20 °C

(11:00)"İklim değişikliğinin faturasını yoksul ülkeler ödeyecek"

(11:00)"İklim değişikliğinin faturasını yoksul ülkeler ödeyecek"

(11:00)"İklim değişikliğinin faturasını yoksul ülkeler ödeyecek"

ANKARA - İklim değişikliğinin en yüksek faturasını, yoksul ülkeler ve onların vatandaşları ödeyecek. Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) 2008 Çevre Durum Raporu'nda, 'önce insan, önce çevre' anlayışı yerine bugün 'önce ekonomi, önce tüketim, önce kar anlayışı'nın hakim olduğu, çevre sorunlarının önemli etmenlerinden biri olan tüketimin çevre ile birlikte anılmaya başlandığı ifade edildi. Üretim ve tüketim artışıyla iklim değişikliğinin meydana geldiği ve bunun en büyük sorumlularının gelişmiş ülkeler olduğu vurgulanan raporda, şu ifadelere yer verildi: "Dünya nüfusunun yüzde 15'ini oluşturan zengin ülkeler, toplam karbondioksit salınımının yarısından sorumludur. Buna rağmen iklim değişikliğinin en yüksek faturasını yoksul ülkeler ve onların vatandaşları ödeyecektir. Gelişmiş ülkelerde kişi başına fosil yakıt kullanımı hala artmaktadır. Her sektör devasa ölçülerde ve gittikçe de artan enerji taleplerinde bulunmaktadır. Dünyadaki bütün insanların bazı gelişmiş ülkelerdekilerle aynı seviyede sera gazı üretmesi durumunda, 9 gezegene daha ihtiyaç duyulacağı öngörülmektedir." "İshal ve sıtma gibi salgın hastalıkların şiddeti artacak" Raporda, büyümeyi hızlandıran ekonomik modelin ve savurgan tüketimin, ekolojik yaşamı tehdit ettiği ve küresel ısınmayı tetiklediği belirtilerek, şunlar kaydedildi: "Ortalama küresel sıcaklık, 1906'dan beri yaklaşık 0,74 derece arttı. Bu yüzyıl içinde öngörülen yükselme ise 1,8-4 derece arasında. Bazı bilim insanları 2 derecelik yükselmenin, dünyayı büyük ve geri dönüşü olmayan tahribattan önceki aşamaya getireceğine inanıyorlar. Daha yüksek sıcaklıkların, ishal ve sıtma gibi salgın hastalıkların şiddetini arttıracağı ve küresel besin üretiminin azalacağı düşünülüyor." "Dünya nüfusunun sadece yüzde 5'i suyunu şirketlerden alıyor" Dünyada su politikalarının, suyu kamusal bir hizmet olmaktan çıkardığı, suyun kaynaktan temini, işlenmesi, iletimi ve arıtımının serbest piyasa koşullarında yapılmasının önünü açtığı ifade edildi. Küresel politikalarla suyun metalaşması ve özelleştirilmesi sonucu temiz, içilebilir suya erişim hakkının göz ardı edildiği belirtilerek, "Dünya nüfusunun sadece yüzde 5'i suyunu şirketlerden alıyor. Bu şekilde bile su şirketlerinin yıllık gelirleri dünya petrol ticaretinin yıllık gelirinin yarısına ulaşmış durumda. Sadece bu potansiyel dahi suya ulaşma hakkının nasıl bir tehdit altında olduğunu göstermek için yeterlidir" değerlendirmesine yer verildi. Türkiye nüfusunun 20 yılda 87 milyona ulaşmasının beklendiği ve bu durumda yıllık kişi başına düşen su rezervinin bin 42 metre küpe düşeceği ifade edilerek, bu rakamın, su fakiri olarak tanımlanan ülkelerdeki yıllık kişi başına düşen su miktarına çok yakın olduğu vurgulandı. "Bazı türler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya" Raporda, Türkiye'nin endemik bitkiler açısından çok zengin olmasına rağmen, bazı türlerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu kaydedildi. Dünya Koruma Birliği (IUCN 2001) kriterlerine göre, Türkiye'deki endemik türlerin yaklaşık 600'ünün "Kritik CR", 700'ünün ise "Tehlikede EN" kategorilerinde yer aldığı belirtilerek, bu türlerin etkin korunması için alınan tedbirlerin yetersiz olduğuna işaret edildi. "Yabani türlerin doğal yapılarında sapmalar oldu" Raporda, genetiği değiştirilmiş organizmalardan (GDO) mısır, buğday, soya fasulyesi gibi ürünlerdeki genlerin, doğal bitki türüne atlayarak genetik çeşitlilik kaybına neden olduğu, yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara yol açtığı ve ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeyi bozduğu kaydedildi. "Doğal, tarihi ve kültürel varlıklar yok ediliyor" Türkiye'deki ormanlar, kıyılar, doğal, tarihi ve kültürel varlıkların yok edildiği de ileri sürüldü. Doğal, tarihi ve kültürel değerlerin, turizmin baskısı altında olduğu ifade edilerek, şu görüşlere yer verildi: "Ülkemizde turizm faaliyetlerinin yüzde 79'u Nisan-Ekim aylarında, Ege ve Akdeniz kıyılarında yoğunlaşmaktadır. Bu yoğunluk önemli çevresel baskılar meydana getirmektedir. Turizm faaliyetlerinden kaynaklanan gürültü, hava kirliliği ve atıklar, turizmin alt yapısını oluşturmak için hızlı konutlaşma ve çarpık kentleşme, ayrıca ikinci konut denilen yazlık inşaatları nedeniyle verimli tarım topraklarının betonlaşması, flora ve fauna üzerine olumsuz etkileri çevre üzerindeki en önemli baskı unsurlarıdır."