LIVZYM Biyoteknoloji, enzimde 150 milyon dolarlık ithalatı önleyecek

Türkiye'nin ilk enzim fabrikası Tuzla OSB'de geçen Haziran'da faaliyete geçti. Tamamı ithal yıllık 150 milyon dolarlık enzim kullanan Türkiye'de söz konusu yatırım ile yerlileşme sağlanacak.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

İstanbul Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren, Afrika'dan Rusya’ya kadar bölgedeki ilk endüstriyel enzim fabrikası LIVZYM Biyoteknoloji'nin resmi açılışı törenine Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Ziraat Katılım Yönetim Kurulu, Bezm-i Alem Üniversitesi Mütevelli Heyeti ile çok sayıda davetli katıldı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, açılışı gerçekleştirilen LIVZYM Biyoteknoloji fabrikasına ilişkin, “Bu fabrika sayesinde, yüzde 100 dışa bağımlı olduğumuz enzim ithalatını engelleyebileceğiz. Çok farklı enzimlerin ithalatına yılda 150 milyon dolar harcıyoruz. 5 senelik bir dönemde, kapasite artışıyla birlikte bu tutarın yüzde 90’ını ülkemizden karşılayabiliriz.” dedi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, “Bu fabrika sayesinde, yüzde 100 dışa bağımlı olduğumuz enzim ithalatını engelleyebileceğiz. Çok farklı enzimlerin ithalatına yılda 150 milyon dolar harcıyoruz. 5 senelik bir dönemde, kapasite artışıyla birlikte bu tutarın yüzde 90’ını ülkemizden karşılayabiliriz.” ifadelerini kullandı.

Sürecin 2013’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Türkiye'de biyoteknoloji enstitüsü kurulması ve enzimlerin yerli imkanlarla üretilmesine ilişkin yapılan bir sunumla başladığını hatırlatan Varank, “LIVZYM girişiminin ilk temelleri 2014 yılında verdiğimiz KOSGEB destekleriyle atıldı. Zaman içinde önce Bezm-i Alem Üniversitesi’nde Yaşam Bilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nü kurduk. Tersine beyin göçüne ev sahipliği yapan bu enstitü, kurulu altyapısıyla ülkemizi sağlık teknolojileri alanında üst seviyelere taşımayı amaçlıyor.” diye konuştu.

"Biyoteknoloji alanında dünyada kıyasıya bir yarış var"

Varank, fabrikanın bugünlere gelmesinde öncelikli yatırım teşvikleri ile TÜBİTAK ve KOSGEB desteklerinin kritik bir rolü olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Biyoteknoloji, pek çok sektörde önemli etkiler oluşturan, yükselen teknolojilerden birisi. Nanoteknoloji, genetik ve malzeme alanlarıyla doğrudan ilişkili bir teknolojiden bahsediyoruz. Gıda, tarım ve hayvancılık alanındaki çıktıların yanı sıra tıbbi, kimyasal ve çevre biyoteknolojileri de muazzam bir büyüme potansiyeli taşıyor. İlaç sektörünün geleceği de biyoteknolojide. Dünyada biyoteknolojik ilaçların kullanım oranı yüzde 30’a yaklaşmış durumda. Küresel Ar-Ge harcamalarından oldukça yüksek pay alan bu alanda, dünyada kıyasıya bir yarış var. Ülke olarak biz de biyoteknolojinin giderek artan öneminin farkındayız. Burada bütüncül bir yaklaşımı takip ediyor, Üniversitelere, araştırma merkezlerine ve firmalara çeşitli destekler sunuyoruz. Aynı zamanda bu alandaki nitelikli insan kaynağına yatırımı da çok önemsiyoruz. Bunun için, araştırma altyapılarını teşvik ediyor Uluslararası Lider Araştırmacılar ve Sanayi Doktora Programları gibi başlattığımız yenilikçi projelerle, güçlü bir temel oluşturmaya çalışıyoruz.”

“Yüzde 100 dışabağımlı olduğumuz enzim ithalatı engellenebilecek”

Bu özgün teknoloji birikiminin, istenilirse ihtiyacı olan yurt içindeki şirketlerle paylaşma imkanına da sahip olunduğunu kaydeden Varank, şöyle devam etti: “Bu fabrika sayesinde, yüzde 100 dışa bağımlı olduğumuz enzim ithalatını engelleyebileceğiz. Fabrika ilk aşamada gıda güvenliğini odağına alarak un ve früktoz şurubu üretiminde kullanılan endüstriyel enzimleri tamamen yerli ve milli imkanlarla üretmeyi hedefliyor. Tek başına bu alanda Türkiye, yılda 30 milyon dolar ithalat yapıyor. Aldığım bilgilere göre, şu an nihai ürünlerin kalite test ve analizleri devam ediyor. Elbette sonuçlara bağlı olmakla birlikte, önümüzdeki hafta ilk satış gerçekleşebilir. Enzimde dışa bağımlılık azalıyor, ama aynı zamanda bu işin ihracat boyutu da var. Hatta bu ihracatın kilogram başına katma değeri üretilecek enziminin niteliğine göre 20 ile 100 dolar arasında değişiyor. Halihazırda ülkemizin kilogram başına ortalama ihracat katma değerinin sadece 1,4 dolar olduğunu hesaba katarsak. Yapılan işin ne kadar kıymetli olduğu net bir biçimde ortaya çıkıyor.”

"Özellikle çizmek istiyorum, enzimde GDO bulunmaz"

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, açılıştaki konuşmasına, tamamı yerli ve milli sermayeyle kurulan, Türkiye’nin ilk Biyoteknoloji Endüstriyel Enzim Üretim Fabrikası’nın hayırlı olması temennisinde bulunarak başladı. Pakdemirli, gelecek dönemde, farklı alanlarda 17 yeni Ar-Ge merkezini daha açacaklarını belirterek, Tarım ve Orman Bakanlığı olarak topluma ve insana dokunan her yerde olduklarını kaydetti.

Bugün açılışı gerçekleştirilen yerli enzim fabrikasının önemine işaret eden Pakdemirli, şu ifadeleri kullandı: “19. yüzyılın son çeyreğinde keşfedilen enzimler ve enzim teknolojisi, gıda üretim teknolojilerinin geliştirilmesinde, gıda verimliliğinin artırılmasında çok büyük önem arz etmektedir. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum, enzimde GDO bulunmaz. Enzimler, mikroorganizmalardan elde edilen protein bazlı ürünler olduğundan ve DNA’sı bulunmadığından dolayı, GDO’lu ürünler sınıfında değildir. Aynen insan sağlığında kullanılan aşılarda ya da ekmekte kullanılan mayalarda olduğu gibidir. Bu nedenle güvenle, içimiz rahat olarak enzim kullanılmış ürünleri kullanabilir ve tüketebiliriz. Dünyada enzim sektörünün 8 milyar dolar gibi büyük bir pazarı var. Önemli bir biyoteknoloji altyapısı gerektiren bu alanda Kuzey Amerika, Kanada ve Danimarka’nın hakim olduğunu görüyoruz. Tamamına yakınında dışa bağımlı olduğumuz bu alanda, biz de yıllık 120 ila 150 milyon dolar arasında ithalat yapıyoruz. Ve bu pazarın yüzde 23’lük önemli bir kısmını gıda enzimleri oluşturuyor. Ülkemizde enzim ihtiyacının yaklaşık yüzde 35’i gıda sanayinde kullanılıyor.”

"İlk etapta, ülkemizde en çok kullanılan üç enzimin üretimi yapılacaktır"

Bugün faaliyete geçen LIVZYM Biyoteknoloji Araştırma Geliştirme Fabrikası sayesinde Türkiye’nin enzim sektörüne hızlı ve kararlı bir giriş yaptığını dile getiren Pakdemirli, gıda, yem gibi birçok üründe enzim ihtiyacının bundan sonra modern teknolojilerle, yerli ve milli üretimle karşılanacağını söyledi.

Pakdemirli, “Bu fabrikada ilk etapta, ülkemizde en çok kullanılan üç enzimin üretimi yapılacaktır. Kademeli olarak başlayan üretimle, öncelikle günlük 10 ton sıvı enzim üretimi ile ithalatın onda birini, bir yıl içinde 30 ton sıvı enzim üretimi ile ithalatın dörtte birini, üç yıl içinde ise firmanın ilave yatırımlarıyla beraber ithalatın önemli bir kısmını yerli üretimle karşılamayı hedefliyoruz. Afrika’dan Rusya’ya kadar, bu bölgedeki ilk endüstriyel enzim fabrikası olan bu tesis, bundan sonra benzer fabrikaların artmasına öncülük edecek.” bilgisini verdi.

Biyoteknolojide Türkiye’ye yetkinlik kazandırmak istiyor

Tıpkı önceki sayfalarda yer verdiğimiz gibi yatırımcı uzman Serdar Uysal’ın da hedefi Türkiye’de biyoteknoloji alanında daha fazla yatırım yapmak var. Uysal, “Hedefim, ülkeme biyoteknoloji alanında yetkinlik kazandırmak. Bunun iki sac ayağını da organize etmeye gayret ediyorum. Üniversitemiz bünyesindeki biyoteknoloji enstitümüzle gerekli insan kaynağının yetişmesini sağlarken, diğer taraftan tersine mühendislikle biyoteknolojik yetkinliği ticari manada endüstriyel seviyede üretimi ülkeye kazandırma amacındayım.” diyor.

Girişimci Serdar Uysal ne diyor?

Türkiye’nin yüzde 100 ithalata bağımlı olduğu bir alana dönük yerli üretim için düğmeye basıldı. Sözünü ettiğimiz tesis, Türkiye’de ilk kez enzim üretimi gerçekleştirecek. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Beykoz Yaşambilimleri ve Biyoteknoloji Endüstrisi Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Serdar Uysal, endrüstriyel enzim üretimi için LIVZYM'i kurdu. Tuzla Deri OSB’de kurulan fabrika Türkiye’de üretilmeyen üç enzimin imalatını gerçekleştirecek. Tuzla’da Deri Organize Sanayi’de fabrika kuran Uysal, kısa bir zaman içinde ilk ürünü çıkarmayı hedefliyor. Kuruluş aşamasında 6 milyon dolar yatırım alan LIVZYM, bu yılsonunda 1 milyon dolarlık satış yapmayı planlıyor. Dr. Serdar Uysal, “Bu coğrafyada Afrika’dan Rusya’ya kadar endüstriyel seviyede enzim üreten ilk fabrika ve ilk şirket olacak.” diyor.

Uysal, “Benim bu manada uzmanlığım protein, aşı, enzimleri de içeren rekombinant yollarla protein üretim ve saflaştırılması. Enstitü için Türkiye’ye gelirken bir yandan da kendi uzmanlığım için bir şirket kurmak istiyordum. Türkiye’de neler üretilebilir, açığı olan yerler neresi, ben ülkeme nasıl katkı sağlayabilirim diye çalışıyordum. Türkiye’nin yaklaşık 150 milyon dolarlık endüstriyel enzim ithalatı var. Piyasası ise 300 milyon doların üzerinde.” diyor.

İthalata bağımlı yeni üretimlere de imza atmak istediğini dile getiren Serdar Uysal, şu bilgileri verdi: “Kuruluş aşamasında tohum yatırımımı aldım, bununla bir laboratuvar kurdum. Üç yıl kadar Ar-Ge yaptık, yaptığımız iş mikroorganizmaları birer fabrika haline getirmek, sonrasında isterseniz bu organizmalara insülin, aşı ya da enzim ürettirebilirsiniz. Benim ayrıca Kalkınma Bakanlığı bünyesinde Hepatit-B aşısı projem var. Şirket bünyesinde enzim üretip satma hedefimiz vardı, zira insülin gibi insana enjekte edilen farmasotik grubu ilaçlar için ciddi validasyon gerekiyor, bu yüzden de gerekli yatırım büyük ama işin maddi geri dönüşü geç oluyor. Enzim üretimi üzerine üç yıl kadar Ar-Ge üretiminden sonra ben bir tur yatırım yaptım.”