15 °C

“Hayırseverlik”, Anadolu’da binlerce yıldır sürüyor…

Koç Üniversitesi Araştırma Merkezleri’nden Suna & İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AKMED), Vehbi Koç Vakfı’nın 50. yılı kapsamında “Hayırseverlik” kavramının yeniden ele alındığı sempozyuma ev sahipliği yaptı.

“Hayırseverlik”, Anadolu’da binlerce yıldır sürüyor…

Koç Üniversitesi Araştırma Merkezleri’nden Suna & İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AKMED), Vehbi Koç Vakfı’nın 50. yılı kapsamında “Hayırseverlik” kavramının yeniden ele alındığı sempozyuma ev sahipliği yaptı. Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) ve Stavros Niarchos Geç Antik Çağ ve Bizans Araştırmaları Merkezi (GABAM) işbirliğiyle gerçekleştirilen sempozyumda, “Hellenistik ve Roma İmparatorluğu döneminde Anadolu'da varlıklarını sürdüren kent-devletleri, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı toplumlarında hayırseverlik anlayışı, hayırseverlik kurum ve kuruluşlarının işleyişi ve toplumdaki rolleri” ele alındı.

Antalya Kaleiçi’nde bulunan AKMED Konferans Salonu’nda devam eden sempozyumun açılış konuşmaları Vehbi Koç Vakfı Genel Müdürü Erdal Yıldırım, AKMED Direktörü Prof. Dr. Oğuz Tekin ve SOAS, Londra Üniversitesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Scott Redford tarafından yapıldı.

Araştırmalarıyla alanında ses getiren bilim insanlarının yer aldığı sempozyumun ilk gününde Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemlerinde Anadolu’da Hayırseverlik kavramı ele alındı. Sempozyumun devamında ise; Genç Antik ve Bizans Dönemleri”, “Selçuklu Dönemi ve “Osmanlı Dönemi’nde Hayırseverlik” konuları tartışıldı. Sempozyum'da arkeolojik, epigrafik, edebi ve tarihsel kaynakların ışığında, Eskiçağ toplumlarının hayırseverliğe bakışı, devletlerin bu konuya yaklaşımı, hayırseverlerin elde ettiği onur ve övgüler değerlendirildi. Sempozyumun son oturumu ise günümüzdeki hayırseverliğe ayrıldı. Geçmişin deneyim ve temellerinden beslenen günümüzdeki hayırseverlerin ve hayırseverlik kurumlarının geldiği nokta ve geleceği geniş bir çerçevede ele alındı. 

“Önemli bir rol model”

Sempozyumun açılışında konuşan Vehbi Koç Vakfı Genel Müdürü Erdal Yıldırım, Vakfın Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk özel vakfı olduğunu ve bundan tam 50 yıl önce Türkiye'deki geçmişi eskilere dayanan ancak unutulmaya yüz tutmuş vakıf geleneğini canlandırmak amacıyla kurulduğunu hatırlattı. Erdal Yıldırım şöyle devam etti:

“Vakfımız, ‘yapan biri bulunur elbet’ demeden ‘üstümüze vazife’ yaklaşımıyla çalışıyor. Vehbi Koç Vakfı, ülkemizde sivil toplumun ve hayırseverliğin gelişimine büyük katkılar sağlayan önemli bir rol model oldu. Taşın altına sadece elimizi değil, yüreğimizi de koyarak hareket ediyoruz. Yarım asrı geride bırakırken bu yıl ‘hayırseverlik’ teması etrafında bir dizi faaliyet gerçekleştireceğiz. 

Vaktini, emeğini, uzmanlığını veya maddi kaynaklarını kamusal fayda yaratmak için seferber eden herkes hayırseverdir. Biz kendi hikâyemizi anlatırken herkesin üstüne vazife edinerek fark yaratabileceği bir alan olduğunu göstermeye çalışıyoruz. 50. yılımız vesilesiyle bugüne kadar Vehbi Koç Vakfı’na emeği geçen kişi ve kurumlar ile Vakıf faaliyetlerimizi bir araya getirdiğimiz bir ansiklopedi de hazırladık. Bu ansiklopedinin, sivil toplum dünyası ve kamuoyu için geniş kapsamlı bir kaynak olacağını umuyoruz.”

