10 °C

Altın standardına geçiş önerisiyle para sistemi tartışması sertleşti

Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak, Zoellick'in dünyadaki mevcut para sistemi karmaşasına son vermek için altın standardına geri dönülmesiyle ilgili önerisini mercek altına aldı.

Altın standardına geçiş önerisiyle para sistemi tartışması sertleşti

Ömer Faruk ÇOLAK

İSTANBUL - Kriz ile birlikte yerle bir olan dünya ekonomisi, sadece küçülmekle kalmadı, geleceğe ilişkin kaygılarını da bir türlü üzerinden atamadı.

Sistemin büyük oyuncuları (ABD, Japonya, AB ve Çin) adeta biri birine girmiş durumdalar. Çin, ABD'yi; ABD, Çin'i suçluyor; AB hem Çin'i hem de ABD'yi suçluyor. Sistemin yedek oyuncularının başında yer alan Brezilya ise ayrı telden çalıyor. Oyun bu şekilde oynanmaya çalışırken, seyircilerin oyuna katkısı hiç yok, sesleri çıkmıyor / ses çıkaramıyorlar.

Bu oyunda hakem rolündeki Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası ise yaklaşık üç yıldır süren oyunu açıkçası iyi yönetemedi. Oyunda son atak oyunculardan, seyircilerden değil, hakem rolündeki Dünya Bankası'ndan geldi. Dünya Bankası Başkanı Robert B. Zoellick, dünyadaki mevcut para sistemi karmaşasına son vermek için, altın standardına geri dönülmesini önerdi. Bu öneri hemen etkisini gösterdi, internetteki ekonomi blogları (bizde ne yazık ki böyle bloglar pek yok. Sanırım insanlar bu türlü konularda yazmaya takip edilirim, hakkımda dava açılır diye korkuyorlar ya da yeterli bilgiye sahip değiller) Zoellick'i hemen altın fetişisti ilan ettiler.

Elbette ki öneriyi buna benzer şekilde değerlendirmemek gerekir. Biraz gerilere gidilerek, iktisat tarihinin sayfalarını açıp, altın standardı uygulamasına bakarak konuşsak daha iyi olur.

Altın Standardı dönemi, ekonomide altın yıllar... Uluslararası para sisteminin anahtar kavramı olan döviz kuru bir ülkenin ulusal parasının yabancı paralar karşısındaki

değeri ya da değişim oranıdır. Bu tanım öyle önemlidir ki, bu kur düzeyi bugün yaşamakta olduğumuz krizin çözümüne ilişkin politikalar üretmede kilit rol oynamakta.

Tartışılan noktalar şunlardır:

- Döviz kuru nasıl belirlenmeli? Serbestçe piyasa tarafından mı, yoksa müdahale yoluyla sabit bir kur mu olmalı ?

-Ülkeler döviz kurlarına eğer müdahale ederek belirliyorlar ise, bunun kısıtı ne olmalı? Esasında IMF ya da Dünya Bankası, bu soruları tüm ülkeler için sormuyorlar. Sorunun muhatabı daha çok, dünya ekonomisi içinde GSYH ve dış ticaret hacminde önemli paya sahip olan ülkeler ile ulusal paraları rezerv para niteliğine sahip ülkeler.

Altın para standardı sistemi 1870'ten, I. Dünya Savaşı'na kadar sürdü. Bu dönemde ABD'den Avrupa'ya sanayileşmiş ülkeler hem hızlı büyüdü, hem de fiyat istikrarı korundu. Savaş bu süreci kesintiye uğrattı.

Savaş sonrası yeniden altın standardına dönmek istense de bu tam anlamı ile gerçekleşmedi. Sistem topal da olsa 1929 Buhranı'na kadar sürdü. (Tam sona eriş, sistemin önemli ülkesi ABD'nin sistemi 1931'de terk etmesi ile oldu.) Altın standardının temel özellikleri şunlardı:

- Sistemin özünde döviz kuru sabitti.

- Sistem altın-döviz-ulusal para şeklinde çift yönlü konvertibilite üzerine kurulmuştu.

- Ülkelerin paralarının değeri altına bağlı idi; bu değer üzerinden de diğer paralar karşısındaki değeri belirleniyordu.

Sistemde belirlenmiş olan kur üzerinden her ülke altınını ulusal paraya dönüştürebiliyordu. Görüldüğü üzere sistem sabit döviz kuru ile işlediği için ülkenizin ulusal parası değeri tamamı ile dışa bağlıdır. Yani merkez bankasının ulusal bir para politikası üretmesi mümkün değildir.

Sistemin yaklaşık 45 yıl işlemesinin ana nedeni ise ulusal parayı, dövize-altına dönüşmesinde esas alınan para biriminin (ABD Doları) altın fiyatlarına hakim olmasından, spekülatif ataklara yanıt vermesinden geçiyor. Savaş sonrası bu durum ortadan kalktığı için altın standardı sona erdi.

İki savaş arasındaki kargaşa dönemi sonrası, II. Dünya Savaşı'nın sonuna doğru, 1944'te, IMF ile birlikte ve onun sorumluluğunda kurulan Bretton Woods sistemi ise 1970'lere kadar devam etti. Bretton Woods sistemi de, özünde yine sabit kur sistemine (daha yumuşak bir ifade ile ayarlanabilir döviz kuru) dayalı idi.

Sistemde baz alınan para ABD Doları'dır. 1 ons altın = 35 dolara bağlanmış ve ABD bu parite üzerinden ülkelerin altın talebini karşılamayı taahhüt etmişti. Ülkelerin ulusal paralarında piyasa ile resmi kur arasındaki fark yüzde 1 aşarsa hükümetlerin piyasaya müdahale etme yetkisi vardı. Bu oran daha yüksek bir düzeyde, yani devalüasyon/ revalüasyonu gerektiriyorsa, bu IMF'den izin alınarak, hatta gerektiğinde IMF finansmanı ile yapılabiliyordu. Sistem 1960'ların ortalarına kadar oldukça iyi işlemiş ancak ABD'nin dış açıklarının artması, dolara olan güven kaybolması sonrası, ABD'nin 1971 yılında doların altına çevirme yükümlülüğünden vazgeçmesi ile sistem çöktü.

Küresel sermayenin önünü açan her yol doğrudur

Bretton Woods sonrası dünya para sistemine bir ad verilemedi. Ancak illa bir isim verilecekse ya da sistem tanımı yapılacaksa yukarıdaki başlık uygun düşer, "KÜRESEL SERMAYENİN ÖNÜNÜ AÇAN HER YOL DOĞRUDUR". Küresel finans sisteminin bu yola girmesi, açıkçası ABD'nin çok işine gelmiştir. Çünkü bu şekilde ABD ikiz açıklarını kolaylıkla finanse etti. ABD dolarının dünya rezerv para birimi olması ABD ekonomisini nerede ise sıfır maliyetle finansmanını sağladı.

Küresel sermayenin önündeki engellerin kalkmasından Çin dahil bir çok ülke memnundu. Ülkelerinin finansman ihtiyacı bu şekilde karşılanıyordu. Ancak küresel krizin çıkması ile birlikte Çin'in döviz rezervinin 2 trilyon doların üzerine çıkması, ABD ile Çin arasında kur savaşını tetikledi.

ABD, Çin'in kendisinden daha fazla mal almasını istiyordu, bunun içinde yuanın değerinin yükseltilmesini talep etti. Çin ise bir anlamda senin cari açığının finansman kaynağı benim dedi. Esasında iki ülkenin de derdi, ülkelerindeki büyümeyi sağlamak için daha fazla ihracat yapma isteğidir.

Dün Seul'de başlayan G20 toplantısında ve Dünya Bankası Başkanı'nın arayış çağrılarının altında, paylaşımın artık kurala bağlanması isteğidir. Hiç şüphesiz Fransa Merkez Bankası'nın ABD'yi suçlamasının altında da, grafikte de (tüm grafikler www.economist.com internet adresinden alınmıştır) gösterdiğimiz üzere ABD Doları'nın finansal alana hakim olmasıdır. Nitekim Çin direnmesine rağmen, geçen yılın aralık ayından 2010'nun ağustos ayına kadar rezervlerini yüzde 50 artırdı, bu da, ABD'nin hâlâ egemen güç olduğunu göstermekte.

Gelinen bu noktada Dünya Bankası Başkanı Robert B. Zoellick'in önerisinin kabul edilmesi, dünyayı bugün künden daha iyi bir finansal sisteme kavuşturur mu?

Sorunun yanıtı hangi ülke için, ülkede de hangi kesim açısından baktığınıza bağlı.

Şunu söyleyebiliriz, eğer altın standardına geçilirse esnek döviz kuru politikasından vazgeçilmesi, en azından ayarlanabilir kur sistemine geçilmesi gerekir.

Eğer gelişmiş ülkeler sermaye akımlarının önüne engel koyulmasını kabul etmezler ise, gelişmekte olan ülkeler bundan zarar görür. Çünkü böyle bir sistemde bu ülkelerin para politikası uygulama gücü ellerinden alınmış olur. Merkez bankaları işlevsiz kalmasına karşın, ticari bankalar bu kurgu nedeni ile artan faiz marjı sayesinde yüksek kârlar elde ederler.

Şu da bir gerçek ki, ABD'nin, ekonomisinde daralmanın önüne geçmek için uyguladığı genişlemeci para politikası er ya da geç, enflasyon oranını ve faiz oranını yükseltecek. Bu durumda halen ABD'nin yarattığı likidite bolluğundan yararlanarak ekonomilerindeki büyümeyi finanse eden (bu yapıdan ekmek yiyen) ülkelerin başı derde girecek, bugünkü likidite bolluğu yerini daralmaya bırakacak. Bir de altın standardına geçip, para politikası uygulama gücünü bu ülkelerin merkez bankaları yitirirlerse, her şey yine ABD'nin ya da IMF denetimine daha güçlü bir şekilde girer. Sonuçta Dünya Bankası Başkanı ortaya bir top attı, şimdi seyrediyor/seyrediyoruz, ancak oyun daha bitmedi.

 

 

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.