11 °C

"büyük sır"rın koruyucuları

İstanbul, New York, Bağdat ve dünyanın başka başka şehirlerinde, geçmişten geleceğe, bir büyük sırrın peşinden koşan iktidar ve güç sahipleri ve bu büyük sırrın koruyucuları, nigâhdarların macerası hikâyeyi heyecanlı bir hale sokuyor.

büyük sırrın koruyucuları

ÇİĞDEM SİRKECİ

Başak Sayan'ı ilk kez televizyon dizi ve filmleri ile tanıdık. 2016'da ise ilk romanı "Bağlanma Korkusu" ile karşımıza çıkmıştı.

Ardından gazetelerde köşe yazarlığı yapmaya başlayan Sayan, bugüne kadar "Kelebeğin Kaderi" ve "Ölü Kuşların Sessizliği" kitaplarına da imza attı. "Nigâhdar" isimli yeni romanı ise Ocak ayında İnkılâp Kitabevi tarafından yayınlandı.

Nigâhdar, bekçi, gözcü, muhafaza eden, saklayıcı anlamlarına geliyor. 536 sayfalık roman, insanı ilk bakışta biraz korkutuyor. Ancak, İstanbul, New York, Bağdat ve dünyanın başka başka şehirlerinde, geçmişten geleceğe, bir büyük sırrın peşinden koşan iktidar ve güç sahipleri ve bu büyük sırrın koruyucuları, nigâhdarların macerası hikâyeyi heyecanlı bir hale sokuyor.

Hikâyemiz her ne kadar farklı dönemlerde ve farklı şehirlerde, farklı karakterler üzerinden ilerliyor olsa da, bütün bunların odağında Colombia Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışan Şirin Özdemir yer alıyor. Üniversitede bir ders esnasında İstanbul'daki babasının vefat ettiği ve miras işlerini halletmesi için İstanbul'a gelmesi gerektiği haberini alan Şirin allak bullak oluyor. O'nu şaşkınlığa sevk eden babasının (ve annesinin) seneler önce vefat etmesi oluyor. Olayların iç yüzünü anlamak ve bu yanlışlığı düzeltmek için İstanbul'a geliyor. Ancak burada kendisini daha da büyük bir sürpriz bekliyor: Ölenin özbeöz babası Haydar Doğaner olduğunu ve kendisini henüz bebekken evlatlık verdiğini öğreniyor.

Şirin, son derece zengin bir adam olan ve kendisine yüklü bir miras bırakan babasının neden kendisini yanında tutmadığını anlayamazken, yaşanan hızlı gelişmeler babasının, dünyadaki güç dengelerini alt üst edecek bir sırrın nigâhdarı olduğunu gösterecektir O'na. Kısa bir süre sonra da, bu güç sahipleri tarafından İstanbul Üniversitesi'nin popüler profesörlerinden Algan Ataman'la birlikte kaçırılıp bir macera filminin başrol oyuncusuna dönüşecektir. İkili acaba gerçekten kendi kaderlerinin peşinde mi ilerlemektedir yoksa başkalarının onlar için çizdiği bir yolda mı yürümektedir?

Günümüzde akıp giden bu hikâyeye paralel, M. S. 900'lerde Hallâcı Mansûr'un Allah'ı bulma yolculuğuna ve bu yolculukta, inandığı yolda neler yaşadığına tanık oluyoruz. Abbasi döneminde ciddi bir takipçi edinen ancak en sonunda Allah'a şirk koştuğu iddiası ile idam edilen Mansûr'un hikâyesi ve eserleri Şirin'i ve Profesör Ataman'ı önce zor duruma düşürse de sonrasında kendilerine yardımcı olacaktır.

Yazar Sayan, romanında tasavvuf ile kuantum fiziği, bilim ile Tanrı ve dinler arasındaki yakınlıkların, benzerliklerin izini sürüyor. Farklı inançtaki, farklı kesimlerden romana dahil olmuş karakterlerin kimlikleri üzerinden okuyucuyu sorgulamaya, soru sormaya ve araştırmaya yöneltmeye çalışıyor. Bir noktaya kadar başarılı da oluyor. Ancak, roman boyunca maalesef çok fazla yineleme var. 3-4 bölüm önce zaten açıklanmış bir konu sonrasında hemen hemen aynı kelime ve cümlelerle tekrar ediliyor. Bazı betimlemeler ayrı bölümlerde birebir kullanılıyor. Bu kadar uzun kurgulanan bir romanda yazarın atlamaları kaçınılmaz olabilir ama iyi bir son okuma ile bütün bunlar engellenebilirdi diye düşünüyorum. Yine de kitabın, spirütüalizmle ilgilinen okurlar için değişik bir polisiye okuması olabileceğini düşünüyorum.

NİGÂHDAR, Başak Sayan, İnkılâp Kitabevi, 536 s.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.