İnşaatla yüzde 7 büyüme yerine sanayi ile yüzde 2.5 büyüyelim

İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, "İnşaattan beslenen bir yüzde 6 – 7 yerine kaliteli, nitelikli bir imalat sanayiinden beslenen bir yüzde 2 – 2,5'luk büyümeyi tercih ederim" ifadelerini kullandı

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Ömer TÜRKDÖNMEZ

İstanbul Sanayi Odası'nın geleneksel Anadolu illeri ziyaretleri kapsamında İstanbullu sanayiciler, bölge iş insanları ile tanışmak, Türkiye ekonomisinin geleceği için yapılabilecek iş birliklerini istişare etmek ve Barış Pınarı Harekatı'na destek olmak üzere Şanlıurfa ve Gaziantep'i ziyaret etti. Ziyaret kapsamında gazetecilerle bir araya gelen İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, soruları yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu:

BARIŞ HER ZAMAN GÜZELDİR TADINI ÇIKARMAK LAZIM

Her şeyden önce bir vatandaşımızın, bir Mehmetçiğimizin bırakın can vermesi, kanının dökülmesi, yaralanması, parmağına dahi, saçının teline dahi zarar gelmesi, hele insan anne babayken bunun ne kadar önemli ve değerli olduğunu çok daha iyi anlıyoruz. Bir kere akan kanın durması bakımından dahi oluşacak olan olumlu bir gelişme ki şu anda ilk işaret de onun olacağını gösteriyor, yani mutlaka ki moral açısından da evlatların can sağlığı açısından da önemli bir gelişme.

İşte, en basiti geçtiğimiz son iki üç haftadır bize büyük moral veren bir Volkswagen olayı vardı. Şimdi onların kalkıp da vazgeçmedik ama açıklama kararımızı bekletmeye aldık demesi de bir önemli etkendi. Barış her zaman güzeldir. Barışın tadını çıkarmak lazım. Ama tabii ki haklı olduğunuz bir davada da bu kadar Türkiye için önemli olan bir konuda da öyle bir süreç geliyor ki ekonomiyi de söz konusu vatan olduğu zamana, ikinci, üçüncü plana atabiliyorsunuz. İş dünyası da bu sürecin yanında oldu. Ama inşallah barış kazanacak ve Türkiye de haklılığını ve bu süreçteki kararlılığını bütün dünyaya ilan etmiş olacak diye düşünüyoruz.

İÇ PAZAR KURTARICI İHRACAT ZORLAYICI OLACAK

O nedenle ben eğer ekim ayında bu yaşadığımız son 10 günkü gelişmeler olmasaydı bu açıkladığımız PMI’ın 50’nin biraz daha yukarı çıkacağını size söyleyebilirdim ama tabii şimdi bu 10 – 15 günlük duraksama tekrar belki bir basamak aşağı çekebilir. Zaten bunu piyasadaki diğer alt sektörlerden de görüyoruz. İşte, otomotiv malum. Son ayların en iyi satışını yaptı. Konutta ciddi bir artış var. Perakende sektörü tekrar ciddi şekilde hızlanıyor. Faizlerin tabii düşmesi bunların en önemli nedeni. Yani iş oraya gelecek olursa kabul edelim ki faizlerde hakikaten yakalanan seviye insanların tekrar ne azından birtakım gecikmiş olan tüketimlerini harekete geçirme noktasında tekrar bir moral veriyor. Bu yolun daha çok başı tabii.

Türkiye’nin geçmiş olan kayıpları toparlaması için ciddi daha bir zaman ihtiyacı var ama son bir yıldır yaşadıklarımızı içerisinde bugüne aktığımız zaman bardağın dolu tarafında en azından işaretleri, tünelin ucundaki ilk ışıkları görmeye eylül ayında başladık. İnşallah bu harekat sürecinin tekrar toparlanmasıyla, ben başta enflasyondaki düşüş işaretleri, onu besleyecek olan faiz ve tabii ki en önemlisi de finansal istikrarın tekrar yakalanıyor olmasının önümüzdeki ayları bizim için daha olumlu geçireceği düşüncesindeyim. O inancımızı kaybetmiş değiliz yani, o umut ışığı gözüküyor.

İç pazar bu sefer sanki bizim için biraz daha önümüzdeki ayların kurtarıcısı olacak ama ihracatta biraz zorlanacağız gibi bir tablo var. Onun işaretleri de fazlasıyla geliyor. Tabii bu dünyadaki korumacılık önlemleri, özellikle korumacılığın ve giderek kapalı bir dünyaya gidiyor olmanın belirsizlikleri bunu etkileyen en önemli faktör. Ama bu kadar kapalı bir dünya zorlaması, dünya ticaretinin sınırlar içinde kalabilecek bir noktaya gidiyor olması dünyanın huzuru için de çok hoş olmayacak gibi gözüküyor. Bizleri bekleyen en büyük belirsizlik ve belki de en büyük tehdit bu.

KURDA BÜYÜK SIÇRAMA ZIPLAMA OLMAZ

Enflasyonu besleyecek en önemli risk kur. Yani şu anda kabul edelim ki talep noktasında çok güçlü bir enflasyon riskimiz yok. Yani Türkiye'nin maliyet enflasyonu sorunu zaten son iki yılın en büyük problemiydi. O da kurdan kaynaklandı. Ben açıkçası tahmin yapmayı hiç sevmem, tahmin yapmak da istemem ama kurla ilgili düşüncem, şu geçtiğimiz 10 günde 5,80 – 5,90 bandını eğer geçmediyse, yani ben kurda geçtiğimiz aylarda, geçtiğimiz sene özellikle yaşadığımız o büyük sıçramayı, zıplamayı artık beklemiyorum. Bir kere cari açık tarafı, şu anda gözüken o ki önümüzdeki orta vadede Türkiye'nin başına bela olmayacak bir noktada. Yani cari açık sorununu biz belli bir dönem kolay kolay yaşamayacağız.

Tabii toplumun muazzam bir döviz tasarrufu var. Yani 200 milyar dolara yaklaşan bir döviz mevduatı var. Bu önemli bir sigorta. Ve bir de tabii dünyada para hâlâ daha çok ucuz ve hâlâ daha çok bol. Dış konjonktürde eksi faizler hakikaten ekonominin bütün paradigmasını değiştiren bir olay. Kur tarafından enflasyonu bozacak, enflasyonu zorlayacak bir sebep kısa vadede gelmeyecek diye düşünüyorum.

3-5 CİDDİ YABANCI SERMAYE GELİYOR

Bir başka sevindirici gelişme şu: Yabancı sermaye noktasında, tabii Volkswagen çok çok önemli bir yatırım ama bunun dışında da farklı sektörlerde, özellikle de sanayide, imalat sektöründe şu anda ilginin ben yüksek demeyeyim ama orta-yüksek olduğunu söyleyebilirim. Yani farklı görüşmelerin olduğunu belki sizler de muhtelif kulis haberlerinden takip ediyorsunuz. Yani şu anda masada bitmek üzere olan sadece benim bildiğim 3-5 tane ciddi diyebileceğimiz boyutta işlem var. Türkiye'nin her şeye rağmen yabancı sermaye açısından tercih edilen bir ülke olduğunu görmek açısından da önemli. Borsaya belki ciddi anlamda bir şey gelmiyor ama stratejik yatırımlar noktasında önümüzdeki günlerde inşallah.. Rakam vermeyeyim ama hepsini duyduğumuz zaman bence etkileneceğimiz rakamlar olacak...

Özellikle Avrupa dışında, yani Japonya’dan enteresan bir ilgi var, onu söyleyeyim. Hakikaten Japonların enteresan bir ilgisi var. Hindistan’dan enteresan, stratejik ilgiler var.

GELECEK 1.5 - 2 YIL DAHA İYİ OLACAK

Volkswagen yatırımı kesinleşirse ben tekrar Avrupa’dan da onu referans alacak olan yatırımcıların Türkiye’ye döneceğini bekliyorum. Yani bütün bu faktörleri beklediğimiz zamana yani işin döviz, enflasyon, faiz denkleminde geçtiğimiz 1,5 – 2 seneden daha olumlu bir 1,5 – 2 sene olacağını tahmin ediyorum. Bu büyüme bizi %5’e götürür mü? Tabii yani %5 olması da çok mu doğru? Yani bizim artık büyümeyi rakam olarak konuşmak değil, büyümeyi nitelik olarak konuşmamız lazım. Ben inşaattan beslenen bir yüzde 6 – 7 yerine kaliteli, nitelikli bir imalat sanayiinden beslenen bir yüzde 2 – 2,5'luk büyümeyi tercih ederim. Sanayici olduğumdan değil, ülkenin istikrarı ve huzuru için tercih ederim.

KAZANDIĞINIZ 100 LİRANIN 56 LİRASI FAİZE GİDİYOR

Biz bugün İstanbul Sanayi Odası 500 açıklamasını her yaptığımızda söylüyoruz, sadece bankaya dayalı bir finansman sağlamakla gidilebilecek olan yol bu kadar. Yani bunun daha ötesi yok. Düşünebiliyor musunuz? Her sene kazandığınızın yarısı, son sekiz yılın ortalaması, faize gidiyor. Yani yapmış olduğunuz işten 100 lira kazanıyorsunuz, 56 lirasını faize ödüyorsunuz. Yani dünyada bunun yarısı bile yok. Dörtte bir, beşte bir, altıda bir civarında rakamlar var. Demek ki bizim sadece banka ilişkili bir finansman sağlama olayı yerine yeni alternatifler ortaya koymamız lazım.

MERKEZ BANKASI VE FAİZ

MB kararlarına hiç girmeyi uygun bulmuyorum çünkü Merkez Bankası’nın görevi finansal istikrarın sağlanması noktası. Merkez Bankası’ndan da önemli olan piyasanın kendi faizi. Yani onlara baktığımız zaman zaten Merkez Bankası’nın da ne yapması gerektiği bence ortaya çıkıyor. Yani enflasyon noktasında kalıcı bir belirginlik ortaya çıkıyorsa Merkez Bankası da herhalde ona paralel hareket edecektir diye düşünüyorum. Yani bana göre başlamış olduğu sürece biraz daha devam edecek gibi görünüyor. Oran vermek istemiyorum ama yine bir adım atacaktır. Ama bu adım bir adım mı, iki adım mı, üç adım mı olur bilemem ama adım atacaktır gibi geliyor.

BANKACILIK SİSTEMİ VE KREDİ GARANTİ FONU

İmalat sanayiinde takipte olan krediler var ama en azından yüzdürülme kapasitesi var. Mesela KGF konusu benim çok dâhil olduğum bir konudur. Sen KGF’yi bir teminat olarak görüp ve o teminat noktasında verdiğin kredinin kalitesini ölçmeden veriyorsan bu maalesef samimiyetsizliğe girer. Yani orada bankalar KGF teminatını almak kadar o KGF teminatını getiren kredi talebinin de hesabını yapmalıydı. Onu da bence çok samimi ifade etmiyorlar.

KGF hakikaten Türkiye'de, özellikle 2017 yılında teminat gücünü kaybetmiş olan firmalarımıza verilen önemli bir fırsattı ve Türkiye'nin önemli bir sıkıntısını, dünyada da bunun çok güçlü modeller var zaten, uygulama yöntemi bence son derece doğru ama bankacılarımız bunu ne kadar doğru kullandılar ve bugün tartışılan konuların oluşmasına ne kadar sebep oldular, o ayrı bir şey. Yani özünde nereye geliyorum? Türkiye'deki bankacılık sisteminin kredi verme becerisini ve refleksini gözden geçirmesi herhalde gerekecek.

ENERJİ KREDİLERİ

Enerji sektöründe kredilendirme bence hatalıydı. Yani orada eğer hakikaten kalkıp da burada yenilenebilir enerji veya Türkiye'nin cari açığına katkı sağlayacak boyutta bir enerji olsa eyvallah ama yani doğalgaz dönüşümüne ilişkin bu kadar kredi vermek ne kadar doğruydu?

Aslında Türkiye'nin en çok ihtiyacı olan konu karşılıklı otokontroller. Yani devlet hata yapabilir ama orada bir sistemin demesi lazım ki kardeşim, ben burada otokontrol müessesesi olarak bu hatada bir dengeleme yapıyorum. Ama biraz sürü gibi başladık mı, kimse ne yazık ki birinin önünü kesmiyor. Yani temel sıkıntı belki de o. Onu aşabilmemiz lazım. Ondan sonra da herkes rahatlıkla diyor ki, “O dedi ben yaptım, o dedi ben yaptım...” Birisi de yapmasın kardeşim. Yani birisi de desin ki burada bir yanlış yapıyoruz, bir duralım. Ha işte, o zaman da bankada batık oluyor. İşte ben diyorum ki, bankaların kârlarından en büyük payı kimler alıyor acaba? Kredi komiteleri mi alıyor? Yani, işin o taraflarına da bakmak lazım.

KREDİ MALİYETLERİ

Şimdi tabii kredi maliyetlerinde şu anda TL krediler, kredibilitesi yüksek olan firmalar açısından 13 ile 15 – 16 arasında oynuyor. Bu neye baktığınıza bağlı. Geçen seneye bakarsanız bayağı iyi düzelmiş. Ama az evvel dünyada eksi faizle borçlanan artık devletler değil. Yani özel şirketler. Bugün artık özel sektör tahvillerinin bile eksilerde olduğu bir dünyada sizin 15 – 16’yla kredi kullanıyor olmanız gerçekçi değil, daha gidecek çok yeri var.

ZAM YÖNTEMİNE ELEŞTİRİ

Enerjiyle ilgili bizim yapmış olduğumuz en büyük eleştiri zamlar kadar zamların planlaması ve programlanması. Yani bugün sabah, gece yarısı sizin yarın kullanacağınız bir elektriğin faturasının artışını duymanızın sizde oluşturduğu yükün empatisinin biraz kurulmasını bekliyoruz. Bunu her zaman Bakan beyle de konuşuyoruz. Bu yapılıyorsa da, mecburiyeti de varsa kardeşim, bunu yapacağım ama önümüzdeki ay 5, ondan sonraki ay 3, ondan sonraki ay 7 deyip, bir zamana yayıp, sizin hiç değilse imalat maliyetlerinizde, reçetelerinizde, oluşturacağınız fiyatta yönetebilme noktasındasize bir zaman payının verilmesi gerekir. Ama gece saat 12’ye 5 kala, gece 12’den sonra enerjiyi bu kadar zam geldi, %15 geldi deyip de ertesi gün ona bağlı maliyetini hesaplamış, ona bağlı fiyatını yapmış, ihracat siparişi almış olan bir firmanın en aşağı bir ay, bir buçuk ay belki kolay değiştiremeyeceği bir yapıyla da sizi karşı karşıya bırakıyor. Bence zam kadar yöntem, üslup ve metodoloji bu işin daha da eleştirilecek olan tarafı.

SANAYİ DEPREME HAZIR MI?

Bu konuda bence hiçbirimiz hazır değiliz. Yani bireyler olarak hepimizin bu konuda eksiğinin çok fazla olduğunu düşünüyorum. Sanayi de bunlardan bir tanesi. Biz şimdi o konuyla ilgili olarak kendimizin bu konuda özeleştirimizi ve yapabileceklerimizi öne çıkarması açısından en azından İstanbul Sanayi Odası olarak bir sorumluluğu güçlü bir şekilde almaya kararlıyız. Yönetim kurulunda da bu konuyu biz ciddi anlamda tartışıyoruz. İstanbul’daki tüm sanayi firmalarının hakikaten samimi ve sağlıklı bir check-up’ının yapılması ve bu check-up neticesinde, check-up yönteminde de tek bir check-up metoduyla, yani orada da çünkü manipülasyonlara ve değişik yorumlara açık birtakım check-up yöntemleri var. Ama tartışmasız yapılacak olan bir denetim analiziyle buna uygun olmayan firmaların da çok hızlı bir şekilde dönüşümlerinin yapılması noktasında... Çünkü kabul edelim ki sanayi tesislerimizin İstanbul içerisinde önemli bir bölümü daha eski binalar, çok katlı binalar..

Deprem riski sanayi için ciddi, bunu çekinmeden de söylüyorum bakın. Yani bu tehdidimiz var İstanbul’da. Yani bunu söylemezsem ben vebal altına girerim çünkü biz bir taraftan İstanbul sanayi şehri, İstanbul’un sanayi şehri olması önemli derken ama böylesi önemli bir riski de ortaya koymak durumundayız ve bütün sanayicilerimizle de bunu açık açık konuşacağız. Yani belki diyorum ya... 5,8 hepimizi tekrar uyandırdı. Yani hepinizden ricam, uyanık kalmamız lazım. Bu iş hakikaten ülke için, evlatlarımız için bizi bekleyen en büyük risk. Yani hepimizin bu konuyu sürekli, sürekli gündemimizde tutmamız gerekiyor. Burada herkesin bir şekilde el ele verip, biz sanayici olarak bu sorumluluğu kendi adımıza gündemimizde tutacağız. Bunu hasıraltı etmeme noktasında ben kendi adıma son derece kararlıyım çünkü bunu bir vebal olarak görüyorum.

İSTANBUL VE KONUT STOKU

Bizim İstanbul’u daha pahalandırmamız lazım. İşin özü bu. Yani İstanbul’u bizim çok kolay konut elde edilebilir olmaktan çıkarmamız lazım. Yani İstanbul’da şu anda bu kadar yapı stokunun olması bir ayıp... İstanbul için İstanbul gibi bir dünya şehri için şu anda bir milyonun üstünde konut stoku var. Bu şehri marka şehir hale getirmek için o şehrin pahalı olması lazım ki göçün de önce, bilmiyorum bu konuda hepinizin kanaatini almak isterim, göçü de cazip kılan İstanbul’un değerinin düşmesi. Yani İstanbul’un değeri düştükçe herkes kendine İstanbul’da bir yaşam alanı bulabilecek rahatlıkta oluyor.