Arap dünyasıyla krizimiz büyüyor

Suudi Arabistan’da başlayan boykot, Fas, Mısır ve Tunus gibi ülkelere yayılırken, BAE de İsrail ile ekonomik ilişkileri geliştirme yönünde girişim başlattı. Emekli Büyükelçi Mithat Rende, Türkiye’nin Ortadoğu politikasını gözden geçirerek bir hasar kontrolü yapması gerektiğini belirtti.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Suudi Arabistan’da dört büyük süpermarket zincirinin de katılmasıyla büyüyen Türk mallarına karşı boykot, Fas, Tunus ve Mısır gibi ülkelere de yayılmaya başladı. 10 Ekim’de Türkiye’nin önde gelen sivil toplum ve meslek kuruluşlarının çağrısına rağmen, boykot sosyal medya aracılığıyla daha da büyüyor.

Fas, Türk malına %90 vergiyi 5 yıl uzattı

Birkaç gün önce Fas’ta meclis, 1.200 Türk menşeli ürüne uygulanan yüzde 90 ilave gümrük vergisini 5 yıl süreyle uzatmaya karar verdi. North Africa Post haberine göre Fas hükümeti geçen Perşembe, Türkiye ile imzalanan ve son olarak 24 Ağustos’ta iki ülkenin gözden geçirdiği serbest ticaret anlaşmasına (STA) ilişkin 54.20 nolu yasada değişikliğe giderek ilave vergileri 5 yıl uzattı. Morocco World News haberine göre, bu kararda temel neden Fas’ın Türkiye ile ikili ticaretinde 2006 yılından bu yana açık veriyor olması. Ülkede Türkiye ile yapılan STA’nın ekonomiye zarar verdiği tartışma konusu olurken, Sanayi Bakanı Moulay Hafid Elalamy, 2019 yılında STA’nın Fas’a Türkiye ile 1,2 milyar dolar ticaret açığına mal olduğunu dile getirdi.

"Mısır ve Tunus gümrüklerinde yavaşlatma"

Suudi Arabistan ile Fas’ın ardından Mısır ve Tunus’tan da Türk mallarına yönelik ilk ambargo sinyalleri gelmeye başladı. DÜNYA’ya konuşan lojistik sektörü temsilcileri Mısır ve Tunus gümrüklerinde Türkiye’den gelen malların bilinçli olarak bekletilmeye başladığını aktardı. Lojistikçiler ve ihracatçılar Dubai’de de benzer bir durum yaşanmasından endişe ediyor.

“BAE-İsrail 6,5 milyar dolar hedefliyor”

Tüm bu gelişmelere paralel, Türkiye’nin bölgedeki en büyük ticaret ortağı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) İsrail’e ilk resmi delegasyonunu gönderdi. BAE kabinesi de geçen ay ABD hükümeti aracılığıyla İsrail’le ilişkilerin normalleşmesi için imzaladığı mutabakatı hafta başında onayladı. Böylece BAE, Bahreyn’le birlikte Ortadoğu ülkelerinin İran'a karşı stratejik bir yeniden yapılanmaya girmesiyle 25 yıldır İsrail'le ilişki kurmak için adım atan ilk Arap devletleri oldu. Reuters, ABD yüksek rütbelilerinin de eşlik ettiği bir BAE heyetinin dün İsrail’e uçtuğunu yazdı. Bloomberg’deki bir habere göre İsrail Maliye Bakanlığı iki ülke arasındaki ikili ticaretin 2 milyar dolarla başlamasını, işbirliği olgunlaştıkça da 6,5 milyar dolara ulaşmasını öngörüyor. Dün gerçekleşen ilk ziyarette İsrailli sulama şirketi Netafim’in BAE’de ofis açmaya karar verdiği belirtilirken, BAE’nin devlete ait haber ajansı WAM, bunun iki ülke arasında dün imzalanan dört anlaşmadan biri kapsamında gerçekleştiğini belirterek detay vermedi. BAE ve İsrail arasında imzalanan memorandumlardan biri de İsrailli boru hattı şirketi EAPC'nin BAE doğalgazını Avrupa'ya taşımasına ilişkin. 

“Ortadoğu’da hasar kontrolü  yapıp, diyalog başlatmalıyız"

Emekli Büyükelçi Mithat Rende Türkiye’nin Ortadoğu ve Arap dünyasına yönelik politikası ile Suudi Arabistan’da başlayıp Mısır ve Fas gibi diğer bazı Arap ülkelerine yayılan Türk mallarına karşı boykotu DÜNYA’ya değerlendirdi. Rende, Türkiye’nin Suriye, Irak, Libya’da izlediği politikaların, Katarla yakın siyasi askeri ve ekonomik ilişkilerin kendilerini Arap Dünyasının ağabeyleri olarak gören bazı Arap ülkelerinde ciddi rahatsızlıklara yol açtığını belirtiyor. Tecrübeli diplomatın tavsiyesi anılan ülkelerle diplomasi kapılarının açık tutulması,Türkiye’nin Ortadoğu’da her ülkeyle konuşabilecek, diyalog ve işbirliği kanallarını açık tutacak bir noktaya gelmesi ve hasar kontrolü yapması.

Suudi Arabistan’da Türk mallarına karşı boykot neden başladı?

Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz esasen bir süredir aşağı yönlü bir trend izliyordu. Katar’la 2014 yılında imzaladığımız askeri işbirliği anlaşması Suudi makamlarında rahatsızlığa yol açmıştı. Anılan anlaşmanın Suudi Arabistan’ın başını çektiği Katar’a yönelik abluka ve yaptırımların uygulamaya konulduğu ilişkileri olumsuz yönde etkileyen diğer bir husus 2017 yılında TBMM’nin onayından geçmesi, ardından Katar’a ek kuvvet konuşlandırılması önemli bir kırılma noktası oluşturdu.

Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkileri olumsuz yönde etkileyen bir diğer husus Katar ve müttefiki Türkiye’nin, bölgede aleyhlerinde faaliyet gösteren bazı siyasi İslamcı akımları desteklediği yönünde oluşan kanaat. Örneğin Müslüman Kardeşler yapı itibariyle Körfezdeki kraliyet ve emirliklerin meşruiyetini sorguluyor. Veliaht Muhammed Bin Salman’ın yönetime geçtiği yeni dönemle birlikte ilişkiler daha da bozuldu. Cemal Kaşıkçı cinayeti ise gerilen ilişkilerde tuz biber oldu.

“Bir tek Katar’la konuşabiliyoruz, bu değişmeli”

Ortadoğu ve Körfez ülkelerine yönelik politikamızda bir iki ülkeye bağlılık sağlıklı ve sürdürülebilir bir durum değil. Siyasi ve ekonomik çıkarlarımız için ilişkilerin tüm bölge ülkeleriyle normalleştirilmesi için ciddi çaba harcamak lazım. Bu amaçla özel sektör, sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları devreye sokulabilir, istihbarat birimleri hatta gerekirse diğer dost ülkeler devreye girebilir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Ürdün, İsrail, Suriye, Bahreyn ve Irak’la karşılıklı güven ve itimadın geliştirilmesi Türkiye’nin gündeminde ön sıralarda olmalı.

Dış politikanın belirlenmesi ve uygulanmasından sorumlu olması gereken Dışişleri Bakanlığında gelenek diplomasi kanallarının her durumda açık tutulmasıdır. Rusya’nın Orta Doğu’da izlediği politikayı dikkatle izlemekte yarar var. Bakın Rusya, herkesle konuşabiliyor. Mısır’la derin tarihi ve kültürel bağlarımız var. Yöneticilerin kimliğine odaklanmadan, daha fazla vakit geçirmeden, her iki tarafın yararına açılımlar hatta gerekirse bazı fedakarlıklar yapılmalı. Türkiye’nin son 7 yıldır Kahire’de Büyükelçi bulundurmama lüksü olmamalı. Aynı durum Mısır için de geçerli. İki ülkenin Doğu Akdeniz’de, gerek deniz yetki alanları gerek doğal gaz gibi önemli enerji kaynaklarının ekonomiye kazandırılması konularında harcadığı, heder ettiği ciddi fırsatlar çıktı. Özetlemek gerekirse, Türkiye’nin Ortadoğu’da bir çok ülkeye ilişkin dış politikasını yeniden gözden geçirip hasar kontrolü yapma zamanı geldi, hatta geçti.

“Boykot müteahhitlerimizi de vurabilir”

Türk mallarına karşı uygulanan boykot müteahhitlik sektörünü de vurdu. Orta Doğu ve özellikle Körfez ülkelerinde proje üstlenen müteahhitlerimiz endişe içerisinde.

Geçtiğimiz günlerde Müteahhitler Birliği Başkanı aradı ve inşaat halindeki projelerin bile durdurulmasının ihtimal dahilinde olduğunu belirtti. İlişkiler onarılmadığı takdirde, bu gayri resmi boykot, ekonomimizin güçlü unsurlarından biri olan müteahhitlik sektörünü de büyük zararlara sokabilir.