Pilin iki yüz yıllık yolculuğu: Menzil nereden nereye?

Elektrikli otomobil, sanılanın aksine yeni bir teknoloji de­ğil. Bu yolculuğun ilk kilomet­re taşı, Fransız fizikçi Gaston Planté'nin 1859'da geliştirdiği kurşun-asit bataryaya dayanı­yor.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Pilin iki yüz yıllık yolculuğu: Menzil nereden nereye?

Işık Üniversitesi PROF. DR. SUAT TEKER 

Elektrikli otomobil, sanılanın aksine yeni bir teknoloji de­ğil. Bu yolculuğun ilk kilomet­re taşı, Fransız fizikçi Gaston Planté'nin 1859'da geliştirdiği kurşun-asit bataryaya dayanı­yor. İnsan taşıyan ilk elektrikli araç 1881'de Paris sokaklarında denendi. İlk seri üretim elekt­rikli otomobil ise 1884'te İngil­tere'de Thomas Parker tarafın­dan üretildi. Ancak içten yan­malı motorların yükselişiyle elektrikli otomobiller uzun yıl­lar geri planda kaldı.

Yakın dönemin dönüş nokta­sı 1996'da General Motors'un EV1 modeli oldu. 110–160 kilo­metrelik menzille başlayan bu model, daha sonra 225 kilomet­reye ulaştı. Yaklaşık 1100 adet üretilmesine rağmen, GM tara­fından geri toplanarak üretim­den kaldırıldı. Gerçek kırılma ise 2008'de lityum-iyon batar­yalı Tesla Roadster ile yaşandı. Onu Nissan Leaf'in kitlesel üre­timi ve Tesla Model S'in 426 ki­lometrelik menzili izledi. Elekt­rikli otomobil artık niş bir ürün değil, otomotiv sektörünün ana yönü haline geldi.

Hayal gibi gelen rakamlar artık mühendislik hedefi

Bugün seri üretimde men­zil yarışının zirvesinde yakla­şık 960 kilometre ile Lucid Air Grand Touring yer alıyor. Mer­cedes EQS 450+ yaklaşık 925 ki­lometre, BMW iX ise 800 kilo­metrenin üzerinde menzil sunu­yor. Daha da önemlisi, Mercedes 2025 yılında katı hal bataryalı bir EQS prototipiyle 1205 kilo­metrelik test menziline ulaştığı­nı açıkladı. Birkaç yıl önce hayal gibi görünen rakamlar artık bir mühendislik hedefi haline gel­miş durumda.

Uluslararası Enerji Ajansı'na (UEA) göre mevcut politikalar devam ederse, elektrikli araçla­rın yeni otomobil satışlarındaki küresel payı 2030 yılında yüz­de 40'ın üzerine çıkacak. Çin'de bu oranın yüzde 80'e, Avrupa'da yüzde 60'a ulaşması bekleni­yor. Türkiye de bu dönüşümün dışında değil. Elektrikli otomo­bil satışlarının 2026’da yüzde 25’leri bulması mümkün.

Ortalama menzil ihtiyacın 10 katı

İlginç olan ise menzil yarı­şının yavaşlaması. Ortalama elektrikli otomobil menzili son yıllarda yaklaşık 380 kilometre seviyesinde dengelendi. Bunun nedeni teknolojinin durması de­ğil, daha erişilebilir fiyatlı ve kı­sa menzilli modellerin pazara girmesi. Çünkü günlük ortalama otomobil kullanımı 40 kilomet­re civarında. Başka bir ifadeyle, bugünkü ortalama menzil gün­lük ihtiyacın yaklaşık 10 katı.

Bu nedenle 2030'un asıl so­runu menzil değil, şarj altyapı­sı olacak. UEA’ya göre, kamu­ya açık şarj noktaları 2030'a kadar yaklaşık dokuz kat arta­rak 40 milyon seviyesine ulaşa­cak. Elektrikli araçların küresel elektrik tüketimindeki payının ise yalnızca yüzde 2,5 civarında kalması bekleniyor. Sorun elekt­riğin üretimi değil, doğru yerde, doğru zamanda ve yeterli hızda şarj hizmeti sunabilmek.

Şarj teknolojisi de baş döndü­rücü bir hızla gelişiyor. 1000 volt mimarili sistemler ve ultra hız­lı şarj teknolojileri sayesinde 10 dakikanın altında şarj süreleri artık laboratuvar hedefi olmak­tan çıkıp ticari ürünlere dönüş­meye başladı.

Akaryatkıt istasyonları dönüşecek

2030'a doğru yalnızca otomo­biller değil, otomobil ekosiste­mi de değişecek. Bugünün akar­yakıt istasyonları, yarının enerji ve yaşam merkezlerine dönüşe­cek. Şarj hizmetinin yanında fast-food restoranlar, kafeler, marketler, dinlenme alanları, çocuk ve evcil hayvan bölümle­ri, lastik onarım, oto yıkama-ba­kım ve hızlı servis hizmetle­ri yeni gelir kaynakları olacak. Evlerde, iş yerlerinde, otellerde, alışveriş merkezlerinde ve ye­ni konut projelerinde yaygınla­şacak şarj altyapısı sayesinde, şarj bulamama endişesi giderek azalacak.

Bataryaların sekiz yıl veya 160 bin kilometreye ulaşan garan­ti süreleri, hızla düşen batarya maliyetleri ve kullanım ömrünü tamamlayan bataryaların sabit enerji depolama sistemlerinde değerlendirilebilmesi de elekt­rikli araçların ekonomik ve çev­reci cazibesini artıracak. Ayrıca bütünleşik, daha az parçalı üre­tim teknolojileri sayesinde üre­tim maliyetleri düşerken, peri­yodik bakım ihtiyacının (süre ve km’den bağımsız) büyük ölçüde ortadan kalkması, toplam sahip olma maliyetini daha da aşağı çekecek. Karbon vergileri ve fo­sil yakıtlı araçların artan sigor­talama ve işletme maliyetleri de bu dönüşümü hızlandıracak.

2030'un otomobil showroom­larında en sık duyacağımız soru "Benzinli mi, elektrikli mi?" de­ğil, "Hangi elektrikli?" olacak. İlaveten, yeni araçların kişiye özel dizayn edilip online sipariş verilmesi ve teslim noktaların­dan teslim alınabilmesi, showro­om sayısını da azaltacaktır.

Geleceğin en çok tercih edi­len otomobili ise büyük olasılık­la dışarıdan kompakt, içeriden fe­rah, tamamen elektrikli bir SUV olacak. Şehre ve dar otoparklara uygun B ve C segment arası, beş koltuk ve küçük bir ofise döndü­rülebilen modüler düzen, geniş ekranlar, sesli yapay zekâ asista­nı, açılabilen konsol masa, yol ve diğer araçlarla iletişim kuran ge­lişmiş sürücü desteği ve kişisel­leştirilebilen profiller sunan bir otomobil artık yalnızca bir ulaşım aracı değil, hareket eden bir yaşam ve çalışma alanına dönüşecek.

Yaklaşık iki yüzyıl önce kur­şun-asit bataryayla başlayan yolculuk, bugün tek şarjla bin kilometreye yaklaşan araçla­ra ulaştı. Görünen o ki önümüz­deki yıllarda rekabet motorlar­da değil, bataryada, yazılımda, yapay zekâda ve şarj hızında ya­şanacak. Elektrikli otomobiller için artık bir geri dönüş yok, sa­dece dönüşümün hızından söz edebiliriz.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL