Asya’nın entegrasyonunda Türkiye görev almalı

İstanbul Sanayi Odası’nın düzenlediği 'Asyı-Pasifik Bölgesı’nın Geleceği ve Türkiye' konulu panelde, Asya’nın küresel ekonomiye entegrasyonunun yaşandığı bir sürece girildiği, Türkiye’nin bu süreçte önemli bir konumda olduğu vurgulandı.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye'nin Asya-Pasifik bölgesindeki ticari ilişkilerini güçlendirecek yeni anlaşmalara hızla imza atılması gerektiğini belirtti. İlk aşamada Avrupa Birliği ile ekonomik ortaklık anlaşması bulunan Japonya ile STA müzakerelerinin bir an önce sonuçlandırılmasını isteyen Bahçıvan, "Bölgede oyun kurucu olan ve şu anda serbest ticaret anlaşmamız olmayan, yine de bölge ülkeleri içerisinde en fazla ihracat yaptığımız Çin ile de ticaretin geliştirilmesinin alternatif yolları aranmalıdır" dedi.

Avrupa Birliği tarafından son yıllarda Vietnam, Singapur ve Japonya ile imzalanan serbest ticaret anlaşmalarının ve daha geçen ay imzalanan AB-Çin Yatırım Anlaşması’nın gözlerin Asya’ya çevrildiğini gösteren önemli örnekler olduğunu hatırlatan Bahçıvan, bu gelişmelerin şüphesiz ki, Asya ile Avrupa arasında bir köprü niteliğinde olan ve bölge ile derin tarihi ve kültürel bağları bulunan Türkiye’yi de yakından ilgilendirdiğini dile getirdi.

Bahçıvan, Asya-Pasifik bölgesi ülkelerinin oluşturduğu güçlü bir ticaret bloğu olan Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ile, birliğin diyalog ortaklarından Çin, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında imzalanan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nın (RCEP); 2.2 milyarlık nüfus ve 26 trilyon dolara ulaşan ekonomik büyüklüğü ile bugüne kadar imzalanan en büyük serbest ticaret anlaşması olduğunu anlattı. Bahçıvan, bunun Çin, Japonya ve Güney Kore arasındaki en kapsamlı serbest ticaret anlaşması olarak da dikkat çektiğini ve Çin’in ilk bölgesel ticaret anlaşması olma özelliğini taşıdığını vurguladı. Türkiye’nin 2020 yılında bu anlaşma kapsamındaki 15 ülkeden ithalatı 39.2 milyar dolarken, ihracatının 6.8 milyar dolar olduğu bilgisini veren Bahçıvan, bu miktarın Türkiye’nin toplam ithalatının yaklaşık yüzde 18’ini, ihracatının ise yalnızca %4’ünü oluşturduğunu aktardı.

Bahçıvan, Asya ülkeleri ile dış ticaretteki bu dengesizliğin, bu ülkelerin dış ticaret açıklarında belirleyici rol oynadığını ortaya koyduğunu ve bölge ülkeleriyle ticari ilişkiler ve ortaklıklar kurma konusuna önem vermeleri gerektiğini kendilerine bir kez daha gösterdiğini ifade etti. Türkiye’nin bölge ülkelerinden Güney Kore, Singapur ve Malezya ile imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları bulunduğuna işaret eden Bahçıvan, ayrıca, Japonya, Endonezya ve Tayland ile de serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin ettiğini belirtti.

“Yürürlükteki serbest ticaret anlaşmalarından en iyi şekilde faydalanarak bölgedeki ticari ilişkilerimizi güçlendirecek yeni anlaşmalara süratle imza atmamız, bölge ülkeleri ile ticari ilişkilerimize çok olumlu katkı sağlayacak" diyen Bahçıvan, bu bağlamda Japonya ile STA müzakerelerinin bir an önce sonuçlandırılmasının ve bölgede oyun kurucu olan Çin ile de ticaretin geliştirilmesinin alternatif yollarının aranmasının önemine işaret etti. Şu anda anlaşmanın dışında bulunan Hindistan ile de ticari ilişkilerin geliştirilerek olası gelişmelere karşın hazırlıklı olunması gerektiğini vurguladı. Bahçıvan, DEİK bünyesinde oluşturulan ASEAN Çalışma Grubu’nun ve Dışişleri Bakanlığı'nın ortaya koyduğu ‘Yeniden Asya’ girişiminin çok önemli olduğunun altını çizdi.

İSO tarafından düzenlenen ve moderatörlüğünü Yönetim Kurulu Başkanımız Hakan Güldağ'ın yaptığı panelde, TEPAV İcra Direktörü Prof. Dr. Güven Sak, Atlı Global Kurucu Direktörü Dr. Altay Atlı, İstanbul Bilgi Üniversitesi DTÖ Kürsüsü Başkanı Dr. Pınar Artıran, DEİK Asya Pasifik İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Murat Kolbaşı ve DEİK ASEAN Çalışma Komitesi Eş Başkanı Cemil Çakar Asya Pasifik bölgesi ile ilgili görüşlerini paylaştı.

“Entegrasyonda Türkiye çok önemli konumda"

TEPAV İcra Direktörü Prof. Dr. Güven Sak: Dünyanın ekonomik merkezi Çin ile Hindistan arasında bir yerde olacak. Bugün ABD, küresel teknoloji yarışında Çin'in gerisinde kalmaktan korkuyor. Öte yandan, yeni ABD başkanı koltuğuna otururken, Çin'in de hazırlık içinde olduğunu görüyoruz. Ekonomik gelişmeler, siyasi gelişmelerden bağımsız değil. Türkiye de gözünü açmalı. Gelişmelere gözleri kısıp, içeri kapanmanın hiç bir olumlu sonucu olmaz. 'Bir Kuşak-Bir Yol' ile başlayan, Asya'nın bir bütün olarak küresel ekonomiye entegrasyonunu amaçlayan sürecin içindeyiz. Böyle bakıldığında iki ülke görüyorum; Çin ve Türkiye... Entegrasyon sürecinde Türkiye çok önemli konumda. Çin ve Japonya bölgedeki en güçlü ülkeler ama nüfuslarının yaşlılık sorunu var. Bu tüm dünyada Ortadoğu'dan daha önemli mesele haline gelecek. İklim değişikliğiyle birlikte yeşil dönüşüm planları gerçekleşirse; önümüzdeki dönemde petrol üreten ülkeler için sıkıntı olacağı açık. Asya'da büyük değişimler göreceğiz. Orta Doğu'daki ülkeler kendilerine 2030 tarihli hedefler koyuyor. Rusya, Kazakistan, İran, Türkmenistan gibi ülkeler de değişimden geçecek. Çin, Afrika'da yaptığı gibi Asya'yı Avrupa'ya bağlamak için bir dizi projeyi devreye sokuyor. Limanlar, trenlerle hatta kablolarla. Bütün bu ülkelerde yazılım, donanım ve düzenlemeler tarafı boşlukta... Türkiye'nin bakması gereken yer; bunların önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceği, biçimleneceği. Türkiye'nin girmesi gerekiyor. Yeniden Asya iyi fikir. Ortak noktaları saptayıp, ne iş yapacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Ancak hangi malları satacağımızı değil, ortak ne yatırımlar yapıp, ne tür değer zincirleri oluşturacağız Asya'da bu dönüşümüm sürecine odaklanmamız gerekiyor. Turgut Özal 21. Yüzyıl Türk asrı olacak derdi. O zaman inanmamıştık... Türkiye, değişeni iyi fark edebilirse 21. asrın 'Türk asrı' olması mümkün. Ticaret artık yatırımları takip etmeye başladı. Yatırımlarınız nerede artıyorsa, ticaretiniz o çevrede artmaya başladı. Türkiye ikinci aşamayı ıskalamış görünüyor. Üçüncü aşamada ise artık verilerin sınırları aştığı döneme geldik. . Belirleyici olan yatırımlar. Asya ile ticaretimizin AB'den daha mesafeli olmasının sebebi, bizim orada yatırımlarımız az, onların burada yatırımları az. Küresel değer zincirinin yeniden yapılanmasını Türkiye'nin ıskalamaması lazım. Verilerin sınırları aştığı dünya e-ticaret üzerinden şekillenecekse, Asya bakmamız gereken bölge... Alıştığımız ticaret altyapısını Asya'da geliştirme görevini üstlendiğimiz takdirde AB ile önemli bir pozitif gündem söz konusu olur."

“Asya-Pasifik'te Avrupa Birliği gibi bir ittifak görünmüyor"

Atlı Global Kurucu Direktörü ve Boğaziçi Üniv. Öğretim Görevlisi Dr. Altay Atlı: "Asya'da RCEP gibi girişimler daha önce de oldu. RCEP'in yapısı Avrupa Birliği'ne benzemiyor. Her şeyden önce Avrupa gibi homojen değil. Asya'daki en önemli jeopolitik eksen Çin-Japonya ekseni ve ABD'nin buradaki varlığı. Almanya-Fransa uzlaşısı Avrupa Birliği'nin oluşmasına katkı sağlamıştı. Ama bugün Çin ve Japonya arasında böyle bir şey yok. Bunun etkilerini ekonomik olarak da görüyoruz politik olarak da. Çin ile Japonya arasında İkinci Dünya Savaşı'na dayanan önemli sıkıntılar var. Güney Kore'nin savaş sırasında Japonya'daki fabrikalarda köle olarak çalıştırılan Koreliler için tazminat talebine karşılık olarak bir nevi ticaret savaşına doğru gidiyorlar. İhracat engelleri geldi. Japonya da Koreli büyük firmaların ihtiyaç duyduğu ara mamullerin Kore'ye gidişini engelliyor. Avrupa Birliği gibi bir yapıya gitmek zor. Yine de RCEP gibi bir anlaşmanın imzalanması mevcut jeopolitik şartlarda Asya için çok önemli. Bunu bulduk, 'öpüp başımıza koyalım' derim. Yoksa Asya'da yaşananları çok 'ittifak' olarak görmüyorum. Ortak paydalarda ticaret anlaşması imzalanıyor ancak jeopolitik olarak öyle görmüyorum. Resmin tamamını görmek lazım.”

“RCEP’in dünya ticaretinde en önemli fonksiyonu menşe kuralları olacak"

İstanbul Bilgi Üniversitesi DTÖ Kürsüsü Başkanı Dr. N. Pınar Artıran: “RCEP'te açık bölgesel ticaret anlaşması konsepti ile karşı karşıyayız. 8 yıllık müzakere sürecinde hindistan da vardı, sonra kendi çıkarlarına uymadığı için çıktı. Ama anlaşmaya daha sonra Hindistan da girebilsin diye madde eklediler. 15 üye ülke arasındaki bağlantıların kullanılması çok önemli. RCEP'in dünya ticaretinde en önemli fonksiyonu menşe kuralları olacak. Çin, menşe kuralları uyarınca 15 ülkenin ihracatını kendisine bağladı. Ülkeler arası ticaret oldukça kolaylaştı. Çin yanına Japonya ve Güney Kore'yi alıp RCEP'i tedarik zincirlerinden en fazla kendilerinin faydalanacağı şekilde dizayn etti. Menşe şartını yüzde 70'lere düşürdüler. İthalatta gümrük vergisi ödemeyecek. Esnek menşe kuralları meyve ihracatına gümrük tarifesini o meyveyi reçel yapıp sattığınızda da aynı olacak. Bunlar pandemide tedarik zincirinde lojistikte yaşanan aksamalara, üreticinin büyük sıkıntılarına ilaç gibi geliyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün 164 üyesi var. Bölgesel istisna hükümleri çerçevesinde RCEP kurulduğuna göre, önceliği birbirlerinin ihracatına öncelik vermek. İhracat yapmak isteyen de bu ülkelerle STA imzalamak ya da yatırım yapmak durumunda. Türkiye, Gümrük Birliği gereğince Avrupa Birliği, bir ülke ile STA imzalamadan, o ülke ile STA imzalayamıyor. DTÖ, Biden'ın seçilmesi ile birlikte daha etkin olacak. Asya Pasifik ülkelerinin en önemli sorunlarından biri gelişmekte olan ülke kavramı... Trump, Türkiye ve Çin gibi ülkelerin gelişmekte ülkeler olmadığı, çoktan geliştiğini söylüyordu. DTÖ'nün gelişmiş ülke kurallarına tabi tutulmamız gerektiği yorumları vardı. Şimdi yeni DTÖ direktörünün en önemli sorunlarından biri bu olacak. Ülkeler hala gelişmişlik düzeylerini kendi beyanlarına göre belirleyebilirler mi? Yoksa Çin'le mücadele etmek adına biz de gelişmekte olan üke statümüzden feragat etmek zorunda mı kalacağız? Yararlandığımız bazı esneklikleri kaybedecek miyiz?

DTÖ'den iki metin sızdı. Biri uzun zamandır konuşulan e-ticaret anlaşması... Diğeri uluslararası yatırımların kolaylaştırılması anlaşması. Bunlar önümüzdeki dönemde ele alınacak en önemli meseleler olacak.”

“Singapur’a OSB kurarız, RCEP bölgesinde serbest dolaşırız"

DEİK Asya Pasifik İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Murat Kolbaşı: "Bölgeyle 55 milyar dolar dış ticaretimiz var. Yaklaşık 10 milyar dolarlık ürün ihraç ediyoruz ve 46 milyar dolar kadar ithalat yapıyoruz. İthalat için bu kadar yakınsa ihracat neden bu kadar zor, bunun üzerine odaklanmamız lazım. Bir de Türkiye kendi markası ile ne kadar ticaret yapıyor, bunu da bilmeliyiz. Ne kadarını buradan alıp, satıyor. Asya ile ithalat tarafında iç içeyiz. Öbür ayakta bir açık var. Ama bunu düzeltme şansımız da var. Hiç kolay değil çalışırsak olur. Öncelikle bu 'Uzak Doğu' terimindeki 'uzak' kelimesini düşürelim. Fırsatların da tehditlerin de farkında olmalıyız. 'Kuşak-Yol' projesi Türkiye'den geçiyor ama Wuhan-Duisburg ve Pakistan-Mısır üzerinden iki yedek yolu da yaptılar. Bunu da bilmeliyiz. RCEP uzun vadeli 20 yıllık bir anlaşma. İmzalar atıldı ama gidecek yol var. Öte yandan, 'Made in China 2025' önemli konulardan biri. Çin 2020'de yapıyı değiştirdi; 'Artık fiyatla öne çıkmayacağım' dedi. Aynı sanayi devrimi gibi malzeme devrimiyle sanayi değiştiriyor. 'Yeni malzeme' grubunu yaratacağım' diyor. '2025'de 10 sektörde üretimde birinci olacağım' diye hedef koydu. Kısa sürede Çin ile STA zor. Ama bizim de bir şekilde RCEP'ten yararlanmamız lazım. Mesela Singapur'da organize sanayi bölgesi kurarız. 'Made in Singapore' etiketi alır üretimimiz, ürünlerimiz RCEP bölgesinde serbest dolaşır” diye konuştu.

"Türk firmaları bölgeye yatırım yapmak zorunda”

DEİK ASEAN Çalışma Komitesi Eş Başkanı Cemil Çakar: DEİK olarak ASEAN bölgesi ile Türkiye'nin cari açığını azaltmak, yatırımları artırmak, turistleri çoğaltmak, ikili ilişkileri kazan- kazana çevirmek için çalışıyoruz. ASEAN ülkeleriyle, 6.4 milyar ithalat, 2.8 milyar dolarlık ihracat, toplam 8.6 milyar dolarlık ticaret hacmimiz var. İlave 5 ülkeyle de 29.6 milyar dolar ithalat, 4.4 milyar dolar ihracat yaptık. ASEAN ilave 5 ülke toplamda 43 milyar dolarlık ticaret hacmimiz var. ASEAN'ın dünya ile ticaretinde Türkiye'nin payı binde 3.1. İlave 5 ülkenin dünya olan ticaretinde Türkiye'nin payı binde 4.5. Bu tabloyu değiştirmeye ihtiyacımız var. Almak için uzak değilse satmak içinde uzak değil. Bölgesel anlaşmalar, en kritik konu menşe kriterleri dünya ticaretinin yapısını komple değiştiriyor, genleriyle oynuyor. Çin bugün sadece Çin'de değil. Mısır'da, Yunanistan Pire'de, Macaristan'da. Türk şirketleri de bölgede yatırımcı olmak zorunda. Çin'de kişi başına milli gelir 10 bin doların üzerine çıktı ve tüketim giderek artıyor. Yatırım yapanlar mutlu, çünkü hammaddeye yakınlar ve lojistik avantajlar var. Ayrıca CDS primleri düşük ülkeler. Koç, Sabancı, Hidromek gibi büyük gruplarımızın yatırımları var. Bu gruplarımızın başarı hikayelerinden ders almak lazım. Marka satıyorlar orada. Düşünün, bölgede üretim yaptığınızda 2.6 milyar nüfusa gümrüksüz mal satacaksınız. Yatırımlarla bölgenin içinde olmazsak, rekabette geri düşeriz."