Kütahya Porselen YK Başkanı Nafi Güral: Benim 'ateşte açan çiçeklerim'

Kütahya Porselen ve NG Seramik’i “benim ateşte açan çiçeklerim” diye tanımlayan Kütahya Porselen YK Başkanı Nafi Güral, bu hafta Anekdot'un konuğu oldu.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

DOĞAN SELÇUK ÖZTÜRK / ANEKDOT

Daha 16 yaşında, babasının yanında iş hayatına atılan Nafi Güral, “ufku geniş, cesaretli, adil biriydi” dediği babasından çok şey öğrenmiş. Ama öğrendiği yerde kalmamış; üstüne katarak, geliştirerek büyütmüş babadan kalan işleri. “Bugün eski ve köklü olmak başarı için tek başına yeterli olmuyor. Teknolojiyi ve yatırım gücünü, Ar-Ge ve yenilikçi fikirlerle birleştiren markalar günü artıda kapatıyor” diyen Güral, Kütahya Porselen ve NG Kütahya Seramik’i, “benim ateşte açan çiçeklerim” diye tanımlıyor.

• İş hayatına atıldığınız ilk dönemlere dair unutamadığınız bir anınızı paylaşabilir misiniz?

İş hayatında 60’ıncı yılı geride bırakıyorum ve bugün özellikle porselen ile seramik tarafında dünyanın önemli markaları arasında güçlü bir Türk markası olarak yer alıyoruz. Bu uzun yolculukta hatırlamaktan en keyif aldığım anlardan biri rahmetli babam Ali Güral’a ilişkin ve bütün bunların başlangıç noktası olan o tarihi konuşma... Babam, ben henüz 16 yaşındayken Erkek Sanat Enstitüsü’nü bitirip de üniversiteye başladığım zamanlar bana şunu söyledi: “Oğlum ben ortağımdan yeni ayrıldım ve bana adam lazım. Seni üniversiteye gönderemeyeceğim, benimle beraber çalışmanı arzu ediyorum. Kabul eder misin?” Böylelikle babamla, 1961 senesinde henüz 16 yaşındayken çalışmaya başladım.

SONUNDA KAYBEDENİ OLMAYACAK BİR KARARDI

• Babanızın iş hayatında aldığı en önemli kararlar nelerdi?

Babam Ali Güral, ufku geniş, cesaretli, adil biriydi ve 1965 yılına kadar yanında dört yıl boyunca çıraklık yaptım. O dönemin en çok kazandıran gözde işi kerestecilikti. Babam o dönem için sahip olduğu ufuk ve cesaretle bu alanda büyük başarı yakaladı ve Türkiye’nin önemli kereste tüccarlarından biri haline geldi. Ben alım satım organizasyonlarından muhasebe kayıtlarına, kasa defterinden para akışına kadar bu işin her kademesinde çalıştım.

Çalışma hayatına askerlik ve evlilik dolayısıyla kısa bir ara verdim.

1971 yılında babam ve abimle birlikte madencilik işine girdik. Madencilik zor ve enteresan bir iş kolu. Yaptığınız şey toprak kazmak ve o toprağı bir yerde biriktirmek. Kerestecilik fabrikasının bütün imkanlarını madenciliğe aktardık. Fakat öyle derin bir kuyu ki ne atarsanız gidiyor. Bütün zorlukları pratik çözümlerle aşmayı başardık; ama 1978’de madenlerin devletleştirilmesi gündeme bomba gibi düştü. Türkiye’deki bütün maden sahipleri madenlerindeki makinelerini başka işlerine kaydırmaya yani o işletmenin içini boşaltmaya çalıştılar. Çünkü devletleşirse ellerinden gidecekti o makineler.

Rahmetli babam bize bunun aksini önerdi. O konuşma hala dün gibi aklımda. Dedi ki: “Çocuklar diğer işletmelerin satılığa çıkardığı makineleri biz alalım, herkesin piyasadan çekildiği bir ortamda biz piyasada iyi iş yapan konuma gelelim.” Babam şuna inanıyordu; madenler devletleşirse devlete en iyi çalışan işletmeyi devredecektik. Devlet kazanacaktı. Devletleşmezse de hem biz hem de ülke ekonomisi kazanacaktı. Makineleri satın aldık. Bu, sonunda kaybedeni olmayacak bir karardı. 12 Eylül olunca da bu konu rafa kalktı ve biz Türkiye’nin en büyük maden şirketi durumuna geldik.

HATA YAPMANIN DA DEĞERİ OLDUĞUNU BABAMDAN ÖĞRENDİM

• Babanızdan aldığınız kulağınıza küpe olan öğretiler, dersler neler?

Büyük ilim ve din bilgini Mevlana’nın çok sevdiğim bir şiiri var: “Her gün bir yerden göçmek ne iyi. Her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş! Dünle beraber gitti cancağızım. Ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

Kütahya Porselen ve NG Kütahya Seramik bugün Türkiye’nin lider markaları. NG Hotels, turizm işletmeciliği alanında yatırımlarını ve hizmet kalitesini sürekli artırıyor. Ama bu üç markanın yanı sıra iş hayatımda ben kerestecilik, madencilik ve kiremit işi de yaptım. Kiremit sektörüne girişimiz dönemin getirdiği zorluklara karşı durmak için geliştirilen akılcı bir çözümdü. 1970’li yıllar enflasyonist baskının yoğun olduğu bir dönemdi. Sabit yatırımı fazla fakat işletme sermayesi az bir sektör ile bu olumsuz durum ile mücadele edebileceğimizi düşündük. Böylece kendimizi enflasyonun olumsuz etkilerinden bir miktar da olsa koruyabildik.

Bu üç yatırım da başarılı yatırımlardı. Bununla birlikte statik işlerdi; ama porselen ve seramik içinde sanatın, yaratıcılığın ve inovasyonun olduğu uçsuz bucaksız bir alan. Oradaki oyun alanınız daha büyük ve sanırım bu durum Güral Ailesinin içindeki “yeni şeyler söylemek lazım” coşkusuyla birleşti ve sonuç olarak adı sınırları aştı.

Elbette bu duruş temelde yine dönüp dolaşıp en önemli öğretmenim sevgili babama geliyor. Oradan besleniyor. Babamız bize hem arkadaş oldu hem ortak oldu hem de bizi yetiştiren bir öğretmen oldu. Yanlış yaptığınızda o yanlışı düzelten, kapris yaptığınızda onu tolere eden bir güç. Aile dayanışmasına çok önem veren bir güç. Hiçbir zaman yaptığım hata sebebiyle beni cezalandırmadı, sadece şunu söylemiştir: “Bir hatayı ikinci defa yapma, eğer iş yapmak istiyorsan da hata yapmaktan korkma.” Özetlemek lazım gelirse; çalışma hayatının püf noktalarını, insanlarla ilişkinin önemini, cesareti, hata yapmanın değerini ve en önemlisi birbirine kenetlenmiş bir ailenin neler ifade ettiğini öğretti.

1985 yılına kadar birçok sektöre girme kararını birlikte aldık. Vefat ettiğinde ise yapayalnız kaldık. Sorumluluğum arttı.

YÖNETİM MANTIĞINI DEĞİŞTİRDİK

• Uykularınızı kaçıran mesleki bir sorun yaşadınız mı? Bunun üstesinden nasıl geldiniz?

Olmaz mı? Yeniliklerin ve daha iyisini yaratmanın peşinde koşan bir iş insanıysanız, yaşadığınız sorunlar, karşılaştığınız engeller birden bire fazlalaşıyor. Ama en kıymetli ve öğreticisi hiç kuşkusuz Kütahya Porselen’in kaderini belirleyen o “Tamam mı, devam mı?” anıydı.

Kütahya Gıda Ticaret Anonim Şirketi, 500 bin Türk Lirası yatırım sermayesi ile 25 Ocak 1965 yılında kuruldu ve 1971 yılında adına porselen kelimesi de eklendi. 1973 yılında 30 bin metrekare arsa alınarak porselen fabrikasının inşaatına başlandı. Çok ortaklı bir yapı söz konusuydu. Sümerbank, Kütahya Belediyesi, Toprak Sanayi A.Ş., Çinigar İşletmeleri Birliği Başkanlığı, Türkiye Vakıflar Bankası vs. birçok yapı şirketin ortağıydı. Ama bir türlü büyüyen gelişen bir işletme haline gelemedi. Başta bankalar olmak üzere herkes ortaklıktan çıkmak, kurtulmak istiyordu. Çalışanların maaşları ödenemez duruma gelmişti, kimse sermaye artırımına yanaşmıyordu. Herkes kapısına kilit vurulmasını beklerken, biz yüzde 33 olan hissemizden vazgeçmemeye, hatta diğerlerinin hisselerini de almaya karar verdik. Bu büyük bir riskti. Bankalar hisselerini bize sattılar ve 1984 yılında biz şirkette hâkim sermayedar durumuna geldik. Yönetim mantığını değiştirdik. Yatırım yapmadan var olan alt yapı ile yıllık 5 milyon olan üretim kapasitesini 9 milyon parçaya çıkardık. Rahmetli babamızın işimiz konusundaki son onayı bu oldu.

• Porselen ve seramik dışındaki açılımlarınız nasıl gerçekleşti?

Porselenin yanı sıra yeni bir alana daha yatırım yapmak isteğimde ilk olarak cam işine girmeyi düşünmüştüm. Ama Türkiye’de zaten o işi çok iyi yapan, güçlü bir marka vardı. Bu nedenle bundan vazgeçerek yer ve duvar seramiği üretimine karar verdim ve 1989 yılında ilk üretimlerimizi vermeye başladık. Bugün baktığımda iyi ki böyle bir karar almışız diyorum.

İş hayatında bütün yatırımları ciddi bir planlama ve çalışmanın ardından hayata geçirdim. İhtiyacı belirlemek, ona uygun çözümler sunmak ve bunu yaparken de bir donanım ve alt yapınızın olmasını son derece önemli buluyorum. Porselen deneyimini, sanatsal duruşunu ve Kütahya’nın güçlü geçmişini en iyi ve en yaratıcı şekilde seramikte hayata geçirebilirdim. O nedenle cam değil, seramik oldu. Bugün için çok az kişi bilir ama Kütahya Porselen A.Ş olarak üretim tesislerimizdeki makinelerimizi kendimiz üretiyoruz. Eğer ateşte açan çiçekleriniz varsa, işin her aşamasının aynı kalitede olmasını istersiniz. Bu işin kalitesini artırdığı gibi aslında maliyet açısından da daha avantajlıdır.

Keşke daha erken yapsaydık dediklerim var

• Yapmaktan pişmanlık veya üzüntü duyduğunuz bir projeniz oldu mu?

İş hayatım boyunca inandığım işlerin altına imza attım, projelendirdim ve yatırıma dönüştürdüm. Dolayısıyla keşke yapmasaydım dediğim bir durum yok ama daha erken yatırım yapsaydık dediğim durumlar var. Mesela Kütahya’nın porselen üretimine son derece uygun bir il olduğu tespiti 1930’lu yıllara kadar gidiyor. Buna ilişkin olarak Ulu Önder Ata’mıza bir de rapor sunuluyor. Ancak 1970’li yıllarda pratiğe döküldü. O süreçte de kimse bunun olacağına yine inanmadı ve çok ortaklı işletme batma noktasına geldi. O kadar çok inanmıştık ki buna, herkes hisselerini satıp gemiyi terk ederken biz 31 Temmuz 1984’te büyük bir risk üstlendik. O çok ortaklı yapıda daha erken inisiyatif alabilirmişiz. Öyle bir şey olsaydı bugün Kütahya Porselen daha ileri bir noktada mı olurdu? Açıkçası cevap olarak 'kesinlikle evet’ diyemiyorum çünkü bugün eski ve köklü olmak başarı için tek başına yeterli olmuyor. Teknolojiyi ve yatırım gücünü, Ar-Ge ve yenilikçi fikirlerle birleştiren markalar günü artıda kapatıyor.

HER YENİ KOLEKSİYON VE ÜZERİNE İNŞA EDİLDİĞİ HİKÂYE BENİ HEYECANLANDIRIYOR

Kütahya Porselen ve NG Kütahya Seramik, benim "ateşte açan çiçeklerim”... Frig, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapmış Kütahya’nın 7 bin yıllık güçlü bir çini ve seramik geçmişi bulunuyor. Biz topraklarımızın bu zenginliğini, rengini, desenini, o desenlerdeki gizli ve açık anlamları yeni dünyanın trendleriyle birleştiriyoruz. İnovasyon ve ergonomik yeni formlarla tekrar yaratıyoruz ve bu ancak güçlü bir ekip ile var olabilir. Dolayısıyla buradaki her yaratım, her yeni koleksiyon ve üzerine inşa edildiği hikâye beni heyecanlandırıyor.