Dünyaya "Biden demokrasisi" geliyor

Buse Biçer ve Hakan Akbaş, ABD seçimlerini Donald Trump'ın önünde bitiren Joe Biden'ı değerlendirdi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Buse BİÇER - Hakan AKBAŞ

Amerika seçimleri geride kaldı. Tarihe kalın harflerle kazınacak seçimlerde yeni başkan, Joe Biden ve Kamala Harris de, ilk kadın, siyahi başkan yardımcısı oldu. Gözler şimdi 20 Ocak 2021’de. Dünya devir teslim gününü bekliyor. Trump başkanlık koltuğunu bırakacak mı bırakmayacak mı tartışmasını bir yere koyup, bu yazıda seçim notlarımızı sizinle paylaşalım istedik.

ABD seçimleri ilk olarak, ülke tarihinde pek de görmeye alışık olmadığımız türden bir kamplaşmayı beraberinde getirdi. Biden’cı – Trump’cı yaklaşım sadece ABD değil Türkiye’nin de içinde olduğu bazı ülkelerde de hissedildi. Mektupla gelen oylar sayılmadan önce Trump’ın farklı olarak önde çıkacağını biliyorduk. Seçim sonuçları açıklanmaya başladığında Türkiye’de, buna kapılanlar oldu ve Trump’ı başkan ilan ettiler. Fakat oyların hepsi sayıldıktan sonra mektupla gelen oyların seçimi Biden’ın lehine değiştireceğini öngörüyorduk, öyle de oldu. Aradaki farkı 12 puan gösteren anketler yine yanıldı. Çünkü krankırana geçen bir yarışa tanıklık ettik.

Öncelikle cevaplanması gereken önemli bir soru var. Neden Amerika seçimlerini bu kadar yakından takip ediyoruz? Bu seçimler neden bu kadar dünyanın gündeminde? Çünkü ABD dünya dengelerini değiştiren bir ülke. Şimdi yine değiştirecek. Trump’ın gidişi ile yeni bir sayfa açılıyor. O yüzden sadece Amerika’nın seçimi değil bu seçim. Tabiki, öncelikle Amerika’nın kendi iç dengeleri değişecek. Bundan sonra başka bir Amerika göreceğiz. O yüzden gelin, önce seçim analizini yapalım.

ABD seçiminde katılıma baktığımızda; rekor sayıda oy kullanıldı. Burada halkın öncelikleri açısından ekonominin Covid’den daha önemli olduğunu gördük. Demografik olarak baktığımızda da ise siyahların rekor sayıda oy kullanmaya gittiğini ve Biden’ı desteklediğini gördük. Nitekim Biden zafer konuşmasında, “siz benim sırtımı desteklediniz, ben de sizi destekleyeceğim” dedi. İlave olarak, eğitimli, siyah – beyaz, bütün kadınlar, Biden’ı destekledi. Hispanikler de yine rekor sayıda sandığa gittiler. Ancak önemli bir bölümü de Trump gibi ırkçı bir başkanı destekledi. Burada özellikle Pandemi nedeniyle yapılan nakdi yardımların etkili olduğunu düşünüyoruz. Bu seçim hiç şüphe yok ki gençlerin seçimiydi ve Obama’dan sonra aslında yine rekor sayıda, (Sanders sayesinde) gençler sandığa gittiler ve yine onlar da Biden dediler. 78 yaşındaki en yaşlı başkan ve en genç seçmen aynı sandıkta birleşti. Ne kadar tezat değil mi? Demokrasiye sahip çıkma kaygısı ve gelecek umudu gençleri harekete geçirdi.

Trump kaybetti mi?

Şöyle bir gerçek var: Trump muhtemelen virüs olmasaydı yeniden başkan seçilebilirdi. Zira başabaş gelişen bir seçim yarışı oldu. Trump 72 milyon oy aldı. 72 milyon Amerika’da çok yüksek bir oy oranı aslında. Dolayısıyla Trump gitmiş olsa bile “Trump’çı”ların otoriter popülizmin Amerika gündeminde, dünya gündeminde kalacağını söyleyebiliriz. Ancak sonuçlar açısından, dünyada Trump’ın kaybetmesi demokrasiye kazandırdı. Otoriter popülizm yenildi. Demokrasi, insan hakları, özgürlüğü, eşitliği hukukun üstünlüğü açısından bu değişikliği çok önemli bir değişiklik olarak yorumlamalıyız. Klasik bir demokrat çizgiden bahsetmiyoruz. Yani Biden’ın başkanlığı Obama’nın üçüncü dönemiymiş gibi olmayacak. Çünkü ortadan ikiye yarılmış, kutuplaşmış, kültürel soyal açıdan çokfarklı bir Amerika var şimdi. Biden da farklılaşmak zorunda.

Amerika’daki bu değişim sadece Amerika için değil demiştik. Dünya için de dengeler değişiyor ve bu değişimin yansımaları olacak. Mesela Brexit meselesi. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde olması Amerika için çok önemliydi aslında. Çünkü; Avrupa Birliği projesi II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ülkelerinin birbiriyle savaşmalarını engellemek için oluşturulmuş bir Amerikan projesidir. Dolayısıyla AB içinde Amerika’nın gölgesi İngiltere’ydi. Amerika bunu Brexit sürecini bozmak için Biden ile birlikte her şeyi yapacaktır.

Ortadoğu’da ise, Trump’ın damadının Ortadoğu planının çöpe atılacağı, daha dengeli bir politikanın geri geleceğini düşünüyoruz. Örneğin Biden’ın yapacağı ilk işlerden biri P5+1 nükleer anlaşmasına geri dönmek olacak. Trump ile ABD, masadan tek yanlı olarak çekilmişti şimdi tekrar oraya geri dönecek. Dolayısıyla daha az köşeye sıkışmış, daha az hırçın bir İran bölgedeki Türkiye dahil herkesin lehine olacak.

Diğer yandan; Biden’ın bir Soğuk Savaş dönemi siyasetçisi olduğunu unutmayalım. O yüzden; Putin’in artık bundan sonra işi çok daha zor. Zaten sadece Putin Biden’ı hala kutlamadı. Yeni dönemde Amerika’nın birincil düşmanı İran-Çin Rusya üçgenini düşündüğümüzde, “Rusya” olacak. Yani Biden’ın Rusya’nın daha fazla üzerine gitmesini bekliyoruz. Putin de bunun farkında ki, bu yüzden ilk sonuçlar açıklandıktan sonra; Biden’in oğlu Hunter için; “ne Ukrayna’da, ne de Rusya’da suç işlediğini biz tespit edemedik” diye bir açıklama yaptı. Bu güne kadar neredeydi? Sorusu geliyor insanın aklına değil mi?

İşte, Putin döndü, Netenyahu da döndü. Yani herkes Trump’ı bir şekilde pencereden atıyor.

Değişmeyecek bir şey var. Amerika’nın Çin’le olan hesaplaşması. Çünkü Çin konusu devlet politikası haline geldi.

Türkiye Dostu Trump mı?

Trump döneminde Türkiye-Amerikan ilişkileri aslında kişisel ilişki üzerinden gitti. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Donald Trump’ın kişisel ilişkisi aslında gündemi belirledi. Türkiye, Trump’ın başkan olduğu Dört yıl içerisinde ne almış, ona bir bakalım. FETÖ elebaşısı Fethullah Gülen iade edilmedi, 1915 olayları soykırım olarak tanındı ve böyle bir açıklamayı geçmişte hiçbir başkan yapmadı. Yunan ve Ermeni lobisi ile yakın ilişkiler kuruldu. Trump göreve geldiğinde ilk işi Müslümanlara, Müslüman 6 devlete ülkeye giriş yasağı koymak oldu. S400’leri aldığı için Türkiye’ye 1.25 milyar dolar ödediği halde F35’leri teslim edilmedi. Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir mektup yazarak, tırnak içinde söylüyoruz, “Aptallık etme gel anlaşalım.” Dedi ki; devlet teamüllerinde böyle bir şey bugüne kadar hiç görülmedi. Rahip Brunson konusunu da hatırlarsınız. Türkiye’den uçağa bindirilerek götürülen rahip ile Trump, Beyaz Saray’da bir şov yapmışlardı değil mi? Dolar da o zamanlar 5 TL’lerden 7.21 TL’ye fırlamıştı, Türkiye’yi avantajlı gümrük tarifelerinden önce çıkardı, Türkiye’ye alüminyum, demir çelikte ek tarifeler koydu. YPG’nin terörist başı, Mazlum’u muhatap aldı, askeri destek verdi, müttefik ilan etti. Kudüs’ü başkent ilan etti, büyükelçiliğini oraya taşıdı, Filistin’i damadı Kushner’in asrın barış planıyla Ortadoğu’da izole etti ve Netenyahu hükümetini ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Suriye’den asker çekiyorum diye söz verdi ama askerlerini sadece doğuya kaydırdı, Trump’ın tehditleri sonucu Kuzey Suriye’deki operasyonlarını Türkiye; hedeflediğinin üçte biri alanda yapmak zorunda kaldı ve Ankara’yı Türk ekonomisini, tırnak içinde söylüyoruz “Türk ekonomisini mahvedip yok edeceğim, müttefikimiz Kürtlere saldırırsanız NATO üyeliğinizi askıya alacağım.” diye tehdit etti. Hani dost diyoruz ya bazı, tırnak içinde “yerli ve milli Trump’çılarımız var”, o yüzden bu yaşananları bir hatırlatmak istedik.

Türkiye’yi neler bekliyor?

Biden, Doğu Akdeniz tarafında Kıbrıs’ı çok iyi bilen dış politikada tecrübeli bir siyasetçi, dolayısıyla eğer Amerika eskisi gibi yine dünyada daha tarafsız bir yere geri gelebilirse, örneğin Kıbrıs’taki tarafları masaya oturtabilir ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin de içinde olduğu bir planı masaya koyabilir. Türkiye açısından da bu faydalı olur.

Obama’nın başkanlığının ikinci döneminin son üç yılında Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kurumsal yapı içerisinde birebir ABD –Türkiye ilişkilerinde etkin bir isimdi. Hatırlayın; “Avrupa Birliği bir Hristiyan kulübü mü? Öyle değilse Türkiye’yi tam üye yapmalıdır”. demişti Biden zamanında. Bu sözler; Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da büyük takdirle karşılanmıştı. AB ile ilişkiler noktasında da Biden Türkiye’nin yanında olacaktır.

Sonuç olarak; şimdi Biden kazandı ve önümüzdeki dört sene Türkiye Biden hükümetiyle çalışmak zorunda. Bunun altyapısı da tren geçmeden iyi kurgulanmalı.

Devletler ilişkilerini kişiler, aileler üzerinden belirlememeli. Türkiye’nin çıkarları üzerinden bir politika üretilmeli. Bazı bireylerin veya bazı grupların kendi ikballerini kenara koyup, Türkiye’nin istikbali üzerinden söylemler geliştirmesi lazım. Artık kişi odaklı bir şekilde gündem belirlemek, sonuç almak dönemi bitti. Biden’ın başkanlığı ile birlikte kurumlar üzerinden politikalar üzerinden bir ilişki icra edilecek. Bu aynı zamanda Türkiye’nin oradaki lobicilik girişiminde, etki-tesir girişiminde de geçerli olacak. Çünkü ABD politikamızı sadece Trump ailesi ve Beyaz Saray üzerinden götürdüğümüz için şu anda temsilciler meclisi ve özellikle senato tarafında da Türkiye’nin çok çok fazla düşmanı var. Türkiye markası Washington’da şu anda çok zehirli, dolayısıyla bunu yine eskiye döndürmek için işimiz zor olacak.

Türkiye açısından başkanın kim olacağının yanısıra, kilidi açacak en önemli yer “Senato” aslında. Senatonun kimde kalacağı da önemli yani senato Cumhuriyetçilerde kalırsa biraz daha fazla rahat ederiz. Senato seçimleri belli değil yani Georgia’daki iki senatör yarışında yüzde ellinin üzerinde hiçbir aday alamadığı için oradaki seçimler 5 Ocak’ta tekrar edilecek. Senato’nun Cumhuriyetçilerde kalması Türkiye için de iyi bir şey olur. Kuvvetler ayrımı için de bu önemli Zaten Amerika’da çok nadiren üçünü (Temsilciler Meclisi- Beyaz Saray- Senato) bir partiye verirler.

Trump ile; totaliter, ırkçı popülizm kaybetti. Kaybederken de yenilgisini bile kabul etmeyerek kendisi gibi otoriter liderlere mesaj verdi. “Geleceğinizden Korkun!” Dünyada ibre çoğulcu demokrasi, insan hakları, basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğüne döndü. Dünyada yeni bir sayfa açılıyor. “Biden Demokrasisi” geliyor.

Etiketler