15 °C

İhracatçı tahsilatta çifte mağdur oldu

Dövizin yurtdışına yönelmesini önlemek için atılan adımlar KOBİ’leri zorluyor. 180 günde tahsilat yapamayan işletmeler yüzde 5 ceza ödeme riskiyle karşılaştı... Aysel Yücel'in haberi...

İhracatçı tahsilatta çifte mağdur oldu

Aysel YÜCEL

Dünya ticaretinde vadelerin uzaması, ihracatçıya çifte mağduriyet olarak geri döndü. Bazı ihracatçıların tahsilatlarını yurtdışında tuttuğu iddiasıyla Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu kapsamında yapılan denetimlerin sıkılaştırılması, ihracatçıya ek yükümlülükler getirdi, maliyet baskısı altında bıraktı. Kanunun, dünya ticaretinin yeni şartlarına uygun haline getirilmesi talep edildi. Yurtdışındaki müşterilerinden 180 günde tahsilat yapmakta zorlanan ihracatçı, üstüne bir de bankaların kanun nedeniyle yükümlülüklerini yerine getirmesi için bastırmasıyla çifte kıskaç altında kaldı. Ayrıca tahsil edilen ihracat bedellerinin döviz cinsinden tutulamaması, hammaddeyi dövizle alan üretici ihracatçıların kurdan büyük zarar etmelerine neden oldu. Tüm bunların yanında tahsil edilemeyen alacakların vergi dairelerine bildirilmesi de, alacak miktarının yüzde 5’inin ceza olarak yansıtılmasını gündeme getirdi.

Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu’na göre Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedeller, ithalatçının ödemesini müteakip doğrudan ve gecikmeksizin ihracata aracılık eden bankaya transfer edilecek veya getirilecek. Bedellerin yurda getirilme süresi fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemeyecek. Söz konusu kanun çerçevesinde ihracat bedellerinin yüzde 80’inin Türkiye’ye döviz olarak getirilmesi mecburiyeti de söz konusu. 2008 öncesi kanunda 100 bin dolar ve üzeri bedellerin ihracatlar için DAB’a (döviz alım belgesi) bağlama şartı vardı. Bu şart 2018 Eylül ayında yürürlüğe giren revizede 5 bin dolar ve üzeri olarak güncellenmişti. Bu bedelin düşmesi, ihracatçıya belge alma konusunda daha fazla bürokratik işlem yükledi. Bürokratik işlemler ve kesilen cezalar nedeniyle bazı firmaların yüksek miktarda ek maliyetle karşılaştı. Parasını yurt dışında tutan firmalar yüzünden faturanın tüm ihracatçılara kesilmemesi gerektiğinin altını çizen birçok firma temsilcisi, mevcut kanunun acilen yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunuyor.

Başta KOBİ’ler olmak üzere iş dünyası temsilcileri, özellikle makine ve gemi inşa gibi yurtdışına satışlarda uzun dönemli sözleşme yapılan sektörlerin mevcut kanundan dolayı büyük sıkıntı yaşadığını dile getiriyor. İhracatçılar taleplerini DÜNYA’ya anlattı.

HEM KUR FARKI YÜKÜ HEM BİNDE BİRLİK VERGİ…

70’den fazla ülkeye akrilik küvet, radyatör ve boru ihraç eden ve Çin’de pazar lideri olan Sanica’nın Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Fatinoğlu, yeni kanundan dolayı özellikle iki konuda büyük sıkıntı yaşadıklarını vurguladı. Fatinoğlu, döviz alımlarında binde birlik kesintinin başlamasının hammaddeyi dövizle ithal eden ihracatçı için büyük bir ek maliyet getirdiğini belirterek, “İhracat yaparken döviz kazanıyoruz ama hammadde alırken de dövizle alıyoruz. Dolayısıyla ihracatan elde ettiğimiz dövizi tekrar bankalarda TL'ye sonra tekrar dövize çevirmiş oluyoruz. Şimdiki kurla yılda 50 milyon dolar ihracat yapan bir firma al-sat nedeniyle 50 bin dolar ek maliyetle karşılaşıyor” dedi.

“KAÇAKÇI MUAMELESİ GÖRMEK İSTEMİYORUZ”

Diğer önemli bir sorunun yapılan ihracatın parasının yüzde 80’ini 6 ayda yurda getirme zorunluluğu olduğunu ifade eden Fatinoğlu, sürenin yetersiz kaldığını ve bu nedenle firmaların yüzde 5 ceza ile karşı karşıya kaldığını dile getirerek, şunları söyledi: “Bu çok kısa bir süre. Bu sürede parayı getiremezseniz, daha sonra adeta ‘kaçakçılıktan’ yargılanıyorsunuz. Kısa süre önce savcılıktan yazı geldi. 6 ay süre veriliyor ancak, bazen vadeler 8-10 aya kadar çıkabiliyor. Afrika’da Nijerya gibi ülkelerde haftada ancak 10 bin dolar para yollayabiliyor müşterimiz. Ama diyelim ki o kişiye 200 bin dolarlık mal sattınız bir ayda, bunun sadece 40 bin dolarını resmi kaynaklarla gönderebiliyor. Ancak biz bu parayı nakit alsak bile deklare edemiyoruz. Ve bu döviz alım belgesine bağlı olduğu takdirde kapıdan girdiğinde deklere edilmesi lazım. Ama bu para kapıdan resmi yollarla gelemediği için, bunu devlet kabul etmiyor. Farklı coğrafyalarda bu gerçek var. Yurt dışına satış yaparken paranın yüzde 80’ini yurda getirmezsen yüzde 5 ceza kesiliyor. Rekabetin bu kadar arttığı bir dönemde yüzde 5’ler bizim için çok büyük rakamlar. Bize adeta ‘iş yapma, mal satma’ denilmiş oluyor. İhracat yapıldığı için firmalar yargılanabilir, ceza yiyebilir. Şirkette şimdi toplantı üstüne toplantı yapıyoruz. Enerjimizi buna harcamak istemiyoruz."

“İHRACATÇININ NEFESİ BİRAZ DAHA KESİLECEK”

Gümrük şirketi Ünsped CEO’su Hakan Çınar, da konuyla ilgili görüşlerini şöyle özetledi: “Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu çerçevesinde ihracat bedellerinin yüzde 80’inin Türkiye’ye döviz olarak getirilmesi mecburiyeti şu anda ihracatçıları doğal olarak zorluyor. İhracatçıların vadeli satış yapmasını bir hayli güç hale getiren bu uygulama sonucunda ihracatçılar, mecburen vadeleri kısmak durumunda kalacaklar. Veya alternatif olarak factoring şirketleri ile çalışmak suretiyle ön finansman sağlayacak, aslında maliyetlerini de yükseltmiş olacaklar. Konjonktürel olarak pazarın daraldığı bir dönemde ihracatçıların nefesini biraz daha kesebilir bir uygulama.”

3 sayfalık dilekçe ile ‘Her firmayı aynı kefeye koymayın’ talebi

Bu konuda büyük mağduriyet yaşadığını dile getiren firmalardan biri de alanında dünyada ilk üçte olan Güven Kepçe. Şirketin Dış Ticaret Grup Müdürü Engin Demir, “Kanun uygulamaları çok sert, ciddi sıkıntı çekiyoruz. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanlığı’mıza ve TİM’e uygulamadaki zorlukları ve çözüm önerilerimizi 3 sayfalık dilekçe ile gönderdik. 6 ay içinde bedellerin yurda getirilmesi özellikle denizcilik gibi uzun proje işlerine tamamen ters. Bu kanun 1960-1970’li yıllarda, tek tük ihracat yapıldığı zamanlar için para kontrolü amaçlı yazılmış gibi gözüküyor. Ama günümüzde uygulanması mümkün değil ki, vergi dairelerine her gün onlarca bankalardan yazı geliyor, Bazı firmalar Türkiye’de çalışıyor, üretiyor, ihracat yapıyor, bedeli başka ülkeye getiriyor olabilir ancak, bu tip firmalar yüzünden bizim gibi firmalar aynı kefeye konulmamalı. Gemi, liman için kepçeler imal ediyoruz, “Güven Grab” markası ile dünyanın ilk 3 firması arasındayız. Satışlarımızın yüzde 95’inin ihracata gidiyor. Ülkemize, büyük miktarda döviz getiriyoruz. Yurt dışında hiçbir iştirakimiz, banka hesabımız, imalatımız, taşeronumuz bulunmuyor. İlgili kanunun yürürlüğe girmesi ile beraber bizler gibi hakkını vererek ihracatını yapan ve dövizini Türkiye’ye getiren firmalar ve bankalar çok ciddi sıkıntıya ve gereksiz işlem, operasyon yoğunluğuna girdi. Diğer parasını yurtdışında muhafaza eden firmalar ile aynı kefeye konuldu” diye konuştu.

BANKALAR VE VERGİ DAİRELERİNDE REKOR YOĞUNLUK

Güven Kepçe olarak yaşadıkları sıkıntılara bazı örnekler veren Demir, “Bu sıkıntılar kanunun asıl amacı olan ‘ihracat bedellerinin yurda getirilmesinden çok uzak” dedi. Demir, şirket olarak yaşadıkları ve ilgili bakanlığa sundukları dilekçede de yer verdikleri mağduriyetleri şu örneklerle anlattı: “ABD’den bir müşteriden 120 bin dolar sipariş aldık. İmalat süresi 1 ay sürüyor. Anlaşma karşılığında 50 bin dolar avans aldık. Bunun için DAB’a bağlama işlemini bankadan yaptık İmalat 1 ay sürdü, ihracat yapıldı, beyannameye ödeme şekli olarak ‘mal mukabili’ yazdırdık. İhracat yapılması ve malzemelerin gitmesinden 10 gün sonra kalan 70 bin dolar bedel. Bu bedeli de beyanname sunarak DAB’a bağlattık. Aradan bir süre zaman geçince bankaya talimat yazdık. 50 bin dolarlık peşin DAB işlemimizin ihracatını yaptık. ‘120 bin dolarlık beyannameye yazılmasını rica ederiz’ şeklinde. Bankadan gelen mesaj çok ilginç. Bize derler ki, ‘Hazineye görüş sorduk, bu 50 bin doları saymamız için ya beyannamede ödeme şekli “peşin ödeme” yazacak, ya da beyannameyi gümrüğe geri gönderip ‘bu beyanname için xx tarihinde 50 bin dolar gelmiştir’ şeklinde not düşülecek.” Engin Demir, maddeler halinde sorunlarını şöyle anlattı:

1. Gümrük üzerinden 4 ay geçmiş bir beyannameye kesinlikle ekleme yapmaz. Kısa zamanda farkına varsak ve beyannameyi hemen gümrüğe geri göndersek bile gümrük bu tip bir düzeltmeyi en az 2 ayda yapar, kaldı ki bunun gibi problemi olan belki 100 tane beyannamemiz var! Binlerce ihracatçıda aynı problem var.

2. Eğer ödeme şeklinde “peşin ihracat” yazsaydık bu sefer banka 70 bin dolarlık gelen bedeli DAB’a bağlamayacaktı, bu “mal mukabili” gelen ödeme diye.

3. Banka bizim açıklamamızı kabul etmedi ve vergi dairesine yazı yazacak, ihbarda bulunacak. Sonuçta biz bir şekilde vergi dairesine beyanımızı yapıp taahüddümüzü kapatırız ama bu kadar önemsiz bir detay ile vergi dairelerinin meşgul edilmesi çok yanlış buluyoruz. Bizim için belki de bu şekil 100’ü bulacak beyanname ve vergi dairesine ihbar yazısı olacak. Her vergi dairesinde diğer ihracatçılar ile beraber 100 tane ihracatçı olsa, vergi dairesinin böyle bir sorun ve detay için 10 tane tane ihbar alması ve yazı yazması demek. Yani vergi daireleri çalışamaz hale gelecektir.

4. İhracatı yapmışız ve dövizi gururla memleketimize getirmişiz. Asıl amaç bu değil mi zaten? Meselenin özünü kaçırıyoruz, ihracat yapılmış, para o müşteriden gelmiş, detaylarda, belki de beyannamenin en önemsiz kısmında (peşin ödeme, mal mukabili vs.) bu şekilde takılmanın mantığını, o kanunu yazan kişilerin yorumuna, insiyatifine bırakıyoruz.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ...

Engin Demir, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na sundukları 3 sayfalık dilekçede yer alan çözüm önerilerini şöyle sıraladı: “İhracat bedeli bankalara yurtdışından, yurtdışı bankadan SWIFT mesajı ile yurtiçi bankadan SWIFT mesajı ile ‘yurtdışı kaynaklıdır’ ibaresiyle gelir. Bir paranın yurtdışından geldiğinin en büyük kanıtı SWIFT mesajı ve paranın hesaplarımıza girmesidir. Artık ihracat beyannameleri kağıtsız ortamda elektronik olarak düzenleniyor ve sunuluyor. İhracat beyannamesinin aslı bankaya ihracatçı tarafından getirilmesine gerek olmayacak. Birçok hizmet elektronik ortamda gözüküyor ve veriliyor. Hatta artık gümrüklerde e-fatura kullanılıyor ve beyanname açarken bu bize çok büyük kolaylık sağlıyor. Aynı zamanda ithalatlarda yapılan para transferlerine bir ID kodu atanması, bunun gümrüklerde görünmesi ve para transferinin kanıtı olması da çok büyük kolaylık sağladı. Bu konuda en efektif olacak çözüm önerimiz: Her gelen SWIFT ihracat bedeline sistemden bir ID kodu eklenebilir (ithalatta yapılan para transferlerinde olduğu gibi), bu ID kodu ihracat sırasında veya daha sonradan ilgili beyanname ile eşleştirilebilir, taahhüt kapanabilir. Veya şimdiki sistemin biraz nasıl iyileştirilebileceğini düşünürsek önerimiz: Bankaya bir talimat yazılır, bu beyannamenin bedeli şu şu tarihlerideki swift mesajlarına istinaden bankanıza gelmiştir.  Banka bunu kontrol eder, sistemine işler, taahhüt kapanabilir. İhracatçıya bir yazı verilir, gerekirse vergi dairesine, yeminli mali müşavire taahhüdün kapandığı sunulur. Gelen ihracat bedelinin çok büyük kısmı imalatçı - ihracatçılar tarafından bir şekilde cari, işçi, günlük giderler, mal alımı, ithalat vs. için kullanılacak. Büyük kısmı Türkiye’de olduğunuz için zaten TL olarak bozdurulacak, bir kısmı ise döviz olarak ithalat ödemelerinde illa ki kullanılacak. Gelen bedelin “DAB’a bağlanması, dövizi sat, aynı kurdan geri al” mantığı günümüzün teknolojik şartlarından oldukça geri, günümüzdeki ticaret hareketliliği ve adeti, günlük iş yoğunluğu ile uygulamada herkesi germekte, operasyonel olarak boğuyor. Kaldı ki yeni kanun ile al-sat ile tekrar dövize dönmek istediğimizde yüzde 0,1 BSMV yürürlüğe girecek, 9 milyon dolar için ödeyeceğimiz vergi yıllık 9 bin dolar yoktan yere olacak. Bu da ihracatçı için ekstra bir yük.”

Dalgakıran: Süre en az 2 yıl olmalı

İstanbul Sanayi Odası Başkan Yardımcısı ve Dalgakıran Kompresör Başkanı Adnan Dalgakıran, özellikle makinecilerin ihracattaki yeni uygulamadan dolayı büyük mağduriyet yaşadığını dile getirerek, şunları söyledi: “Makineciler yatırım malları üreten bir sektör ve bu satışlar maalesef peşin para ile mümkün olmuyor. Gelişmiş ülkelerdeki makineciler diğer ülkelere uzun vadeli satış yapıyorlar ve kendi ülkelerinde onları destekleyen bir finans sistemi olduğu için satıştan sonra parayı alabiliyorlar. Ancak Türk makinecilerin arkasında böyle güç yok. Bu durum bizi iki açıdan mağdur ediyor: Öncelikle satışını yaptığımız ürünlerin parasını hemen alamıyoruz. Bu süre iki yılı bulabiliyor. Öte yandan yurtdışında şirketiniz varsa burada stoklu çalışmanız gerekiyor. Dolayısıyla hemen satış yapamıyorsunuz. Aylarca sürebiliyor. Bu nedenle mevcut uygulama özellikle biz makinecileri büyük sıkıntıya sokuyor. Biz sürenin en az iki yıla çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu talebimiz de bakanlığa ilettik.”

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap