24 °C

Mevzuat dijitalleşmeye dar geliyor!

İş hayatı pandeminin de etkisiyle hızla dijitalleşirken, yürürlükteki mevzuat iş dünyasına dar geldi. MÜSİAD Sosyal ve Ekonomik Altyapı Üst Kurulu Başkanı Av. Kerim Altıntaş, hazırladığı 11 madde ile hem sorunları anlattı hem de çözüm önerilerini aktardı.

Mevzuat dijitalleşmeye dar geliyor!

HANDAN SEMA CEYLAN

İş dünyası dijitalleşen çağla birlikte hantal kalan mevzuatların acilen yenilenmesini istiyor. Pandemi ile iş dünyası faaliyetlerine ‘yeni normal’in kazandırdığı iş yapış modelleri ile devam etmeye çalışırken, eski mevzuatların oluşturduğu alışkanların da bir an önce sonlandırılmasını bekliyor. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Sosyal ve Ekonomik Altyapı Üst Kurulu Başkanı Av. Kerim Altıntaş, “COVID-19 gerek sosyal hayatımızda, gerek iş hayatımızda alışkanlıklarımızı değiştiriyor, değiştirecek. Özellikle iş hayatındaki yeni iş yapış usulleri, yönetim biçimleri, elektronik ticaret gibi birçok alanda iş dünyası bireylerinin hukuki korumaya ihtiyacı var” dedi. Özellikle iş dünyasının hızlı değişime cevap verecek mevzuat şemsiyesine ihtiyacı olduğunu kaydeden Altıntaş, “Hukuki güvenlik anayasal haktır. Yerli ve yabancı yatırımcılar öncelikle ‘güvenilir hukuk düzeni’ arıyor. Belirsizlik içeren veya sürekli değişen hukuk sistemi yatırımcıların önündeki en büyük engellerden biri” diye konuştu.

Türkiye’nin hem ticaret savaşları hem de pandemi nedeniyle önemli bir üretim ve tedarik üssü olacağına da dikkat çeken Altıntaş, şunları kaydetti: “COVID-19 nedeniyle Avrupa, Amerika ve birçok dünya ülkesi Çin’den ürün almamakta veya alternatif üretim yapacak ülke arıyor. Çin, kendisine karşı oluşan bu olumsuz algıyı kırmak için uğraşırken alternatif çözümler de üretiyor. Bu bağlamda Türkiye, Çinli birçok iş insanı ve işletme için yeni üretim merkezi olacaktır. Türkiye, bu durumu fırsat veya tehdit olarak değerlendirip davranış geliştirmek zorunda.”

Altıntaş, 11 maddede dijitalleşen iş dünyasına dar gelen mevzuat engelini aşacak hukuki düzenlemeleri şöyle sıraladı:

1- Yerli üretimin teşviki için kamu-özel sektör “Satın Alma Garantili Sözleşme” yapabilmeli

►Katma değeri yüksek veya ithal edilerek cari açığı arttıran ürünlerin Türkiye’de üretilebilmesi için kamu-yerli üreticiler ile satın alma garantili sözleşme yapma imkânı getirilmeli.

►Kamu kuruluşlarının özel sektör işletmeleri ile proje, ürün, süre bazlı farklı ortaklık yapabilmelerine imkan verilmeli.

►Önerimi kamu ihalelerinde yerli üreticiye yüzde 15 kadar fiyat avantajı uygulanması değil. Yerli üretimin teşviki için kamu kurumlarına “satın alma garantili sözleşme” yapma imkanı verilmelidir.

►Uygulamayı yapan kamu yöneticilerine zimmet çıkartılmasını engelleyecek ve projelerin suistimal edilerek kamunun zarara uğramaması için etkin denetim mekanizmaları da geliştirilmeli.

2- Türkiye'de üretilen ve üretilmesi mümkün olan ürünlerin ithal edilmesine engel olacak tedbirler alınmalı

►Kamu kurum ve kuruluşlarının Türkiye’de üretilen veya üretilmesi mümkün olan kamu alımlarını Türkiye’de mukim işletmelerden alması sağlanmalı. Tedariklerini Türkiye’den yapan kamu yöneticileri prim, maaş artışı, kademe ilerleme gibi alternatif yöntemler ile taltif ve teşvik edilmeli.

3- Uzaktan çalışma yönetmeliği acilen çıkartılmalı

►4857 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesine 06.05.2016 tarih ve 6712 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile “Uzaktan Çalışma” düzenlemesi getirilmiştir. Uzaktan çalışma, işçinin işveren tarafından oluşturulan iş organizasyonu kapsamında iş görme edimini evinde ya da teknolojik iletişim araçları ile iş yeri dışında yerine getirmesi olarak tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye ve aradan geçen dört yıla rağmen uzaktan çalışma usul ve esasları, işin niteliği dikkate alınarak hangi işlerde uzaktan çalışma yapılamayacağı, verilerin korunması, verilerin paylaşılması, işletme kuralları, fazla mesai, mesai denetimi, iş sağlığı ve güvenliği hususları gibi birçok hususun düzenleneceği yönetmelik halen çıkartılmadı.

►Hem işverenin hem de işçinin lehine olan “uzaktan çalışma” ilke ve prensiplerinin bir an önce tüm tarafların/paydaşların görüşleri alınarak belirlenmesi gerek.

4- Kitlesel fonlama seçenekleri artırılmalı “yastık altındaki kaynaklar” ekonomiye kazandırılmalı

►SPK tarafından çıkartılan “Paya Dayalı Kitlesel Fonlama Tebliği” ile dünyada Crowd Funding olarak tanımlanan kitlesel fonlama Türkiye’ye kazandırıldı. Ancak birçok çeşidi olan kitlesel fonlama uygulaması Türkiye’de sadece ortaklık/hisse modeli ile yer alıyor. Bunun dışında kitlesel fonlama ile katkı sağlanacak projeler de sadece “teknoloji ve/ veya üretim faaliyeti” ile sınırlandırılmış durumda.

►Türkiye’de yastık altında birçok atıl kaynak var. Genel olarak gayrimenkul, altın, otomobil gibi birçok yatırım aracına alışkanlık mevcut.

►Dünya’da CrowdHouse adı ile “gayrimenkul satın alınması ve kiraya verilmesi” sistemleri kitlesel fonlama modeli ile yürütülüyor. Türkiye’de kitlesel fonlama daha yaygınlaşmadan sınırlı alana hapsedilmesi doğru değil. Kitlesel fonlama sistemine herhangi bir engel tanımaksızın tüm alanlarda uygulanma imkanı sağlanmalı.

5- Hacizli araçlar ve gayrimenkuller atıl beklememeli “üretken kaynak kullanımı” sağlanmalı

►Türkiye’de yedieminlerde hacizli 300 bin araç var. En az 6 ay en fazla 2-3 yıl buralarda bekliyorlar ve çürüyüp, bakımsızlıktan bozuluyor.

►2018’de Türkiye’de 31 bin 162 gayrimenkul icra müdürlükleri aracılığı ile satılarak el değiştirdi. Buralarda satış için en erken 6 ay en geç 2-3 yıllık süre gerekli. Bu süre içinde gayrimenkullerin birçoğu atıl ekonomik kaynak olarak kullanılamıyor. Toplam 31 bin 162 gayrimenkulün her biri için resmi ücret tarifesine göre 190,00 TL bilirkişi ücreti ödendiği varsayılırsa, bir gayrimenkulün kıymetinin takdiri için ortalama 3 kişilik bilirkişi heyeti oluşturuluyor, ayrıca icra müdürlüğünün aldığı kıymet takdir raporuna itiraz edilip İcra Mahkemesi’nden ayrıca bir daha rapor alınabiliyor. Bu ücret üç kez ödeniyor. 31.162 x 3 x 190,00 TL = 17.762.340,00 TL yapıyor.

►Bu süreler kısaltılabilir. Örneğin MÜSİAD’ın ortağı olduğu GABORAS adlı şirket, www.gaboras.com.tr internet sitesi üzerinden 1-3 saniye ile çok uygun fiyata kıymet takdir raporunu hazırlayıp sunabiliyor. Devlet, özel sektörden bu hizmeti almak istemeyebilir. O halde Tapu ve Kadastro Müdürlüğü bu hizmeti kendisi sunabilir. Böylelikle bilirkişi raporları ile aylarca-yıllarca yargı süreçlerinin uzamasına engel olunur ve ekonomik kaynaklarının atıl kullanımının önüne geçilir. Benzeri bir elektronik sistem araçlar için de kurulabilir.

6- Elektronik sözleşmelerin kullanım alanı artırılmalı, damga vergisi alınmamalı

►COVID-19 sonrası iş dünyası dijital dünyayı daha yoğun kullanıyor. Bir sözleşmenin imzalanması ve kargo ile teslim edilmesi 2-3 günü buluyor. Bu da daha hızlı olunmasının önüne geçiyor.

►Fiziksel olarak düzenlenen sözleşmeler imzalanırken birçok KOBİ “imza sirküleri” almıyor. Bu nedenle imzalayan kişinin tüzel kişinin imza yetkilisi olup olmadığı tespit edilemiyor. Dijital dünyanın hızına yetişebilmek için elektronik sözleşmelerin kullanım alanları yaygınlaştırılmalı.

►Yürürlükteki Damga Vergisi Kanunu, dijital imza ile imzalanan sözleşmelerden damga vergisi alınmasını öngörüyor. Dijital imza kullanılmadan onaylanan dijital sözleşmelerden ise damga vergisi alınmıyor. Bu durumda ise “ispat unsuru” sorunu doğuyor. Elektronik olarak düzenlenen sözleşmelerden damga vergisi alınmamalı.

7- Dijital arabuluculuk, uzlaştırmacılık ve tahkimin önü açılmalı

►Pandemide yargı/adalet hizmetleri durdu. Duran yargı hizmetleri “atıl ekonomik kaynak” demektir. İş dünyası, geciken adalet nedeniyle finansal maliyetlere katlanmak zorunda kaldı.

►Türkiye’de UYAP sistemi üzerinden online duruşma yapma dönemine giriyoruz. Eğer mahkemeler/yargı sistemleri için bu alt yapı kurulabiliyor ise dijital arabuluculuk, dijital uzlaştırmacılık, dijital tahkim sistemlerinin önü de açılmalı. Dijital sistemler ile yürütülen alternatif uyuşmazlık çözüm yollarındaki süreçlerin hukuken geçerli delil haline getirilmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı.

8- Tahkim sisteminin yaygınlaştırılması için “hakem ücretleri” devlet tarafından karşılanmalı

►Türkiye, dünyada arabuluculuğu en iyi uygulayan ülkelerden biri oldu. 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlükte olan Arabuluculuk sistemi iş uyuşmazlıklarında yüzde 65 oranında anlaşma sağlandı. 02.01.2018 ile 19.12.2019 arasında 739 bin 255 iş hukuku uyuşmazlıkları için arabuluculuk sistemine başvuru yaptı. Bunların 460 bin 90 adedi anlaşma ile sonuçlandı. Arabuluculuk Kanunu’na göre “anlaşma sağlanamayan” hallerde arabuluculuk ücretlerini devlet ödeniyor.

►Türkiye’de tahkim yıllardır yürürlükte olmasına rağmen mahkemelerin üzerindeki iş yoğunluğunu azaltamadı. Oysa arabuluculuk sistemi hem zorunluluk getirilmesi hem de arabuluculuk maliyetini devletin üstlenmesi nedeniyle yargının iş yükünün azalmasına katkı sağladı. Tahkim sisteminin yaygınlaştırılması için hakem ücretlerinin tümünün veya bir kısmının devlet tarafından ödenmesine ilişkin düzenleme getirilmeli. Böylece İstanbul’un finans merkezi olması yolunda önemli bir düzenleme yapılmış olacak.

9- Aile işletmelerine “Kurumsallaşma Desteği” sağlanmalı

►Aile işletmeleri ilgili aile bireylerine ait olsa da ülkenin bir değeri olarak kabul edilmeli. Anayasal özgürlükleri ihlal etmeyecek şekilde aile işletmelerinin “kurumsallaşmalarına” yönelik alternatif düzenlemeler yapılmalı

►Örneğin, SPK’ya veya bağımsız denetime tabi işletmeler için öngörülen “bağımsız yönetim kurulu üyeliği” sistemi getirilebilir. Ayrıca ailenin 2. veya 3. nesillerinin “mentörler/koçlar” tarafından eğitilmesi, yönlendirilmesi teşvik edilmeli.

►Aile işletmelerine “Aile Anayasası” zorunluluğu getirilmeli. Gerekirse Osmanlı Devleti’nde uygulanan ve halen yasal olarak mevzuatta bulunan “Aile Vakıfları” modeli ile işletmelerin yönetilmesi sağlanmalı. İşletmeyi kuran ve büyüten kişiler aile vakfı kurup, vakıf senedi ile işletmenin yönetimini, aile bireylerinin görev ve yetkileri, gelir ve giderleri gibi her türlü hususu belirleyebilecektir.

►Aile işletmelerinin parçalanmasını, aile içi çekişmeler ile yok olmasını engellemek için bu tarzdaki işletmelere “yönetim kayyumu” atanması gibi imkanlar getirilebilmeli.

10- Dijital zorbalıkları önleyecek etkin hukuki mücadele yöntemleri geliştirilmeli

►Güven kaybeden iş insanının ticari hayatı büyük riske giriyor. Dijitalleşen dünyada bir iş insanının itibar, saygınlık ve güvenilirliğini anında zedelemek ve bunu bütün dünyaya ulaştırmak mümkün. Yanlış beyanlar anında Amerika’ya, Japonya’ya, Güney Afrika’ya yani dünyanın dört bir yanına ulaşabiliyor. Bu yanlış beyanı dijital dünyadan temizlemek ve kaybolan itibarı, güveni, saygınlığı yerine koymak kolay değil.

►Dijital zorbaların, haksız rekabetçi kişilerin önünü kesecek caydırıcı hukuki düzenlemelere ihtiyaç var. Yürürlükteki bilişim suçları yasaları ve bu suçlarla mücadele eden yargı makamları dijital dünyanın hızına yetişemiyor. Bu suçlarla mücadele edecek etkin dijital suçlarla mücadele birimleri kurulmalı.

►Yatırım yapan, istihdam sağlayan, üreten, iş insanlarının itibarını korumak devletin birinci önceliği olmalı.

11- İnsan odaklı kamusal sistem kurulmalı

►Kamu kurumları ve kamu çalışanları ülkeye ve ülke insanına “hizmet üretmek” için var. Varlık nedenleri insana hizmet. Bu nedenle tüm kamu çalışanları “insan odaklı kamu yönetim sistemi” için yetiştirilmeli ve eğitilmeli.

►Bunun için de sorun üreten değil sorun çözen mekanizmalar geliştirilmeli, buna engel olan mekanizmalar bir an önce değiştirilmeli.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap