Kurum'un geliştirdiği algoritma­lar ve istatistiksel modellerle daha yakından taranacak. Amacın, iha­lelerin bölüşülmesi, danışıklı fiyat verilmesi, bölge paylaşımı ya da anlaşmalı yan teklif gibi kalıpların sinyallerini erken yakalamak oldu­ğunu tahmin etmek güç değil.

Fikir mantıklı; danışıklı tekli­fin izleri çoğu zaman verinin için­de saklıdır. Aynı firmaların sırayla kazanması, teklif farklarının şüp­heli biçimde tutarlı olması, belirli bölgelerde hep aynı ismin çıkma­sı — bunlar insan gözünün kaçıra­bileceği ama bir modelin binlerce ihale arasından çekip çıkarabile­ceği örüntülerdir.

Peki bu denetim tam olarak nasıl işleyecek?

Kritik soru bu. Gelir İdaresi baş­ta olmak üzere pek çok kamu ku­rumu artık denetimlerinde yapay zekâdan yararlanıyor. Ama reka­bet alanı, vergi denetiminden fark­lı ve daha çetin bir hukuki zemine oturuyor.

Ama önce bir ayrım gerekiyor. Algoritmanın veride yakaladığı şey çoğu zaman bir "anlaşma deli­li" değil, bir paralelliktir: fiyatların birlikte hareket etmesi, tekliflerin şüpheli bir düzen içinde dizilme­si. Oysa rekabet hukukunda bu iki­si çok farklı yerlere düşer. Elde ya­zışma, iletişim notu gibi doğrudan bir mutabakat kanıtı varsa mesele nettir; bu, az önce anlatılan "amaç ihlali" alanıdır. Ama ortada yalnız­ca istatistiksel bir paralellik varsa iş değişir — ve tam da burası, de­netimin daha istisnai bir zemini­ne açılır.

Burada iki farklı yol mümkün. Birincisi, algoritmanın bulduğu istatistiksel örüntünün doğrudan ihlal delili sayılması. Bu, göründü­ğünden daha istisnai bir yol. Çün­kü rekabet hukukunda “uyumlu ey­lem karinesi” her zaman kullanılan bir araç değil. Uyumlu eylem kari­nesinde Kurul ilgili firmaya “şu de­lillerle rekabet ihlali isnadında bu­lunuyorum” demez, “fiyatlarınızın bu paralelliğini rekabetçi bir man­tıkla açıklayamıyorum, aksini sen ispatla” der. İspat yükü teşebbüse geçer.

Ekonomik analizin ağırlığı­nın arttığı bir dünyada bu, şirket­lerin giderek daha sık karşılaşacağı bir ihtimal olarak masada duruyor. Ancak yalnızca algoritmik bir ko­relasyona dayanan karar, idari yar­gıda “eksik inceleme” gerekçesiyle iptal edilebilir. Dahası, silahların eşitliği ilkesi, idarenin algoritma­nın hangi parametreleri esas aldı­ğını teşebbüse açıkça göstermesini gerektirir. Kara kutu algoritmalar­la mücadele eden Kurum'un kendi kara kutusunu şeffaflaştırması ge­rekebilir.

İkinci yol daha ölçülü ve bana kalırsa daha uygulanabilir: Yapay zekânın “kırmızı bayrak” belirle­yicisi olarak kullanılması. Model, KİK’nın geniş veri havuzunu tara­yıp “şu pazarda, şu ihale kümesin­de rekabet zayıf görünüyor” uyarı­sı verir. Bundan sonrası Kurum'un klasik ve güçlü araçlarına — yerin­de inceleme, belge toplama, dijital iz analizine — kalır.

Nitekim reka­bet soruşturmalarında nihayetin­de yazışmalar, e-postalar, telefon kayıtlarından oluşan iletişim delil­leri ihlalin ispatında kullanılan so­mut delil zinciri haline geliyor. Salt korelasyonun kendisi daha istisnai hallerde ihlal dayanağı yapılıyor. Bu modelde algoritma Kurul’un ye­rini almaz, doğrudan sonucu söyle­mez ama Kurum’a ve uzmanlarına nereye bakacağını söyler. Öncelik­li denetim alanları böyle belirlenir, yerinde incelemeler bu sinyaller üzerine kurulur.

Hangi yol tercih edilirse edilsin, işaret açık. Kamu ihaleleri başta ol­mak üzere ihale süreçlerine katı­lan şirketler, artık teklif davranış­larının çok daha keskin bir mercek altında olduğu bir döneme giriyor. Bu, uyum programlarını kâğıt üs­tünde tutmanın maliyetinin hızla arttığı anlamına geliyor. Bundan sonrası için ihaleye giren her şir­ketin, rekabet hukuku uyum kural­larına tam olarak riayet ettiğinden emin olması gerekiyor.