Çek ödeme aracı olmaktan çıktı, ticaretimiz daraldı

Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, Türklerin dünya çapında farklı bir uygulamaya imza atarak çeke vade kazandırdıklarını anımsattı ve “Ancak çek artık ödeme aracı olmaktan çıktı. Çünkü çıkartılan aflarla güvenilmez hale geldi. Böyle olunca ticaretimiz de daraldı” dedi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

DÜNYA, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde 81 ildeki oda ve borsa başkanlarıyla ekonominin nabzını tutuyor. “Başkanlar Konuşuyor” söyleşi dizisinin bu haftaki konuğu Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, Türkiye’nin ikinci en büyük STK’sı olduklarını söyledi.

Zor bir coğrafyadayız, güçlü olmak için üyelerimizin yolunu açıyoruz

GÜRSEL BARAN / ANKARA TİCARET ODASI BAŞKANI

Ankara Ticaret Odası olarak, başkentin de ticaret odasıyız. Öyle olunca da Türkiye’deki tüm ticaret odalarından biraz daha farklıyız. Hükümetimiz burada, kamu kurumlarımız burada, sorunlarımızı onlara birinci ağızdan anlatma imkânımız var. Çaldığımız her kapıda, bakanlarımız, genel müdürlerimiz daire başkanlarımız bizimle görüşüyor. TOBB’un öncülüğünde Türkiye’nin her hangi bir noktasından buraya gelemeyen odalarımızın da sorunlarıyla ilgileniyoruz, elimizden gelen desteği veriyoruz. ATO olarak Cumhuriyetimizle yaşıtız, 2023’te 100. yılımızı kutlayacağız. Ankara’nın köklü kuruluşlarından birisiyiz. İstanbul’dan sonra Türkiye’nin en büyük ikinci odası, aynı zamanda en büyük sivil toplum kuruluşuyuz. 160 bin üyemiz, 67 meslek komitemiz, 67 ayrı meslek alanımız var. 181 meclis üyemiz onları temsil ediyor. Komitelerde 240 bin üyemiz var. Her ay düzenli olarak bir araya geliyorlar ve böylece her sektörden gelen sıkıntılar, çözüm önerileri bizde toplanıyor. Türkiye zor bir coğrafyada. Dünyanın bildiğimiz bütün süper güçleri güçlerini bu bölgede deniyorlar. O yüzden Ticaret Odası’nın görevleri çok ağır. Biz ekonomik olarak çok güçlü olmak zorundayız. Bu nedenle üyelerimizin ne kadar dertleri, sıkıntıları, problemleri varsa, onların önünü açmamız lazım. Ülkenin başkentinin ticaret odası olarak bunu kendimize görev addediyoruz.

MERKEZ BANKAMIZ ABD MODELİ GİBİ ANKARA’DA DA İSTANBUL’DA OLMALI

Savunma, mobilya ve metal sanayinde önemli bir kentiz. Bir OSTİM’imiz var, Orhan Aydın başkanımız var. 5 bin firma ile Türkiye’nin teknolojisini geliştiriyorlar. Eskiden Ankara’dan bir firmaya İç Anadolu’nun küçük bir kentinin işletmesi gibi bakılırdı. Şimdi potansiyelimizi öne çıkarttık. Finans alanında da güçlüydük. Biliyorsunuz, 2022’nin Ekim ayında Merkez Bankası İstanbul’a taşınıyor. Dünyanın her yerinde finans merkezleri başkentlerdir. Bir tek ABD’de hem başkentte hem New York’ta var. Bu model gibi olabilir bizde de.

KÂR SAVAŞI VERİYORUZ REKABET İMHA EDİCİ OLMAMALI

Bir de istihdam sorunumuz, mesleki eğitim sorunumuz var. Kamu hiçbir zaman istihdam deposu olmamalı. Kamu benim önümü açmalı, özel sektöre destek vermeli. Çalışacak insanların tamamı benden kaçıyorsa, bana gelmeyip kamuya gidiyorsa, burada birçok sorun vardır. Özel sektörden, ticari alandan, tüccarlardan da kaynaklanan bir sorun vardır... O sorunu tespit edip tedavi etmek de devletimizin görevidir. Eleman eksikliği en büyük sorunumuz. Hizmetler sektöründe pandemide kaybedilen çalışan geri dönmedi.

Şu anda asgari ücret konuşuluyor. Şu andaki asgari ücretin neti 2 bin 800 TL. Ben bu parayla geçinilemeyeceğini bilmiyor muyum… Bana sorarsanız, bir ailenin başka bir geliri yoksa bugünün şartlarında 5 bin liradan aşağısı olmaz. Peki işverenler bu 5 bin lirayı verebilir mi? Valla veremez. Biz şu anda büyük bir kar savaşı veriyoruz. Örnek veriyorum; Ankara’da benim işimi yapan 800 firma var. Böyle olan bir yerde abartılı bir rekabet var. Her zaman rekabet olmalı ama rekabet hiçbir zaman imha edici boyutta olmamalı. Şu anda bu ülkenin ihtiyacı yıllık 500 bin ton boya. Üretim 2.5 milyon ton. O malın satılması için verilecek kavgayı düşünün. Şu anda ben boya fabrikası açmak istesem devlet bana teşvik veriyor. Teşvik, destek ihtiyaç olan alanlara verilmeli.

KAYITDIŞI, İŞİNİ NAMUSUYLA YAPANI MAĞDUR EDİYOR

Çek artık bir ödeme aracı olmaktan çıktı. Ama bizim en kıymetli ödeme aracımızdı. Dünyada vadeli çek yoktu bizde vardı. Biz bununla hacim yaratıyorduk. Ama karşılıksız çek yazan insanları aff ede aff ede öyle bir hale getirdik ki şu anda kimse çek kullanmıyor. Bu da ticareti daraltıyor. En önemli sıkıntılarımızdan biri kayıtdışı. Ciddi bir denetimle mücadele edilmesi gerekir. Bu ülkede hem istihdamı hem üretimi hem de iş dünyasının rahat nefes almasını etkiliyor. Çok insan haksız kazanç sağlıyor. İşini namusuyla yapanlar mağdur oluyor.

VERGİYİ MAKUL DÜZEYE ÇEKİN SONRA DA KİMSEYİ AFFETMEYİN

Bir de iş insanlarımızın bize en büyük şikayeti şu, “Bir ülkede bu kadar af, erteleme, taksitlendirme nasıl yapılabilir”. Ticaretini düzgün yapmaya çalışan insanlar neden bu kadar mağdur edilir. Üç yıl önce Londra’da bir toplantıya gittim, her gittiğim yerde oranın ticaret anlayışını anlamaya çalışırım. Bizi gezdiren rehbere; alacak-verecek işlerini soruyorum, bir de “Devlete olan borçlar ödenmeyince nasıl oluyor” diye sordum. 10 dakika anlatamadım bu çocuğa. Bu kavramı anlayamamış. En sonunda "Burada devlete borcunu ödemeyeni idamdan beter ederler. Derler ki 60 milyon Britanyalının hakkı. O yüzden herkes ödemeye çalışır” dedi. Biz de öyle bir hale geldi ki devlete borcunu ödemek övünç kaynağı gibi oldu. Muhasebeci arkadaşlar “Bunu ödemeyelim ay sonunda şöyle bir erteleme çıkacak” diyor, dedikleri de gerçek çıkıyor. Ama dürüstçe ödeyen mağdur. Gittiğimiz tüm bakanlarımıza bunun çok büyük bir yara olduğunu söyledik. Fakat vergi mükellefl erinin de haklı bir itirazı var. Vergi oranlarımız çok yüksek. Bana diyorlar ki “Almanya’da daha yüksek”. Bizde yüzde 40, onlarda yüzde 45. Ama Almanya ile benim kişi başına gelirim aynı değil ki. Türkiye’de meşhur bir söz var; “5 yıl herkes düzenli olarak devlete borcunu ödese batıyor”. O yüzden devletime bunu söylüyorum; “Bu rakamları ödenebilir makul yerlere getirin, ondan sonra Anayasa’ya erteleme vs olmayacağını koyun. Sonra da hiç kimseyi aff etmeyin”. Ben inanıyorum ki öyle olursa GSYH’mızın her yıl iki katı para devletimizin kasasına girer. İnanılmaz bir kayıp kaçak var. Müteahhitlik sektörü bundan 5-6 sene önce, Türkiye’nin en çok para kazanan sektörüydü. Buna özenenler üretimi, ticarethaneyi kapatıp, müteahhit oldu. Şimdi o zaman müteahhit olan herkes battı. Biz çok zengin bir ülke değiliz, kaynaklarımızı çok iyi değerlendirmemiz lazım. AVM’leri ele alalım. Metrekareyle hesapladığınızda Ankara bu alanda liderdir, ama bu iyi bir liderlik değil. İki AVM yan yana. Ülkemizde 445 tane AVM var. Bunlardan 40’ı bankalara geçti, 100’ünün de görüşmeleri devam ediyor. AB’ye aday bir ülke değil miyiz… Neden burada biz AB’nin neden güzel yanını almıyoruz. Orada AVM’ler şehir dışında. İnanınki “İki dini bayramımızda sabahtan öğleye kadar kapatalım. Çalışanlarımız gitsin annesinin babasının elini öpsün” dedim. Muaff ak olamadım. Ama bu sadece AVM’de değil diğer alanlarda da böyle. Bana “Serbest piyasa ekonomisi karışamayız” diyorlar. Ama devlet düzenleyici, denetleyici olur.

MÜTEŞEBBİS MİLLETİZ BİZ DE AŞK VAR AMA…

Türkiye’nin en büyük açıklarından birini ATO olarak dert edindik. Satış, pazarlama elemanı, satış yöneticisi eğitimleri verdik. Mesleki Yeterlilik Kurumu ile de ortak hareket ediyoruz. Belgelendirme yetkisi de aldık. Biz farklı bir milletiz, müteşebbis bir milletiz, biz de aşk var, gençlerimiz var. Pandemide bir anda dünyanın maske üreten ülkesi olduk. Endüstri liselerimiz, cezaevlerimiz zor zamanlarda maske ürettiler. Böyle bir enerjimiz var. Ama 1 milyon satış elemanımız olsa, tüm Türkiye’de yeri hazır. Çıkacak, çantasını alacak satışını yapacak. Aktarlar geldi bize, eczacılarla çakıştıkları noktalar vardı. İki tarafı da dinledik. Mesleki Yeterlilik Kurumu ile anlaştık aktarlara eğitim verdik, aktarlığı belgeli meslek haline getirdik. Hem çalışanlar hem sektör rahatladı. Emlak danışmanlarının, oto yedek parçacıların sıkıntılarını çözdük, belgelerini verdik. Bu alanları düzenledik.

Kızılcahamam termalde de etkinliklerle de dünyayla yarışır

Ankara, medikalde lider şehir. Sektörün yüzde 40’ı Ankara’dadır. Bu nedenle sağlık turizmi için çok uygunuz. Hastanelerimiz yurtdışından hasta kabul ediyor. Üniversite hastanelerimiz, vakıf hastanelerimiz, kamu hastanelerimiz var. Termalimiz de bu sağlık turizmi ile birleşebilir. Ankara’da olmanın bir faydası da diplomatlarla sık sık görüşmemiz. Geçtiğimiz günlerde Fransız Büyükelçisi bizimle birlikteydi. Dünyadaki en kıymetli suyun Fransa’da Vichy kaplıcasında olduğunu söylerler. Vichy kaplıcasındaki suyun aynısı bizde var. Ayrıca maden suları meşhur. Kızılcahamamımız sularıyla da organizasyonlarımızın yapılması kapasitesiyle de dünyayla yarışır. Bir de Ayaşımız, Beypazarımız, Haymanamız var. Biz buralarda Davos gibi büyük organizasyonlara imza atabiliriz. Şehrimizi daha iyi tanıtabiliriz. Otel ve yatak kapasiteleri de müsait.

Yurtdışında 34 destinasyona Esenboğa’dan uçuş var

En önemli zenginliklerimizden bir tanesi havalimanımız Esenboğa. Cumhurbaşkanımızın desteğiyle pandemi öncesinde yurtdışı uçuşlarımızı 34 destinasyona ulaştırdık. Şimdi bunu da geliştirmek için Türk Hava Yolları (THY) ile görüşmelerimiz devam ediyor.

Savunma sanayiyle ihracatta kg ortalamamız 2,5 dolar

Ankara Savunma Sanayi’nin kalbi. Sadece Türkiye’nin de değil dünyanın önemli merkezlerinden biri. Aselsan, Havelsan, Roketsan, TAI dünyadaki ilk 100 savunma şirketleri arasında ve hepsinin de merkezi Ankara. Ülkemizin ihracat kilogram fiyatı 1 dolar civarında, Ankara savunma sanayinin de gücüyle bu ortalamayı 2,5 dolara çıkarttı. Bundan 10–15 yıl önce Ankara hep memur kenti olarak anılırdı. Evet bürokrasimiz burada ama aynı zamanda yüksek teknolojimizi üretenler de şehrimizde.