15 °C

İstihdamı ve kırılgan kesimleri korumak için 6 somut öneri

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Serdar Sayan ve Dr. Güneş A. Aşık, DÜNYA'nın çağrısına katılarak, korona günlerinde istihdamı ve kırılgan kesimleri korumak için faydalı olacağını düşündükleri bazı önerileri kaleme aldı.

İstihdamı ve kırılgan kesimleri korumak için 6 somut öneri

Giriş

Aralık 2019’da ortaya çıkan Covid-19 salgını ekonomik etkileri açısından, bugüne kadar gördüğümüz hiç bir şoka benzemiyor. Üretim ve talep daralması el ele gidiyor. Üstelik de hem arz yakasını hem talep yakasını birlikte vuran bu ekonomik etkiler, hemen hemen bütün ülkelerde eş zamanlı olarak ortaya çıkıyor. Kelimenin tam anlamıyla küresel bir şoku yaşıyoruz. Gezegenimizi böylesine sarsan salgını Harvard Üniversitesi’nden Kenneth Rogoff bir “uzaylı istilası” na benzetiyor. Covid-19’un yaratacağı kayıpların dünya gayri safi hasılasının %10’u ile %15’i arasında olabileceği, böylece 1929 yılındaki Büyük Buhranın etkilerini ikiye veya üçe katlayabileceği yönünde tahminler yapılıyor.

Tahribatın nihai büyüklüğü pandeminin ne kadar süreceğine bağlı ve bunu da şu anda kestirmek oldukça zor. Yine de istihdam kayıplarına dair değişik ülkelerden gelen veriler şimdiden ürkütücü. ABD ekonomisinde sırf 14 Mart-21 Mart arasında 3 milyondan fazla işsizlik sigortası başvurusu yapılmış olduğu tahmin ediliyor. ABD’de işsizlik oranının yüzde 30’lara varabileceği telaffuz ediliyor. İsrail’de 2019’un son çeyreğinde sadece yüzde 3,6 olan işsizlik oranı, başta turizm ve diğer hizmet sektörlerindeki işten çıkartmalarla yüzde 16,5’a fırlamış. Bu oranın önümüzdeki dönemde yüzde 25’e varabileceği konuşuluyor. Türkiye ise bu salgına zaten çok yüksek olan (2009 krizindeki değerleri de aşan) işsizlik oranlarıyla yakalandı: TÜİK 2019’un genel işsizlik oranını yüzde 13,7; tarımdışı işsizlik oranını da yüzde 16,0 olarak açıkladı. Zaten çok yüksek seyreden işsizliğe, Covid-19 yüzünden eklenecek işsizler ve bu boyutlarda işsizliğin özellikle düşük gelirli hanehalklarının gelirlerinde yol açacağı yıkım sorunu ekonomik ve toplumsal bir sorun olmanın ötesinde, büyük çaplı bir insani sorunun da habercisi.

Nasıl bir sorunla karşı karşıyayız?

Yaklaşan felakete karşı acilen önlemler üretmeye ihtiyaç var. Ancak Covid-19 salgınının aynı anda hem arz, hem de talep yönlü bir şok olması uygun önlemler bulmayı zorlaştıran bir unsur. Ayrıca talep daralması yaşayan pek çok sektörde bu daralma ekonomik nedenlerle değil, insanların evine kapanması –dolayısıyla alış veriş yapamaz hale gelmeleri– yüzünden yaşandı (en azından başlangıçta gördüğümüz talep şoku büyük ölçüde bu kapanmadan kaynaklandı ve perakendeden sonra tedarik zincirinin diğer halkalarını da etkilemeye başladı). Bu yüzden de, talep artırıcı fiyat indirimlerine zemin hazırlayacak maliyet düşürücü destekler ve vergi indirimleri gibi geçmişte yaşanan bazı ekonomik durgunluk ve kriz dönemlerinde işe yarayan geleneksel önlemlerin bu kez işe yarayacağı çok kuşkulu. Mesela, Türkiye’de açıklanan önlem paketindeki havayolu ve konaklama sektörlerine sağlanan vergi indirimlerinin talepte ciddi bir canlanma yaratmasını beklemek hayalcilik olur. Bu sektörlerin hedef kitlesinin önemli bir bölümü bırakınız fiyat indirimini, üste para verseniz bile talebini artırmayacak. (Esasen talebin artmaması şimdilik halk sağlığı açısından da tercih edilir durum muhtemelen.) Keza sürecin nasıl gelişeceği ve ne kadar süreceğine dair mevcut belirsizlik de birçok sektörde talebi olumsuz etkiliyor.

Salgın ekonomiyi, bazı firma/sektörlerde üretimi sürdürmeyi imkansız hale getirerek, bazılarında ise yaşanan talep daralması yüzünden üretme ihtiyacını düşürerek ya da ortadan kaldırarak vurdu. Sorun sadece doğrudan etkilenen sektörlerde yaşanan olumsuzluklardan ibaret değil. Bu sektörlerde faaliyet gösteren firmaların girdi temin ettiği, tedarik zincirinin başka halkalarındaki başka sektörlerden firmalar da etkileniyor. Ekonominin tümünde borç-alacak zincirlerinin işlerliği de tehdit altında. Sürecin ne kadar devam edeceği de belirsiz.

Bu ortamda yaratıcı önlemler tasarlamak ve bunları acilen yürürlüğe koymak gerekiyor. Önlem alınması gereken çok alan var ancak biz burada 1) ücretli çalışanların işten çıkartılmalarını önlemeye yönelik olarak alınabilecek bazı önlemler ile 2) yaşamını ücret ya da ücret dışı gelirlerle temin eden insanların yaşadıkları gelir kayıplarını telafi etmek üzere yürürlüğe konabilecek kimi önlemlere yoğunlaşacağız. İstihdamı koruyucu önlemlerin, hem üretimdeki düşüşleri (özellikle stoğa üretim yapma şansı olan imalat sektörü işletmelerinde) hem de gelir kayıplarını ve bunların toplam talebi daraltıcı ikinci tur etkilerini sınırlayacak etkiler yapması beklenmeli. Hanehalklarına sağlanacak nakit gelir destekleri ve borç ertelemeleri gibi önlemlere de hem yaşanan toplumsal ve insani sorunları hafifletmeleri hem de toplam talebi canlandırmaya katkıda bulunmaları nedeniyle çok ihtiyaç var. Bu tür desteklerin salgından nispeten az etkilenen gıda, tekstil gibi sektörlerde talebi canlı tutarak ek istihdam kayıpları olmasını önleyici katkıları da olacak kuşkusuz.

Ne yapılıyor? Başka ne yapmalı?

Türkiye’de hükümetin 18 Mart’ta açıkladığı 100 milyar TL’lik tedbir paketinin içeriği, istihdam kayıplarının yaratacağı sarmal etkilerin yeterince anlaşılmamış olduğunu düşündürüyor. Nitekim, (konut alımlarında peşinatların düşürülmesinin pakete konmasının yersizliği bir yana bırakılsa bile) açıklanan önlemlerin azımsanamayacak kısmının çözüme katkıda bulunma potansiyeli sınırlı gözüküyor. Bu krizde talebi düşüren asıl unsur, fiyatların yüksekliği ya da gelirlerin düşüklüğü değil, insanların satın alma davranışlarını kökünden değiştirmeye zorlayan ekonomi dışı bir tehdit ile karşı karşıya kalmaları. Arzdaki düşüşler ise kısmen sağlık risklerinin üretime ara vermeyi zorunlu kılmasından, kısmen de daralan nihai tüketim talebinin tedarik zincirine yansımalarından kaynaklanıyor. Öte yandan, açıklanan önlemlerin önemli bir bölümü şirketlerin vergi/prim ve kredi borçlarının ertelenmesi ve yeni kredi kolaylıklarını kapsıyor. Ancak şirketler satışları yoluyla gelir sağlamadıkları sürece -yani yeniden talep canlanmadığı sürece- borçlarının ertelenmesi en iyimser ifadeyle geçici bir rahatlama sağlayacak. Çünkü virüse karşı konan sosyal-mesafe/ karantina/ sokağa çıkma kısıtlarının ne kadar süreceği belirsiz, fakat borçların ve kredilerin eninde sonunda ödenmesi gerekecek. Dolayısıyla borç-alacak zincirinin işlerliğini korumaya yönelik önlemler tek başlarına yeterli değil.

Mevcut pakette istihdama yönelik önlemleri şöyle sıralamak mümkün. Şokun etkilerini azaltabilmek için asgari ücret desteğine devam edilmesi (bu destek için 7 milyar TL’lik kaynak aktarılacağı açıklandı); esnek ve uzaktan çalışma modellerinin etkin hale getirilmesi; kısa çalışma ödeneğinin devreye sokulması, faydalanma kriterlerinin kolaylaştırılması ve hızlandırılması; iki aylık telafi çalışma süresinin dört aya çıkartılması. Bu önlemlerin yanı sıra sosyal yardımlar kapsamında en düşük emekli maaşının 1500 TL’ye çıkarılması ve ihtiyaç sahibi ailelere yapılacak nakdi yardımlar için ilave 2 milyar liralık bir kaynak aktarılması da açıklanan tedbirler arasında. 2 milyon aileye sağlanacak bu 1000TL’lik nakit desteği için nasıl bir gelir testi uygulanacağına dair detayları henüz bilmiyoruz ancak bu ve benzeri desteklerde kritik olan husus, hak ediş koşullarının yerine gelip gelmediğini anlamak için uzun sürecek bürokratik işlemlerden kaçınma gereği. Bu desteğe tekrar döneceğiz ama bu noktada ”geç gelen adalet” gibi “geç gelen yardımlar”ın da işe yaramayacağını hatırlatmakta yarar var. Bir başka deyişle, temel amacın hak etmeyenlerin araya karışmasını önlemek değil, en çok ihtiyaç duyan ailelerin desteğe hızlıca kavuşması olduğu unutulmamalı.

Yukarıda sayılan istihdama yönelik tedbirlerden asgari ücret desteği, özel sektörün maliyetlerini düşürmek için işverenlere, işsizlik sigortası fonundan sağlanan bir destek. İŞKUR 2019 yılında 500’den fazla eleman çalıştıran işletmelerde çalışanlar için aylık 100 TL, 500’den az kişi istihdam edenler için ise 150 TL ödüyordu. 2020 için bu desteğin işletme büyüklüğe bakılmaksızın aylık 75 TL olacağı açıklanmıştı ancak korona önlemleri kapsamında bu miktarın 172 TL’ye çıkartılması söz konusu. 24 Mart itibariyle, korona önlem paketi kapsamında bu desteğe ayrılan bütçenin 7 milyar TL olduğu duyuruldu. İyi niyetli bir girişim olmakla birlikte bu destek asgari ücretten çalışmayı sürdürebilenlere yönelik. Salgına bağlı olarak asgari ücretten (ya da kayıtdışı olarak bunun da altında ücretlerle) çalışma şansını da kaybedenlerin yarasına merhem olmuyor.

Kısa çalışma ödeneği, kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya süreklilik koşulu aranmaksızın işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az dört hafta süreyle durdurulması hallerinde, bu işyerinde çalışan sigortalılara çalışamadıkları dönem için üç ayı aşmamak üzere gelir desteği sağlayan bir uygulama. Kısa çalışma ödeneği, sigortalının son on iki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ına denk geliyor. Bu ödenekten, kısa çalışmanın başlamasından hemen önceki 120 günü kesintisiz olmak üzere, son 3 yıl içinde en az 600 gün prim ödemiş olanlar yararlanabiliyordu. Yeni koronavirüs tedbirleri kapsamında yapılan düzenlemeyle 600 gün şartı 450 güne, 120 gün şartı da 60 güne düşürüldü. Bu da olumlu bir düzenleme olmakla birlikte 1) sadece kayıtlı çalışanları kapsıyor; en kırılgan olan, kayıtdışı çalışırken işini kaybetmiş kesime bir çare sunmuyor 2) kayıtlı çalışanlar için de desteğin başlaması müfettiş incelemesine dayalı bir bürokratik süreç sonunda gerçekleşiyor. Bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyoruz ki, bu programlarda temel amaç suiistimali önlemek değil. Gerçek ihtiyaç sahiplerini mağdur etmemek suiistimale engel olmaktan çok daha önemli.

Telafi çalışma teşviği ise çeşitli sebeplerle bir iş yerindeki normal çalışma süresinin azaldığı ya da durduğu durumlarda çalışanların ücretini aldığı, ancak çeşitli nedenlerle çalışmadığı bir süreyi sonradan çalışarak yerine getirmesine yönelik bir destek. Bu da önemli ve potansiyel olarak yararlı bir teşvik.

Uzaktan ve esnek çalışma mevzuatının daha etkin hale getirilmesine dair tedbir de olumlu olmakla birlikte, uzaktan çalışma imkanına sahip olanların büyük bölümünün nispeten yüksek kazançlı, nitelikli ve profesyonel meslek gruplarında olduğundan hareketle, bunun toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik etkisinin sınırlı kalacağını tahmin ediyoruz. Ayrıca satış pozisyonlarında ve imalat, inşaat, tamir ve taşımacılık sektörlerinde çalışanların bu imkandan faydalanmaları pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla bu tedbirin, halk sağlığı açısından son derece yerinde ancak ekonomiye faydası muhtemelen kısıtlı olacak bir adım olacağını düşünüyoruz.

Tüm bu destekler içinde mevcut koşullarda en etkili olma potansiyeline sahip olan destek günlük kısa çalışma ödeneği. Açıklanan pakette yer alan SGK prim ertelemeleri gibi bazı önlemlerin imalat sanayi işletmelerindeki istihdamın korunmasına bir ölçüde yardımcı olacağını, ancak bunların etkisinin pek çok hizmet alt-sektöründe sınırlı kalacağını sanıyoruz.

Paketin en zayıf kaldığı alan doğrudan hanehalkına yönelik desteklerin azlığı. Düşük emekli maaşı alan emeklilere sağlanan destek ile Aile Bakanlığı tarafından belirlenecek 2 milyon aileye 1000 TL tutarında nakit yardımı olumlu ancak yetersiz adımlar. Çok sayıda ücretli ve kendi hesabına çalışan küçük esnafın gelirlerinin tamamını ya da önemli bir bölümünü kaybettiğini, bunların acil nakit desteğine ihtiyacı olduğunu unutmamak lazım. Mesela kapanan kafe, restoran gibi yerlerin sahipleri ve çalışanları için gelir kaybı çok yüksek ve bu durumu vergi indirimi vb. geleneksel teşviklerle telafi etmek mümkün değil. Bu tür işyerlerinin sahipleri için kredi borcu ertelemeleri var ama bu işyerlerinde işten çıkartılanlar, özellikle de tazminatsız çıkartılanlar, kayıtdışı çalıştıkları için işsizlik ödeneği de alamayacak olan insanlar. Bu kriz Türkiye’yi işsizliğin zaten çok yüksek olduğu bir sırada vurduğundan, kırılgan grupların büyüklüğünün zaten giderek artmakta olduğu bir döneme denk geldi. Özellikle kayıtdışı ya da mevsimlik çalışanlardan işini kaybedenlerin bir bölümü için kimi Belediyelerin sağladığı su borcu ertelemeleri gibi destekler dışında hiçbir koruma mekanizması mevcut değil. Benzer biçimde, ev temizliği, çocuk ya da yaşlı bakımı gibi işleri yapan ve salgın yüzünden bu işlerini şimdilik kaybeden ve ezici çoğunluğu kayıtdışı çalışan insanların gelir kaybını telafiye yönelik mekanizmalar tasarlamak gerekiyor (bunların bir bölümü 1000 TL nakit desteği alacak grupta yer alacak olsa da, bir defaya mahsus olarak yapılacak böyle bir ödemenin yetersizliği çok açık).

Bu noktada Türkiye’deki işgücünün yapısına da göz atmakta fayda var. TÜİK’in rakamlarına göre 2019 sonu itibariyle Türkiye’de 28 milyon çalışan nüfus, 4,5 milyon da işsiz var. Geçici personel ve işçiler dahil kamuda istihdam 4,6 milyon. Kayıtdışılık oranı tarımda yüzde 87,7; tarım dışında ise yüzde 23,0. Toplamda 10 milyona yakın insan kayıtdışı olarak istihdam ediliyor ve buna kayıtdışı çalışan Suriyeliler dahil değil. Uluslararası Çalışma Örgütünün ISCO-08 sınıflandırmasına

sınıflandırmasına göre istihdamın yüzde 5,4’ü kanun yapıcı, yönetici ve müdür; yüzde 11,2’si profesyonel meslek grubuna ve yüzde 6,1’i yardımcı meslek gruplarına mensup; Yüzde 6,9 büro ve müşteri hizmetlerinde çalışırken, istihdamdakilerin yüzde 20,2’si hizmet ve satış elemanlarından; yüzde 14,2’si tarım, hayvancılık, ormancılık ve su ürünleri çalışanlarından; yüzde 12,5’i sanatkarlardan; yüzde 9,2’si tesis ve makina operatörlerinden ve nihayet yüzde 14,2’si nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanlardan oluşuyor. Eğer çok muhafazakar bir varsayımla, mevcut krizin en çok satış ve niteliksiz işleri vuracağını varsayarsak, hem virüse yakalanma hem de işsizlik riski altındaki istihdamın oranı yaklaşık yüzde 34,4. Buna büro ve müşteri hizmetleri, sanatkarlar ve makina operatörlerini de eklediğimizde oran yaklaşık yüzde 64,3’e çıkıyor.

Halen çalışan nüfusun yüzde 18,2’si tarımda; yüzde 0,4’ü madencilikte; yüzde 18,4’ü imalat sektöründe; yüzde 1’i elektrik, gaz, buhar ve kanalizasyonda; yüzde 5,5’i inşaatta ve yüzde 56,5’i hizmetler sektöründe istihdam edilmiş durumda. Hizmetler sektörünün alt kırılımlarından toptan ve perakende ticaret toplam istihdamın yüzde 14’ünü; ulaştırma ve depolama yüzde 4,5’ini; konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 6,1’ini; finans, sigorta ve gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,2’sini; eğitim yüzde 6,4’ünü ve insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 5,3’ünü barındırıyor.

Özetle, işgücümüzün profiline baktığımızda büyük ölçüde düşük ve orta nitelikli, yaklaşık üçte biri kayıtdışı çalışan ve yarısından fazlası hizmetler sektörü çalışanlarından oluşan bir istihdam yapısı görüyoruz. Bu tablo ve mevcut koşullar altında derin bir talep düşüşünün ve görülmemiş düzeyde bir işsizlik artışının önüne geçmek üzere önereceğimiz ek önlemler şöyle:

1- “Helikopter para” denilen, belli bir süre için her vatandaşa ya da çalışana doğrudan nakit yardımı yapılması. Bu birçok ülkenin yürürlüğe koyduğu bir önlem. Mesela yazının hazırlandığı gün itibariyle ABD’de her yetişkin bireye 1000 ABD doları ödenmesi gündemdeydi. AB’de de benzer ödemeler yapılmasına dair tartışmalar sürüyor. Bunlar Türkiye’de 2 milyon haneye sağlayacağı açıklanan 1000 TL’lik nakit desteğinin muadili. Ancak maalesef hem meblağ, hem de kapsam bakımından bu desteğin canlandırıcı etkisi oldukça kısıtlı görünüyor. Bunun yerine, hem sosyal yardımlar veri tabanı hem de Maliye Bakanlığı’nın veri tabanı kullanılarak aylık kazancı asgari ücret ya da altı olan herkese daha yüksek miktarlar ödenmesi daha iyi bir politika seçeneği gibi gözüküyor. TÜİK’in hanehalkı işgücü mikro verileri 2018 yılında ücretsiz aile işçileri hariç istihdamın yaklaşık yüzde 61’inin aylık kazancının 2000 TL altında olduğunu gösteriyor (2018 yılında asgari ücret net 1603 TL idi). Kayıtlı istihdamın yaklaşık yüzde 55’inin; kayıtdışı istihdamın ise yaklaşık yüzde 95’inin 2018 yılında aylık geliri 2000 TL’nin altında kalmış. Dolayısıyla pakette hanelere nakit desteği için ayrılan 2 milyar TL yerine, belli bir gelir testi uygulanarak yaklaşık 10 milyon çalışan hedeflenebilir ve buna ayrılan kaynak 10 milyar TL’ye çıkarılabilir. (Hiç çalışan üyesi olmayan ve yoksulluk yardımları vb. ile geçinen hanelere mevcut destekler sürmeli.)

2- Devletin “son çare alıcısı (buyer of last resort)” olması, ya da en azından “son çare işvereni” rolünü üstlenmesi. Lokanta-kafe işletmeciliği, konaklama, toptan ve perakende satış sektörlerinden ve/veya satış pozisyonundaki istihdamdan başlanarak (yani ilk aşamada yaklaşık 6 milyon çalışan ile) krizden en fazla etkilenen sektörlerdeki işgücü maliyetlerinin bir süreliğine devlet tarafından karşılanması. Bu öneri kısa çalışma ödeneğine benzemekle birlikte, kapsamı çok daha geniş ve koşulsuz. Yeni geçirilen düzenleme ile kısa çalışma ödeneği şartları kolaylaştırılmış olsa dahi, başvuruların değerlendirilme süreleri ile teftiş süreleri dikkate alındığında bu tedbir kapsamında gereken hızda sonuç alınması hala kolay görünmüyor. Diğer taraftan devletin “son çare işvereni” olarak müdahale etmesi kayıtdışı işçi çalıştıran şirketlerin de çalışanlarını sigortalatmaları halinde de faydalanabilecekleri bir teşvik olarak sunulabilir ve kayıtdışını azaltmak için de etkili bir yöntem haline gelebilir. Bunun oldukça yüksek maliyetli olacağı açık olsa da, halen yaşadığımız kadar derin ekonomik daralma sürecinde çok ihtiyaç duyulan türde bir tedbir olacağını düşünüyoruz. Nitekim Fransa, Hollanda, Danimarka ve İngiltere gibi ülkeler geçtiğimiz günlerde çalışanlarını işten çıkarmayan şirketlerin brüt ücret yüklerinin yüzde 70-90’ını karşılayacağını duyurdular. OECD geneline baktığımızda üye ülkelerin yüzde 81’i işsiz kalan çalışanlara gelir desteği, yüzde 67’si ise istihdama korumaya yönelik şirketlere yardım sağlayacağını duyurdu.

3- 2008-2009 krizi sonrasında devreye sokulan ve İŞKUR’ca yürütülen Toplum Yararına Çalışma programlarını (TYP) da salgın yüzünden işini/gelirini kaybedenlere geçici istihdam sağlamak üzere revize etmekte ve canlandırmakta fayda var. Mevcut haliyle toplum yararına işler çevre düzenlemesi, okullarda temizlik, onarım, restorasyon, ağaçlandırma ve kamusal alanın yeşillendirilmesi gibi işleri içeriyor. Faydalananların asgari ücret karşılığı 9 ay boyunca istihdam edilmesini öngören TYP virüsle mücadele kapsamında tanımı genişletilerek kullanılabilecek çok yararlı bir araç. Hastane ve kamusal alanların dezenfekte edilmesi, hastanelerin ek destek ve temizlik personeli ihtiyaçlarını karşılamak, koruyucu maske dikimi gibi işleri de kapsayacak şekilde genişletilecek TYP, salgın yüzünden işini ya da gelirini geçici olarak kaybedenlerin bir bölümüne çok yararlı bir istihdam ve gelir alternatifi sunabilir. Kamusal alanların, şu anda kapalı olan okul ve resmi dairelerin dezenfekte edilmesi gibi işlerin TYP kapsamında kısa süreli (ancak salgının seyrine göre uzatılabilir biçimde) ve esnek (sadece haftanın belli günlerinde çalıştırmak üzere) istihdama da izin verecek biçimde acilen yürürlüğe sokulmasının, başta gündelikçi olarak ev hizmetleri, çocuk ve yaşlı bakımı gibi işlerden temin ettikleri geliri geçici olarak kaybedenler olmak üzere önemli bir ihtiyacı karşılayacağını düşünüyoruz

4- İşini kaybedenler için konut kiralarının tamamen veya kısmen iki ya da üç ay için dondurulması ve bu meblağların ev sahiplerinin yıllık emlak, kira geliri vb. vergileri ile mahsuplaştırılması. Yunanistan işsiz kalan çalışanların Mart ve Nisan aylarında kiralarının yalnızca yüzde 60’ını ödemelerine imkan veren bir düzenlemeyi hayata geçirdi. Japonya’da ise elektrik ve su gibi giderlerin ödemelerinin ertelenmesi imkanı verildi. Kira ve konut harcamaları bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de hanehalkı harcamaları içinde en büyük payı olan harcama gruplarından. TÜİK’in rakamlarına göre toplam harcamalar içindeki payı %20 (Kuzeydoğu Anadolu)-%30 (İstanbul) arasında.

5- SGK primlerinin altı ay ertelenmesi yerine bir aylığına (gerektiğinde uzatılmak üzere) sıfırlanması. Bunun yanı sıra kendi hesabına çalışanların kayıplarının kısmen telafi edilmesi de yine bir tedbir olarak düşünülebilir. Örneğin Almanya kendi hesabına ve bağımsız (freelance) çalışanların kayıplarını, bir önceki vergi yılındaki kazanç beyanlarına bakarak, telafi etmeyi taahhüt ediyor. Türkiye’de tipik olarak düşük beyanname vererek vergi kaçıran bu kesimin, bu yönteme göre yararlanabileceği destekler ister istemez sınırlı olacağından, bu kesime seyyanen ödenecek nakit miktarı da belirlenebilir.

6- Tüm bu önerilerin yanı sıra, ülkemizdeki yaklaşık 3,8 milyon Suriyeli “koruma altında”. Bunlar için nasıl destekler sağlanacağı büyük bir soru işareti. Zaten artmakta olan yabancı düşmanlığı dikkate alındığında, Suriyeliler için ayrılacak ilave kaynakların kamuoyu nezdinde popüler olmayacağı kesin. Ancak ortada devam eden bir insani kriz var ve büyük oranda kayıtdışı çalışan Suriyelilerin bu krizden çok daha kötü etkilenmesi muhtemel. Türkiye’de kayıtdışı çalışan Suriyeli sayısı yaklaşık bir milyon olduğu tahmin ediliyor ve bunun 200 bini çocuk. Bu olağanüstü koşullarda ne T.C. vatandaşlarını, ne de insani yardıma muhtaç Suriyelileri mağdur etmemek için diğer tüm kaygıların bir kenara bırakılması ve tüm kaynakların seferber edilmesi gerek. Bu kapsamda Suriyeliler için AB, Dünya Bankası ve UNHCR gibi uluslararası kuruluşlardan temin edilecek kaynakların artırılması için de çaba gösterilmesi hayati önem taşıyor.

Sonuç

Özetle, olağanüstü zamanlardan geçtiğimizin bilinciyle, açıklanan tedbirleri genişletmek ve özellikle istihdama yönelik ilave tedbirleri çok hızlı bir şekilde hayata geçirmek gerekiyor. Yukarıda altını çizdiğimiz üzere, çok keskin bir ekonomik daralmanın önüne geçmek için, faydalanıcı seçiminde hakkaniyet aramak adına bürokrasiyi uzun tutmak yerine mümkün olduğunca çok ihtiyaç sahibine ivedilikle destek sağlamak gerekiyor. Salgının seyrine bağlı olarak, gerekirse enflasyon ya da kamu borç yükü kaygısı gözetmeden (Fransa, Danimarka ve İngiltere örneklerinde görüldüğü gibi) faydalanma kriterlerini evrensel tutmak ve kısa bir süreliğine devletin son çare işveren olarak müdahale etmesine olanak tanımak gerekiyor. Unutmayalım ki evde kal çağrıları ile sağlığını korumaya çalıştığımız iş gücünün yaşayacağı maddi ve manevi kayıpları kontrol etmediğimiz sürece bu virüsün ekonomi üzerinde yaratacağı tahribat daha da büyüyecek.

DR. GÜNEŞ A. AŞIK * VE PROF. DR. SERDAR SAYAN *;**

* TOBB EKONOMİ VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ İKTİSAT BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ VE ** SPM DİREKTÖRÜ

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap