20 °C

ASO meslek komitesi: Stokçuya yaptırım şart

ASO ve DÜNYA Gazetesi’nin ortaklaşa düzenlediği Yuvarlak Masa Toplantısı’nın pandemi nedeniyle zoom üzerinden gerçekleştirilen bu ayki katılımcıları; 3 numaralı Muhtelif Gıda Sanayii ve 4 numaralı Un ve Unlu Mamuller Sanayii komiteleri oldu.

ASO meslek komitesi: Stokçuya yaptırım şart

ANKARA-DÜNYA

Gıda, un ve unlu mamuller pandemi ile birlikte üzerine en çok konuşulan sektörlerden biri oldu. Sektör temsilcileri durumu “Parayla bile gıdaya ulaşamama endişesi başladı” diyerek özetlerken, gıdayı geliştirecek tarım üretiminin desteklenmesini istiyor. Sektör stokçularının da cezalandırılmasını talep ediyor. Özellikle 5 milyon gencin işsiz olduğuna dikkat çeken sektör temsilcileri, bu gençlerin tarım ve tarım sanayiine çekilmesi için cazip hale getirilmesini istiyor.

Ankara Sanayi Odası (ASO) ve DÜNYA Gazetesi tarafından düzenlenen ve her ay bir sektörün mercek altına alındığı “Yuvarlak Masa” toplantısı, pandemi nedeniyle online olarak gerçekleştirildi.

ASO 3 numaralı Muhtelif Gıda Sanayii ve 4 numaralı Un ve Unlu Mamuller Sanayii komitelerinin Yuvarlak Masa’ya katılan temsilcileri, pandemi döneminde hammadde fiyatında spekülatif artışlar olduğunu belirterek, bunun sürdürülebilir olmadığını kaydettiler. İlk dönemlerde endişeyle büyük bağlantılar yapıldığını fakat daha sonra talebin kesilmesiyle sıkıntı yaşandığını ifade eden yetkililer, vergi ve prim gibi birçok yükümlülüğün ertelenmesinden dolayı, ödeme dönemi olan yılın son çeyreğinde Türkiye’yi zor bir dönemin beklediğini vurguladılar. Yetkililerin stokçunun canı yanacağına yönelik açıklamalarını hatırlatan sektör temsilcileri, bu noktada somut şeyler görmek istediklerinin altını çizdiler. Sektör temsilcilerinin görüşleri şöyle:

Mete Çağlayan / Besice Tarım Ürünleri Sanayi Ticaret Ltd. Şti. sahibi:
Enerjiyi çok kullanan sanayicinin enerji birim fiyatı yüzde 30 arttı

• Tarımda bugüne kadar çok sağlıklı bir politika oluşturulamaması, üretim planlaması yapılamaması sebebiyle tarım arazilerinde ciddi bölünmeler oldu. Bu sorunun çözümü için bölgelere uygun ürünlere yönelik satın alma garantili tarımsal üretim modeline geçilmeli. Yanı sıra tarım organize sanayi bölgelerinin (OSB) de kesinlikle hızlandırılması, bu işi daha profesyonellerin yapması gerekiyor. Bugün hizmetler sektöründe, sanayiden daha çok istihdam oluşturuluyor. Örneğin 500-600 metrekarelik restoranda 70-80 kişi çalışırken, sanayide bu kadar insanın çalıştırılması mümkün değil. Bu noktada da insanların daha çok tarıma yönlendirilmesi gerek. Bugün buğdayın tonu bin 900 lira civarında ama bence 2 bin 500 lira olmalı ki çiftçi yaptığı işten keyif alsın ve para kazansın. Kooperatifçilik konusunda ASO'nun bir çalışması vardı. Tarım ve Orman Bakanlığına, kullanılmayan tarım arazileri ve devlet üretme çiftlikleriyle ilgili bir proje verdik. Buralarda Tarım OSB kuralım ve stratejik ürünler üretelim dedik. Fakat şu ana kadar bir dönüş olmadı.

Öte yandan pandemi döneminde ertelenen yükümlülükler, yılın son çeyreğinde ödenmeye başlayacak. Ekonomi yönetimi aslında diğer ülkelerin yaptığı gibi piyasaya para pompaladı. Zaten bunun başka yolu yoktu ancak, bunun bir süre sonra enflasyonist ortam oluşturacağı düşünülüp para geri çekilmeye çalışılırsa, bu ertelenen yükümlülükler nasıl ödenecek. Maalesef yılın son çeyreğinde Türkiye'yi zor bir dönem bekliyor.

