Netaş CEO’su Müjdat Altay: 1 milyon yazılımcı bize 60 milyar dolar getirir

Kanaat Önderleri’nde bu hafta Hakan Güldağ, Şeref Oğuz ve Vahap Munyar’ın konuğu NETAŞ CEO’su Müjdat Altay’dı. Türkiye’nin insan kaynağı avantajına dikkat çeken Altay, “1 milyon yazılımcı bize 60 milyar dolar getirir” diyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Son 16 yılı CEO düzeyinde olmak üzere 40 yıldır görev yaptığı Netaş’a yıl sonunda veda etmeye hazırlanan Müjdat Altay, “Gündem Özel” sohbetimizde Türkiye’nin insan kaynağı avantajına dikkat çekti. Altay, hükümetin “1 milyon yazılımcı” hedefine vurgu yapıp, şu mesajı verdi: “Türkiye, genç işsizler problemini ‘teknoloji insanları’ yaratarak çözmek zorundadır. 1 milyon yazılımcı outsource olarak ihraç edilse, 50-60 milyar dolarlık yazılım ihracatı geliri sağlanır.” Netaş CEO’su Müjdat Altay’a sorularımız ve yanıtları şöyle:

Öncü rol üstlendik

• Ar-Ge mühendisi olarak işe girdiğiniz Netaş’a en tepede veda ediyorsunuz. Neler hissediyorsunuz?

Ben her zaman insanın çalıştığı yerin onun hayallerini gerçekleştirecek bir platform olduğuna inanırım. Netaş benim için öyle bir platformdu. Ülkem için yapmayı hayal ettiklerimi gerçekleştirmeme imkan sundu. 16 yılı CEO olarak 40 yılım Netaş’ta geçti. Bu süreçte yaptıklarımızla ülkemizin teknoloji ile kalkınmasında öncü roller üstlendik. Netaş’ın 53 yıllık değerlerine sahip arkamda binlerce Netaşlı bırakıyorum. Netaş bu değerlere sahip Netaşlılar ile daha nice 50 yıl yeni başarı hikayeleri yazacaktır.

Ar-Ge tarihini yazıyoruz

• Netaş, Türkiye için ne ifade ediyor? Bizim için özetleyecek olsanız öne çıkaracağınız başlıklar neler olurdu?

Netaş olarak biz, ülkemizin iletişim altyapısını yerli imkanlarla kurmak üzere bu topraklarda 53 yıl önce kök saldık. Yarım asrı aşkın süredir ülkemizin teknoloji ve Ar-Ge tarihini yazıyoruz.Biz güçlendikçe, ekosistemimizi büyütüyor, ülkemizin kalkınmasına çarpan etkisiyle fayda sağlıyoruz. Türkiye’nin ilk özel Ar-Ge’sini kurmavizyonu... İlk yerli analog ve dijital santrallerin geliştirilmesi. Bu santraller ile ülkemizin kırsal erişim hızında dünya birinciliğine, dijitalleşme hızında ise Avrupa ikinciliğine taşınması. Dönemin teknoloji beşiği olan Batı’ya ilk yazılım ihracatını gerçekleştirme cesaretimiz. Her bir başarı bize bir sonraki başarının kapısını araladı. Yerli mühendislik gücüyle ülkemizin teknoloji tarihinde birçok ilkleri yazdık.

1992 yılında Türkiye’nin ilk yazılım ihracatını gerçekleştirdik. NATO’nun en gelişmiş iletişim çözümlerini ordumuz için geliştirdik. Yazılımın Ar-Ge Yasası’na dahil edilmesine ön ayak olduk, dünyanın 10 büyük VOIP laboratuvarından birini ülkemize “Küresel Mükemmeliyet Merkezi” adıyla kazandırarak burada 1000 mühendisimizi yetiştirdik. Bir yandan biz güçlenirken diğer yandan ekosistemimizin önü açıldı, ama en önemlisi de ülkemiz fayda sağladı.

4 milyar dolar tasarruf

Türkiye’de doğan markamızın ışığı zamanla sınırları aştı. ABD’de Silikon Vadisi’nin topraklarına telekom yazılımı ihraç ederek, dünyadaki 200 operatörün iletişim ihtiyacına çözüm sunmaya başladık. 3G’nin konuşulduğu dönemde, “yapabiliriz” dedik ve 4G için yerli baz istasyonu ULAK’ın temel bant ünitesini geliştirdik. ULAK ile Türkiye, kendi baz istasyonu ile 4G’ye bağlanabilen ilk dört ülkeden biri oldu. Probil’i satın almamız sonrası bir yandan finansal yazılımlarda derinleşirken diğer yandan da Türkiye’nin sistem entegratörü lideri olduk, ülkemizin ve yakın coğrafyanın önemli dijital dönüşüm projelerini hayata geçirdik. Kazakistan’dan Cezayir’e uzanan coğrafyada pek çok dijital dönüşüm projesini yönettik. Son olarak 2022 Dünya Kupası’na hazırlanan Katar’ın ülke çapında dijital dönüşümünü gerçekleştirme sorumluluğunu üstlendik. Ülkemizde geliştirdiğimiz bilgi birikimi ile bilgi iletişim teknolojilerinde son 16 yılda 800 milyon doların üzerinde teknoloji ihracatı yaparak gücümüzü ülke sınırlarının ötesine taşıdık. Bugüne kadar teknolojilerimizle ülkemize 4 milyar dolarlık tasarruf sağladık ve milli sermayemizi yurtiçinde tuttuk. Hem Netaş büyüdü ve köklendi hem ekosistemimizi büyüttük. Ar-Ge’nin bir sanayi ürün olarak tanınmasından bu yana geçen 16 yıl içinde ekosistemimize 1.6 milyar dolar yatırım yaptık. Biz 10 bin Netaşlı olarak, bu topraklarda doğmuş ve kök salmış bir şirket olarak gerçek bir teknoloji hikayesi yazdık. Yazmaya da devam ediyoruz.

Genç işsizliği teknoloji çözer

• Netaş’la birlikte profesyonel iş yaşamı da geride mi kalıyor? Bundan sonrasını nasıl planlıyorsunuz? Neler yapacaksınız?

Türkiye’de çok büyük üniversite mezunu genç bir kitle var. Bu gençlerin değerlendirilmesi gerekiyor. Bu konuda bir şeyler yapmak istiyorum. Avrupa’da yaş ortalaması 47-48’e gelmiş. Türkiye ile Avrupa arasında bir ihtiyaca cevap verme akımı başlamış ama çok kötü bir çözüm olmuş. Beni bir arkadaşım aradı, teknoloji konusunda çok deneyimli ve çok değerli. İsveç’e gidiyormuş. Ama o kadar yüksek bir miktar söz konusu ki, “Dur, kal” diyemedim. Çünkü İsveç’in, İsviçre’nin, Almanya’nın ihtiyacı var. Çareyi Türkiye’den mühendis almakta buluyorlar. Türkiye’de hâlâ anlaşılmamıştır outsourcing-dış kaynak kullanımı. Bu çok değerli bir iştir. Bu işe Türkiye değer vermelidir. Türkiye genç işsizler problemine teknoloji insanları yaratarak çözmek zorundadır. Okulların, Türkiye’nin ihtiyacına göre mühendisleri evirmesi lazım. Ara kurumların mühendisleri eğitmesi lazım. Bir mühendis olarak hedefim, Türkiye’deki genç mühendis işsizliğinin azaltılması olacak. Bugün 1 milyon yazılımcıyı out-source olarak ihraç etseniz 50-60 milyar dolarlık yazılım ihracatı gerçekleştirirsiniz.

KOBİ, kazandığını arsaya değil teknolojiyeyatırmalı

• Geçen hafta gazetecilerle yaptığınız görüntülü platformdaki sohbette şirketlerimizin özellikle KOBİ’lerimizin teknolojiye yatırımdan uzak durduğunu söylediniz. Bunun nedeni nedir sizce?

Devletin KOBİ’lere ICT teknolojisini götürmesi lazım. Benim meslek yaşantımda gördüğüm ve en üzüldüğüm şey, Türkiye’de teknoloji maalesef hep büyük şirketlerin uhdesinde kalmıştır. KOBİ’lere kadar erişememiştir. KOBİ’ler de teknolojiye yapacakları yatırımda hep çekingen davranmışlardır. Ekonomik yapının KOBİ’leri de kapsayacak şekilde teknoloji temelli bir yapıya dönmesi lazım. KOBİ kazandığını arsaya değil, teknolojiye yatırmalı. Ekosistemin çok güçlü bir şekilde start-up’lar ve KOBİ’lere erişmesi lazım. Tabii ki küçük küçük başarılarla mutlu olabiliriz ama bizim büyük çözüme ihtiyacımız var. “Netaş As a Platform”u tam bu anlayışla oluşturmuştuk.

Türkiye, teknolojiyi hep moda gibi gördü

• Büyük şirketlerimizin de teknoloji yatırımları pek parlak görünmüyor bize... Güney Kore’nin LCD ekranlar için bir vakit yaptığı yatırımları bizim çok daha önce yapma imkanımız vardı ama yapamadık. Bizim neyimiz eksik? Özel sektörün sermayesi mi, cesareti mi, vizyonu mu yok? Yoksa devlet mi el atmalı bu konulara yeniden? Türkiye’nin ihtiyacı olan büyük teknoloji yatırımlarında kamu daha aktifmi rol almalı? Ne önerirsiniz?

Türkiye aslında teknolojiyi hep bir moda olarak gördü. Geliri çok kısıtlı olan kişilerin dahi cebinde son model telefon olduğunu gördük. Bunun nedenini hiçbir zaman anlayamadım, bu durumu çözemedim. Bir dönem Türkiye’de bir istatistik vardı. Türk insanı 1.2 ya da 1.6 yılda bir telefon değiştiriyor. Milyonlarca dolar para kazanan kişiler bile 6-7 senelik telefonlar kullanırken bizim etrafımızdakilerde 1.5-2 senenin üzerine telefonu olan yoktu. Birincisi bu; biz bu işi hep moda olarak gördük.

Netaş’ta hep önde ve inovatif olduk. Elif ve Dicle’yi yaptık, ardından Anadolu ve Levent isimli iki tane santral çıkardı iki büyük firma. Biz 8 milyon hattın üzerinde sattık. Biz PBX’i yaptık 60 tane PBX firması oluştu. Hep beraber bir seferberlik yapmamız lazım. Teknolojiye inanmamız lazım.

Türkiye’nin de önünde teknolojiye ‘mış gibi’ değil gerçekten dönecek bir yapıya ihtiyacı var.

80 kişilik ekiple Çin'e yazılım geliştiriyoruz

• Dev bir Çinli yatırımcı ile uzun yıllar birlikte çalıştınız? Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Çinlilere çalışmak nasıl? Ne gibi özellikleri öne çıkıyor?

Ülkemize değer ve prestij katan, yüksek kalitede 3 kez yatırım çeken Türkiye’deki tek şirketiz. Zamanında batıdan yatırım aldık şimdi de teknolojinin yükseldiği doğudan alıyoruz. En büyük gururumuz, 5G’nin yükseldiği dönemde, dünyada 5G teknolojileri alanında en fazla patent sahibi olan ZTE firmasını ülkemize çekmiş olmamız. Güçlü mühendislik kasımız ve Ar-Ge gücümüz ile yerlileştirme çalışmalarımızı başarıyla yürütüyoruz. Çin’e yazılım ihracatına başladık. 80’in üzerinde arkadaşımız Çin’e yazılım geliştiriyor. Böylece dünyanın en Batısında ABD’ye, en doğusunda Çin’e teknoloji ihraç eder hale geldik.

Türkiye’yi 5G yarışında oldukça güçlü görüyorum

• Çin ile ABD arasındaki teknolojiyi de kapsayan büyük bir ticaret savaşı yaşanıyor. Bunun dünya ekonomisi üzerinde yakın gelecekte nasıl etkileri olacak? Kısa süre önce Asya ülkeleri RCEP’i kurdu. Bölgeselleşme ve bloklaşma eğilimleri artıyor mu? Siz bu hegemonya mücadelesinin iş hayatı üzerindeki etkilerini yoğun olarak hissettiniz mi?

Bugüne kadar batının öncülüğünde gelişen teknoloji artık doğunun da konuya dahil olmasıyla dengelenmiş bir durumda.

Türkiye’nin önemli bir potansiyeli var, odağa teknoloji üretme ve ihraç etme hedefini alıp tüm büyüme hikayesini bu çerçevede yazmak lazım.

Çünkü dünyanın iki ucundaki bu rekabet 5G nedeniyle devam edecek. 5G, dünyanın bir anlamda sinir sistemi olacak. 150 milyar noktanın bir ağ üzerinden bağlanması büyük veriyle birlikte anlam kazanacak. Önemli olan 5G’yi bir an önce kullanmaya başlamak değil. Kritik olan 5G’yi yönetebilmek. Yerli 5G teknolojisine sahip olmak.

Bu nedenle ülkeler stratejilerini 5G üzerine kuruyor ve 10 yıl içinde de 3 trilyon dolar yatırım yapmayı planlıyor. Biraz da kıyamet burada kopuyor. Türkiye’yi ise 5G yarışında oldukça güçlü konumda görüyorum. Türkiye, 5G’yi kendi teknolojisiyle başarabilecek sayılı ülkelerden biri. 5G için Türkiye’nin Netaş gibi değerleri var. Bunu ULAK’ta başardık ve bugün Türkiye’yi kendi yerli teknolojisiyle 4G kullanabilen ilk 4 ülkeden biri yaptık. ULAK’ın OFDM teknolojisini Netaş’ta geliştirdik. 2012 yılında da 4G’yi bitirdik. 4G ile birlikte 5G’nin de temelini zaten atmış olduk. İlk kez 2005 yılında 4G’yi yerli olarak yapabileceğimizi dillendirmeye başladık. Ortada henüz 3G bile yoktu. 2009 yılında 4G’yi geliştirdik. ULAK, Türkiye’nin 1000 noktasında 4.5G iletişimini kusursuz bir şekilde sağlıyor. Ülkemizi yerli 5G teknolojisine götürecek adımı aslında biz 38 yıl önce attık. 19962009 / Türk ordusu ve kamunun sayısal geniş bant iletişim altyapısını kurduk. 2009-2012 / Kablosuz iletişim teknolojilerine odaklandık. 2012-2019 / Türkiye’nin ilk 4G baz istasyonunun BBU’sunu geliştirdik. ULAK, tamamen 5G teknolojisine uygun bir mimari üzerinde geliştirildi.

Bu ticari rekabetin kazananı yerli teknoloji geliştirebilen ülkeler olur. Teknolojide kendi kendine yetebilen ülkeler daha sağlam bir geleceğe adım atar.

Teşvikleri hoyratça kullananlar oldu

• Devlet Ar-Ge için deyim yerindeyse dünyanın teşvikini veriyor. Yine de arzuladığımız yerde değiliz. İhracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3-4’ü geçemedi. Neredeyse 1500 Ar-Ge merkezimiz var. Hepsi teşvikli. Teşvikler mi yetersiz? Sadece teşvikle olmuyor mu?

Gayri Safi Milli Hasılamızın 400-500 milyar dolar olduğu dönemlerde yani 2003-2004 yıllarında Ar-Ge’ye ayrılan pay binde 4 civarındaydı. Bunun yüzde 70’i devlet tarafından kullanılırdı. Yani bu payın içinde profesörler, asistanlar, onların yaptığı araştırma çalışmaları vardı. Özel sektörün çalışmaları buradan gittiğimiz hesapla Türkiye bütçesinin binde 1’i kadardı.

Bugün Ar-Ge’ye ayrılan pay yüzde 1'e çıktı. Bunun içinde özel sektöre ayrılan pay da yüzde 70’in üzerine çıktı. Yani özel sektör Ar-Ge’ye ayırdığı payı birden 7’ye çıkarmış oldu. Bunun tek nedeni o teşviklerdir. Devletin teşviklerinin doğru kanallara yönlendirilmesi, çok itinayla yapılması gereken bir iş. Buradan kötü niyetli kişiler de o kaynakları hoyratça kullandı. Devlet bundan birtakım dersler aldı ve gerekli adımları attı.

Ar-Ge’ye verilen destek aslında halen düşük. 2003’lü yıllarda başlayan süreç 10 sene çok güzel teşviklerle devam etti, daha sonra gittikçe azaldı. Şu an teşvikler o kadar güçlü değil. Tabii ki iyi denetim yapılması lazım ama teşvikler doğru yere gitmedi diye kesildi bir miktar. Bu doğru olmadı bence. Devlet denetim mekanizmasını iyi kurup teşvik vermeye devam etmeli. Teknoloji ülkesi olmak özel sektörün çabasıyla başarılacak bir hedef değil maalesef.

Hayat geri gelecek, ‘denge’sini kuracak

COVID-19’un dünyada önemli izler bırakacağını düşünüyor musunuz? COVID-19 sonrasına nasıl hazırlanmalıyız?

Hayatlarımızı çok keskin şekilde dönüştüren pandemi, her birimizi daha bilinçli tüketicilere dönüştürmede bir başlangıç noktası oldu. Gördük ki çok daha az tüketerek yaşayabiliyoruz. Hayatlarımız birdenbire öylesine sadeleşti ki; evlerimiz; ofisle, çocuklarımızın okullarına dönüştü. Bu dönüşümü çok kısa sürede etkin şekilde mümkün kılan ise bilgi iletişim teknolojileri oldu. 4 milyar insan, teknoloji sayesinde sosyal mesafeyi koruyarak yeni bir yaşam biçimine sahip olmaya başladı. Yeni normal ile birlikte elde edilen tüketici alışkanlıklarının birçoğunun devam edeceği öngörülürken, tüketici davranışlarını etkileyecek temel 3 bileşenin kalite-performans dengesi, yerelliğin yükselişi ve teknolojinin dönüştürücü rolü olacağını görüyoruz. Teknolojinin dönüştürücü gücü ile ulaşımdan tarıma, eğitimden enerjiye, gıda sektörüne kadar tüm iş süreçlerinin akıllı teknolojilerle fayda odağına alınması ve iş modellerinin de evrilmesi mümkün olacak. Bu dönemde Türkiye, e-devlet uygulamalarını çok iyi kullandı. En iyi sınavı geçen e-devlet oldu. Bir noktada bütün sistem rayına oturacaktır. Hiç fabrikalara gitmeyeceğiz diye bir şey olmayacak. Hayat geri gelecektir. Kendi dengesini kuracaktır.

Ar-Ge, özgür düşünen topraklarda serpilir

Türkiye’nin inovasyon ve Ar-Ge altyapısı nasıl gelişir? Emir-komuta zinciri içinde inovasyon olur mu? Karar süreçleri dikey ve hiyerarşinin katı olduğu yapılarda inovasyonu nasıl gerçekleştirebiliriz?

Ar-Ge Karadeniz çalgısı tuluma benzer, tulum şişmeden çalamazsınız. O yüzden birikim önemli. Türkiye’deki en önemli eksikliğin "devamlılık" ve "kararlılık" aşamasında yaşandığını düşünüyorum. 30-40 yıllık programların yapılamaması Ar-Ge ve inovasyon kültürünün gelişmesine de set koyuyor.

Siz "Bahçedeki fidan biraz büyüsün ama sonra o fidana su vermeyeceğim" derseniz iki yılda o ağaç kurur. Tekrar ağaç dik, tekrar kurut gibi iki ileri bir geri işlemlere teknoloji dayanamıyor. Emir komuta zinciri içinde de Ar-Ge olmaz. Ar-Ge özgür düşünen topraklarda serpilir ve gelişir. Öncelikle gençlerimize bu ortamı sağlamamız lazım. Öbür taraftan Türkiye’yi yeni dijital çağın rekabetçi aktörleri arasına taşıyacak vizyon politikalarına katkı sağlayabilecek herkesi bir masanın etrafında toplamamız gerekiyor. Ülkemizin yetiştirdiği akademisyenler, iş dünyası ve bilişim sektörünün önde gelen temsilcileri; yenilikçi genç girişimciler, öncü yatırımcılar, antropolog, tarihçi ve gazetecilerle bir araya geldik. "Fikir Meltemi" adını verdiğimiz toplantı serileri ile enine boyuna tartıştık. 300 saate yakın süre Türkiye’nin inovasyon ve Ar-Ge konusunda bulunduğu noktayı, artılarını, eksilerini, vizyon ve hedeflerini konuştuk. Elde edilen çıktıları belge niteliğinde bir kitapçıkta topladık, ekosistemimizin hizmetine sunduk.

Teknolojiyi bırakmayan ülke ve şirkete bir şey olmaz

• Türkiye’nin ihracatında yüksek teknolojili ürünlerin payını artıracak projelerde yabancı/uluslararası yatırımın rolü nedir? Yabancı yatırımcı olmadan yüksek teknoloji olur mu?

Türkiye’nin cari fazla vermesi teknoloji ihraç etmesinden geçiyor. Burada yabancı yatırımcı elbette önemli katkılar sağlar. En büyük ihtiyacımız, teknolojiye yatırım yapan şirketlerin veya teknolojinin önünü açacak firmaların Türkiye’ye gelmesi. Türkiye’ye üretim için gelen yatırımcı var ama teknoloji getirmeyi planlayarak gelen maalesef az. Bu açığı kapatmak biz içeridekilere düşüyor.

Herkesin gücü ölçüsünde Türkiye’yi teknolojiye odaklanacak bir ülke haline getirmesi için çalışması gerekiyor. Bütün yüreğimizle, bütün dokularımızla ve hücrelerimizle teknoloji ülkesi olmak zorundayız. Çünkü teknoloji ülkesi iseniz krizleri ve sıkıntıları da atlatıyorsunuz bir şekilde. Teknoloji sizin altyapınıza, üretiminize, ihracatınıza destek oluyor. Buna en güzel örneklerden biri Netaş’tır. Netaş her zaman teknolojiye sarıldığı için ayakta kaldı ve büyüdü. Bizimle yola çıkan şirketler teknolojiyi bıraktıkları için bugün yoklar. Teknolojiyi bırakmayan şirkete de ülkeye de bir şey olmaz. 1975 yılından bu yana Ar-Ge’nin içindeyim. Netaş’ta da ilk yazılım ihracatını 1992’de yaptık. 2007 yılında 1000 kişilik “Mükemmeliyet Merkezi” kurup, 1 milyar doların üzerinde yazılım ihracatı yaptık. Doğudan batıya, kuzeyden güneye 19 üniversiteden öğrencilerimiz var. Bizim asıl sıkıntımız şurada ki; Türkiye’de farklı sektörlerde daha kolay para kazanma imkanı var. Teknolojide ise ürün geliştirme için milyonlarca dolar yatırımın yapılması gerek ve eğer müşterinin ihtiyacını karşılamayan bir iş ortaya çıkarsa bu yatırım çöpe gidiyor. İş adamlarımızın da bu konuda sabırlı olamadıklarını görüyoruz. Bu zinciri kırmak lazım.

Devlet satın alma yoluyla desteklesin

• Türkiye’de "START" çok ama yeterince "UP" yok™ Bize özgü "Start-Up" kültürü sizce nedir ve bu kültürden unicorn çıkar mı?

Start-up demek yeni ekonomi demek. Ekosistemimizi ve yeni ekonomiyi besleyen start-up’lar. Biz bunu yıllar önce gördük ve yaptığımız girişimlerle Türkiye’nin ilk yabancı yatırım fonunu getirdik. Netaş Wesley Clover Fonu ile bugün 7 şirketimiz hem yurtiçinde hem yurtdışındaki büyümesi için destekleniyor. “Netaş as a Platform”da da KOBİ’ler ile birlikte start-up’larla Ar-Ge üzerine işbirlikleri gerçekleştiriyoruz. Son olarak “Kolay İK”ya Ar-Ge’mizin imkanlarını açtık. Mühendislerimiz ile ortak çalışma yaparak “Kolay Payroll” markası altında bordrolama yazılımını yerli olarak geliştirdik.

Start-up’ların bu tür desteklere devlet ve KOBİ’ler tarafında da ihtiyacı var. Onlara ürünlerini satabilecek pazarlar yaratmalı. Gerekiyorsa devlet satın alma yoluyla desteklemeli. Büyümelerinin önü açılmalı. Türkiye’den pek tabi unicorn çıkar. Çıkardık da. Bu örnekleri çoğalmamız gerekiyor.