18 °C

Medya iktidar ilişkileri

Medya iktidar ilişkileri

Medya iktidar ilişkileri

Hükümet-medya ilişkileri her dönemde tartışma konusu olmuştur. Bugünlerde de tatsız pekçok eleştiri yapılmaktadır. Hükümetin medyayı elegeçirdiği yolundaki söylentiler güç kazanmakta, yapılan bazı yayınlara şüpheyle bakılmaktadır. Aslında medyanın tarafsızlığını savunmak sanıldığı kadar kolay değildir. Genelde medya taraflıdır. Önemli olanı bunun itiraf edilmesidir. İktidar yanlıları veya ona karşı olanları medya bünyesinde de görmek mümkündür. Kaldı ki; dünyada siyasi partileri iktidara taşıyan medya güçleri olduğu kabul edilmektedir. Bunun son örneği geçtiğimiz yıl İtalya'da görüldü. Biz hükümet medya ilişkilerini tartışmak istiyoruz. Bugün iyi gazetecilik yapanlar hükümetle olan ilişkilerini okura yansıtmamaya gayret etmektedir. Ancak bu onların bazı haberleri önemsemelerine engel olmaktadır. Örneğin isterseniz pazar günkü üç büyük gazeteyi inceleyiniz. Enflasyonun yeni bir rekor kırdığının açıklandığı gün enflasyon haberi her nedense alt sıralarda ve çift sütuna yakın ölçülerde verilmiş. Manşetlerde başka haberler var. Buna karşılık üç büyüklerin sahibi olan kuruluşların çıkadığı diğer gazetelerde farklı bir haber anlayışı var, onlar enflasyonu manşete çıkarmış ve yorum yaparak hükümeti eleştirmişler. Anlaşılan biri yanlış yapmış. Demokrasilerde hükümet medya ilişkileri çoğunlukla çatışma noktalarında seyreder. Halkın şikayetlerini dile geçiren, yolsuzlukları açıklayan medya devamlı eleştiri yaptığından iktidarın karşısında görülür. Bunu bilen iyi politikacılar medya mensuplarıyla özel ilişki kurmaya, onları yönlendirmeye çalışırlar. İçlerinde başarılı olanlar vardır. En azından eleştirinin dozunu azaltabilenler olmaktadır. Eskiden sayıca fazla gazete olduğundan etkilemek pek kolay değildi. Şimdi ortada üç gazete ve onların televizyonları var, diyalog kurmak belli mesajları iletmek herhalde güç olmamaktadır. Aslında hükümet basın ilişkilerinin en talihsiz dönemi 1960 öncesidir. O yıllarda rahmetli Adnan Manderes basının bir kanadıyla yakın dostluk kurmuş, hatta onlara menfaat sağlamıştı. Kamu ilanları belli gazetelere veriliyor, muhalifler cezalandırılıyordu. Mali kaynaklar yine demokrat partiden yana olan gazetelere aktarılıyordu. 1960 ihtilali sonrası bütün bu yanlışlıklar ortaya döküldü. Öncelikle kamu ilanlarının bağımsız bir örgüt tarafından dağıtılması yasalaştırıldı ve Basın İlan Kurumu kuruldu. Ne var ki, aynı olayları yıllar sonra Özal döneminde de yaşadık. 1980 sonrası iktidar şahsi dostluklarla toplumu etkilemeye başladı. Bazı gazeteciler Özal'ın danışmanı yapıldı, bazı gazetelere imtiyazlar sağlandı, bazıları da cezalandırıldı. Tercüman bunlardan biridir. Bununla da yetinilmeyerek gazetelere gözdağı vermek için korsan televizyon yayıncılığı başlatıldı. Bu alışkanlıklar hala sürüyor. Daha sonraları parti liderlerinin medyanın tesiriyle seçildiği sözleri yaygınlaştı. Öyle olunca da politikacılar medya ile dostluklarını sağlamakla yetinmediler, menfaat birliği kurmaya da kalkıştılar. Ödül törenlerinde kabinenin tümüne yakınıyla temsil edilmesine ne dersiniz bilmem ama bazı yayın organlarının hükümet mensuplarına ve başbakana özel ödüller vermesinin ardında neler olduğunu merak edenlerin hayli fazla olduğunu biliyoruz. Medya, dünyanın hiçbir yerinde kendi gönlünce hükümetin emrinde olmaz. Bu doğasına karşıdır, arada daima hassas bir mesafe korunur, ancak bizdeki son gelişmeler endişe vericidir. Geçtiğimiz günlerde tüm televizyon kanallarının aynı anda başbakanın konuşmasını yayınlaması ciddi bir gelişme olmuştur. Kaldı ki son zamanlarda bazı bakanların gece gazetelerde haber değiştirmeye kalkıştıkları veya gece çalışanlara müdahale ederek kendi istedikleri doğrultuda haber yaptırdıkları söylenmektedir. Bunların doğruluğu vahimdir. Ancak medyanın hükümetle ortak şirket kurması, gazete sahiplerinin hükümet mensuplarıyla özel gezilere çıktığı bir gerçektir. Bunlara olumlu bakabilirsiniz ama sonuçlarına da katlanmanız gerekir. Bugün bazı yayın kuruluşlarında gizli istihbarat örgütünün bulunduğu iddiaları da vardır, eski gazetelerde gizli çalışan MİT elemanları bulunduğu söylenirdi, bugünlerde bazı gazetelerde örgütün görev üstlendiği ısrarla ileri sürülmektedir. Bazı yayın kuruluşlarının sahipliği de tartışmalı hale geldiğinden medyada nelerin olup bittiğini izlemek iyice güçleşmiştir. Sermayenin medyada egemenliği böyle bir sonuç yaratacaktı. İktidar kendi olanakları içinde medyayı kontrol edecek bunu yaparken de bazı menfaatlerden söz edilecektir. Artık muhalif gazete kalmadı diyenler vardır. Buna karşılık muhalif gazeteciler hep olacaktır. Onlar bağımsız görünmek isteyen gazetelerde özel ilgi görmektedirler. Çünkü okura karşı bağımsızlığın simgesi onlar olmaktadır. İktidar ise muhalif gazetecilerle, fazla meşgul olmamaktadır. Bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak isteyenler medyayı yakından takip etmelidir. Gazete ve televizyonların sayıca artması hükümetlerin işini zorlaştıracaktır. Buna dikkat edilmelidir. Nezih Demirkent'i anıyoruz Türk basınının duayeni ve gazeteniz DÜNYA'nın kurucusu merhum Nezih Demirkent, 15 Şubat Cuma günü, "Kentler Sanayilerini ve Ticaretlerini Anlatıyor" konulu toplantı ile anılacak. Saat 10.00'da Hyatt Regency Otel'de başlayacak olan toplantıya, DÜNYA Gazetesi Bölgeler Koordinatörlüğü Danışmanı Hasan Yılmaer başkanlık edecek. Yılmaer, "Tanıdığım Gazeteci Nezih Demirkent" isimli bir de konuşma yapacak. Toplantıya, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kemal Özgen, Çorlu Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Tarkan Ersin, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı İsmail Günhan, Samsun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Adnan Sakoğlu da konuşmacı olarak katılacak.