'Depremde ayakta kalma ekonomisi ile durgunluk biter'

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, inşaat, mobilya ve ilgili diğer alanlarda depreme özel Ar-Ge üretim faaliyetlerine başlanmasını önerdi, “Depremde ayakta kalma ekonomisi” uygulamaya başlanması halinde, ekonomik durgunluğun ortadan kalkabileceğini söyledi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Hüseyin GÖKÇE - Ankara Sohbeti

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, “Obama’nın ABD’yi durgunluktan çıkarmak için kullandığı Green Economy modeline benzer bir model, Türkiye’de de uygulanabilir” dedi. ‘Depremde ayakta kalma ekonomisi’ önerisinde bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, “Deprem ekonomisi çalışması başlatılırsa ekonomideki durgunluk biter” dedi. Türkiye’nin vergi sistemini dejenere ettiğini dile getiren Öztrak, “Faiz ne kadar düşerse o kader seviniriz ama sürdürülebilir olursa” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, inşaatlarda, mobilyalarda ve ilgili diğer alanlarda, depreme özel Ar-Ge üretim faaliyetleriyle, 'depremde ayakta kalma ekonomisi' uygulamaya başlanması halinde, ekonomik durgunluğun ortadan kalkabileceğini söyledi. Öztrak, faiz ne kadar düşerse o kadar sevineceğini belirtirken, bunun sürdürülebilirliğinin önemli olduğunu kaydetti. Ankara Sohbetleri’ne konuk olan Faik Öztrak, Ankara Temsilcimiz Ferit Parlak’ın sorularını cevapladı.

Başta deprem olmak üzere Türkiye’de doğal afetlere ilişkin neler yapılmalı?

Obama’nın ABD ekonomisini durgunluktan çıkarmak için kullandığı Green Economy (yeşil ekonomi) modeline benzer bir model Türkiye’de geniş kapsamlı uygulanabilir. Türkiye deprem kuşağında olan bir ülke. ‘Depremde hayatta kalma ekonomisi’ adıyla bir çalışma başlatılması gerektiğini düşünüyorum. Üniversitelerin de içinde olduğu, Ar-Ge çalışmalarının yapılacağı bir proje olmalı. Örneğin; depreme dayanıklı yapılar ve mobilyalar, bunların üretim teknolojileri. Yani insanların deprem veya herhangi bir doğal afette hayatta kalmasını sağlayacak özel teknolojiyle üretilmiş ürünlerden bahsediyorum. Üstelik bu tarz ürünlere yurtdışından da talep gelebileceği gibi, özelliği itibarıyla daha kolay ve ucuz finansman da temin edilebilir.

Biraz daha detaylandırabilir misiniz?

Ar-Ge faaliyetlerinin ardından verilecek teşviklerle müteahhitler konutları yaparken, özel üretilmiş depreme dayanıklı malzeme kullanacak, izolasyon sağlayacak malzemeler üretilecek, mobilyalar depremde insana en az zarar verecek şekilde veya deprem anında insanı koruyacak şekilde imal edilecek. 5 yıllık zaman diliminde böyle bir proje uygulanırsa, Türkiye’nin risklerini de göz önünde bulundurarak, gerçekten çok büyük bir ekonomik faaliyet ortaya çıkacağını söyleyebilirim. Bu çalışmaları yapan bir ülkeye çok ciddi doğrudan yatırım da gelir.

Mevcut ekonomik tabloyu değerlendirebilir misiniz?

Türkiye süratle piyasa ekonomisinden uzaklaşıyor. Devlet ekonominin günlük işleyişine tüm acımasızlığıyla müdahale ediyor. Artık kimin ne kadar kredi vereceğine, kime kredi verileceğine devlet karar veriyor. Merkez Bankası’nın (MB) kârlarını transfer için birtakım hesap oyunları içine girildiği, kârın yüksek gösterildiği yönünde endişelerin giderek artması, döviz ve faizin sûni olarak indirildiğine ilişkin endişelerin ortaya çıkması, ciddi kırılganlık ve risk olarak geri döner.

Bir de Türkiye vergi sistemini dejenere etmiştir, vergi aflarıyla genlerini bozmuştur. Yani vatandaşın vergi ödeme kapasitesi bellidir. Siz sürekli yeni vergi getirirsiniz. Dijital hizmet vergisi gibi garip bir vergi. Bu vergi yükü tamamen yurttaşın üzerinde kalacak.

Peki faiz sürdürülebilir seviyede mi? Döviz artışı nasıl durdurulur?

Faiz ne kadar aşağı düşerse biz de o kadar seviniriz. Ancak bunun sürdürülebilir olması, kalıcı biçimde aşağı düşmesi lazım. Faiz, hedef enflasyona giderek yaklaşmaya başladı. Şimdi, hedeflenen enflasyonun tutmayacağı beklentisi artarsa, TL değerinde çok düşme ortaya çıkar. O zaman elinizde tek araç olarak faiz kalıyor. Faizi de çok düşürdüyseniz, o zaman gelecek olan şok, dalga çok yüksek olacaktır. Dolayasıyla faizi de çok yukarı çekmek zorunda kalacaksınız. Ekonomiye güvensizlik varsa, döviz de yukarı doğru gidecektir.

Suriyeli göçmenler meselesine nasıl bakıyorsunuz?

Suriye’den gelenler, ister istemez işgücünün aldığı ücreti aşağı çekiyor. Bu durum inovasyonu da olumsuz etkiliyor. İşveren düşük ücretli işgücü bulduğu zaman verimliliği artıracak teknolojileri ihmal edilebiliyor, ertelenebiliyor. Verimliliği artıracak teknolojiler ertelenmeye başlandığı andan itibaren, teknoloji yaratma kapasitesi düşüyor. Burada da bir sürdürülebilirlik problemi var. Türkiye bugün kendi bölgesinde, birlikte oyun oynadığı ülkeleri çoğaltmak yerine; döndü, dolaştı kendini bir iki ülkeye mahkum etti. Turizm, enerji, meyve sebze ihracatında da Rusya’ya bağımlı hale gelince o da ister istemez size oyun alanı bırakmıyor.

Erken seçim olur mu? Sizce seçime ihtiyaç var mı?

Bu ülkede seçimin olup olamayacağına da tek adam karar verecek. Dolayısıyla bugün ne düşündüğünü veya yarın sabah ne düşüneceğini bilemiyoruz. Derse ki artık seçime gideceğiz, gidilir. Biz zaten her zaman seçim olacak gibi hazırız. Bana sorarsanız yönetemiyorlar. Bütün anketlere baktığınız zaman, artık Cumhur İttifakı’nın yüzde 50’yi geçmesi ve Cumhurbaşkanlığı’nı yeniden alması çok güç görünüyor.

Davutoğlu ve Babacan’ın yeni parti çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle hayırlı olsun diyoruz, yeni parti kurmak herkesin hakkı. Onlar da bu demokratik haklarını kullanıyor. Tek adam parti rejimiyle olmuyor diyorlar. Tek adam rejimiyle bu ülkeyi, bu ekonomiyi götürebilmek mümkün değil, bundan vazgeçip, yeniden çok güçlü, dünyadaki tüm modern ekonomilerde olan bir parlamenter demokrasiyi kurma konusunda talepkâr oldukları görülüyor. Türkiye’ye parlamenter demokrasiyi getirme noktasında birliktelik imkanı ortaya çıkıyor.



‘Yeni hikâye’ ve ‘ekonomide kaldıraç’ ihtiyacımız…
Ferit PARLAK

Dünya ihtiyaçlarına göre geliştirip, üretmemiz gerekiyor…

Fikir mi?

‘Doğal afetlere (yangına, sele, depreme…) dayanıklı ürün’ şu anda tüm dünyanın en büyük ihtiyacı olarak karşımızda duruyor…

Yanmaz/kırılmaz/dayanıklı/yıkılmaz perdeye, mobilyaya, halıya, kabloya, betona vb. ihtiyaç artıyor…

Bu alanlarda yapacağımız geliştirme ve üretim, bizi farklılaştırıp, ekonomimize kaldıraç, ‘yeni hikâye’ ihtiyacımıza da çare olabilir…

Faik Öztrak, ABD’nin de durgunluktan kurtulmak için denediği bu tür model/yatırımlar için ‘yurtdışından ucuz finansman’ bulunabileceğine de dikkat çekiyor…

Merkez’in değerleme hesabındaki 20 milyar liralık azalışı anlayamadık

Normal şartlarda, bir gelir tahakkuk ettikten sonra Hazine’de kayda girer. Oysa iki senedir, Hazine’deki gelirler bütçede yazan gelirlerin 20 milyar lira üzerinde. Bu para nereden geliyor, niye bütçeye işlemiyor? Her yıl borçlanma ihtiyacını 20 milyar lira azaltan para neyin nesi? MB’nin değerleme hesabında, yılsonuna doğru pek de anlayamadığımız, 20 milyar liralık azalış var. Buna karşılık, MB gerçekleşen kârında, Hazine’ye aktarılacak parada bu kadar atış var. Ne yapılıyor, hangi operasyonla bu para aktarılıyor? Biz bunu soru önergesiyle gündeme getiriyoruz. Bütün finans çevresi bu durumdan huzursuz, bu olanlar sürdürülebilirlik meselesini olumsuz etkiliyor.

Misketleri biri toplayınca oyun bitiyor

Çocukken mahallede misket oynardık, arkadaşlardan biri tüm misketleri aldığında oyun biterdi. Küresel ekonomi de aslında bir misket oyunudur. Milli ekonomi de aynı. Bu oyunda birilerine misketlerin tamamını almaya izin verirsek oyun biter, çöker. Yaratılan refahtan geniş kesimleri yararlandırmadığınızda ya da geniş kesimleri refah yaratma sürecinden dışladığınızda, olayın sürdürülebilirliği olmuyor. Bütün dünya artık bunu tartışıyor.