Erdal Aksoy: Singapurlu ortak ‘Endüstri Parkı’ için 10 yıldır bekliyor

Hakan Güldağ, Vahap Munyar ve Şeref Oğuz, 'Kanaat Önderleriyle Gündem Özel'de bu hafta Aksoy Holding Kurucu ve Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Aksoy'u ağırladı...

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Şeref OĞUZ - Hakan GÜLDAĞ - Vahap MUNYAR

Aksoy Holding Kurucu ve Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Aksoy “Gündem Özel” sohbetimizde sorularımızı yanıtlarken, “Endüstri Parkı” önerisi için “Singapur Modeli Endüstri Parkı, yüksek teknolojiye dayalı kalkınma hamlesi için geliştirilmiş yeni nesil sanayi kümelenmesi ve sosyo-kültürel gelişme modelidir” dedi. Aksoy, Singapurlu paydaşlarının da bu projeye çok inandıklarını söyleyerek, “İstekli olmasalardı inanın bizi 10 yıl beklemezlerdi” yorumunu yaptı. Aksoy Holding Kurucu ve Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Aksoy’a sorularımız ve yanıtları şöyle:

Petkim’in özelleştirilmesi ihalesine birlikte girerek Azerbaycan devlet petrol şirketi Socar’ın Türkiye’ye gelmesine vesile olmuştunuz. Socar, Petkim’le girdiği Türkiye’ye Star Rafinerisi, TANAP derken 18- 20 milyar dolar yatırdı. Bu fitili siz ateşlemiş oldunuz. Son yıllarda siz de, Başkan Yardımcınız ve oğlunuz Batu Aksoy da elinizde, bilgisayarınızda bir dosya ile dolaşıyorsunuz: “Endüstri Parkı”… Singapur modeli bir “Endüstri Parkı” öneriyorsunuz. Hükümetler yıllardır bölgesel teşvikler uyguluyor, ona stratejik teşvikler, Ar-Ge teşvikleri ekliyor. “Endüstri Parkı” nasıl bir fark yaratacak?

Bir elektronik mühendisi olarak iş hayatına atıldığımda, bugüne kadar yapılmayanı yapmayı ve olabildiğince uluslararası şirketlerle işbirliği içerisinde dünyaya açılmayı kendime hedef olarak belirlemiştim. Bu hususta birçok zorlukların üstesinden gelerek, önemli bir mesafe katettim. Bu defa edindiğim birikimleri ülkem için nasıl değerlendirebilirim, torunlarıma daha iyi bir ülke bırakmak için ben neler yapabilirim gayretine düştüm. Türkiye ekonomisine yön veren projelerden daha büyüklerinde de etkin roller aldım. Ülkem için değer yaratacak projelerde olmak her zaman önceliğim oldu.

Singapur Modeli Endüstri Parkı, yüksek teknolojiye dayalı kalkınma hamlesi için geliştirilmiş yeni nesil sanayi kümelenmesi ve sosyo-kültürel gelişme modelidir, yani içerisinde akıllı şehri de barındırmaktadır ve etrafındaki demografiyi yeni yetkinliklerle donatmaktadır. Endüstri Parkları aynı zamanda akıllı yönetişimi, yeşil şehirleşme modeli ve çıktıları ile bir sonraki üretim yatırımının kümelenmeye katılması için motive edici olmaktadır. Endüstri parkları, tüm varlıkların yaşamına katkı sağlayacak , kalkınmayı destekleyecek, iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artıracak yenilikçi, sürdürülebilir kapsayıcı uygulama ile radikal ve hızlı bir değişim, bütünsel yaklaşım ile dönüşüm projesidir.

Geçtiğimiz haftalarda katıldığım, COVID-19 sonrası dünya ve Türkiye gündemini ele alan Forum İstanbul Konferansı’nın “Yeni Dünya Düzeninde Akıllı Şehirlerin Geleceği” konulu oturumunda akıllı şehirleri ve bileşenlerini ele aldık. İşte bizim projemiz, bütün bunları en iyi uygulayıcı Singapurluların gözetiminde sağlayan, diğer şehirlerimizin de akıllı şehirlere evrilmesinde rol model olacak laboratuvar bir uygulamadır.

Yatırımcı finansman getirecek

Singapurlu paydaşlarınızla birlikte Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde uluslararası yatırımcılar için bir teknoloji üretim üssü, model şehir kurmak istediğinizi dile getiriyorsunuz. Bunu, “Türkiye’nin kalkınma projesi” olarak görüyorsunuz. Singapurlu paydaşlarınız bu projede yer almak için istekli mi? Projenin hayata geçmesi için ne kadar finansman gerekecek?

Singapurlu paydaşlarımızın bu projeye çok inandıklarını ve projenin başından itibaren kendileriyle iletişimimizin oldukça kuvvetli olduğunu söyleyebilirim. İstekli olmasalardı inanın bizi 10 yıl beklemezlerdi. Bu çerçevede Singapurluların çalışma tarzı konusunda sizi kısaca bilgilendirmek isterim. Bugün araştırdığınızda dünyanın pek çok yerinde hayata geçirdikleri bu tarz uygulamaların hepsi başarılı. Prensipleri, yatırımın yapıldığı ülkenin ve kendilerinin arzu edilen dönüşümü elde etme konusunda başarılı olmaları, hem de portföylerindeki tüm yatırımcılara yanlış bir öneride bulunmamak ve kendi reputasyonlarını riske atmamaktır.

Aksoy Holding olarak Surbana Jurong ile bu planlamaya yıllarımızı verdik. Önce tasarlıyoruz, yönetişim planını hazırlıyoruz, yerel gücün pazara çıkış stratejisini belirliyoruz, ara malın ve son ürünün pazar araştırmasını yapıyoruz. Endüstri Parkı’nın yönetişim planını hazırlıyoruz, bu sektörlerdeki en güçlü kurumlara neden bizim Endüstri Parkı’mızın en doğru yatırım yeri olduğunu anlatıyoruz. Surbana Jurong-Aksoy ortaklığındaki Yönetim Şirketi’nin üstleneceği Endüstri Parkı içi izinler süreci ile bütün yatırım izinleri bir noktadan alınıp, yatırımcının hızla yatırıma geçmesi sağlanıyor. Elbette ki her aşamada kamu yönetimi ile yerel mevzuata tam uyum esası ile hareket ediyoruz. Yatırımcının ihtiyaç duyacağı yetkinliklerin gelişimi ve sosyokültürel habitat için yine planlamayı yatırımcı ile birlikte yapıyoruz, yerleşim, sanat ve kültür merkezleri, rekreasyon alanları ve sürdürülebilir tarım alanları ile yeşil şehirleşmeyi oluşturuyoruz. Her yatırımcı kendi finansmanı ile geliyor. Yatırımcının yatırım kararı sosyal gelişimin sağlanması için tetikleyici unsur. Her kurulacak tesis kendi ekosistem ihtiyaçlarının finansmanının önünü açıyor. Kredi kuruluşları, planlı ve bütünsel gelişime duyduğu güvenle bu modelin içinde olmanın yolunu arıyor. Bu çerçevede proje için devletin yapacağı yatırım fazlarla yer tahsisi yapıp, sadece altyapıyı üstlenmek olacaktır. Denenmiş ve başarılı olmuş bir model olması bu güveni artırıyor.

Türkiye'nin yeni hikayesini yazıyoruz

Uluslararası reyting kuruluşları Türkiye’yi “yatırım yapılabilir ülke” kategorisinden çıkardı. Uluslararası yatırımcılar için riskleri ortaya koyan CDS’lere bakılınca Türkiye hak etmediği düzeyde yüksek riskte görünüyor. Hal böyle iken uluslararası yatırımcıları Diyarbakır-Şanlıurfa hattına çekmek mümkün müdür?