Dünya Çin'e alternatif üretim lokasyonları aramaya başladı. Bu Türkiye için önemli bir fırsat ve süreç çok iyi yönetilmeli. Dünya gıda fiyatlarında çok ciddi yükseliş bekliyorum.

İhsan Cahit Kızıldel / Organize Tavukçuluk ve Yem San. Tic. AŞ Yönetim Kurulu Başkanı:
Hammaddede spekülatif fiyat artışı yaşandı

• Pandeminin başlangıcında hammaddeye ulaşmak zor oldu. Limanlarda mal olmayacak, gemiler gelemeyecek diye hammadde fiyatlarında spekülatif artışlar oldu. İlerleyen süreçte hammadde bulunabilirliği ortaya çıkınca hammadde fiyatlarında gevşeme oldu.

TMO arpada 1250 lira fiyat açıklarken Türkşeker piyasaya girince fiyat 1350 liraya çıktı. Karma yem üretiminde hammaddeyi hangi fiyattan alırsak yemi de o fiyata satıyoruz. Belki arpa üreticisini koruyacağız diye düşünüldü ama karma yemin satış maliyeti arttı.

Yemde kullanılan GDO'lu soyanın izni 2020 sonunda bitiyor. Bu konuda kanun çok sert olduğu için hiçbir kuruluş yeniden izin için başvurmadı. Olması gereken AB'nin gıda için kabul ettiği genleri, Türkiye'nin de hayvan yemi için kabul etmesidir.

Beyaz et en ucuz hayvansal protein kaynağı. Eğer devlet bu konuya bir çözüm getirmezse 2020'nin sonuna doğru biz sıkıntı yaşamaya başlarız. Sanayicilerin bir diğer sıkıntısı da yenilenebilir enerji uygulamalarında. Tüketim miktarı yüksek olan abonelerde elektrik birim fiyatlarında yüzde 30'a varan artışlar yaşandı. Nasıl altından kalkacağız bilemiyorum.

Hasan Cem Taşkaldıran / Ankara Ofis Yem Gıda ve Mak. San. Tic. AŞ Yönetim Kurulu Üyesi:
“Adana ve Yozgat'ta aynı tarımsal üretim modeli uygulanamaz”

• Salgının ilk döneminde ciddi talep artışı oldu. Üreticiler ürünleri bulmayacağını düşünürken, talep nisan ve mayıs aylarında normale döndü. Turizmin gerilemesi, sokağa çıkma yasakları vs. firmaların stok seviyesini artırdı. TMO piyasa regülasyonu için değil de emniyet stokları için piyasadan alım yapmalı. Ülkede yaklaşık 7 milyon ton civarında bir mısır üretimi olmakla birlikte, 2 milyon ton civarında bir mısır açığımız var. Benzer iklim özellikleri arayan soyada da açık var. Şu anda ekilebilen her araziye mısır ekiliyor. Mısırdan feragat edip soya ekerseniz, bu sefer mısır açığı 4 milyon tona çıkıyor.

Adana Çukurova'yla, Çorum veya Yozgat'ı bir arada koyarsanız, çok farklı iki tabloyla karşılaşırsınız. Adana'da sulu üretimle para kazandıran tarım modelini, İç Anadolu'ya kurgularsanız olmaz.

Ferhat Bülbül /Taze Dünyası Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ Genel Müdürü:
Endişeyle büyük bağlantılar yaptık ama fiyat geri döndü

• Bizim en büyük sıkıntımız belirsizlik. Sektörde arz ve talep belirsizliğini aynı anda yaşıyoruz. Pandemi gibi bir deneyime sahip olmadığımız için, arz-talep dengesini sağlayamadık. Dışa bağımlı olduğumuz ürünlerde arz endişesi ile büyük bağlantılar yaptık. Ancak fiyatlar talep yokluğu sebebiyle sürekli geri geldi. Bağlantı iptalleri için ceza ödemek durumunda kaldık. Satarken de aynı şekilde sıkıntı yaşadık ürünlerimizde. En büyük 2.sıkıntı lojistik.

Bir diğer sorun ise ürünlerdeki fiyatların tahmin edilemez seviyelere gelmesi. Bizim sektörümüz kuru gıda ve kuruyemiş. Belirsizlikten dolayı yeni yatırım yapma şansımız yok. Müşterilerimize fiyat garantili satış yapma şansımız yok. Malı tedarik etme endişesi var. Özellikle zincir marketlerde sıkıntı yaşıyoruz. Fiyat garantili tedarik sağlayamıyoruz, son dönemde yaşanan döviz kuru hareketleri sebebiyle vadeli satışlarımızda kur farklarından dolayı çok ciddi zararlar olabiliyor. Önümüzdeki dönem için son çeyrekte kur zararlarımız çok olacak.

Hüseyin Kalebozan / Kültür Ziraat Mühendislik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Genel Müdürü:
Parayla bile gıdaya ulaşamama endişesi başladı

• Sektördeki sıkıntı her tarafa sirayet etti. İnsanlar önce gıdaya ulaşılamayacak diye ürünlere saldırdılar, ardından geri çekildiler. Ankara Büyükşehir Belediyesinde bir firmada yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyorum. Yaptığımız araştırmaya göre Ankara'ya dışarıdan gelen sebze-meyve için yıllık 250 milyon lira nakliye parası ödeniyor. Bunun 100 milyon TL'sinin Ankara'da kalması için Bakanlık'ın da dahil olacağı ortak çalışma yapılması gerekiyor. Araştırmamızın önemli bir sonucuna göre de insanların bir kaos döneminde gıdaya yürüyerek ulaşmasını sağlamak gerekiyor. Yani çevreye bağımlı olunmaması lazım.

Tarım OSB'lerini çok önemsiyorum. Kamunun elindeki boş arazilerle ilgili hızlı bir çalışma yapıyoruz. Mesela Atatürk Orman Çiftliği'nin 300 dönüm arazisini kiraladık. Geçen sene itibariyle Macar Fiği ektik. Hasat edilen yem bitkisini bu sene de ücretsiz dağıttık. Özetle çok önemli bir konuyu konuşuyoruz. Zaman içerisinde paramız olduğu halde ulaşamayacağımız gıdanın tehlikesi yavaş yavaş herkes tarafından sezinlenmeye başladı. Kent tarımı denilen tarımın çok önemli olduğunu, 7-8 kök domatesin bir aileyi beslediğini gördük.

Mustafa Feridun Haboğlu / Nuhun Ankara Makarnası San. ve Tic. AŞ Genel Müdür Yardımcısı:
Okumayan ve işsiz 5 milyon genci tarıma çekmeliyiz

• Pandemi dönemi, unlu mamuller sektörü için hareketli geçti. Para kazanmadan hareketli geçti ama. Firmamız ticari ahlak gereği bu 3-4 aylık dönemde en ufak zam yapmadı. Elektriğe bildiğiniz gibi yüzde 24 zam geldi. Ambalaj fiyatlarında yüzde 15 ile 30 arasında artışlar oldu. Buğday hammadde fiyatları yaklaşık yüzde 12-13 civarında arttı. Ama buna rağmen biz aynı fiyattan makarna satmaya devam ettik. Bizim için diğer dönemlerden daha farklı bir dönem olmadı. Zaten tam kapasite çalışıyorduk. Hatta iyi niyet göstergesi olarak tutmamız gereken asgari stokları bile elimizden çıkardık. Tarımı tehdit eden en önemli sorun COVID-19'dan daha çok iklim koşullarıdır. Hızla kötüleşen iklim koşulları en çok tarımı etkiliyor. İç piyasa için ihtiyacımızın olmadığı dönemlerde bile 24,5 milyon ton buğday üreten Türkiye, şu anda dünyanın en büyük un ihracatçısı, dünyanın 2. büyük makarna ihracatçısı olduğu halde maalesef ancak 20 milyon ton buğday üretebiliyor.

Bunun ana nedeni geçmiş yıllarda yüzde 70 olan köy nüfusunun bugün yüzde 18'lere kadar düşmesi. Türkiye'de bir türlü anlaşamadığımız işsizlik rakamında 5 milyon genç ne çalışan ne öğrenci durumunda. Bu potansiyelin tarıma yönlendirilmesiyle belki tarımda tekrar hareketlilik sağlanabilir. Şu anda 3 milyon hektar arazimiz ekilemiyor. Bu alanda buğday ekersek 20 milyon ton buğday üretiriz, mısır ekersek 28 milyon ton mısır üretiriz. Bu ekilmeyen araziler ekonomimize olumsuz yansıyor. Tarımı teşvik etmek için sözleşmeli tarımı hükümetin desteklemesi gerek. Sadece çiftçiyi değil sanayiciyi de desteklemesi lazım. Çünkü planlamayı sanayicisi yapacak, çiftçiyi ona göre yönlendirecek. Her ikisi birlikte daha fazla ürün daha fazla verimlilik daha fazla katma değer sağlayacak. Unutulan kooperatifçilik tekrar kurulmak zorunda. Her köyde tekrar kooperatifler kurmak zorundayız. Çiftçi bu sene bu ürün çok para etti gelecek sene de ben bunu ekeyim dediği anda ertesi yıl çiftçiyi bir hüsran bekleyecektir.

Türkiye'de bu günlerde spekülatif buğday fiyatı oluştu. ABD'de ne oldu da buğday fiyatları birden yüzde 12 arttı. Bu gelişmiş endüstriyel ülkeler tarımda korumacı politikalara gideceklerini belli ettiler.

Üç yıl ekilmeyen arazilerin mülkiyeti sahibinde kalmak üzere kiraya verilmesi, kira bedelinin de mal sahibine verilmesi yönünde bir uygulama kararı aldılar. Tarım Bakanlığı hala bu uygulamaya başlamadı. Biz de bu konuda şirket olarak çalışma yapmak istiyoruz.

Muzaffer Yükseloğlu /Yükseloğlu Un Paz. ve Tic. AŞ Yönetim Kurulu Üyesi:
Buğday fiyatı 3 ay sonra olması gereken seviyede

• Pandemi sürecinde restoranların kapanmasıyla bizim işlerimiz de durma noktasına geldi. Müşterilerimizden gelen siparişler bir anda kesildi ve alacaklarımızı tahsil edemez hale geldik. Haziran ayı başlarında işler normalleşmeye başladı ve Temmuz ayı başında işlerimiz normale döndü. Bu 2-3 aylık süreçte kısa çalışma ödeneğinden faydalanmak durumunda kaldık. Bugüne geldiğimizde; en büyük sıkıntımız buğday fiyatlarındaki anormal yükseliş. Hasat mevsiminde olmamıza rağmen buğday fiyatlarının çok yüksek olması sektörü olumsuz etkiliyor. Buğday fiyatlarında artış olacağı beklentisi ile sektör dışından bilinçsiz yatırımcılar buğday stoku yaptılar. Bilinçsizce buğday alınması sonucunda fiyatların anormal yükseldiğini düşünüyoruz. Üretici, ihtiyacı kadar buğdayı satıyor, kalanını fiyat artışı olacak beklentisi ile ambarında depoluyor.

Uzun vadede düşündüğümüzde buğday maliyetlerini düşürmek için yerli buğday üretiminin artırılması en temel çözüm. Profesyonel hububat üretimini artırmamız gerekiyor. Bunun yöntemlerinden birisi de ülkemizde her geçen gün yaygınlaşan çiftçi kooperatiflerinin sayısının artması ve kooperatifçilikte buğday üretimine yoğunlaşılması olabilir.

Kısa vadede buğday fiyat artışının önüne geçmek için TMO'nun buğday satışına başlaması, piyasayı düzenlemekte yeterli olacaktır.

Alp Eskiyapan / Katmer Un İrmik Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü:
Buğday fiyatı yüksek olsun, çiftçi kazansın ama ekmek fiyatına karışılmasın

• Pandemi döneminde 3 ay hızlanma oldu, ama ürünler market depolarında ve ev kilerlerinde stoka girdi. Marketçilerin ve tüketicilerin elinde çok fazla stok var. İlk 3 ay hızlı ürün sattık ama son 3 ay stoklardan dolayı hiç ürün satamadık. Hammadde zamları art arda geldi.

İki ay sonra üç ay sonra buğday fiyatları ne olur bilemiyoruz. Yurt dışında buğday o kadar dalgalı ki. Yani 180$/ton olan buğday fiyatı bir anda 250$/ tonlara çıkabiliyor. TL/$ kuru çok büyük sıkıntı. Hem dolar bazında birim fiyatlarında hem de dolar kur bazında artış var. Yani 2 ay 3 ay sonra buğdayı kaç liradan serbest piyasadan alacağız veya devlet ithalat yapsa bizlere kaç liradan satacak, yoksa fonları mı düşürecekler? Bunlar hep olasılıklara göre. Dört ay vadeli ürün satmaya çalışıyorsunuz. Dört ay sonra satılan ürünün tahsilatı yapılınca hammaddeyi hangi fiyattan alacağınız belirsiz. Buğdaya çok ciddi talep var. Üretim yok. Çiftçi ekmiyor. Bunun karşılığında devlet ne kadar ithalat yapacak, kendi mi ithalat yapacak? Bu kadar rakamın altından kalkacak mı yoksa iç piyasaya mı bu işi verecek? Hiçbir şey belli değil. En büyük problem belirsizlik.

Fiyatlar serbest olsun. Çiftçi para kazansın, eksin. Ancak, ekmek satış fiyatına da karışılmasın. Zaten serbest piyasa olduğundan piyasa kendi kendini bir sene içinde ya da iki üç sene içerisinde regüle edecektir.

Geçen senede rekolte sorunu vardı. Devlet 20 milyon ton civarında bir rekolte açıklıyor. Geçen sene 5 milyon ton bir açık vardı. Hem kamu hem özel sektör ithalat yapıp bu açığı kapattı. Bu sene geçen seneye göre daha büyük sıkıntı var, çünkü buğday ekimi az ve verim düşüklüğü var. Yani geçen sene 5 milyon ton açık varsa bu sene ona en az bir 2 milyon ton daha eklemek gerekiyor.

Bu sene 7 milyon ton buğday açığımız var, ithalat ile çözülmesi gerek. Bu kısa vade de çözüm. Geçen sene de bu sıkıntıyı ithalat ile çözdük. Artık, kalıcı çözüm için üretimin artması gerek.

Sercan Demirbaş /Demirbaş Un San. ve Tic. AŞ Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı:
Stokçunun canı yanacak deniyor ama sektör somut şeyler görmek istiyor

• Un üreticileri arasında fırın grubuna daha çok çalışan bir firmayız. İki büyük problemimiz var; birincisi işin ticari alacak kısmında. Un sattığımız bazı firmalar kötü niyetli. Pandemiden dolayı devletten birtakım destekler de alsa, işleri bozulmasa da 'ben ödeme yapamayacağım' diyor. Bu şekilde davranan birçok firmadan tahsilatlarımızı yapamadık, hala da yapamıyoruz. İkincisi de hammadde yani buğday problemi. Baktığımız zaman aynı tarihte geçen yıl Polatlı Ticaret Borsası'na gelen ürün miktarı 4 bin ton iken bu yıl 2 bin ton, diğer borsalarda da durum aynısı. Burada iki durum var. Birincisi; çiftçi pandemiden dolayı buğday çok para edecek, fiyatlar artacak diye buğdayını satmıyor. İkincisi ve daha tehlikelisi sektör dışı alımlar belki de tarihin en yüksek seviyelerinde. TMO'nun da ana sayfasında bir açıklama var; "Eczacısı, avukatı buğday alıyor”. Yetkililer çiftçinin lehine bir durum olduğu için biz müdahale etmiyoruz. 'Hasadın bitmesiyle gereken yapılacak, stokçunun canı yanacak' diyorlar ama sektör de somut bir şey görmek istiyor, göremeyince panik oluyor. Yani TMO'da depoda yeteri kadar buğday var mı yok mu? Bölgesinde yeteri kadar buğday olmadığını hammaddenin stokçunun eline düştüğünü gören sanayici, panik alımlara başlıyor. 1850-1950 liralara ekmeklik buğday alıyoruz. Bu da un fiyatlarına ister istemez yansıyor. Piyasada ekmeğin fiyatı da sabit ve belli olduğu için bu sefer uncu ürününü satarken 'bu fırıncı bu parayı ödeyebilir mi' kaygısı taşımaya başlıyor.

Sorunlar aşağı yukarı ortak. Belirsizliğin ortadan kalkması hepimizi rahatlatacak. Bunu da yapacak en büyük yetkili kurum TMO.

TÜİK birtakım verileri alırken gayri resmi verileri yeterince dikkate almıyor. Örneğin müstahsil makbuzlarında ÇKS'lerde oluşan rakamlara göre birtakım tahminler yapıyorlar ama buralarda çok farklı şeyler oluyor. Diyelim ki nohutun desteği 800 TL/ton, buğdayınki 100 TL/ton. Gidiyor çiftçi nohut yazdırıyor, arpa ekiyor. Buğday ekeceğini beyan ediyor, arpa ekiyor. Aslında çiftçinin ürettiği arpa 80 ton, buğday 20 ton ama 3 yıldır arpa ektiği için bu sene zorunlu olarak buğday ektiğini beyan etmiş. 100 ton buğday destekleme kotası olduğu için aracıyı buluyor, desteklemesini alıyor. Devletin verilerine de 100 ton buğday üretilmiş gibi giriyor. Haliyle bu rakam alt alta toplanıyor, '20 milyon ton buğday üretmişiz' diyor ama o gerçekte olan üretim o rakam değil. Devlet 'O zaman ülke ihtiyacı da 20 milyon tonsa benim 500 bin ton buğday getirmem yeterli, piyasa dengede gider' diyor. Ama işin arka planına bakmıyor. Oralarda büyük problem yaşıyoruz. Söylüyoruz ama ne yapabilirler onu bilmiyorum. Tarlaları drone’la izliyorlar, havadan ne ekildiğinin kontrolünü yapmaya çalışıyorlar ama ne kadarlık araziyi kontrol edebiliyorlar, burada büyük bir soru işareti var.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap