6 °C

Büyümeye yeni dinamik lazım

Bu yıl için öngörülen büyümenin olası destek ve kısıtları ile faizdeki düşüşün yansımalarını tartışan gazeteci Hakan Güldağ ve ekonomist Ali Ağaoğlu, Türkiye’nin potansiyel büyüme kapasitesinin düştüğüne işaret etti.

Büyümeye yeni dinamik lazım

Gazeteci Hakan Güldağ ve ekonomist Ali Ağaoğlu, bu hafta 2020 yılı için öngörülen büyümenin olası destek ve kısıtları ile faizlerdeki düşüşün yansımalarını tartıştılar. Türkiye’nin potansiyel büyüme kapasitesinin düştüğüne işaret eden Güldağ ve Ağaoğlu, büyümeye dair öngörülerin dayandığı dinamiklerini sorguladılar.

Hakan Güldağ: Yakın coğrafyadaki jeopolitik gerilimler bir ölçüde azaldı. Gözler, artık daha fazla içeriye çevrildi. Mutlaka türbülansların etkisi olacaktır ama artık iyimserlik havası güçleniyor. Kısa süre önce CFO’ların katıldığı bir toplantıdaydım. Orada bu yıl büyümenin yüzde 5’lik hedefin üzerinde çıkabileceğine dair bir ifadeler de dile getirildi. Diğer yandan, kasım ayı sanayi üretimi de açıklandı. Hiç fena olmayan rakamlar geldi. Baz etkisiyle bekleniyordu da… Yavaş yavaş içeride toparlanma olduğu da görülüyor. Bu yüzde 5’leri aşacak düzeye gelir mi, kaynaklarımız buna uygun mu, yatırımcılarımızın iştahı ne durumda? Ben şüphe içindeyim. Yatırımlarda 5 çeyrektir negatif seyir sürüyor. Bir önceki çeyreğe göre daha iyiye gittiğini de göremiyoruz. Ben yatırımlar artmadan kaliteli bir büyüme gerçekleştirebileceğimiz kanaatinde değilim. Halbuki ihtiyacımız olan kaliteli büyüme… Oralarda proje anlamında notumuzun yüksek olmadığı kanaatindeyim. Sen ne düşünüyorsun?

Ağaoğlu: CFO’ların bahsettiğin toplantıdaki yorumları biraz endişe de içeriyor gibi görünüyor. ‘Büyümenin yüzde 5’in üzerine çıkıyor olması, Kredi Garanti Fonu döneminde yaşadığımız 7,4’lük büyüme gibi bir sorun yaşatır mı’ diye bakıyor herkes.

Güldağ: Doğru, aynen bunu ifade ettiler.

Ağaoğlu: Ben de benzer düşünce içindeyim. Şu anda kamu bankalarının, Merkez Bankası’nın da önünde giderek başlattıkları düşük faiz uygulaması KGF dönemindeki genişlemeyi hatırlatıyor. Bu bana, bankalar üzerinden yaratılan müthiş kredi genişlemesinin bir başka versiyonu olduğunudüşündürüyor.

Güldağ: Adı konulmamış KGF dönemi…

Ağaoğlu: İş gören KGF de diyebiliriz. Gerçekten de 2019’un ikinci yarısında KGF etkisi yaratan bir hamle yaşandı. Merkez Bankası faiz indirme dönemine girdiğinden itibaren kamu bankaları çok daha hızlı şekilde önden faiz indirdiler, MB arkadan takip etti. Yüzde 7,4’lük büyümeden sonra müthiş bir küçülme dönemi geldi. Çünkü bizim yüzde 4,5’lik ortalama bir büyüme patikamız var. ‘Bu ortalama büyüme patikamızı ne kadar yukarı çekersen, -eğer İsrail’in bulduğu gibi doğalgaz bulmadıysak, yeni bir teknoloji çıkarmadıysak, yepyeni bir pazar açılmadıysa bize, yani böyle bir radikal bir değişiklik olmadığı sürece- kredi kaynaklı büyüme yaratıldığı zaman, bunun negatif etkileri olabilecek’ diye düşünüyor CFO’lar… Aslında onların yaptıkları ya da söyledikleri şey, -sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali- daha önce bizim başımıza böyle bir şey geldi, yine gelebilir. Biz bunu kontrollü mü büyütsek acaba…’ Bir sefer yüzde 7,4 büyüyüp sonra küçülme olduğu bir durum yaşıyorsun. Bütün dengeleri altüst ediyor. Stok yönetimi, şirket değerlerini, döviz kurlarını, refahın geniş kitlelere yayılmasını da altüst ediyor. Hızlı büyü, dağıtama, sonra bir de küçül, hiç dağıtama gibi bir sıkıntı ortaya çıkıyor. ‘Büyümek, kalkınmayı yeterince destekliyor mu?’ diye bakmak lazım. Biz böyle hızlı büyüdüğümüz zamanlarda ne ona vakit var, ne de fırsat oluyor. Hızlı büyüyoruz, sonra onun olumsuz etkileriyle tekrar küçülüyoruz. Bence ikinci KGF ile yaratılan bu büyüme sürdürülemez noktasında. Ben büyümenin yüzde 5’e bile ulaşamayacağını düşünüyorum. Sen iyimser bir tablo çizdin. İran yatışacak, seçimlere doğru biraz daha hareketlenir. Ben Libya’nın çözülme ihtimalini düşük görüyorum. Suriye’yi 'ben!' halledeceğim, oradan umutluyum. Suriye’yi yavaş yavaş bitirmemiz lazım. Libya daha yeni…

Güldağ: O pilav su kaldırır diyorsun.

Ağaoğlu: Kaldırır… Biz büyümeyi iç tüketime yönelik bir çabayla sağlayacaksak, bunun arzu ettiğimiz bir büyüme olmaması gerekiyor. Biz bu büyümeyi ihracata yönelik bir çabayla sağlayacaksak, bu sefer istesek de istemesek de önce dışarı bakmamız lazım. Dışarı baktığımızda iki tane konu var… İhracatla sağlayacaksak, bizim malları alacak bir dünya var mı diye baktığımız da biraz zor... Avrupa henüz toparlanabilmiş değil. Başka bir sıkıntı da bekliyor; küresel piyasaların dolar likiditesi problemi var. Esas ciddi sıkıntılardan biri, bizim ihraç pazarlarımız bizden aynı oranda mallarımızı almaya istekli mi? Türkiye’nin ihracatının yüzde 50’sini yaptığı Avrupa çok istekli görünmüyor ya da ekonomisi bu talebi azaltacak.

Güldağ: Ekonomisinden mi, yoksa algı problemi mi?

Ağaoğlu: Algının etkili olduğunu zannetmiyorum. Brexit’i de unutmayalım bu arada... Brexit bizi ilk aşamada olumsuz etkileyecek gibi görünüyor. Sonra da tam tersine olumlu etkileyebilecek. Belirsizlik nedeniyle İngiltere ile ticaret anlaşmaları hemen tamamlanamayacağı için gariplikler olabilecek. ilk başlarda İngiltere’de bazı mal ve hizmetlerin sıkıntıya düştüğü görülebilir. İyi tarafı şu; İngiltere ile Türkiye ticaret görüşmelerine çok daha önceden başlandı. Bu yolu daha hızlı kat etme şansına sahibiz.

Güldağ: Brexit meselesinde bu yıl çok değişiklik beklemiyorum. Çünkü AB ile müzakereler devam edecek. Ancak 2021 için elimizi çabuk tutmalıyız. Asıl sıkıntı, beklentilere rağmen Almanya’daki yavaşlama çok önemli. İhracatta 190 milyar dolar bekliyoruz bu yıl, şimdi AB meselesinden dolayı ben de şüphe içine girdim. Konuştuğum ihracatçılarda da 190 milyar doları aşarız gibi bir yaklaşım var ama Aralık’taki iştah koranacak mı diye de bir endişe var. İhracata dayalı fonlama gelir mi? Çünkü epey zamandır para girmiyor diye düşünüyorlar.

Ağaoğlu: Tam tersine çıkıyor.

Güldağ: Ortalama büyüme patikamız yüzde 4,5 civarı… Ama artık o patikada olmayabileceğimiz yönünde güçlü kanaat var.

Ağaoğlu: Oraya ulaşamayacağımızı mı, yoksa o patikanın bu nüfusa yetmeyeceğini mi düşünüyorsun?

Güldağ: O patika bu nüfusa yetmez beklentimiz olabilir ama aynı demografik nedenlerden dolayı bizim beklentilerimize ters bir eğilim gelişiyor. Çünkü biz esas olarak o uzun dönemli yüzde 4,5 büyüme dinamiğini iç göçle yaşayabildik. Kırsalda yaşayanlar geldiler sanayide, hizmet sektöründe çalıştılar. Ama verimliliklerini artırdılar.

Ağaoğlu: Hem üretici tarafında hem tüketici tarafında…

Güldağ: Bu tarz bir verimlilik artışını bundan sonra sağlamamız şu ortamda, şu verilerle pek mümkün görünmüyor. Bu sebeple Türkiye’nin teknolojik dönüşüm projesine ihtiyacı var ki bu verimlilik artışını tekrar sağlayabilsin. Tabii diğer yandan kadınların işgücüne katılmaları konusu var…

Ağaoğlu: Çok önemli bir konudan bahsediyoruz…

Güldağ: Kadınların işgücüne daha çok katılması da yine Türkiye ekonomisinin dönüşümüyle, yani ülkenin üretim kabiliyetinin ve imkanlarının bir üst perdeye çıkarılabilmesiyle mümkün olacak. Bir eşik atlamamız gerekiyor. Büyümede yüzde 4-5’leri yakalamamız, kendi kendine olacak gibi görünmüyor.

Büyümenin, ekonomik performansın ölçüsü olduğu artık tartışmalı

Güldağ: Bizim potansiyel büyüme hızımız zaten yüzde 3’lere düşmüş vaziyette.

Ağaoğlu: Dünyada ekonomik performansı ölçmede en yaygın kullanılan gösterge büyüme… Fakat artık özellikle gelir dağılımı bozukluğunun etkileri yakıcı olarak hissedilmeye başladı. Gelir dağılımın bozukluğunun beraberinde getirdiği hassasiyetleri anlamak için, artık sadece büyüme ile bir ekonomik performansın ölçülmesinin doğru olmadığı tartışılmaya başlandı. Özellikle sanıyorum bu Avustralya ve İskandinav ülkelerinde tartışılıyor. İnsan hayatına, refahına etkileri bakımından bazı ölçekler veya yeni endeksler kullanılmasının daha doğru olduğuna dair tartışmaların başladığı dönemde, verimlilik bunların içinde en önemlilerinden biri. Verimlilik artışına, benim harcadığım zaman, ürettiğim mal olarak baktığımızda, Türkiye’nin teknik olarak sadece şu andaki yapısıyla dahi verimliliğini iyileştirmesi şart. 1 kw elektrikle üretilen mala baktığımızda birçok ülkenin çok gerisinde. Teknolojik iyileşme bir tarafa, kadınların işgücüne katılımı gerçekten çok önemli. Büyüme için, sadece kalkınma için de gerekli bu. Verimlilik artışında ise ilk başta özellikle enerji verimliliğini iyileştirmemiz gerekiyor. Büyüme patikasının düştüğüne ben de katılıyorum.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap