Güler Sabancı ile Gündem Özel: Ülkemize güveniyoruz, reformları bekliyoruz

Kanaat Önderleri’nde Hakan Güldağ, Şeref Oğuz ve Vahap Munyar’ın konuğu olan Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, “ortak akıl” vurgusu yaparak, “Ekonomi ve hukuk alanında verilen reform mesajları çok önemli. Şimdi hepimiz ilgili paydaşların katılımıyla ‘ortak akıl’ tesisi ve yapısal reformların hayata geçmesini bekliyoruz” dedi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, bu haftaki “Gündem Özel” buluşmasında sorularımızı yanıtlarken, “ortak akıl” vurgusu yaparak, “Ekonomi ve hukuk alanında verilen reform mesajları çok önemli. Şimdi hepimiz ilgili paydaşların katılımıyla ‘ortak akıl’ tesisi ve yapısal reformların hayata geçmesini bekliyoruz” dedi. Sabancı, “Ülkemizin potansiyeline her zaman güveniyoruz” mesajının altını çizdi.

Güler Sabancı’ya sorularımız ve yanıtları şöyle:

Cesaret, kararlılık, zamanlama

• Geçtiğimiz günlerde ekonomi yönetiminde değişiklik oldu. Bunun yanında son haftalarda hukuk ve ekonomiyi temel alacak reformlar üzerinde konuşuluyor. Burada izlenmesi gereken yol haritası ne olmalı?

Ekonomi yönetimimizin güven tazelemesi adına bu değişikliği olumlu buluyorum. Önceliğimiz makro ekonomik istikrarın korunması. Ülke olarak daha fazla birlikte çalışma, işbirliği ve güç birliği yapma dönemindeyiz. Buna çok ihtiyacımız var. Şimdi hepimiz ilgili paydaşların katılımıyla ortak akıl tesisi ve yapısal reformların hayata geçmesini bekliyoruz.

Yeni ekonomi yönetiminin, iş dünyası temsilcileri ve ekonominin tüm paydaşları ile diyaloğu en üst düzeyde tuttuklarını görüyorum. Dinliyorlar, öneri istiyorlar, ortak akıl üretmeye çalışıyorlar. Bunu da gelecek için çok olumlu buluyorum.

Ekonomi ve hukuk alanında verilen reform mesajları da çok önemli. Umuyorum en kısa zamanda bunları uygulamada görürüz. Burada göstereceğimiz cesaret, kararlılık ve doğru zamanlama Türkiye ekonomisini yeniden sürdürülebilir bir büyüme yoluna sokacaktır. Biz Sabancı Topluluğu olarak bugüne kadar her zaman demokrasiyi ve Cumhuriyetimizi, ülkenin en büyük kazanımları olarak gördük. Ülkemizin potansiyeline her zaman güveniyoruz. Bütün bu gelişmeler ışığında 2021 yılının daha iyi bir yıl olmasını bekliyorum.

Türkiye merkez olacak

Yeni dönemde Türkiye’nin şansı nerelerde olabilir? Türkiye’yi büyütecek, rekabetçiliğini artıracak, yaşam düzeyini yükseltecek faktörler neler olabilir?

Bu dönemde ülkemizde ve dünyada alınan önlemler ve ekonomik yansımaları çok yakından izliyoruz. Bu süreçte teknoloji kimin elindeyse ve dijitalleşmeye kim daha hızlı adapte olursa, o bu savaştan daha az yara alarak çıkacak. Bu süreçte teknoloji tarafında altyapımızın birçok ülkeye kıyasla daha iyi durumda olduğunu gördük. Özellikle finans ve bankacılıkta güçlü teknolojik altyapımızın avantajlarını yaşıyoruz. Bu konuda bankamız Akbank öncülük yapıyor.

Bu teknoloji çağında, sanayi ve üniversitelerin de çok daha iç içe geçtiğini görüyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, sanayi-üniversite işbirliklerine daha fazla odaklanmalı; birlikte çözüm bulma yeteneklerimizi geliştirmeliyiz.

Özellikle ABD’de bunun örneklerini çok iyi görüyoruz. Silikon Vadisi gibi, birbirini besleyen ekosistemler yeni dünya düzeninde çok ama çok önemli. Tabii Türkiye’de de benzer örnekler ortaya çıkmaya başladı. TÜBİTAK’ın çok başarılı çalışmaları var. Çok başarılı teknopark örnekleri bulunuyor. Sabancı Üniversitesi ve Kordsa iş birliğiyle İstanbul Teknopark’ta yer alan Kompozit Teknolojiler Mükemmeliyet Merkezimiz (KTMM) bulunuyor. Bunları çoğaltmalıyız.

İnsan kaynağı yönetiminin de kritik öneme sahip olduğu bir sürece doğru gidiyoruz. Üyesi olduğum European Round Table for Industry’de (ERT) konuştuğumuz en önemli konu ‘re-Skilling’ yani ‘yeni beceri kazandırma’. Bu alanda çok avantajımız var. Genç insanlarımız var ve çabuk adapte oluyorlar. Yeter ki hedefe uygun eğitim verebilelim. Bizim tüm liderlik ekibimiz Sabancı Üniversitesi’yle birlikte yeniden eğitimden geçiyor. Bunun yapılabilir olduğunu görüyoruz.

Sabancı Topluluğu bünyesinde dijitalleşmeyle ilgili de son yıllarda çalışmalarımızı hızlandırdık. Bimsa’yı yeni nesil çözüm sağlayıcı SabancıDx’e dönüştürdük.

Dünya yeni bir pratiğin içinde evriliyor. Bu evrim kendisini en net şekilde tedarik, hammaddeye erişim ve üretim tarafında hissettirdi. Bu dönem, makro anlamda ülkelere, mikro anlamda ise şirketlere şunu gösterdi; “Riski dağıtmaz, yumurtaları aynı sepete koyarsanız, sistemi kilitlersiniz. Hammaddeye erişimden üretime, ihracattan ithalata kadar, her sektörde faaliyetlerinizi çeşitlendirmelisiniz.” Bence Türkiye dünyanın yeni üretim merkezi olacak ülkeler arasında ilk sıralarda. Bunun için de bazı ev ödevlerimiz var. Bunları büyük bir ciddiyetle ele almak zorundayız. Son yıllarda ne yazık ki özellikle ekonomide kendimize koyduğumuz hedeflere ulaşmakta sıkıntılar yaşadık. Ülkemizde ve dünyada yaşadığımız olağanüstü gelişmelerin bunda önemli payı var. Ama artık ileriye bakma, yarının dünyasına hazırlanma, bunun için gerekli düzenlemeleri yapma zamanı.

Geçmişe baktığımızda özellikle ekonomide yakaladığımız tüm başarı hikayelerinin temelinde “Ortak Akıl” var. Ülke olarak çok büyük bir potansiyelimiz var. Sanayide, teknolojide, enerjide, turizm ya da lojistik gibi hizmet servislerinde. Yapmamız gereken bu potansiyelimizi ortaya çıkaracak yaklaşımları devreye almak, makro istikrarı korumak, reformları yapmak ve bunların sonucunda yatırımcıları ülkeye çekmek.

Her yıl 1.7 milyar dolara yakın yatırım yapıyoruz

• Sağlık tabii ön planda ama işin bir de ekonomik boyutu var. Bu açıdan baktığımızda, Sabancı Topluluğu’nun bu süreçteki performansını nasıl özetlersiniz?

Sabancı Topluluğu, 90 yılı aşkın süredir; Hacı Ömer Sabancı’nın ektiği ilk tohumlardan itibaren bu ülkede üretiyor, çalışıyor, vergi vermeye devam ediyor. 60 binden fazla insanımıza istihdam sağlıyor. Kadın çalışanda yüzde 31, kadın yöneticide ise yüzde 37 ile bu alanda en yüksek orana sahip Topluluklardan biriyiz.

Her yıl ortalama 1.7 milyar dolara yakın yatırım yapıyoruz. Ülkemizde vergi gelirlerinin neredeyse yüzde 5’ini tek başımıza Sabancı Topluluğu olarak biz sağlıyoruz. Varlıklarımızın yüzde 95’inin ülkemizde olmasıyla birlikte, dünyada 14 ülkede 40 milyondan fazla müşteriye dokunuyoruz. Çok sağlam ve köklü bir ortaklık kültürümüz var. Başarılı işbirlikleri yaratma ve bunları sorunsuz bir şekilde yürütme kültürü Sabancı’nın genlerinde var. Biz işimiz için doğru olana odaklanıyoruz. Ortaklıklarımızı da ‘iş için doğru olanı’ yaparak yönetiyoruz.

Genlerimizdeki bir başka özellik de toplam kalite anlayışıyla çoklu krizleri ve değişimi çok iyi yönetebilmek. Bu metodun en önemli unsuru, kendi kendini ve ekibini sürekli değerlendirmek, geri bildirim vermek, eksikleri düzeltmek, değiştirmek ve sürekli daha iyiyi aramak. Bizim kültürümüzün özünde bu yatıyor. Bu bize Sabancı kardeşlerden kalan önemli bir mirastır.

