15 °C

Akdeniz kültürü sevenler için Barselona

Yılda 35 milyon turist ziyaret ediyor… Ülkenin yüzde 33'üne yaklaşan zirai geliri, yüzde 37'sine varan endüstrisi ve kendi bölgesel gelirinin yüzde 60'ını oluşturan hizmet sektörü ile İspanya'nın en önemli şehirlerinden biri Barselona.

Akdeniz kültürü sevenler için Barselona

Şehir nüfusu iki milyona yaklaşmış, yılda 35 milyon turist ziyaret ediyor… Ülkenin yüzde 33'üne yaklaşan zirai geliri, yüzde 37'sine varan endüstrisi ve kendi bölgesel gelirinin yüzde 60'ını oluşturan hizmet sektörü ile İspanya'nın en önemli şehirlerinden biri. Gotik bir Katalan şehri olan Barselona'dan (yoksa Barcelona mı?) söz ediyorum… Burası, Picasso'nun, Dali'nin, Miro'nun, Gaudi'nin şehri… 1982 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan 99 bin 354 seyirci kapasiteli Camp Nou stadının bulunduğu, 1992 Olimpiyatları'nın yaşandığı kent…

Montserrat Caballé ve Freddie Mercury'nin 1992 Yaz Olimpiyatları için seslendirdikleri o harika parça… "Barcelona / Friends until the end / Viva / Barcelona" diyorlar birlikte… "Sonuna kadar"… Kulaklarımda Mercury ve Caballé düeti, içimde Akdeniz cıvıltısı arşınlıyorum sokaklarını Barselona'nın:

Las Ramblas, Bari Gotic (Gotik Bölge), St. Joseph Boqueria, Kolomb anıtı, Pablo Picasso Müzesi, Port Vell, Montjuic Tepesi, La Font Magica (Sihirli Çeşme) gösterisi, Poble Espanyol (İspanyol Köyü), Casa Batilo ve Mila, şehrin 70'e yakın parklarından biri olan Park Güell, La Sagrada Familia, Boğa Güreşi Arenası, Katalan Ulusal Sanat Müzesi, Modern Sanat Müzesi, Flamenko gösterileri, tapas lezzetler, crema Catalana… Akdeniz kültürü…

"Hop-on Hop-off"

Birkaç günde dolaşılabilir mi Barselona… Bence evet. Şehir turu yapan iki katlı üstü açık otobüsler bunun için iyi bir fırsat… İstediğiniz durakta inip gezip daha sonra gelen bir otobüsle devam etmek mümkün… Günlüğü, bugünlerde 30 Euro'dan 27'ye inmiş durumda… Taksi tutmaktan, metroya falan binmekten çok daha ekonomik… "Hop-on Hop-off" da denilen bu otobüslerde birçok dilde rehberlik hizmeti de veriliyor.  

Las Ramblas'nın hoşunuza giden yerlerine uğrayıp hola! (merhaba) diyerek mutlaka yürümenin keyfini çıkarmalı. Şehrin en önemli meydanı Katalanya'dan (Plaça de Catalunya) geçip (alışveriş merkezlerinden El Corte Inglez de burada) denize, Kristof Kolomb Anıtı'na doğru bir yürüyüş olacak bu. Las Ramblas  Arapça "kurumuş nehir yatağı"  anlamındaki "ramla" sözcüğünden geliyor. Gerçekten de 1200'lü yıllarda yerinde bir dere akıyormuş…

"Bu caddenin sonu gelmesin!"

İspanyol şair Federico Garcia Lorca, Las Ramblas Caddesi için "Dünyada sonunun gelmesini istemediğim tek sokak" demiş. Kafeler, çiçek satıcıları, opera tutkunları, alışveriş tutkunları, canlı heykellerle gerçekten bitmesini istemeyeceğiniz caddenin ortasındaki geniş alanda zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.

Plaça de Catalunya'dan çıkar çıkmaz 19. yüzyıldan kalan çeşme Font Canaletes bulunuyor. Efsaneye göre bu çeşmeden su içenler Barselona'ya âşık olup bir gün mutlaka geri dönerlermiş.

Sağınızda kalacak 1217 tarihli Boqueria'ya mutlaka uğramalı, envai çeşit, sebze, meyve, et ve balığın satıldığı, küçük restoranların bulunduğu bu pazarın tadını çıkarmalısınız. Yine sağınızda Gran Teatre del Liceu, yani opera binası yer alacak… 1568 yılında yapılıp sonra defalarca restore edilen Teatre Principal da hemen yakınında…

Trafik, sözünü ettiğim yürüyüş alanının iki yanından akıyor. Sağlı sollu turistik dükkânlar, pastaneler, restoranlar, oteller, bütün balkonlarından çiçek sarkan yapılar Las Ramblas'ın özelliklerinden…

Las Ramblas'a açılan Plaça Reial (Soylu Meydanı) 19. yüzyıldan palmiyeli bir meydan. Binaların altlarında turistik restoranlar. Meydanı aydınlatan lambaları Antoni Gaudi tasarlamış.

Gaudi'nin şehri!

Gaudi deyince hemen bir parantez açayım: Antoni Gaudi'nin Sagrada Familia Bazilikası, Park Güell, La Pedrera ismiyle de anılan Casa Mila ve Casa Batilo Barselona'da görülecek yerler arasında olmazsa olmazlardan…

Caddenin sonunda Kolomb'un anıtına ulaştığınızda tepesine asansörle çıkmak mümkün…
Sol tarafa doğru yöneldiğinizde Bari Gotic (Gotik Bölge) sınırlarına gireceksiniz… Daracık sokaklar, birbirinin üstüne devrilecek gibi duran yığma binalar arasından geçip tarihi katedrale ve Sant Jaume Meydanı'na ulaşacaksınız. Bu günlerde hemen her gün bir gösteri yapılan bu meydandaki Katalan Parlamentosu (Generalitat) ve Belediye Binası (Ajuntament) da görülüp fotoğrafı çekilecek yerler arasında…

Picasso Müzesi

Ortaçağ'dan kalan üç sarayın restorasyonu sonucu ortaya çıkan Pablo Picasso Müzesi de bu bölgede… Oradan limana, Port Vell'e geçip Akdeniz'i soluyarak yürümek keyifli…

Şehrin akvaryumu da burada… Derken, olimpiyat için kum getirilerek oluşturulmuş plajlarda, şehrin hemen ortasında kıyafetlerinizi çıkarıp mevsim uygunsa denize girmeniz mümkün… Barselona'nın merkezindeki 4,5 kilometrelik kıyı şeridinde 9 plaj bulunuyor.

Önce şehre bir tepeden baktım

Ben, Barselona'a turuma bu kez Montjuic'ten başladım… Şehrin ikinci önemli meydanı Plaza d'Espanya'dan geçerek gidiliyor. İspanya'nın etrafındaki üç denizi (Akdeniz, Atlantik Okyanusu ve Biscaya Körfezi) sembolize eden çeşme de orada. Bir zamanlar boğa güreşlerinin yapıldığı Las Arenas günümüzde alışveriş merkezine dönüştürülmüş…

İçinde mağazalar ve restoranlar yer alıyor. Venedik San Marco Meydanı'ndaki kuleyi anımsatan yapıların yanından, Barselona kongre merkezlerinden birinin önünden geçip eski bir saray olan Katalanya Ulusal Sanat Müzesi'ne ulaşacaksınız. Müzenin önündeki Sihirli Çeşme'de (Fontana Magica) akşamları ses ve ışık gösterileri yapılıyor. Ben, birini biraz olsun izleme fırsatı yakaladım…

Tırmanmaya devam. Beş dakika kadar sonra karşınıza Poble Espanyol (İspanyol Köyü) çıkacak. Burada İspanya'nın değişik köşelerinin mimari özelliklerini taşıyan binalar bulunuyor. Onlardan restoran olan birisinde bir flamenko gösterisi izlediğimi de ekleyeyim. Tepeye doğru tırmanırken 1992 Olimpiyatları'nın yapıldığı yeri, Telekomünikasyon Kulesi'ni, 1929 tarihli stadı, solundaki olimpiyat meşalesini göreceksiniz… Barselona isimli şarkıyı Freddie Mercury ve İspanyol soprano Montserrat Caballe işte burada söylemişler.

Miramar isimli şehri tepeden seyredebileceğiniz nokta, biraz ilerde... Buraya teleferikle çıkmak ve inmek de mümkün… Joan Miro Müzesi de yakınlarda...

Şehrin kıyıcağındakiler

Barselona'da biraz daha fazla kalayım diyorsanız… Sitges ve Montserrat'a gitmenizi de öneririm. Sitges'e ulaşım çok kolay. Sants ya da Passeig de Gracia istasyonlarından her yarım saatte bir kalkıyor. Yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuktan sonra bu güzel sahil kasabasına ulaşabiliyorsunuz.

Figueras'daki Dali Müzesi de görmeye değer yerler arasında. Trenle bir buçuk saat. Hemen yakınında Cadaques (Salvador Dali nin yaşadığı köy) var…

Ve lezzetler…

Barselona'da ne yenilir diye soranlara verilen yanıt, tapas ve paella… Tapasla başlayalım. Tapas, ortaya paylaşmalık gelen küçük İspanyol mezelerine verilen ad. Eskiden İspanyollar içkilerinin içine toz, sinek girmesin diye bardakların üzerine tabak koyarlarmış, üzerine de atıştırmalıklar. Adının oradan geldiği söyleniyor. Aslında tapas genel bir isim. Tapas barlarda 2-3 Euro'ya satılan minik porsiyonların adı ‘pinchos'. Bazılarında tam ya da yarım porsiyon tabaklar da var… Bir restorana girip hemen oracığa taburelere kurulup bir içecek eşliğinde tapas yemek, kullandığınız kâğıtları, peçeteleri ise yere atma konforunu yaşamanız mümkün… Bir küçük hatırlatma, bu keyif, akşamüzerleri yaşanıyor. Barselona'da akşam yemeği, 22.00'den sonra yeniliyor…

Tapas konusunu kolay hazırlanacak iki tarif ile kapatalım:

Köy ekmeklerini kızartın; sıcakken üzerine zeytinyağı sürün ve sarımsak ile ovun. Daha sonra rendelediğiniz taze domatesi ekmeklerin üzerine gezdirin. Tapasınız hazır…
Pimientos del Padron Galicia bölgesine ait bir biber. Zeytinyağında kızartılıyor ve sıcak sıcak üzerine deniz tuzu serpiliyor… Ben, İstanbul'a da getirdim…

Yemek atölyesinde…

Deniz ürünleri ile kendi paellamızı hazırladığımız bir atelye, Barselona yolculuğumun sürprizlerinden biri oldu… Paellanın eskiden krallar veya soylular için hazırlanan muhteşem sofralardan arta kalanların Katalan dilinde paella adı verilen tavalarda pirinçle karıştırılarak yeniden pişirilip hizmetkârlara ve fakir halka dağıtılan yemekler olduğu söyleniyor… Ne diyeyim?! Ben, hikâyesi öyle veya böyle olsun, hazırladığımız paelladan pek memnun kaldım…

Aynı atölyede yaptıklarımızdan biri pek meşhur olan crema Catalana tatlısı idi… Tarifini de aldığım o lezzet, şöyle hazırlanıyordu:

Malzemeler
1 litre süt
1 limon kabuğu rendesi
1 çubuk tarçın
6 yumurtanın sarısı
200 gr şeker
40 gr nişasta

Yapılışı
1 litre süt, limon kabuğu rendesi ve bir çubuk tarçınla birlikte kaynatılır. Bir kapta şeker ve yumurta sarıları beyazlaşıp köpürene kadar çırpılır. Yavaş yavaş kısık ateşte pişen süte ilave edilir… Nişasta da sütle karıştırılıp açılır ve tencereye eklenir. Sürekli karıştırılarak koyulaşana kadar pişirilir. Koyulaştığı anda ocaktan alınıp tarçın çubuğu çıkarılır. Cam veya toprak kaselere dökülür.

Buzdolabında 2-3 saat bekletildikten sonra üzerine şeker koyulup ateş tabancasıyla veya fırında karamelize edilir…

Afiyet olsun…

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.