Maliyetlerle sıkışan piyasa vergilerde düşüş bekliyor

Enflasyonist baskı, artan finansman maliyetleri ve eriyen işletme sermayeleri, üretim ve yatırımda firmaları iyice köşeye sıkıştırdı. Piyasa aktörleri, firmaların nakit ihtiyacını azaltma noktasında, işletmelerin elini zayıflatan bazı uygulamalar için kanuni düzenlemelerin gerektiğine işaret ediyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Merve YİĞİTCAN

Salgın sürecinde başlayan, ardından kurda yaşanan ani yükselişle hızlanan işletme sermayelerindeki erozyon, firmaların üretim ve yatırımda hareket alanını gittikçe daraltıyor. Enflasyonist baskı ve artan maliyetlerin kıskaca aldığı işletmeler, nakit sıkışıklığını aşabilmek adına bazı vergi düzenlemelerinde güncellemeye gidilmesini bekliyor. Kanunen kabul edilmeyen giderler kapsamındaki finansman gider kısıtlaması ile binek araç gider kısıtlamasının, firmaları yorduğuna işaret eden iş dünyası temsilcileri, geçici verginin de artık kademeli olarak kaldırılmasını bekliyor. Piyasanın talepleri arasında, biriken KDV iadelerinde sürecin hızlandırılması ile kira stopaj oranının kalıcı olarak indirilmesi de öne çıkıyor.

Ne tür zorluklar yaşanıyor?

Peki işletmelerin ‘yıpratıcı’ olarak nitelendirdiği vergi uygulamaları şirketlere ne tür zorluklar çıkarıyor? Kanunen kabul edilmeyen giderler kapsamındaki finansman gider kısıtlaması ile işletmenin, kendi özsermayesini aşan tutarda kullanılmış olan kredilerinin faiz giderinin yüzde 10’u kanunen kabul edilmeyen gider olarak kayıtlara alınmak zorunda. Yüzde 10'a denk gelen tutar işletmelerin carisine gelir olarak yazılıp, üzerinden kurumlar vergisi alınıyor. Geçen yıl yürürlüğe giren bu uygulama, şirketlerin kredi yerine özkaynaklarını kullanmalarını teşvik etmeyi amaçlıyordu. Ancak işletmelerin yüzde 70’ten fazlasının öz kaynaklarının dışında kullandıkları krediler ile faaliyetlerine devam ettiği düşünüldüğünde uygulama özsermayesi düşük olan işletmeler için ilave vergi maliyeti yaratıyor. Aynı zamanda şirketlerin borç-özkaynak oranlarındaki artış da şirketlerin yatırım ve üretim için dış kaynak kullanımının zorunluluğunu, bu haliyle finansman gider kısıtlamasının yarattığı negatif etkiyi gösteriyor. İSO 500-2020 listesindeki işletmelerin yüzde 235’e dayanan borç-özkaynak oranı, piyasadaki genel manzarayı da özetliyor.

Kanunen kabul edilmeyen giderler kapsamında yine geçen yıl getirilen binek araç gider kısıtlaması da işletmelerin faaliyetlerinde kullandıkları binek araçlara ilişkin giderlerin yüzde 30’unun vergi matrahından indirilmesini engelliyor. Şirketlerin bir diğer talebi ise kira-stopaj oranının kalıcı olarak yüzde 10’a indirilmesi… Kanun ile devlet, mal sahibinin ödemesi gereken kira gelir vergisinin yüzde 20’sini kiracısı olan işyerine tahakkuk ettiriyor. Ancak pandeminin başında işletmeleri desteklemek adına bu oran yüzde 10’a indirilmişti. İşletmeler, kira-stopaj oranının kalıcı olarak yüzde 10’a indirilmesinin firmaların sermaye yapısını güçlendirebilmesi ve nakit akışlarını düzenleyebilmeleri adına önemli olduğuna işaret ediyor. Firmaların nakit akışını zorlayan bir diğer uygulama da geçici vergi uygulaması. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında getirilen geçici vergi uygulaması ile devlet yılda 3 kez geçici vergi 1 kez de yıllık gelir vergisi beyanı alıyor. İş dünyası temsilcileri, 3 ayda bir devlete vergi ödemenin nakit akışını darbelediğini, yılda 1 defada tamamının verilmesinin firmalara rahat nefes aldıracağını dile getiriyorlar.