Sabancı Topluluğu’nu sadece ortaya koyduğu ekonomik değerle değerlendirmiyoruz. CEO’muz Cenk Alper’in öncülüğünde, yönetim ekibi ve Yönetim Kurulumuz ile birlikte Topluluk vaadini (common purpose) tekrar gözden geçirdik. Yeni konumlandırmamızı “Sürdürülebilir bir yaşam için, öncü girişimlerle, Türkiye ile dünyayı birleştiririz” olarak belirledik. Sürdürülebilirlik konusunu bu dönemde daha da öne çıkarıyoruz. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik, tüm iş yapış süreçlerimizde daha fazla üzerinde durduğumuz bir konu oldu, olmaya devam edecek.

Vakıf çalışmalarımızı da sosyal gelişim ve toplumsal kalkınma için bir kaldıraç olarak görüyoruz. Sabancı Vakfı 46 yaşında ve geçmişten bugüne, bireylerin haklardan eşit yararlandığı bir toplum hayaliyle çalışmalarını sürdürüyor. Mütevelli Heyeti Başkanlığını üstlendikten sonra, 2005 ve 2006 yıllarında çok paydaşlı arama konferansları yaparak Sabancı Vakfı’nın konumunu ve gitmek istediği yolu yeniden tarifledik. Bu yolu stratejik hayırseverlik yani filantropi olarak belirledik. Bu tarihten sonra Vakıf çalışmalarımızda geleneksel hayırseverlik dediğimiz burslar, ödüller vermenin, okullar, yurtlar, kültür-sanat merkezleri inşa etmenin yanı sıra filantropi bakış açısıyla sivil toplumu desteklediğimiz hibe programlarımızı başlattık. Bu alanda Türkiye’de ilk ve tek hibe veren Vakıf olduk. Verdiğimiz hibe ile toplumsal sorunların çözümünün bir parçası oluyor, sivil toplumu güçlendiriyor, onların proje yapma, çözüm üretme kapasitelerini artırıyoruz. Vakfımızın 2009 yılından bu yana yürüttüğü ‘Fark Yaratanlar’ programıyla toplumsal sorunlara çözümler üreten sosyal girişimcileri destekliyoruz. Bu sene bu programa 2 binin üzerinde başvuru aldık.

Vakfı kurma amacımız da ‘her şeyi devletten beklememe’ ve Hacı Ömer Sabancı’nın ‘bu topraklardan kazandığımızı bu topraklara geri verme’ prensibine dayanıyor. ir de çok gurur duyduğumuz 21 yıllık üniversitemiz var... Ulu Önder Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünü unutmadan “Fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek” hedefiyle çalışıyoruz.

Dünya çapında yapılan bir araştırma; 3T “Technology, Talent, Tolerance” (teknoloji, yetenek ve hoşgörü) olmadan yaratıcılığın yeşeremeyeceğini söylüyor. Teknoloji ve yetenek varsa bile yaratıcılık, farklılıklarla yaşamanın, özgürlüklerin, farklı görüş, düşünce ve fikirlere saygının olduğu bir iklimde ortaya çıkabiliyor.

Dünyada aldığı dereceler gösteriyor ki, üniversitemizde 3T’yi bir arada götürebiliyoruz. Sabancı Üniversitesi’nde evrensel değerlere bağlı, bilimin önderliğini kabul eden, çağdaş dünyaya açık, aydın gençler yetişiyor. Dünya sorunlarına; çok katılımlı ve çok farklı disiplinlerin bir arada çalışarak çözüm bulacağı bir dönem yaşıyoruz. En önemli konu daha fazla iş birliği, birlikte çalışma ve ortak akıl üretme.

Bu da ancak “interdisipliner” bir eğitim yapısıyla olabilir. Sabancı Üniversitesi’nde bu çalışmayı sağlayacak merkezler kuruyoruz. Sanayinin kıymetli oyuncularını bilimle bir araya getiriyoruz. Kurduğumuz politika üretme merkezlerinden belki de en önemlisi Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC).

 ZOR ZAMANLARDA MÜTHİŞ ADANMIŞLIKLA ÇALIŞIYORLAR

• Pandemi süreci Sabancı Topluluğu’nu nasıl etkiledi? Siz neler yaptınız?

Pandemi insanlığa, 'sağlığımızdan öncelikli bir şeyin olmadığını’ çok net olarak hatırlattı. Çalışanlarımızın sağlığının en öncelikli konu olduğunun bilinciyle stratejimizi belirledik. CEO’muz Cenk Alper nezdinde Sabancı Topluluğu’ndaki çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Zor zamanlarda müthiş bir adanmışlıkla işlerine devam ettiler.

Sürecin başından bu yana, “Topluluk bünyesinde kimseyi arkada bırakmamak” için çalışıyoruz. 60 binden fazla sağladığımız istihdam ile bu süreci birlikte atlatacağız inşallah. Bütün çalışanlarımızın sağlığını, alınan tedbirleri çok yakından takip ediyoruz. Bu dönemde CarrefourSA, Akbank, Enerjisa Enerji ve Enerjisa Üretim gibi şirketlerimizdeki ekipler bizim için cephedeki arkadaşlarımızdır. Onlarla gurur duyuyoruz. Bu süreçte Türkiye üretmeye devam ediyor. Bütün tesislerimiz kısa izinler ve aralar dışında üretmeye devam etti. Topluluk olarak tüm tedbirleri en üst düzeyde alarak işimizin başındayız. Finansal açıdan başarılı sonuçlar görüyoruz. Ama bizi asıl gururlandıran, Sabancı Topluluğu’nun bu dönemde üstlendiği misyon, oynadığı öncü rol ve toplumsal kalkınmaya verdiği katkı. Topluluk gönüllülerimizin üstlendiği projeler en çok önemsediğim konu...

Bilimin verdiği tüm imkânları kullanarak bu salgın ile savaşmak için ülkemize destek olmaya çalıştık. Sabancı Üniversitesinden bir hocamızın buluşu olan "Antimic" adlı nano teknoloji ile üretilen özel bir dezenfektanı bütün hastanelerde kullanılmak üzere Sağlık Bakanlığı’na bağışladık. Ciddi miktarda hızlı tanı kitini Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'müze teslim ederken, COVID-19 aşı ve serumunun geliştirilmesi için de Sağlık Bakanlığı’na önemli destekler verdik.

Dünyada sonlanmamış bir savaş yoktur. Bu da bitecek. Mühim olan en az zayiatla bu mücadeleyi tamamlamamız. Sağlık ordumuz büyük bir gayretle, cansiperane bir şekilde çalışıyor. Onlara da ne kadar teşekkür etsek az.

 ENERJİ VE İKLİM İÇİN ‘BAŞARI ÜÇGENİ’MİZ VAR
 • Geçtiğimiz günlerde Sabancı Üniversitesi’nin de altında imzasının bulunduğu “Türkiye Enerji Görünümü” adı altında bir rapor yayınlandı. Bu çalışmayı anlatabilir misiniz?

Enerji alanında uzman bir merkez kurmak üniversitemiz ile ilgili hayallerimden biriydi. Bu modeli 2007 yılında MIT Üniversitesi Danışma Kurulu’na davet edildiğimde görmüştüm. Üniversite ve sanayi iş birliğinin en güzel örneklerinden biriydi. Hatta merkezin başkanı olan Prof. Ernest Moniz, daha sonra Barack Obama döneminde Enerji Bakanlığı görevinde bulundu. Sevgili Fatih Birol Hoca’mızın da destekleriyle 10 yıl önce dünyada bu alandaki sayılı merkezlerden birini Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi’ni (IICEC) kurduk. Burayı da tam bir akıl üretme merkezi olarak tasarladık. Bu merkezimizin yayınladığı rapor da bir yandan sektörün röntgenini çekerken, aynı zamanda 2040 yılına kadar uzanan bir döneme ışık tutuyor. Bağımsız ve objektif bir üniversite çalışması olması sebebiyle bunu çok önemsiyorum. IICEC Türkiye’de bir ilktir. Önemli enerji oyuncularının üye olarak katıldığı bir merkezdir. IICEC’in ismi bile başlı başına önemli bir anlam taşır. Enerji ile birlikte iklim değişikliğine bu merkezimizin isminde vurgu yapmak vizyonumuzun en somut göstergesidir. Artık dünyanın hiçbir yerinde kamunun, özel sektörün ya da üniversitelerin tek başlarına başarılı olması mümkün değil. Bu üç unsuru ortak bir amaç ve vizyonla buluşturduğunuz noktada başarı da kendiliğinden geliyor. Bu yüzden de ben buna “Başarı Üçgeni” diyorum.

 ENERJİ STRATEJİK SEKTÖR 11 MİLYAR DOLAR YATIRDIK

 • Öncelikli iş kollarınızdan biri de enerji... Bu alanda yatırımlarınızın karşılığını aldığınıza inanıyor musunuz?

Enerji, her ülkede en stratejik sektörlerin başında gelir. Enerji (elektrik üretim dağıtım) hem Topluluğumuz hem de ülkemiz için çok önemli bir alan. Sadece enerji (elektrik üretim ve dağıtım) alanında bizim bugüne kadar yaptığımız toplam yatırım 11 milyar doların üzerinde. Dağıtım ve perakendede ülke çapında 10 milyona yakın haneye ulaşarak bu konuda liderlik yapıyoruz. Portföyümüzde Akbank’tan sonra en büyük iş alanımız enerji oldu. Bu alanda dünyanın lider şirketlerinden Alman E.ON ile başarılı bir ortaklık yürütüyoruz.

Geçtiğimiz yıllarda enerji dağıtımı tarafında çok önemli bir halka arzımız oldu. Halka arzdan sağladığımız kaynağı (400 milyon doları), Alman ortağımız E.ON ile birlikte yine bu sektörde faaliyet gösterdiğimiz Enerjisa Üretim şirketimizin içine koyduk. Elektrik sektörü, özellikle dağıtım ihaleleri sonrasında ciddi bir dönüşüm yaşadı. Burada kamunun açtığı yol çok önemliydi. Son 10 yıla baktığımızda serbest piyasanın güçlendirilmesi, piyasanın liberalizasyonu için faydalı birçok adım atıldı. Kamunun sağladığı öngörülebilirlik ve bizlerin de işin potansiyeline olan güvenimiz sonunda yatırımlarımız devam ediyor. Dünyada bugünün ve geleceğin en önemli konusu bildiğiniz gibi SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK, “Yeşil Anlaşma” diye adlandırılan konu bugün önceliklidir. Biz de “Yeni Neslin Sabancı’sı” vizyonu doğrultusunda yenilenebilir enerji yatırımlarımızı artırıyoruz. Üretim tarafında kazandığımız ihalelerin de devreye alınmasıyla birlikte, kurulu gücümüzün yarıdan fazlasını yenilenebilir enerji oluşturacak.

PANDEMİ KADININ ‘İŞ’TEKİ KAZANIMLARINI GÖTÜRÜYOR

• Çok zorlu bir pandemi sürecinden geçiyoruz. Tüm dünyada geleceğe ilişkin endişelerde artış var. Pandemi ile birlikte, İklim değişikliği, büyüyen gelir eşitsizliği... Türk iş dünyasının en önemli liderlerinden biri olarak sizce nasıl bir dünyaya doğru gidiyoruz?

Dünya gerçekten çok zor bir süreçten geçiyor... Belki de dünya tarihinin en büyük krizlerinden biriyle mücadele ediyoruz. Hepimiz için çok kaygı verici bir durum. Bu yol boyunca tabii belli kazanımlar oldu. Hastalıkla mücadelede, ilaç ve aşı konusunda olumlu gelişmeler yaşandı. Eşitsizliklerin çok arttığı, dijitalleşme ile teknolojinin büyük önem kazandığı ancak teknolojiye ulaşan ve ulaşamayan kesimler arasında uçurumların oluştuğu bir dönemdeyiz.

Toplumsal hayatta bu pandeminin hepimizi endişelendiren ciddi sonuçları oldu. Son yıllarda kadınların iş hayatında elde ettiği kazanımların kaybedildiği, kadının toplum içindeki rolünün yeniden olumsuz anlamda değiştiği bir süreç yaşıyoruz. Kadın sorununu pandeminin birincil sonuçları içinde ele almamız, bu soruna çözümler geliştirmemiz çok önemli.

Burada Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde’ın çok güzel sözleri var. Diyor ki; '"Evet, benim başında olduğum kurumun ana görevi enflasyonla mücadeledir. Ancak benim ana görevim bu olmakla beraber, bu görevimi her şekilde etkileyecek gündemleri göz ardı edemem. Bunlardan bir tanesi iklim değişikliği. Diğeri de pandemi ile iş hayatındaki konumunu ve işini yitiren kadınların toplumdaki yeridir." Pandemi, bilimin ışığından kopmamamız gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Teknoloji birçok konuda çözüm modeli getirerek süreci hızlandırıyor. Bilim dünyasının çok iyi koordine olduğunu görüyoruz. Teknoloji sayesinde ortak bir hedefte birleşerek sorunları çözüme götürebiliyoruz. Aşı çözümleri beklediğimizden çok hızlı geliyor. Aylar sonra ilk kez tünelin sonunda ışığı görüyoruz. Yine diyoruz ki, insanlığı ilim ve bilim kurtaracak.