Bizim modelimiz tam da bu noktayı hedefliyor. Türkiye’nin yeni hikayesini yazıyoruz, bölgesel kümelenme ve yerinde yönetim. Hızlı süreçler, yetkin ve kendini sürekli yenileyen işgücü, bütünselliği bir “Endüstri Parkı”ndan diğerine bağlanarak sağlanmış sürdürülebilir bir model. Pınarın başından denize ulaşan planlı bir gelişim modeli. Yatırımcı daha fazla bir güven aramıyor. CDS geriden gelen bir güven göstergesidir, risklerinizi değerlendirenlere o risklerin olmadığını ispat etmeli ve yatırımcıya makul getiri imkanı sağlamalısınız. Yatırıma dayalı büyüme ile toplam gelir artar, orta gelir tuzağından yüksek teknoloji yatırımları ile ek gelir sağlayarak yani dünya toplam gayri safi milli hasılasından daha yüksek pay alarak ve o pastayı da yerinde teknoloji gelişimi ile büyüterek çıkabilirsiniz. O zaman CDS’ler düşer ve daha çok yatırım yapılır hale gelirsiniz. Modelimiz, Türkiye’yi sürekli ve sürdürülebilir “yatırım yapılan ülke” haline getirecektir. Uluslararası şirketler ve yatırımcılar, bir ülkede yatırım yapabilmek için güvendikleri uluslararası fonların referansını almak isterler.

Ortağımız Surbana Jurong dünyanın en büyük 2-3 fonundan birisi olan Temasek’in bir kuruluşudur. Temasek’in 1 milyar ile referans katılımı en az 30- 50 milyarlık yatırımın kolaylıkla gelmesine imkan verecektir. Projemizdeki kilit çıkış noktalarımızdan birisi bu husustur.

Singapur mevzuatı geçerli olacak

Uluslararası yatırımcılar zaman zaman Türkiye’deki hukuki güvence ile ilgili endişelerini de dile getiriyor. Hedeflediğiniz “Endüstri Parkı”na gelecek şirketler için Dubai’deki gibi “yabancı yatırımcıya özel” bir “hukuki alan” yaratılmasını mı isteyeceksiniz? Yoksa “Endüstri Parkı” için yola çıkılmasına kadar “hukuk reformu”nun devreye girmesiyle uluslararası yatırımcıların tereddütlerinin ortadan kalkacağını mı düşünüyorsunuz?

Yabancı veya yerli ayrımı olmayan, temel düzenlemesi yasa ve ikincil mevzuatla güvence altına alınmış kendi yönetişimini kendi içinde sağlayan bir model öneriyoruz. Yatırımcının önünü açacak da bu model olacak. Yapım ve genişleme dönemindeki izin veya işletme süreçleri tek noktada yerel yönetim şirketinde toplanacak. Benzer uygulamaları ülkemizde yapıyoruz, Serbest Ticaret Bölgeleri, Organize Sanayi Bölgeleri ve sektörel Entegre Üretim Bölgeleri modelinin karma yapısından oluşturulmuş bir düzenleme ile çalışacak. Uluslararası başarısı kanıtlanmış olduğu için hem yatırımcılar hem de kredi kuruluşlarının herhangi bir tereddüdü olmayacak. “Endüstri Parkı”nda ticari konularda, özellikle yatırımlarda Singapur mevzuatı geçerli olacaktır. Bu husus da projemizin diğer bir kilit noktasıdır. Dubai’dekinin bir benzeridir.

Girişimci olun, hayal kurun ve çok çalışın

Üniversite son sınıfta bulunan, yeni mezun olan gençlere Erdal Aksoy’un geçmiş deneyimlerine dayanan hangi tavsiyeleriniz olur? Girişimcilik mi, hemen bir yerlerde işe başlayıp profesyonel yöneticilikte kariyer yolculuğuna çıkmak mı? Girişimcilere ayrıca neler söylemek istersiniz? Siz olsanız bugün nerede, hangi sektörde kolları sıvardınız?

Bu konuda Paul Auster’ın bir sözünü çok beğenirim. “Hayallerinin peşinden koş, bir gün mutlaka yorulacaklardır.” İster girişimcilik, ister kurumsal bir hayat, nasıl bir tercih yaparlarsa yapsınlar hayal kurmalarını ve çok çalışmalarını tavsiye ederdim. Çok genç yaşlardan itibaren çalışma hayatının içerisindeydim. Tam bir görev insanı olduğumu söyleyebilirim. Bugüne kadar pek çok farklı sektörü deneyimledim. İş yaptığım her alanı çok iyi araştırdım, çalıştım ve öğrendim. Bu nedenle çok araştırmalarını, dünyadaki benzer örneklerini takip etmelerini önerebilirim. Gençlere girişimci olmalarını tavsiye ediyorum. Hayata olumlu yönden bakmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hayatta her şey planladığınız gibi gitmeyebilir. Başarmanın zamanla, sabırla, uzun vadeli perspektifle ve içinizdeki pozitif düşünceyi korumakla ilgili olduğuna inanıyorum. Elbette içinden geçtiğimiz süreçte gençlerin kaygılarını anlayabiliyorum. Ancak bazen zorluklar insanın karşısına fırsat pencereleri de sunabiliyor. Ülkemizin potansiyeline gönülden inanıyor, gençlere güveniyorum.

Türkiye'nin gücüne olan inancımız tam

Siz “Endüstri Parkı”nı anlatırken, “Hammadde değil teknoloji devrindeyiz” diyorsunuz. Oysa bugün Petkim’in ürettiği hammaddeye dayalı üretim yapan hangi sanayici ile konuşsak, “Türkiye’ye 4-5 Petkim daha lazım” diyerek yaşadıkları sıkıntıyı dile getiriyorlar. Aslında buna benzer talepler yıllardır dile getiriliyor. Petkim benzeri yeni yatırımlar neden gündeme gelmiyor? Türkiye’de bir-iki Petkim daha kurmak o kadar mı zor? Türkiye’de bu güç yok mu?

Ülkemin gücüne olan inancım bu ve benzeri yatırımların ülkeme değer yaratmasına vesile oldu. Özel sektörün bir rafineri inşa edeceğine 2000’li yıllara kadar inanır mıydınız? Ülkemize bu yatırımlardan daha fazlasını kazandırabileceğimize inancım tamdır. Ülkenin planlı ve sürdürülebilir büyümesi bir sektörden çok yatırım değil, portföyünü çeşitlendirmiş ve uluslararası alanda rekabet edebilecek yatırımlarla sağlanacak, bunun için de bölgesel işbirlikleri ve kümelenme modelleri öne çıkacak. Sermaye akışları bu kaynaklardan yaratılan değerlerin paydaşları arasında hakkaniyetli bölüşümü ile artacak, bu durum bölge halkının refahının artışına yönelecek. Biz büyük yatırımları hep koruma duvarları arkasına sığınmamış alanları serbestleştirerek hayata geçirdik. Refahı daha verimli üretim ve tüketim ile artıracağız. Bunun için de daha çok ve daha verimli yatırıma ve daha yetkin insan gücüne ihtiyacımız var. Sermaye gücümüz sınırlıysa yatırım ortamının çekiciliğini artırmak ve bizim Aksoy ve Turcas Grubu Şirketlerinde başarıyla uyguladığımız gibi güçlü ortaklıklar kurmaya ihtiyacımız var. Bizim modelimiz yatırım ortamının çekiciliğini artıyor olacak. Türkiye’nin gücüne ve sahip olduklarına inancımız tam. Bu büyüklükteki yatırımları özel sektör tarafından yapabilmiş bir ülkenin “Endüstri Parkı” modeli ile daha fazlasını yapacağını birlikte göreceğiz.

'Girişimci Ekonomi' gelişecek 'yeşil şehirleşme' sağlanacak

Kurulacak “Endüstri Parkı”nda 300 bin kişiye geçici istihdam sağlanabileceğini belirtiyorsunuz. İnşaat aşaması için bölgeden kadro bulunabilir. Ayrıca, 10 yıl içinde kurulacak fabrika ve iş yerlerinde 100 bin kişinin istihdam edilebileceğini dile getiriyorsunuz. Söz konusu fabrikalarda çalışmak üzere bölgeden yeteri kadar insan kaynağı sağlamak mümkün olur mu? Örneğin üniversite mezunlarını İstanbul’un Doğusundaki Gebze’ye, Batısındaki Çerkezköy’e bile yönlendirmek kolay olmuyor. Diyarbakır-Şanlıurfa hattına yönelmeleri nasıl sağlanacak?

Bizim modelimizde en büyük beklentimiz girişim ekonomisini Türkiye’de geliştirmek olacak. Bugün teknoloji, teknolojik üretim, Ar-Ge faaliyetlerini desteklemeye her zamankinden çok ihtiyacımız var. Birbirinden değerli genç mühendisimiz, yazılımcılarımız, genç girişimcilerimiz bulunuyor. Girişim ekonomisi ile gençlere istihdam sağlamış, inovasyona dayalı uluslararası bir çalışma platformu sunmuş olacağız. Uluslararası kuruluşların geleceği bir bölgeye gençlerin de ilgisi yoğun olacaktır. Girişimcilik ekosistemindeki gençlerin imza attığı başarıları gururla takip ediyorum. Girişimcilere, start-up’lara çok daha iyi imkanlar sunabileceğimize inanıyorum. “Endüstri Parkı” modeli bizi kolaylıkla bilgi ekonomisinden sermaye sahipleri ile girişimcilerin oluşturacağı “girişimci ekonomi”ye yöneltecektir. Dünyada gelişen teknolojilerin getirdiği Siber Güvenlik riskine karşı en önemli tedbir ise Kendi Veri Merkeziniz olmasıdır. Bu saha gençlerimiz için çok büyük bir potansiyel arz etmektedir. Bugün genç nüfusumuz öğrenme ve deneyimlemeyi arıyor. Pandeminin bize öğrettiği en önemli husus lokasyondan bağımsız olarak yaşam kalitemizi her gün artırmamız. Hayatın ne kadar süreceğinin tek belirleyicisi biz değiliz, kolektif bir gelişim için lokasyon bağımsız olacağız. Kuracağımız endüstri parkları ile eş zamanlı modern ve yeşil şehirleşme sağlayacağız. Temel eğitimden yüksek eğitime kadar ilgili sektörün arzu ettiği bölgesel odaklı gelişim planını temin edeceğiz, mevcut okulların ve üniversitelerin odaklı eğitimi kadar yeni okulların kurulmasını sağlayacağız. Kampüs şehirlerimizde kültür merkezlerinden, spor tesislerine, sanat faaliyetlerinden tarıma kadar geniş bir yelpazede çekim alanları yaratacağız. Düzenli bir gelişimi yerel yönetim şirketi üzerinden temin edeceğiz. Bu gelişim planı her paydaşı için çekim alanı olacak.

'Endüstri Parkı' tedarik kapısını hızla açabilecek

Pandemiyle birlikte başta ABD olmak üzere gelişmiş Batı ülkeleri tedarik merkezlerini Çin’e kaydırmış olmaktan pişmanlık duydu. Tedarik pastasında Çin’in payı yüzde 22 düzeyinde. Pandemiyle birlikte özellikle ABD’nin yeni “tedarik merkezi” arayışları olacak gibi görünüyor. Sizin önerdiğiniz “Endüstri Parkı” böyle bir dönemde fırsat kapısı açabilir mi?

“Endüstri Parkı”, bu kapıyı hızlı açmamızı sağlayacak, Çin’in, Singapur’un kendine has Endüstri Parkı modelleri var, biz de Orta Asya, Kafkasya, Ortadoğu ve Anadolu’nun kendi Endüstri Parkı modelini yaratıyoruz. Fırsatı değere dönüştürmek için araçlardan birini sunuyoruz. Küresel pastadan daha büyük pay alabilmemizi ve pastayı büyütebilmemizi bu ve benzeri modeller sağlayacaktır. Birbirine birden fazla koridor ile bağlı, o bölgede hangi alanda yetkinseniz ve kaynağa sahipseniz ve en çok değeri en yüksek verimle yaratıyorsanız o alana odaklanacaksınız. Bu da size küresel ölçekte doğal bir rekabet avantajı getirecek, aynı zamanda yarattığınız değeri araştırma geliştirmeye de ayırarak akademinin sanayi ile bütünleşmesini de kuvvetlendireceksiniz.

Teşviklerin yetmediğini gördüm, rekabet üstünlüğü de gerekiyor

“Endüstri Parkı” için spesifik adres olarak Diyarbakır-Şanlıurfa arasını düşündüğünüzü biliyoruz. Bu seçiminizin özel bir nedeni var mı? Uluslararası teknoloji şirketleri Diyarbakır-Şanlıurfa arasındaki bölgeye gelmek ister mi? Onları çekmek için mevcut teşviklerden farklı cazip sayılacak neler sunulabilir?

Anavatan Partisi İstanbul İl Başkanlığı görevini yürüttüğüm dönemdeki deneyimlerim bana Türkiye’nin sorunlarını daha yakından tespit etme olanağı verdi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun refah seviyesini arzu edilen noktaya getiremiyorduk. Teşvikler çözüm değildi. Bölgenin herhangi bir rekabet üstünlüğü yoktu. Siyaseti bıraktıktan sonra, böyle bir bölgenin rekabet üstünlüğüne kavuşması için gereken teknolojik gelişmeleri ve dünyadaki başarılı uygulamaları araştırdım. En iyi çözümün Singapur modeli “Endüstri Parkı” olduğunu ve bu uygulama ile bu bölgenin ülkenin kalkınmasına büyük katkı sağlayabilecek, kısa bir ifade ile bölgenin rekabet üstünlüklerini haiz olabileceğini gördüm. Bu bölge, pazarın ve yeraltı kaynaklarının tam ortasında yer alıyor. Ceyhan büyük bir petro-kimya altyapısına kavuşacaktır. Endüstri parkında bu hammaddeler yüksek katma değerli ürünlere dönüşecektir. Bununla birlikte bölgenin verimli arazileri ve tarihi değerlerden kaynaklı turizm, emsalsiz üstünlükler sağlamaktadır. Ortaklığımız, İpek Yolu hattının güzergahlarından biri olan Kazakistan-Azerbaycan/NahcivaniDoğu ve Güneydoğu Anadolu-Akdeniz Bölgesinde kümelenme modeline dayalı yüksek teknoloji sanayi parkları kurulması üzerine de Azerbaycan ve Kazakistan Devletleri ile temasları yürütmektedir. Bu dönemde Türkiye’nin jeostratejik konumu bir kez daha ön plana çıktı. Pandemi nedeniyle dünya genelinde tedarik zincirinde yaşanan sorunlar, lojistik sektöründe ortaya çıkan zorluklar, üretim ve tüketim noktalarının ortasında bulunan Türkiye için yeni fırsatları ortaya çıkarıyor. Süveyş Kanalı’ndaki gemi karaya oturduğunda, tüm dünyada ticari faaliyetlerin nasıl aksadığını hep birlikte gördük. Bu durum bizim ülkemizin coğrafi konumunun ne kadar kıymetli olduğunu bizlere tekrar gösterdi. Tedarik zincirinde yaşanan sorunlardan ders çıkaracak olan firmalar bu tür zorlukları yaşamamak için üretimlerini hangi ülkelere kaydırmaları gerektiğini hesap ediyorlar. Belirledikleri ülkelere yeni üretim üssü kurmaya başlıyorlar. Umuyoruz ki, Türkiye bu ülkelerden birisi olacak. Mevcut teşvikler, proje büyüklüklerine ve ülkeye sağladıkları ithalatı ikamesi ile derecelendirilebilirler. Modelimiz her yerin kendi yerel gücünden de fayda sağlamak üzere. Bölgedeki konvansiyonel yatırımların daha yüksek katma değer sağlaması için ihtiyacı olan hammadde girdisinden AriGe katkısına kadar geniş bir yelpazede düşünüyoruz.