23 °C

Cim Bom, Kartal, Kanarya nasıl kurtulur?

Türkiye'de futbol kulüplerin toplam borçları ne düzeyde? Süper Lig neden bu kadar borçlanıyor? Gelirlerdeki artış Süper Lig’e sportif başarıyı neden getirmiyor? Futbol ekonomisti Tuğrul Akşar, DÜNYA’ya açıklamalarda bulundu.

Cim Bom, Kartal, Kanarya nasıl kurtulur?

Veysel AĞDAR

Milyonlarca insanı peşinden koşturan futbolda endüstriyel süreç, zaman içinde futbol kulüplerinin hem gelir kalemlerini hem de giderlerini artırdı. Klasik gelir kalemlerinin yerini, yeni futbol ekonomisinin yeni gelir yaratıcı faktörleri olan sponsorluk, reklam, yayın gelirleri gibi gelirler aldı. Bu Avrupa’da aynı ülkemizde de aynı.

Futbolun küreselleşmesi, uluslararası rekabet, ulusal ve uluslararası başarı elde etme içgüdüsü, endüstriyel pazarın yarattığı pastadan daha fazla pay alma isteği kulüplerin giderlerini artırdı. Sürdürülebilir bir başarı ve gelir sağlanamayınca da kulüplerin borçları artarak katlanarak devasa boyutlara ulaştı.

Gelir ve giderleri arasında bir dengeyi sağlamayan birçok futbol kulübü borç sarmalında. futbolekonomi.com’un kurucusu Tuğrul Akşar’a, futbol kulüplerinin Türkiye’de toplam borçları ne düzeyde, Süper Lig’in bu kadar borçlanmasının nedenlerini, parasal gelirlerdeki artışın Süper Lig’e sportif başarıyı neden getirmediğini, Bankalar Birliği’nin koordinasyonunda borçları yeniden yapılandırılmasının sonuçlarını sorduk. Akşar DÜNYA’ya şu açıklamalarda bulundu.

Türk ve Avrupa pazarının büyüklüğü ne kadar?

T.A. Deloitte’un en son raporuna göre Avrupa futbol kulüplerinin yarattığı toplam gelirin büyüklüğü 28.4 milyar euroya, Türk futbol kulüplerinin yaratmış olduğu gelirlerin toplamı da 738 milyon euroya ulaşmış durumda. Türk futbol ekonomisinin Avrupa futbol pazarı içindeki payı %2.5 civarında… Yaratılan parasal gelir bakımından Süper Lig, Beş Büyük Lig ve Rus Ligi’nin arkasından yedinci sırada yer alıyor.

Futbol kulüplerinin toplam borçları ne düzeyde?

Bu borçluluk yönetilebilir mi? T.A. Bugün Süper Lig kulüplerinin toplam borçları 14 milyar TL dolayında. Gelirlerin 738 milyon euro olduğunu belirtmiştik euro bazında konuşacak olursak, Süper Lig’in borçları yaklaşık 2.3 milyar euro düzeyinde. Yani, gelirlerin yaklaşık 3 katı bir borçtan bahsediyoruz. Bu borçluluk artık yönetilebilir olmaktan çıktı ne yazık ki… Kulüpleri hızla finansal darboğaza itiyor. Olumsuz ekonomik koşulların etkisiyle de bu darboğaz Süper Lig’in ve dolayısıyla kulüplerin finansal dengelerini bozuyor.

Süper Lig’in bu kadar borçlanmasının nedenleri nelerdir? Bu işin sonunu nasıl görüyorsunuz?

T.A. Şunu öncelikle belirtmeliyim ki, Türk futbolunun bugün içinde bulunduğu yer tam bir finansal çıkmaz. Bir darboğaz ve kulüpler içinse bir borç batağı...15 milyar TL’ye ulaşan borç tutarı, olayın vahametini ortaya koyuyor. Buraya nasıl mı geldik? Kısaca anlatayım ben size… Son yirmi yılda Türk futbolunda parasal büyüme, yönetsel ve sportif gelişimin önüne geçti.

Yani, şunu demek istiyorum: Türk futbolu 2000’li yılların başından itibaren hızla parasallaşıp ticarileşmesine karşın, bu büyümeyi yönetecek yönetsel yapılanmayı, reformu futbolumuzun üst yapısında gerçekleştiremedik. Örneğin, 2000’de 150 milyon euro gelire sahip olan Türk futbolunun bugün gelirleri %400’e yakın artarak 738 milyon euroya geldi ama borçlanma ise neredeyse on beş kat artarak 2.3 milyar euroya ulaştı.

Gelirler ile giderler arasındaki makas açıldı. Zaman içinde gelirler giderleri karşılamakta yetersiz kalınca, bu kez kulüpler yoğun bir şekilde borçlanmaya yöneldiler. Transfer maliyetleri ve diğer finansal maliyetler ile kurlardan kaynaklanan olumsuzluklar birleşince ortaya finansal felaket çıktı. Süper Lig ve kulüplerin finansal dengeleri bozuldu.

Bu yanlış politikalar Türk futbolunu nereye götürecek?

T.A. Bu yanlış politikaların futbolumuzu nereye götüreceği çok belli. Uçurumun kıyısındayız. Kulüplerin hali pür melali içler acısı. Ne yazık ki, futbolumuzun kendi olanaklarıyla bu olumsuzluklardan kendi başına da kurtulma şansı bulunmuyor. Şunu kısaca ifade edeyim: gelirleri, borçlarını karşılamayan bir ligde kalıcı başarıya ulaşma şansı yoktur. Bu nedenle Süper Lig’in geleceğini iyi görmüyorum. Türk futbolu kulüpler ve milli takımlar bazında sportif anlamda irtifa kaybetmeye devam edecek.

Bu borç sarmalında ilk sıralarda Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ı görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

T.A. Bu tam anlamıyla bir disiplinsizlik. Özkaynaklarınız eksiye dönmüş, borçlarınız gelirlerinizin dört katına çıkmışken, birikimli zararlarınız gelirinizi aşmış, şiddetle sıcak paraya ihtiyaç duyarken, finansal yükümlülüklerinizi yerinize getiremediğiniz için borçlarınızı yapılandırmışken, böylesi paraların harcanması tam anlamıyla bir mali disiplinsizliktir. Kabul edilebilir bir yanı yok bunun maalesef.

BORÇ YAPILANDIRILMASI KULÜPLERİN NE KADAR YARARINA BİR UYGULAMA

Bankalar Birliği’nin koordinasyonunda borçların yeniden yapılandırılması yarar sağlayacak bir yapılandırma mı? T.A. Öncelikle belirtmeliyim ki, borç yapılandırmaya ilişkin ne kulüplerimiz, ne de Federasyon’dan kamuya bir açıklama yapılmadı. Yapılmıyor. Ne kadar borç yapılandırıldı? Yapılandırma faizi ne oldu? Yapılandırılan borcun yeni vadesi ne oldu? Hangi teminatlarla bu krediler yapılandırıldı? Bu konularda açıklamaya gereksinim var. en azından, bu konularda kulüpler ve federasyonun transparan davranarak, kamuoyuna bilgilendirmesi, futbol paydaşlarına karşı bir sorumluluktur. Bu konuda sadece Hüsnü Güreli’nin bir internet sitesinde yaptığı açıklamalar var.

Bu açıklamalardan anlıyorum ki, kulüpler piyasa faiz oralarından beş puan fazlaya, 2 yıl ödemesiz toplam beş yıl vade ile Ziraat Bankası’nca oluşturulan bir konsorsiyumla borçlarını yapılandırmışlar. Bu açıklamalar ışığında şunu söyleyebilirim: Bu borç yapılandırma operasyonu, öyle anlatıldığı gibi düşük faizle, cansuyu olarak kulüplere verilen krediler değil. Maliyeti yüksek; vadesi, faiz oranının yüksekliğine göre daha kısa kalmış, kulüpleri ödemede zorlayacak bir yapılandırma olmuş. Pek tabi ki, bu krediler günü geldiğinde ödenmek üzere verilmiş kredilerdir. Sonuçta, bu krediler birer hibe değildir. Gerçek anlamda kulüp özelinde bir finansal yeniden yapılanma sağlanamaz ise, birkaç sene bu borçların daha da arttığını gözlemleyeceğiz.

Avrupalı kulüpler gibi gelir yaratabiliyor muyuz? Yoksa, devlet destekli bir büyümeden mi söz ediyoruz?

T.A. Avrupa’da aslında beş Büyük Lig’i çıkartırsak, sadece birkaç ligin kendi dinamikleriyle gelir yarattığını görürüz. Bu ligler de, büyüklükleri bakımından Portekiz, Hollanda, Belçika, Danimarka, Avusturya, İsveç ve Polanya ligleri… Bunların dışında Rusya ligi var ama borçlanma oranı yüksektir. Süper lig toplam 738 milyon euroluk geliriyle Avrupa’nın en fazla gelir yaratan altıncı ligi ama borç batağında bir lig. Süper Lig’in bugün temel yakıtını her ne kadar yayın gelirleri oluşturuyor olsa da, devletin ciddi sübvansiyonu bulunuyor. Spor Toto Süper Lig, Ziraat Bankası Federasyon kupası, İddaa…

Ayrıca, vergi affı, SGK prim ertelemesi de bir başka sübvansiyon… Kısacası, devlet subvasiyonu ile giden bir lig var. Bugün futbolun ana sponsoru temelde devlettir. Bunun yanı sıra, finansal sürdürülebilir bir yapıya sahip olamadığımız için zamanla bu bizim sportif rekabet gücümüzü aşağıya çekiyor. Bu da futbol kalitemizin düşmesine neden oluyor. Buna bağlı olarak futbol maçlarımızı dışarı satamıyoruz. Düşük rekabetli, kaliteden yoksun ligimizde seyirci de tribüne rağbet etmiyor. Böyle olunca 14 bin ortalamaya oynayan bir lig çıkıyor karşımıza. Bu nedenlerle, devlet destekli, yayın gelirleri yüksek, diğer asli faaliyet konularında gelir yaratamayan bir ligle karşıya kaldığımız için, ligimiz beklenen gelirleri yaratmakta zorlanıyor.

“Türk futbolunda alt yapı değil, üst yapı problemi var” diyorsunuz neden?

T.A. Ben bugünkü futbol yapılanmamızın endüstriyel futbolun dönüşümüne kendisini adapte edebilecek bir yapıya ulaşamadığını anlatmak istiyorum. Parasal büyümeyi yönetecek yeterlik ve yetenekte kulüp yönetimlerimiz yok. Türk futbolunun bugün içinde bulunduğu mali krizin nedenlerinden birisi, bu yapıyı iyi denetlemeyen ve yönetemeyen futbol otoritesi olmakla birlikte, bir diğer başat faktör de konvansiyonel kulüp yönetimleridir. Bugünkü yönetim kadroları, gelişen, değişen ve endüstriyel bir niteliğe dönüşen futbol yapılanmasını yönetecek potansiyele sahip değiller. Konvansiyonel yöntemlerle günü kurtarmaya çalışan, uzun vadeli düşünmeyen, “küçük olsun, benim olsun” mantığıyla hareket eden, Avrupa futbolundaki gelişmeleri takip etmeyen, yüz milyon eurolara ulaşan bütçeleri yönetecek yeterliğe ve yetkinliğe sahip olmayan, yetkileri olup sorumluluk taşımayan, bu nedenle hesap vermeyen yöneticiler, kulüplerin mali durumlarının daha da kötüye gitmesine neden oldu. Ancak, ben bunun yanısıra, TFF’nin de bu işte önemli sorumlulukları olduğuna inanıyorum. Çünkü, bu yapıyı iyi denetlemeyen, sorumlulukları sıkı takip etmeyen, yaptırım uygulanmakta zorlanan bir futbol otoritesi ile karşı karşıyayız. Zaten, bugünkü futbol yapılanmamız Türk futbolunun rekabetçi yeteneğini artırıp Avrupa ve Dünya futbolundan sportif ve mali anlamda hak ettiği payı alabilecek yere taşıyacak bir yapıda değil. Demode bir yapı. Kendisini endüstriyel gelişime göre yenileyemeyen, siyasetin etkisi altında kalan bir yapıdan bahsediyorum. Hem kulüplerde, hem de futbol otoritesindeki sorun ve sıkıntılara bakınca ben şunu diyorum. Bugün Türk futbolunda alt yapı değil, üst yapı problemi var. Bugünkü kulüp ve futbol otoritesinin yönetsel yapılanması Türk futbolunu ileriye taşıyacak nitelik ve yetenekte değil maalesef.

FEDERASYON SADECE LİGİ ORGANİZE ETMELİ VE UEFA VE FIFA İLE KOORDİNASYONU SAĞLAMALI

Finansal Fair Play uygulaması kulüplere destek mi oluyor, köstek mi?

T.A. Türkiye Futbol Federasyonu Türk futbolunun patronu olarak, Türk futbolunu yönetecek ve yeniden tasarımlayacak her türlü araca sahip. Bu kapsamda bakıldığında, kulüpleri denetleyebilme olanağına ve potansiyeline de sahip. Ama ne yazık ki, bu çok da iyi çalışmıyor. Çalışsa zaten, federasyonun UEFA lisansı verdiği kulüpler, UEFA’dan yaptırım görmezler. UEFA’dan dönmezler. Kulüp lisanslamanın da çok doğru çalışmadığını düşünüyorum. Bugünkü genel kurul yapılanması içinde kulüplerin delegelerine karşı bir yönetsel kaygılarla çok doğru değerlendirmeler yapamadığını düşünüyorum. Bu olumsuzlukları gördüğü için UEFA, Finansal Fair Play uygulamasını bizatihi kendisi çok yakından takip ediyor. Ancak, burada da bazı finansal düzenleme ve bazı muhasebe teknikleri çalıştırılarak, finansal tablolar makyajlanabilmekte. Çünkü, bizim bugünkü kulüp örgütlenmemiz içinde dernek ve Sportif AŞ yapısı var. Dernek tarafı borsaya kote olmadığı için biz tüm fotoğrafı sadece BİST’teki sportif AŞ’lerin mali tabloları üzerinden görüyoruz. Bu da, tam resmi bize yansıtmıyor. Konsolide finansal tablolar üzerinden değerlendirmeler ne kadar güvenilir? Onu bilemiyorum.

UEFA, Finansal Fair Play uygulamasında bir standart yakalayabildi mi?

T.A. Şunu öncelikle belirtmeliyim ki, UEFA’nın Finansal Fair Play uygulaması amacından sapmış durumda. 2009 yılında bu komite kurulduğunda temel amaç, güçlü ile güçsüz arasındaki ekonomik farkı en aza indirerek, güçlüler lehine haksız rekabetin ortadan kaldırılıp Avrupa futbolunda orta ve uzun vadede dengeli bir rekabet ortamının kurulmasıydı. Ama bugün gelinen noktada, bundan tamamen uzaklaşıldı ve artık meydan sadece beş büyük lige, özellikle de İngiliz Premier Lig’e bırakıldı. Nitekim, geçen yıl hem Şampiyonlar Ligi’nde, hem de Avrupa Ligi’nde dört İngiliz takımın final oynaması bunun çok açık örneği olarak gösterilebilir. UEFA, daha çok çevre ülkelerin takımlarına bu yaptırımları uygular hale geldi. Merkez liglerdeki çoğu usulsüzlüklere göz yumabiliyor. Örneğin, iki sene önce Neymar’ın Barcelona’dan Paris Saint Germain’e transferinde çok büyük usulsüzlükler, yolsuzluklar ve Finansal Fair Play’e aykırı uygulamalar olmasına karşın, UEFA kılını kıpırdatmadı. Bunu görünce, şu rahatlıkla söylenebilir: UEFA’nın bugünkü temel misyonu Merkez Ligler olarak nitelendirdiğim beş büyük ligin çıkarlarına uygun bir şekilde futbol yapılanmasını ve organizasyonlarını buna göre dizayn etmektir. Çevre liglerin takımlarının ise halleri pek yaman. Finansal Fair Play onların başlarında Demoklesin kılıcı gibi sallanıyor. Her türlü yaptırım var. Ama merkez liglerde göstermelik birkaç uygulamanın dışında esasa uygun bir yaptırım yok. Hal böyle olunca Türk takımları da bundan paylarına düşeni alıyorlar. Ancak, son zamanlarda UEFA’nın bu çifte standartları çevre lig takımlarında bir huzursuzluğa da neden olunca, şimdi Çevre Lig takımlarına da bu yaptırımları gevşetmeye başladılar.

Peki, Türk futbolu nasıl kurtulur?

T.A. Bu konuda www.futbolekonomi.com sitemde çok çeşitli önerilerimizi içeren makalelerimiz var. Bu konularda yayınlanmış beş adet kitabım var. Tüm bunlara karşın, şunu söylemek isterim. Bugünkü futbol yapılanmamız Avrupa kulüp futbolunun gereklerini yerine getirebilecek, rekabeti artıracak, kaliteyi yükseltebilecek yetenek ve organizasyonda değil. Kısa süreli, dar vizyon sahibi, palyatif önlemlerle günü kurtarmaya yönelik bir futbol anlayışı yerine, uzun erimli, stratejik yaklaşım sergileyen ve yapısal dönüşümleri hayata geçirecek bir yapılanma oluşturulmalıdır. Bun yaparken de, mutlaka Süper Lig AŞ kurulmalı. Bu şirketin sahibi tamamıyla Süper Lig kulüpleri olmalı.

Federasyon sadece ligi organize etmeli ve UEFA ve FIFA ile koordinasyonu sağlamalı. İkincisi, kulüplerimizi denetleyecek, finansal ve ekonomik anlamda sürdürülebilir bir büyümeye olanak sağlayacak bir bağımsız üst mali kurul oluşturulmalı. Bunu bankacılık sektöründeki BDDK gibi görebilirsiniz. Üçüncüsü, kulüplerimizin tüm varlıklarını içeren ve içine naklen yayın gelirlerinin de konulacağı bir varlık ve teminat havuzu oluşturulmalı. Buna bir varlık AŞ diyebiliriz. Kulüpler, finansal kesimden borçlanma yerine bu yapıdan teminat yaratarak fon sağlayabilmeliler.

Kulüpler bazında bakıldığında ise, tüm kulüpler ister AŞ, ister dernek statüsünde örgütlenmiş olsunlar, mutlaka kurumsal yönetimi egemen örgüt modeli olarak kendi kulüp yapılanmalarına tesis etmeliler. Kulüplerde muhakkak risk yönetimi komiteleri olmalı. Kulüp başkanlarının borçlanma yetkileri sınırlandırılmalı.

Yöneticilerin liyakata uygun esaslara sahip olmalarını federasyon onaylamadığı sürece başkan ve yönetici atanamamalı. Bütçesi gösterilmeyen hiçbir harcamanın yapılmasına izin verilmemeli. Haksız rekabet yol açacak, vergi affı başta olmak üzere, kamu kaynaklarının kulüplere aktarılmasının önüne geçilmelidir.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap