Yeni dünyada insan kaynakları

DÜNYA'nın İK'sı programımızda bu haftaki konuğun TDC Eğitim ve Danışmanlık Kurucusu, Maltepe Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Özlen Çetin oldu. Çetin ile yeni dünyada insan kaynaklarını konuştuk.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Ayşe Nazmiye UÇA - Datassist Bordro Servisi / Yönetim Kurulu Başkanı

DÜNYA’nın İK’sı programında, özellikle pandemi dönemine ilişkin birçok yayın yaptık. Bu yayınlarda değişen çalışma koşulları ve sistemlerine, çeşitli İnsan Kaynakları uygulamalarına değindik. Bu durum bizler için de uzun süren bir öğrenme süreci oldu ve olmaya devam ediyor. Örgütsel psikoloji alanında çalışan bir hocamız olarak, bu dönemin kazananları kimler oldu sizce?

Böylesine belirsiz bir döneme hızlı bir şekilde uyum sağlamayı başaran ve belirli stratejiler çerçevesinde hemen aksiyon alabilenlerin bu durumu bir fırsata çevirip, daha kolay üstesinden geldiklerini gördük. Çeviklik ve adaptasyonun yanı sıra bir arada olmanın, takım ruhu olabilmenin verdiği iyileştirici etki de yine süreci daha kolay atlatılabilir hâle getirdiğini gördük. Bunların yanı sıra böylesine bir şok durumundan çıkarabildiğimiz derslerin, hepimiz için güzel öğrenmeler olduğunu düşünüyorum.

UZAKTAN ÇALIŞMA SOSYAL YOKSUNLUĞU YARATTI

Uzaktan ya da hibrit çalışmada işe yeni başlayan birisi olsaydım, çok yalnız hissederdim. Çünkü çalışırken karşımda birisinin olması ve elimden tutmasını isterdim. Bu yeni durum, özellikle işe yeni başlayan kişiler için çok zor. Siz bu durum için ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle insan sosyal bir varlık… Bu durumda bir sosyal ve duygusal yoksunluk durumu ortaya çıktı. Önceden birçok kişi ofise gitmeyi sıkıcı ya da yorucu buluyordu. Ancak şimdi, kimse sorsam pandemi öncesi ofis ortamını çok özlediğini söylüyor. Çünkü insanlar sosyalleşmeyi özlüyorlar. Çalışanların tekrar eskisi gibi güven ortamında sosyalleşmek istediği bir döneme gireceğiz. Burada da özellikle İnsan Kaynaklarına çok büyük işler düşecek gibi duruyor. Bu dönemde çalışanlar da, yöneticiler de, patronlar da çok yalnız kaldı. “Yeni normal” olarak bahsedilen şeyler var ama bu bizlerin normali değil. İşler bir şekilde uzaktan da devam ediyor. Ancak çalışma arkadaşımızla sohbet edip, iki çay içmekten çok uzak kaldık. Oysa ki bu tarz paylaşımların bizleri çok zenginleştirdiğini düşünüyorum.

Peki, bu dönem patronları ve yöneticileri nasıl etkiledi, onların psikolojilerinde durum ne?

Patronların bu dönemde kendi varlıklarını sürdürebilmeleri ile ilgili yaşadıkları kaygılar var. Patronların yanı sıra yöneticilerin de bu dönemde çok büyük kaygıları var. Çok büyük bir sınavdan geçiyorlar. İşimiz gereği yıllardır yönetici seçiminde danışmanlık veriyoruz, hiç bu kadar aksiyon dolu bir süreç görmemiştim. Yöneticiliği insanı yönetmek ve işi yönetmek olarak ikiye ayırırız. Teknik anlamda işi çok iyi yöneten kişiler, insanı yönetmek konusunda her zaman o kadar iyi olamayabiliyor. Birbirinden farklı iki konu bu… İnsanı yönetemeyen yöneticiler, özellikle bu dönemde çok zorlanıyorlar. Çünkü iş ve insanın haricinde bir de süreci yönetmek var artık. Böylesine büyük bir belirsizliğin içinde; bir rota belirleyip, tüm ekibi aynı akışa getirmek yöneticileri gerçekten çok zorluyor. O yüzden bu süreç, çok büyük bir sınav oluyor.

DEĞERLENDİRME MERKEZLERİNE DAİR KAYNAKÇA

İnsan Kaynakları için de bu sınav geçerli bence. Hazır yöneticileri seçme demişken, TDC Eğitim ve Danışmanlık şirketinin kurucususunuz. Hizmetleriniz neler?

Eğitim, gelişim merkezi olarak kurulduk. Bu sene 14. yılımıza giriyoruz. Yönetici seçme ve yerleştirme yapıyoruz. Bir değerlendirme merkezi uygulamamız var. Bu uygulamamızla, adayların yönetsel yetkinliklerini test ettiğimiz çeşitli simülasyon çalışmalarımız var. Ancak bir head hunter şirketi değiliz, dolayısıyla yaptığımız seçme işlemi daha farklı. Head hunter şirketleri gibi seçme yapmıyoruz, seçilmiş kişilerin o pozisyona uygunluğunu test ediyoruz. Bizim için departmanların bir önemi yok, önemli olan; kişilerin yönetsel yetkinlerinin ne durumda olduğu. Yaklaşık 15 yıldır birçok kurumsal şirket yöneticilerini bu tarz testlere sokuyorlar. Siz de takdir edersiniz ki, yanlış seçilen bir yönetici felaketlere yol açabilir.

Bununla ilgili bir de kitabınızın çıktığını biliyorum: “Assessment Center - Değerlendirme Merkezi Uygulamaları”. Bu kitap kime hitap ediyor?

Aslında çok uzun süredir, PERYÖN bünyesinde az önce bahsetmiş olduğum değerlendirmeleri yapacak kişileri yetiştiren bir hocayım. Bununla ilgili bir kaynakça arayışı içine girdik ancak bulamadık. Yalnızca bu işin eğitimini alacak kişilerin değil; aynı zamanda masanın diğer tarafında olan, yani değerlendirmelere girecek olan kişiler için de, bizim neler yaptığımıza dair bir kaynak niteliği taşıması için böyle bir kitap fikri oluştu. Yani bu kitap, uygulamacı olmak isteyenlere bir kaynakça oluşturuyor, hem de uygulamaya girecek kişilere de bir kılavuz oluşturuyor.

Aynı zamanda bir akademisyensiniz. Genelde yalnızca akademisyenlik yapanlar sahadan uzaklaştıkları için bir süre sonra bazı kasları ölüyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kesinlikle. İki tarafı da aynı anda götürmek çok faydalı oluyor. Üniversite de, şirket de, ben de bu durumdan çok besleniyoruz. Özel sektör ve üniversite işbirlikleri çok önemli…

“Merak bitince, şikâyet başlar”

Öğrencilerin kariyeri üzerinde birebir etkili oluyor musunuz?

Ben birinci sınıfl ara ders veriyorum. O yüzden öğrencilerin son sınıfl arını pek göremiyorum. Ancak yönetsel, takım koçluğu gibi konularda şirketlere çeşitli eğitimler veriyorum. Çalışma hayatında henüz birkaç yılını doldurmuş katılımcılarımız oluyor. Kimi zaman kariyer konusunda kafalarının biraz karışık olduğunu görüyorum. Onlara farklı bölümleri de görmelerini söylüyorum. Örnek vermek gerekirse; otomotiv sektöründe pres bölümündeyse kalıp bölümüne de, kalite bölümüne de, montaj bölümüne de bakmasını söylüyorum. Gençlere birçok farklı projelerde yer alıp kendilerini zorlamalarını söylüyorum. Çünkü kendilerini böyle tanıyacaklar ve yeni heyecanları olacak. İş zenginleştikçe merak da diri kalıyor. Merak bitince şikâyet başlar.