ILO Araştırma Direktörü Samans: Pandemi istihdamı derinden etkilemeye devam ediyor

Teşvik paketleri ve aşılamadaki ilerlemenin ekonomik toparlanmaya katkı sağlayabileceğini belirten ILO Araştırma Direktörü Richard Samans’a göre pandeminin son dönemdeki seyri nedeniyle kırılganlıklar devam ediyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Elif KARACA

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Araştırma Direktörü Richard Samans COVID-19 salgınının dünya çapında ekonomiler ve işgücü piyasaları üzerinde derin etkilere neden olmaya devam ettiğini söyledi. Büyük ölçekli mali harcamalar ve aşılamadaki ilerlemenin ekonomik toparlanmaya katkı sağlayabileceğini, ancak pandeminin son dönemdeki seyrine de bağlı olarak bu sürecin tüm dünyada kırılgan olduğunu belirten Samans yeni varyantların endişeye neden olduğuna dikkati çekti. DÜNYA’nın sorularını yanıtlayan Samans, Türkiye’de de sürekli olarak yüksek işsizlik oranları ve işgücünün eksik kullanımının diğer biçimlerinin görüldüğünü, istihdamda veya eğitimde olmayan gençlerin payının yüksek seyrettiğini, işgücünün önemli bir kısmının güvencesiz veya standart dışı biçimlerde istihdam edildiğini ve iş gücüne katılım oranlarında büyük bir cinsiyet farkı olduğunu belirtti.

2021'in ikinci yarısına ilişkin güçlü toparlanma beklentilerine rağmen, küresel ekonomiye dair önemli belirsizlikler söz konusu. Küresel istihdam piyasasının görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

COVID-19 salgını dünya çapında ekonomiler ve işgücü piyasaları üzerinde derin etkilere neden olmaya devam ediyor. ILO, pandeminin yaşanmadığını varsayan karşı senaryo ile kıyaslandığında, 2021'in ilk iki çeyreğinde küresel çalışma saatlerinin yüzde 4'ünden fazlasının kaybedildiğini tahmin ediyor. Küresel çalışma saatlerindeki bu kayıplar, doğrudan işini kaybedenler ve işini koruyanların çalışma saatlerinin azalmasından kaynaklandı. Avrupa ve Orta Asya, tekrarlayan karantina tedbirlerinden en çok etkilenen bölgeler oldu. İleriye bakıldığında, büyük ölçekli mali harcamalar ve aşılamadaki ilerlemenin ekonomik toparlanmaya katkı sağlaması beklenebilir, ancak pandeminin son dönemdeki seyrinin de ortaya koyduğu gibi, bu süreç tüm dünyada kırılgan ve bölgeden bölgeye farklılıklar görülüyor. Aşılara erişim konusunda ülkeler arasında çok büyük eşitsizlikler söz konusu ve COVID-19’un yeni varyantları endişelere neden oluyor.        
  
2020'de dünya genelinde yaklaşık 255 milyon tam zamanlı iş kaybedildi. 2009'daki küresel krizde görülenden yaklaşık dört kat daha fazla. Bu yıl için iş kaybı sayısı ne olur ve en savunmasız sektörler hangileri?

Gerçekten de, 2020 yılında 255 milyon tam zamanlı çalışanın tahmini çalışma saatlerine eşdeğer bir kayıp yaşandı. Bu, işini kaybetmeyen bireylerin çalışma saatlerindeki düşüşleri ve gerçekleşen istihdam kayıplarını içeriyor. Sadece fiili kayıplara baktığımızda, ILO’nun 2020 için tahmini 114 milyon seviyesinde. 2021 için, COVID-19 krizi olmasaydı dünya ekonomisinin ulaşmış olacağı yere göre istihdamdaki kaybın şu anda 75 milyon olduğu tahmin ediliyor. Pandeminin seyrine ilişkin son gelişmeler göz önüne alındığında, kayıp daha da yüksek olabilir.

Firmaların ve çalışanların hangi sektörde bulundukları, COVID-19 krizinden nasıl etkilendikleri üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Belirgin istihdam kayıplarının görüldüğü sektörler arasında konaklama ve gıda, inşaat, imalat ve toptan ve perakende ticaret yer alıyor. Bu ciddi kayıplar, istihdam yaratılmasını teşvik eden yatırımlar yoluyla yeterli düzeyde iş fırsatlarının yaratılmasına duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor. Ayrıca, düşük vasıflı hizmetler ve sağlık sektörü gibi çok fazla kişinin işini kaybetmediği sektörler var. Ancak bu işçiler zor çalışma koşullarıyla karşı karşıya. Önümüzdeki dönemde oluşturulacak istihdam politikalarının odağında çalışma şartları ve işçi hakları yer almalı.

ABD'de işsizliğe rağmen, işgücü sıkıntısına ilişkin şikayetler de var. Bu nasıl açıklanabilir?

ABD'de COVID-19 şoku çok şiddetli bir biçimde yaşandı ve çok büyük iş kayıplarıyla sonuçlandı. Şimdi ise büyük ölçekli mali harcamalar ve teşviklerle emek talebinde yeniden bir artış görüyoruz. Ekonomi Politikaları Enstitüsü'nün analizi, bunun da ücretlerin artmasına neden olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle, bence artan ücretler işgücü kıtlığının değil, geçiş etkilerinin ve emek talebinde arzu edilen ve çok ihtiyaç duyulan artışın bir yansıması. Ancak biraz pandemiden soyutlamak gerekirse, beceri uyumsuzluklarıyla ilgili daha uzun vadeli sorunlar olduğunu görüyoruz. Genç işçilerin önemli bir kısmı, günümüzde işverenlerin çalışanlarından talep ettiği gereksinimleri karşılamıyor. Bu, özellikle düşük gelirli ailelerden gelen genç işçiler için geçerli. Bu durum, eğitim müfredatı ile kariyer hazırlığı arasındaki koordinasyonu güçlendirerek, becerilere yatırım yapılmasına yönelik genel ihtiyacın altını çiziyor.

Türkiye’de genç işsizliği çok yüksek

Türkiye uzun süredir yüksek işsizlik oranlarıyla mücadele ediyor. İşsizlik oranlarını düşürmek için öncelikli olarak atılacak adımlar neler olmalı?  

Türkiye’de sürekli olarak yüksek işsizlik oranları ve işgücünün eksik kullanımının diğer biçimleri görülüyor. Örneğin, istihdamda, veya eğitimde olmayan gençlerin payı sürekli olarak yüzde 20'nin üzerinde yüksek bir düzeyde yer alıyor. İşgücünün önemli bir kısmı güvencesiz veya standart dışı çalışma biçimlerinde istihdam ediliyor. İş gücüne katılım oranlarında büyük bir cinsiyet farkı var ve bu oran 2019'da erkekler için yüzde 72 iken, kadınlar için sadece yüzde 34'tü. Artan çalışma çağındaki nüfus için yeterli istihdam fırsatları yaratılması konusunda güçlükler söz konusu ve değer kaybetmiş bir para birimi, uygulanan para politikası ve yavaş kredi büyümesi gibi genel ekonomik koşullar bu görevi zorlaştırıyor.

Ofiste hibrit düzenlemeler ağırlıkta olur

Geleneksel ofis yaşamının geleceği konusunda beklentiniz nedir?

Ofis işlerinin uzaktan yürütülebilmesi imkanı, pandemi sırasında bu işlerin birçoğunun korunmasında belirleyici oldu. Ofiste çalışma ile uzaktan çalışmayı birleştiren hibrit düzenlemelerin önemli bir rol oynamaya devam etmesini bekliyorum. Çalışanların evden de verimli bir şekilde çalışabildiğini ve bunun işe gidiş geliş süreleri, daha az trafik gibi bir dizi avantajı beraberinde getirdiğini gördük. Ancak dezavantajlarını da görmek lazım. Kişisel ve özel hayatın dengesizliğine neden olabilir ve özellikle kadınlar için iş ve aileyi dengelemenin zorluğunu artırabilir. Burada, evde çalışan bireyler ile diğer çalışanlar arasında eşit muamelenin garanti altına alınması ve uzaktan çalışmayla ilişkili psikolojik riskleri azaltan politikaların uygulanması önemli. Daha genel anlamda, iş yerlerinin insan etkileşimi açısından önemli bir sosyal işlevi olduğunu da unutmamalıyız. Bu kaybedildiğinde, toplumsal uyum da dahil olmak üzere bazı sonuçları olabilir.