Avdagiç: Firmalar zorlanıyor

DÜNYA’ya değerlendirmelerde bulunan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, son dönemde hem yatırım ihtiyacının artmasının hem de küresel boyuttaki enflasyon sorununun işletme sermayesi ihtiyacının büyümesine neden olduğunu, firmaları da finansman konusunda oldukça zorladığını söyledi. Finansman maliyetlerinin de arttığı bu süreçte bazı kanuni düzenlemelerin nakit ihtiyacını azaltma noktasında büyük fayda getirebileceğini kaydetti. Avdagiç, kanunen kabul edilmeyen giderlerde bir düzenlemeye gidilmesi, finansman gider kısıtlamasının limitlerinin gözden geçirilmesi, özellikle yurtiçinde ticaret yapan şirketlerde biriken KDV iade sürecinin hızlandırılması ve kira stopaj oranının kalıcı olarak indirilmesi gibi adımların işletme sermayesine katkı yapacak uygulamalar olduğuna dikkat çekti.

Tekrar gözden geçirilmeli

Avdagiç şöyle devam etti: “Suiistimalleri engellemek adına yapılan bazı düzenlemelerin tüm mükellefl eri etkilediğini unutmamak lazım. Halihazırda bazı haklı gider kalemlerinin vergi matrahından düşülememesi nedeniyle ticari kâr ile vergi matrahı birbirinden uzaklaşıyor. Bu durum vergi hesaplamalarını ve kâr dağıtımıyla ilgili işlemleri zorlaştırıyor. Bunun için kanunen kabul edilmeyen giderleri tekrar gözden geçirerek makul bir düzeye indirmek önemli. Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin ya da vergi cezalarına ait gecikme faizinin gider kabul edilmemesi gibi maddeler esnetilebilir. Zor durumda olan bir işletme, vergi borcunu taksitlendirerek faiz ödüyor, diğer yandan bunun gider olarak vergi matrahından düşemiyor. Bu gibi adımların esasen işletme sermayesini güçlendirerek, kamu adına da bir vergi kaybı doğurmayacağına inanıyoruz.”

Bahçıvan'dan geçici vergi kaldırılsın önerisi

İşletmelerin vergi yükü İstanbul Sanayi Odası’nın da (İSO) gündeminde. Odanın son meclis toplantısında Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’yi ağırlayan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, burada yaptığı konuşmada devreden KDV sorunu ile geçici verginin işletme sermayeleri üzerinde baskısına dikkat çekerek, sanayicilerin taleplerini dile getirdi. Yakın zamanda pek çok ürünün KDV oranlarında değişime gidildiğini hatırlatan Bahçıvan, “KDV düzenlemeleri başta temel tüketim maddeleri olmak üzere belirli ürün gruplarında fiyat artışlarını hafifl ettiği aşikar. Ancak özellikle sanayiciler açısından nihai ürünün KDV’si yüzde 1’e indirilirken hammaddenin KDV’sinin yüzde 18’de tutulması, üreticinin üzerinde zaten var olan devreden KDV yükünün daha da artmasına neden oluyor. Bu haliyle bir tüketim vergisi olmaktan çıkıp bir sanayici vergisi niteliğine bürünen KDV’nin sadeleştirilerek kapsamlı bir reformdan geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. Geçici vergi uygulamasına da değinen Bahçıvan, “Geçici vergi uygulaması sanayicilerimizi, zaten kısıtlı olan işletme sermayelerinin bir bölümünü devlete aktarmak durumunda bırakıyor. Son düzenleme ile geçici vergide taksit sayısının 3’e indirilmesi olumlu bir gelişme olsa da önümüzdeki dönemde geçici verginin kademeli olarak tamamen kaldırılması gündeme alınmalıdır” şeklinde konuştu.

Önel: Yazılmayan giderler hareket alanını daralttı

Kanunen kabul edilmeyen giderlerin piyasada firmaların hareket kabiliyetini engellediğini kaydeden İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı İlker Önel, işletmelerin yüzde 70’ten fazlasının özkaynaklarının dışında kullandıkları krediler ile faaliyetlerine devam ettiklerini vurguladı. Enflasyon kaynaklı hammadde ve girdi fiyatlarının yükseldiği bu dönemde özellikle işletme sermayesinin ciddi oranda azaldığına dikkat çeken Önel, “Bu uygulamanın işletmenin hareket alanını daralttığı görülüyor. Dolayısıyla kanunen kabul edilmeyen giderler kapsamında finansman giderlerimin yüzde 90’ının yazılması, kalan yüzde 10 kısmının yazılmaması, ayrıca özellikle pazarlama yapan şirketlerin binek araçlarına yaptığı masrafın yüzde 30’luk kısmın gider gösterememesi bu dönemde bizi yoruyor. Beklentimiz en azından belirli bir dönem için bunların bire bir düşülmesi. Bu şekilde başta KOBİ’ler olmak üzere işletmelere can suyu olabilir” ifadelerini kullandı.

Şirketlere ilave vergi maliyeti yaratıyor

İşletmelerin güncelleme istediği bazı kanunen kabul edilmeyen giderlerle ilgili vergi uzmanı BDO Türkiye Vergi Ortağı Erdal Güleç, değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de tasarruf oranının oldukça düşük olduğunu, bu nedenle gerek hanehalkı ve gerekse şirketlerin çoğunlukla kredi kullanarak yatırım ve işletme sermayesi ihtiyaçlarını finanse ettiğine işaret eden Güleç, finansman gider kısıtlamasının özünde şirketlerin kredi yerine özkaynaklarını kullanmalarını teşvik etmek amacıyla getirilmiş bir düzenleme olduğunu, ancak mevcut konjonktürde özsermayesi düşük olan şirketler için ilave vergi maliyeti yarattığına dikkat çekti. Güleç, “Dolayısıyla, bu uygulamanın mevcut ekonomik konjonktürde sürdürülmesinden vazgeçilmesi gerekir. Bunun yerine özsermayeyi teşvik eden nakit sermaye indirimi gibi uygulamalara daha çok işlerlik kazandırılması tercih edilmelidir. Uygulama tamamen kaldırılmayacaksa da kanundaki azami yüzde 10 oranından daha düşük bir oran belirlenmelidir” ifadelerini kullandı. Güleç, binek araç gider kısıtlamasına ilişkin de şu açıklamaları yaptı: “Son dönemlerde binek araçlara ilişkin vergi, akaryakıt, kira gibi gider unsurlarının fahiş oranlarda artmış olması nedeniyle kanundaki limitler oldukça düşük kalıyor. Bu durum da yapılan giderlerin önemli bir kısmının vergi matrahından indirilememesine neden oluyor. Bu nedenle, işletmeleri zorlayan bu uygulamanın da bir süre askıya alınması veya kanundaki limitlerin ekonomik gerçekliğe yakınsayacak şekilde güncellenmesi gerekir."

İŞ DÜNYASININ BEKLEDİĞİ ADIMLAR

  • Finansman gider kısıtlamasının yeniden gözden geçirilmesi
  • Binek araç gider kısıtlamasında limitlerin güncellenmesi
  • Kira-stopaj oranının kalıcı olarak yüzde 10’a indirilmesi
  • Geçici verginin kademeli olarak kaldırılması
  • KDV iadelerinin hızlandırılması
  • Otomobillere ait Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin ve vergi cezalarına ait gecikme faizinin gider kabul edilmesi