21 °C

Küresel daralma sürecinde Türkiye’de yapılabilecekler

Özyeğin Üniversitesi Öğretim Görevlisi Gizem Öztok Altınsaç, DÜNYA'nın başlattığı koronavirüsün ekonomiye etkilerini azaltmak için yapılması gerekenler tartışmasına ilişkin görüş ve önerilerini sundu...

Küresel daralma sürecinde Türkiye’de yapılabilecekler

Gizem ÖZTOK ALTINSAÇ
Özyeğin Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Küresel büyüme rakamları her gün aşağı revize ediliyor. İçine girmekte olduğumuz ikinci çeyrekte Avrupa ekonomisinin yıllıklandırılmış reel yüzde 20 civarında daralması beklenirken, ABD ekonomisine dair tahminler de benzer seviyede.

Tüm tahminlerde “V” şeklinde bir büyüme varsayımı yapılmakta. 2020’nin ikinci yarısında virüs etkisi geçer ve hızlı bir büyüme geri gelir varsayımı yer alıyor. Elbette bu en iyimser senaryo. Zaten iki senaryomuz var, ya bu iyimser senaryo olacak veya virüsün etkisi uzarken ekonomiler daralmayı sürdürecek. Bu durumda da finansal kriz çıkacak ve 2009’dan çok daha kötü ve belki tarihteki en derin durgunluklardan birine gireceğiz. Cevabı kimse bilmiyor.

Öte yandan her derin kriz sonrasında, tüm dünyada sosyolojik, ekonomik ve siyasi değişimlere şahit olunur. Bu yazının konusu olmamakla beraber ileride de sıklıkla okuyacağımız gibi dünyanın köklü bir değişim sürecine girdiğini akıllarda bulundurmak lazım.

RAKAMLARA DESTEK İHTİYACI

Rakamlara bakarsak. Geride bıraktığımız hafta Avrupa PMI verileri geldi. 2009’a kıyasla daha derin ve sert bir görüntü var.

Avrupa’da şiddetli bir daralma mevcut ve 2020’nin muhtemelen tamamı kaybedilmiş durumda. Keza global tarafta ekonomik aktivite de 2020’de daralacak gibi. Bırakın Türkiye’yi herhangi bir ekonominin bu resmin dışında kalması olanaksız. Belki bir miktar Güney Kore olabilir o kadar.

2009 yılında Avrupa 1 ya da 2. Çeyrekte yıllık yüzde 3-4 daralırken, TR ekonomisi reel yüzde 14 daralmıştı. 2009 yılında dünya yüzde 1.7 daralırken de Türkiye yüzde 4.7 daralmıştı. Ardından 2010’da ise Türkiye birkaç çeyrek çift hane büyüme kaydetti. Elbette yaşadığımız süreç 2009 ile kıyas kabul etmez ama rakamsal gerçeklere de bakmamız gerekiyor.

Dünya birleşik gayri safi milli hasılası yaklaşık 85 trilyon dolar. Sadece ABD ve Çin bunun yüzde 35’ini oluşturuyor. Eğer dünya ekonomisi bahsedildiği şekilde yılın ikinci çeyreğinde yüzde 20-30 daralacak ise ve yine pek çok yatırım bankası raporunda yer aldığı şekliyle bu iş tüm yıla yayılır ise dünya hasılasından yüzde 20 civarında bir miktarın silinmesi ile karşılaşabiliriz. Üstünkörü bir hesapla dahi yaklaşık 15-20 trilyon dolarlık bir kayıp meydana gelecek. O zaman yaklaşık 3-4 trilyon dolara varan destek paketleri yeterli mi olacak?Piyasada da benzer hesabı her yatırımcının kolayca yapabileceğini düşünebiliriz.

Merkez Bankaları’nın bu denli yüklü paketlerle gelmesi de bu yüzden. Maliye politikalarını hızla devreye sokma çabası da bu yüzden. Hane halkının cebine para konması (helikopter para) ve özel sektörden ticari senet (commercial paper) alınması, şirket tahvillerinin dahil edilmesi, sınırsız parasal gevşeme (unlimited QE) hep bu sebepten. Yeterli mi? Durum, yapılan hesaplar gibi ise hala daha fazlasına ihtiyaç var. Para nereden gelecek? Elbette basılacak.

MÜKEMMEL MEKANİZMA İÇİN ZAMAN YOK

Attığımız önlem adımlarına bakarsak, bir çaba var ama yeterli değil. Bu hafta da keza ise vergi ötelemeler icra tarafındaki adımlar, bankalarımızın attığı adımlar olumlu ama fazlası gerekli. ABD, Fransa, Almanya, gayrı safi milli gelirlerinin yüzde 10 hatta yüzde 15’ine yaklaşan önlemler devreye sokarken, liberal İngilizler bile her çalışan vatandaşa çok geniş destek verirken, birçok ülkede kiralar ertelenirken ya da devlet katkısıyla ödenirken; Türkiye’nin bu zaman zarfında açıkladığımız 100 milyar liralık (GSYH’nin yüzde 2’si) paket oldukça kısıtlı durmaktadır.

İki konuya dair hızla adım atmamız lazım

Birkaç kabul ile başlayalım.

1- Mükemmel mekanizma oluşturmak için çabalamayalım o kadar vaktimiz yok ve kolay değil.

2 Önlem uygulamalarında, kısa vadeli aylık bazda ilerleyen bir mekanizmaya konsantre olmalı.

Zira 2 ay sonrasını bırakın 10 gün sonrasını göremiyoruz.

Üç sektör önemli; hane halkı, reel kesim ve bankalar. En önemlisi şu an hane halkı ve işsizlik durumu. Diğer ülkeler ne yapıyorsa, daha iyi de bir fikrimiz yoksa, onu yapmamız gerekiyor. Hane halkının kamu tarafından fonlanması...

Nasıl mesela? Elektrik gaz su gibi elzem hayatı devam ettirmeye yönelik faturaların belli bir dönem kamu tarafından karşılanması. Borç ötelemesi kredi kartı önlemleri önemli. Maalesef geldiğimiz noktada kamunun, hane halkını borçlandırma yöntemi ile değil tıpkı global çapta yapıldığı gibi nakit vererek fonlaması lazım. Net konuşalım o paralar hibe edilmek durumunda başka çare yok. Hoşlanmasak da kabul edelim biz de para basmak durumunda olabiliriz. Bunlara ek Anadolu’da pek çok hane halkının banka kullanmadığını da bilelim. İşler büyük şehirlerdeki gibi yürümüyor ama herkes elektrik gaz su kullanıp ödüyor, herkes gıda alıyor.

İkinci konu kayıtdışı çok fazla… Dolayısıyla büyük şirketlerin işçi çıkarmasını denetlesek dahi, küçük şirketler çok zor. Türkiye’de 10 çalışana kadar olan şirketlerin ekonomideki payı yüzde 30 civarında (OECD). 250 üzeri çalıştıranların da yine %30’a yakın. Büyükleri denetleyebilsek de küçükler için çok kolay değil.

Hane halkını fonlama mekanizmasından daha zor olan ise reel kesimin fonlanması. Bizde ABD’deki gibi ticari senet olmadığı için, Merkez Bankamız gidip şirketlerden ticari senet alıp karşılığında para da veremez. Başka mekanizma lazım. Yüksek düzeyde finansal mühendislik çabası ile vakit kaybedemeyiz. Her şey çok hızlı gerçekleşiyor. Hızlı ve daha kısa süreler için dizayn edilmiş bir fonlama mekanizmasına ihtiyaç var. Benzer şekilde KGF gibi yöntemler böyle bir zamanda çalışmaz. Hangi banka hangi şirkete kredi verecek. 1) Zaman alır ve o denli vakit yok.

2) Banka tercihine bırakılmayacak bir durumdayız. Bankaları bu süreçte riski yüklenici yapmamalıyız.

Belirsizlik içindeyiz ve özel sektörün iki bacağından biri olan bankalardan öteki bacağa reel kesime destek olmasını bekleyemeyiz. Pratik manada bekleyemeyiz. İsteriz ayrı… Kaldı ki muhtemelen ilerleyen dönemde güçlü bankacılık sistemine ihtiyacımız doğacak.

Dolayısıyla aracı olan bankayı devreden çıkarıp, kamunun direk özel sektörü fonladığı bir mekanizma muhakkak gerekir. Kime ne kadar fon sağlanacak? Geçen yılın karlarına bakıp aylık oranlama şeklinde olabilir. Vergi tarafında endeksleme şeklinde olabilir. Ciro desteği olabilir. SGK tarafında şirketlerin çalışan maliyetlerine bakılıp, her ay gözden geçirerek benzer miktarda fonlama yapılabilir. Veyahut yardımları SGK ile sınırlayabilirsiniz vs…

Bankalar yalnızca o fonların reel kesime dağıtılmasında çalışır ya da sanayi odaları bu dağıtım görevini üstlenir. Şu tarz sesler yükselir elbet: “Peki ya bu kesim ne olacak, kayıtdışı ne olacak?” Her türlü yan etkiye dair sorular. Çok doğru sorular.

Ama bu soruları cevap ararken biz reel kesim işçi çıkarmaya başlar, dayanamayan şirketler olur. Vakit kaybederiz. Kaybettiğimiz vakit bizlere finansal kriz olarak katlanarak dönebilir. O zaman da sorduğumuz sorunun manası kalmaz. Pratik, hızlı olunması ve iktisat kitaplarını da bir süreliğine unutmamız gerekiyor. FED’in en başta acil faiz indirdiği toplantıyı hatırlayalım. Ne zamandı 3 Mart. Herkes kızmıştı değil mi? Geldiğimiz noktaya ve açıklanan paketlere bakalım. Daha 1 ay bile olmadı. Sağlık kısmı çok önemli evet. Ekonomi tarafında ise tüm dünya ekonomileri bu işin finansal ve uzun süren bir krize evrilmesini önlemeye çalışıyor şu an. Biz de çok fazla vakit geçmeden yapmak zorundayız.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap