4 °C

duygu dolu iki kitap

Günışığı Kitaplığı kanımca çocuk yayıncılığının düzgün ve erdemli bir çizgide gelişmesi için ciddi çaba sarf eden bir yayınevi. Bu yıl düzenledikleri 12. Edebiyat Semineri’ni izleme fırsatım oldu. Nitelikli ve özenli bir hazırlık hem düzenleyenler cephesinde hem de konuşmacılar cephesinde aşikârdı.

duygu dolu iki kitap

AYFER GÜRDAL ÜNAL

Bu hevesle yeni çıkmış iki kitaplarını okudum. İlki, Necati Güngör’ün Babam Şimdi Çok Uzaklarda isimli öykü kitabı. Güngör, kuşkusuz çok usta bir yazar, onun için yalın bir dil ile, gereksiz tüm sözcüklerden arındırılmış bir metinle okurun yüreğine işlemeyi başarıyor. 110 sayfalık öykü kitabında 10 öykü yer alıyor. Öyküler baba-çocuk iletişimi teması etrafında çeşitlenmiş. Öykülerden yalnızca Muhabbet Kuşum öyküsünde evlat kız, diğerlerinde erkek. Bu dağılım biraz daha dengeli olabilirdi diye düşünmedim değil.

“Otobüs Bekliyordunuz”, “Asıl Babam”, “Hayatımın Kahramanı”,”Babam Şimdi Çok Uzaklarda”, “Babam ve Dedem”, “Annemin Defteri”, “Yıldızlı Gecelerde Mızıka”, “Esmeralda”, “Roman Okumak”, kitabın diğer öyküleri. Kitaba adını veren “Babam Şimdi Çok Uzaklarda” öyküsü gerçekten çok çarpıcı ve etkisi, kitap bittikten sonra da sürüyor. Kahramanımız Kerimcan’ın dili tutulmuş. Uzman hekime göre çok korkunca oluşan bir vücut tepkisiymiş bu. Öykü ilerledikçe Kerimcan’ın babasının avdan çok hoşlandığını anlıyoruz. Anne ile baba bu konuda hiç anlaşamıyorlar. Anne, ağaçları, kuşları, çiçekleri, sokak hayvanlarını özcesi yaratılanları seviyor. Baba ise “Allah hayvanları insanlar için yarattı” diyor, başka bir şey demiyor. Cino, Kerimcan’a çok düşkün, her gün onu okuldan almaya gidiyor. Ancak olanlardan sonra o da yemeden içmeden kesiliyor. Bu bilgiler okurda büyük bir merak uyandırıyor. Acaba ne oldu da evin köpeği yemeden içmeden kesildi ve evin oğlu dut yemiş bülbüle döndü. Olanların bir av yolculuğunda olduğunu anlıyoruz. Annenin tüm itirazlarını kulak arkası eden baba, oğlunu ava götürür. Avda iki yavrusuyla bir ana ayı çıkar karşılarına. Cino, deli gibi havlayarak ayıları uzaklaştırmaya çalışır. Ana ayının Cino’ya attığı pençe, babanın tetiği çekip ana ayıyı vurması, yavruların kaçışması, vurulan ayının suya düşmesi hepsi biranda olur.

Baba, suya yönelir. Amacı, ayının öldüğünden emin olmaktır. Suda boylu boyunca yatmakta olan ayı, baba yaklaşınca aniden kalkar ve tek pençe darbesi ile babayı altına alır. Kerimcan işte o noktada bayılır. Olan olmuştur artık.

Öykü, bir rüya sahnesi ile sonlanır. Rüyasında artık bu dünyada olmayan baba, oğluna pişmanlığını anlatır: “Orada olmasaydık, silahsız hayvanlara silah doğrultmasaydık, bütün bunlar olmayacaktı. Ben, onun yavrularının öksüz kalacağını düşünmediğim için, kendi yavrumu yetim bıraktım!” Rüya Kerimcan’ın ağlayarak uyanması ve “Babam gitti anne. Uzaklara gitti. Çok uzaklara. Ormanın derinliklerine gitti. Sislere gömüldü” demesi ile son bulur.

Öykülerin hepsi böyle hüzünlü değil tabii. Muhabbet Kuşum öyküsü örneğin, hem muhabbet kuşları hakkında öykünün içine son derece iyi yedirilmiş biçimde bilgi veriyor hem de toplumumuzun yaygın bir hastalığı olan “Erkek adamın erkek çocuğu olur” kalıp sözünü eleştiriyor. Öyküde çocuğu kız olunca üzülen ve evladı ile arasına duygusal mesafe koyan bir babanın, zaman geçtikçe bu duygusal mesafeden duyduğu rahatsızlık ve kızıyla dost olma çabaları anlatılıyor. Baba kızı birbirine bir muhabbet kuşu ile kızın babasından daha cesur kullandığı bilgisayar bağlıyor. Bu öykü de diğerleri gibi iç ısıtan ve düşündüren cinsten. Babam Şimdi Uzaklarda kitabının tüm öyküleri, 5. sınıftan itibaren çok severek okunacak yapıtlar.

radyo pencere

Günışığı Kitaplığı’ndan ikinci tanıtacağım kitap Radyo Pencere. Yazarı, Hacer Kılcıoğlu. Radyo Pencere’nin kahramanı Ekim isimli bir erkek çocuk. Annesi ile babasının ayrı olduğunu ve Ekim’in babası ile kaldığını ikinci bölümde öğreniyoruz. Ekim’in babası arı yetiştiriciliği yapıyor. Ekim yalnız bir çocuk, öylesine yalnız ki iç sesini arı vızıltısı gibi duyuyor.

Ekim’in zaten sallanan yaşamı babasının bir kadın arkadaşı olduğunu keşfetmesi ile iyice alt üst oluyor. Babasına sormak istiyor, ama soramıyor. Onun yerine babasının cebinden düşen hiç tanımadığı anahtarı gizlice alıp aynısından bir tane daha yaptırmak ve İzmir’de balkonunda babasını gördüğü eve gitmek

istiyor. Yapıyor da düşündüğünü. Eve giriyor ve evin sahibinin bir kızı olduğunu gerçekten babası ile sevgili olduğunu öğreniyor. Tüm bu macera sırasında iç sesi sürekli yaptığının ne kadar yanlış olduğu konusunda Ekim’i uyarsa da dinleyen kim?

Ancak ters giden bir şey var. Tüm bu yanlış macera esnasında Ekim kulaklığını o evde unutuyor. Kulaklığını geri almak için eve tekrar girmeye kara veriyor. Bu kez olanlar oluyor. Boş zannettiği evde bir yaşlı adam ve yaşıtı kızla karşılaşması ile beraber pabucunu bırakarak kaçıyor. Sonunda bu evrende hiçbir şey gizli kalmayacağı için Ekim’in Demir Bey’in oğlu olduğu ve Asya’nın evine meraktan girdiği ortaya çıkıyor. Ceza, büyük azar ve ev hapsi. Ev hapsinin bitiminde Ekim, kendini tekrar Asya’nın apartmanın önüne balkona bakarken buluyor. İşte o noktada beklenmeyen bir şey olup, bodrum kat penceresinde beliren yaşlı adam “Bu ayakkabılar senin mi?” diye bağırıyor. Elinde de Ekim’in korkudan geride bırakıp kaçtığı pabuçlarını sallıyor.

Bundan sonrası sımsıcak ilerliyor. Büyükbaba ve Asya (Asya, babasının arkadaşı İnci Hanım’ın kızı), haftada 3 gün büyükbabanın evinden Radyo Pencere diye bir program yapmaktalar ve bodrum kat penceresinden geçenleri yorumlayıp anlatmaktalar. Ekim de onlara dahil oluyor, o da müzikleri ayarlıyor. İki gencin dostlukları ilerlerken, Ekim’in artık daha az yalnız hissettiğini ve eskiden arı vızıltısı gibi çıkan iç sesine kulak vermezken giderek iç sesini daha çok dikkate aldığını görüyoruz. Ayrıca huzuru buldukça, toplum içinde yerini aldıkça, kendini ve ihtiyaçlarını farkında oldukça bu ihtiyaçlarını karşılamak için sorumluluk alma çabası artıyor. Örneğin, babası ile daha yakınlaşmak, arkadaş gibi konuşabilmek ihtiyaçlarından biri. Çocuğun bu ihtiyacını babasından çok Asya’nın annesi İnci Hanım farkında. O da Demir Bey’i konuşması, oğlu ile iletişimini güçlendirmesi için çabalamaya yönlendiriyor. Sonunda baba oğlun konuşması gerçekleşiyor. Radyo Pencere sona erdiğinde, Ekim’i huzur bulmuş, babası ile arası beklentisi doğrultusunda düzelmiş, Asya’nın annesi İnci Hanım ile babasının arkadaşlığını benimsemiş ve Asya’nın sevdiği, değer verdiği bir arkadaşı olarak yalnızlığı dinmiş biçimde bırakıyoruz.

Radyo Pencere’nin, özellikle kendini yalnız hisseden çocuklara sunacakları var. Eğlenceli üslûp, anlatıya yedirilmiş gençlerin sevdikleri toplulukların kimi şarkı sözleri, dozunda macera ve tüm bunlarla beraber, olumsuzlukların hep olumsuz kalmayacağına dair güçlü umut anlatının okuru kavrayan özellikleri. 5. ve 6. sınıfların zevkle okuyacaklarını düşünüyorum.

Bir yazının daha sonuna geldik. Ben de Hacer Kılcıoğlu’ndan aldığım ilhamla Mabel Matiz’in Ahu şarkısının nakaratı ile veda edeyim.

Çalbeni, çalgecemgünüm, karışalım

Çağırıp kadehlere baharı

Al, senin olsun en sarı yazlarım

Sarılıp da bir daha ayrılmamalı

Kitaplara ve sevdiklerinize bolca sarıldığınız bir ay olsun Nisan.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.