“Onur ve övgü kazandırdı”

AKMED Direktörü Prof. Dr. Oğuz Tekin, Anadolu’da Hayırseverliği konu alan bir sempozyum fikrinin iki yıl önce şekillendiğini belirtti. Oğuz Tekin, Koç Üniversitesi’nin üç merkezinin işbirliğiyle düzenlenen sempozyumun kronolojik kapsamının Hellenistik Dönem'den günümüze değin uzanan yaklaşık 2.300 yıllık bir dönemi kapsadığına değindi. Anadolu’da hayırseverliğin gelişimini de özetleyen Oğuz Tekin şöyle devam etti:

“Devletlerin her dönemde özellikle ekonomik açıdan kendi toplumlarına yettikleri söylenemez. İşte bu noktada toplumdaki varlıklı yurttaşlar, kendi servetlerinin bir kısmını içinde yaşadıkları devlete ve topluma aktarmışlar, karşılığında devlet ve yurttaşlar tarafından büyük bir onur ve övgü kazanmışlar, hatta heykelleri dikilmiştir. Hayırlı bir iş için gösterdikleri hayırseverliğin onur, erdemle geri dönmesi, devlet protokolünde kendilerine yer verilmesi ve toplumun seçkin yurttaşları olarak kabul görmeleri, varlıklı yurttaşları hayırseverliğe özendirmiş ve hayırseverlik adeta kurumsal bir kimlik kazanmıştır.

Eskiçağ'da hayırseverlerin içinde yaşadıkları kente çeşitli kamu yapıları ve yol yaptırmaları, festivallerin organizasyonunu üstlenmeleri, fakir ve muhtaçlara yardım etmeleri, aşevleri ve şifahaneler tesis ettirmeleri, eğitim faaliyetlerine katkıları ve zamanla bütün bu işleri oluşturdukları kurumlar aracılığıyla yapmaları hayırseverliğin zamanla ‘Vakıf’ olarak adlandırılan bir kimlikte vücut bulduğunu göstermektedir.

Hayırseverlik ya da hayırsever yaklaşım -geçmişte olduğu gibi- günümüzde de bir yandan varlıklı yurttaşların münferit çabalarıyla öte yandan kurumlar ve/veya vakıflar aracılıyla  içinde bulundukları toplumun gelişimine önemli katkı sağlamaktadır.”

“Pazarın Cazibesi”

Sempozyum sürerken, AKMED Antalya Kaleiçi Müzesi’nde 31 Ağustos’a kadar süren “Pazarın Cazibesi: Tarih Boyunca Akdeniz Dünyasında Alışveriş” sergisini de Prof. Dr. Oğuz Tekin rehberliğinde gezme fırsatı bulduk. Küratörlüğünü numismatik alanında Türkiye’nin önde gelen biliminsanlarından olan Tekin’in üstlendiği sergi, uygarlık tarihinin en eski sikkeleri ve tartı araç gereçlerini tarih meraklılarıyla buluşturuyor. Sergide, tarihte ilk kez Anadolu’da Lidya Krallıkları tarafından basılan sikkelerin yanı sıra eski Mısır’dan Mezopotamya uygarlıkları ve Osmanlı İmparatorluğu’na kadar uzanan Akdeniz dünyasında kullanılan ödeme araçlarının yanı sıra tartı araç gereçleri sergileniyor.

Çeşitli koleksiyonlardan derlenen eserlerin, uygarlık tarihine ışık tutan en önemli kamusal araçlar arasında olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Tekin, eserlerin bir kısmının bu sergiyle ilk kez gün ışığına çıktığına dikkat çekerek şu bilgiyi paylaştı:

“Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarını kapsayan Yakın Doğu’da pazarlar, çarşılar gibi alışveriş mekanları hakkında fazla bir bilgimiz olmasa da pazarların şehirlerin en uygun açık alanlarında kurulduğu tahmin edilebilir. Klasik Çağ’dan başlayarak Hellenistik, Roma İmparatorluğu, Bizans ve Osmanlı toplumlarında ise belirli bir planda inşa edilen mekânlarda yapılan alışveriş, belli bir disiplin içinde gerçekleşmekteydi. Pazar yeri; Eski Yunanlarca agora, Romalılarca forum olarak adlandırılıyordu. En basit tanımlamayla agora, sütunlu galeri ve dükkan dizileriyle çevrili üstü açık kare bir mekandır. Agora’da yer alan dükkânların ön tarafında bir tezgâh ve içinde de satılacak mallar yer alırdı. Satıcı tezgâhın hemen gerisinde durur, müşterinin istediği malı – tartılması gerekiyorsa- terazi veya kantarla tartarak verirdi. Ege ve Akdeniz dünyasına yayılmış bulunan Eski Yunan ve Roma toplumlarında agoraya daha ziyade erkekler, köleler veya yaşlı kadınlar giderdi; genç kadınlar ancak eşleriyle birlikte agoraya gidebilirdi.”

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.