Şans Sohbetleri: Hamle iyi, yola devam

Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, Şans Sohbetleri’nde bu hafta Merkez Bankası’nın faiz hamlesini değerlendirdi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, Şans Sohbetleri’nde bu hafta Merkez Bankası’nın faiz hamlesini değerlendirdi. Hamleyi 'oyun değiştirici' olarak niteleyen ikili, bu adımın bütünlüklü politikalarla desteklenip güçlendirilmesi gereğine dikkat çekti.

Güldağ: Gündemin en önemli konusu Merkez Bankası'nın kararı... Faiz 475 baz puan artırıldı. Bu kez yan yollara sapılmadı. Politika faizi artırıldı. Aslında çok büyük bir sıkılaştırma değil yapılan. Ağırlıklı ortalama faiz oranı zaten 14.80 olmuştu. Şimdi faiz 15.00 oldu. Ama piyasa tekrar ana yola dönülmesini önemsedi. Piyasanın beklediği yapılmış oldu. Lafzı da doğru geldi piyasaya. Kurlardaki ilk hareketler de onay vermiş görünüyor. Merkez Bankası bu hamlesiyle piyasaların önüne geçti yorumları var...

Ağaoğlu: Önüne geçmedi ama piyasalardan da çok uzağa düşmekten vazgeçti diyebiliriz. 475 baz puan aslına bakarsanız piyasanın tescili anlamına gelen bir karar. Merkez Bankası diyor ki: Artık fonlamayı politika faizinden yapacağım. Artık ana yolda yürüyeceğiz ve herkes neyi nasıl yapacağımızı bilecek. En azından benim gördüğüm bu.

Güldağ: Açıklamada da önemli mesajlar var...

Ağaoğlu: Evet. “Önümüzdeki dönemde parasal duruşun sıkılığı -sıkı para politikası yani- enflasyonu etkileyen tüm unsurlar dikkate alınarak, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar kararlılıkla sürdürülecektir" ifadesi bence çok kıymetli.

Güldağ: Neresi kıymetli? Ağaoğlu: Çünkü bununla ne söylüyor Merkez Bankası? ' Beklentileri de düzelteceğim. Onun için bu kadar yüksek bir faize geldim. Bundan sonra da bu para politikasını, yani yüksek faizi sürdüreceğim. Ta ki enflasyon aşağı inene kadar' diyor.

Güldağ: Kasımda enflasyonun hayli yüksek geleceği görünüyor. Keza yılın ilk çeyreğinde de enflasyon yüksek gelebilir.

Ağaoğlu: Enflasyonun burnunu aşağıya çevirmesi de martı, nisanı bulur gibi zaten. Bana göre kararda çok önemli iki konu var. Biri, Merkez Bankası piyasa faiziyle, tabela faiziyle yakınsadı. Bu iyi bir hamle, pozitif gelişme. Daha iyi ne yapılırdı diye baktığımda; 575 baz puan yapılırdı 16’ya gelirdi. Güldağ: Çok olmaz mıydı? Ağaoğlu: Mevduat faizi yüzde 14.5-15.5 bandında şu anda kredi faizi 17.5-20 bandında 16 ile tam ortaya otururdunuz. Yukarı 2 aşağı 2 derdiniz... Sonuçta bence çok doğru bir hareket. Şu anda çoklu faiz ortamından yeknesak faiz ortamına geçmek için ilk ve en önemli adım atılmış durumda. Şimdi kur hareket etmiyor diyorlar ama zaten faiz artırılacağı mesajı ile kur buralara kadar inmişti. Daha düşük faiz artışı olsaydı, kuru 8.20’de bulurduk. O yüzden atılan adımın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Oyun değiştirici bir hamle oldu. Cumhurbaşkanı'nın önceki günkü söylemlerini de piyasa ilk bakışta olumsuz algıladı ama sanırım o politik bir hamleydi.

Güldağ: Şimdi bu kararı görünce ben de iyice o kanaate vardım. Daha önce de oldu zaten. Cumhurbaşkanı ben faize ezdirmem yatırımcıyı diyor, bilinen faiz hassasiyetini vurguluyor ama arkasından Merkez Bankası piyasanın beklediği hamleyi yapıyor. Yoksa Merkez'in kararından bir gün önce neden bir demeç geldi sorusunun karşılığı olmayacaktı. Hem Cumhurbaşkanı mesajını veriyor, hem piyasanın istediği oluyor, hem de Merkez Bankası bağımsızdır algısı güçleniyor. Tabii sık tekralanırsa etkisi kalmaz bu tip senaryoların...

Ağaoğlu: Olmamasını temenni ederiz. Ama sonuçta 200-300 baz puanlık artırım hatası yapılmadı, bu önemli. Hata yapılmayarak bir zaman kazanıldı. Bence şimdi aktif rasyodan da zaman kazanılacak. Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi, hukuk reformu gibi konularda da adımların atılması gerekiyor...

Güldağ: Batı'ya da bir el uzatma durumu var. Gerilim azaltılıyor...

Ağaoğlu: O zaman birbirini tamamlayan bir resim ortaya çıkaracak. Merkez Bankası, ortodoks politikalara dönecek, BDDK aktif rasyoyu düzenleyecek ve gevşetecek. Beraberinde hukukun üstüğünlüne yönelik adımlar atılacak bunlar birbirini tamamlayan bir durum ortaya çıkaracak.

Güldağ: Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün açıklamaları da önemliydi o bakımdan...

Ağaoğlu: Öyleyse Türkiye’nin algısı pozitif duruma gelebilir. Piyasa çok hazır buna…

Güldağ: Neredeyse sıfırlanmıştı Türkiye, yabancı yatırımcı tarafından. Bir bahane arıyorlardı. Türkiye analistleri de vurguluyordu. Zaten bir kısmı kokuyu almış harekete geçmişti. Şimdi devamının gelmesi beklenebilir...

Ağaoğlu: Beklerim işin açıkçası ama bu bugünden yarına olmaz. Şu anda 500 milyon ile 1 milyar dolar arası bir alım geldi borsaya ve başka Türkiye varlıklarına doğru ama deyim yerindeyse daha 'akbaba' diye tabir edilenler geldi. Fırsatçı olanlar geldi. Açıkçası daha uzun vadede burada kalacakları getirmek lazım. Onun için de birbirini takip eden güven verici adımların atılması gerekiyor. Herkes bunu bekleyecek.

Güldağ: Tabii konu sadece yabancı yatırımcı gelsin, gitsin meselesi değil. Para politikasının ekonomide dengeleri sağlamaya katkı verebileceğinin görülmesi önemli. Reel sektör açısından da bu kritik önemde. Tabii para politikasının senin de değindiğin aktarım mekanizmalarını da iyi işletmek gerekiyor. Para politikasında sadeleşme önemli ama mesela kredi büyümesiyle ilişkilendirilen zorunlu karşılık uygulamasının kaldırılması da önemli. Ya da mevduat faizinde stopajın kaldırılması, aktif rasyosu uygulamasının sonlandırılması da. Gerçi burada oran düştü ama yine de varlığı krediye dönüştürme ihtiyacı nedeniyle bankaların mevduat toplama iştahını olumsuz etkiliyor.

Ağaoğlu: Şunu da söyleyelim: Genelde kurdaki istikrarın önemli olduğunu söylüyorlar ama kurun nerede olacağına aslında faiz karar verir. O yüzden de faizin oynaklığının azalması ve faiz istikrarı, kurun istikrarını beraberinde getirdiği için kurdan daha da önemlidir. Ve şu anda kur faize bağlı olarak bir miktar aşağı indi, artık daha kolay hesaplanabilir bir faiz ortamına geldik ve Merkez Bankası bunu uzun bir süre devam ettirebilirse, piyasa da buna inanırsa, çok daha rahat edeceğiz. Piyasalar da öyle değerlendiriyor, umarım bunu destekleyici adımlar da gelir.

Güldağ: Rezervler meselesi de önemli olacak tabii. Gerçekler basit ama etkilidir...

Ağaoğlu: Şu anda ben Merkez Bankası’nın yerinde olsam rezervler konusunda bundan sonra yapacağım iş şudur: Kurda 7.20 gibi ya da 7.10 gibi bir seviyeyi yavaş yavaş belirledikten sonra onun altına her indiğinde döviz almaya başlardım piyasadan. Şu anda Merkez Bankası piyasayı çok ciddi miktarda fonluyor. Bu fonlaması karşılığında döviz alarak piyasaya TL verdiğinde piyasadaki likiditeyi çok fazla değiştirmiyor olacak. Buna karşılık rezervlerini yeniden inşa etme şansına sahip olacak. Piyasayı yormayan, hem kur istikrarına yönelik hem rezerv biriktirmeye yönelik bir adım atmasının da gerekli olduğunu düşünüyorum. Bundan sonraki adımlar daha iyi olmalı. Bir kez, rezervlerin yeniden inşası söz konusu. En azından eksi rezervleri artı rezervlere çıkarması, hatta ve hatta artı rezervleri şu andaki eksi rezervlere kadar artırması lazım ki, piyasaya 'biz ortadoks politikaları izledik, bunlar da bize rezerv artışı olarak döndü' diyebilsin.

Güldağ: Yoksa hızla aynı sarmala girebiliriz. Şu anda olan şey bir klasik de aynı zamanda. Evet korona salgınının da etkisi var ama klasik bir durumla karşı karşıyayız. Hatalı politikalar izliyoruz. Bunun sonucunda kur yükseliyor. Önce senin 'akbaba' dediğin yabancı yatırımcı geliyor o yüksek kurun karşılığında bol miktarda Türk Lirası alıyor. O TL ile zaten iyice ucuzlamış borsamıza, Türkiye varlıklarına girip satın alıyor. Girdiği için o varlıkların fiyatı yükseliyor. Yine memlekete döviz giriyor diye kurlar düşüyor. bu sefer fiyatı artmış varlıkları satıp, artık TL karşısında değer yitirmiş kurdan yine döviz alıyorlar. Çifte kavrulmuş kazanç elde ediyorlar. Sonra kurlar yine yükselmeye başlıyor, varlıklarımız ucuzluyor. Gene yapacaklar ama bu kez en azından kazandığımız zamanı bu döngüyü kırmak üzere kullanalım. Yoksa yüksek faiz de sürdürülebilir bir politika değil. Şimdi büyümeden fedakarlık yapacağız ister istemez. Maliyeti geniş kesimler ödeyecek. Ezcümle, Merkez Bankası taktik olarak doğru iş yaptı. Ama bizim bu yüksek faizden kalıcı olarak kurtulmamızı sağlayacak politikalara ihtiyacımız var asıl. Cari açığımızı kalıcı olarak cari fazlaya döndürtecek politikalara... Yoksa sarmal , belki bu kez daha da fazla hasar verecek şekilde sürüp gidecek...

Dolarda son beklentiler

Güldağ: Şu anda kur 7.50'lere geldi.

Ağaoğlu: Piyasa şunu söyledi: Sen bunu yaparsan ben sana bir kredi açacağım, kurdaki oynaklığı azaltacağım. Önceki sohbetimizde ‘yılı 7.55’le kapatırız' demiştim. Hala aynı şeyi düşünüyorum.

Güldağ: Daha da aşağıya gelmez mi?

Ağaoğlu: Bir ara 7.20’ye düşebiliriz.

Güldağ: 7’nin altını da bekler misin?

Ağaoğlu: Yok beklemem. 7.17-7.20 bandı en düşük seviye olacak bunun altını çok fazla beklemiyorum. Olursa da 'Biz bu kadar belayı neden yaşadık' sorusuna geliriz.

Asya-Pasifik'teki yeni oluşuma çok dikkat!

Güldağ: Biz burada faizle, kurla boğuşurken Asya-Pasifik'te bence çok önemli bir anlaşma imzalandı. 15 ülkenin imzaladığı RCEP anlaşması. Ekonomide yeni bir odak, bir şemsiye kuruluş ortaya çıkıyor. Dengeleri değiştirebilecek bir hamle. Bir kere, Çin ve Japonya benim bildiğim ilk kez böyle bir anlaşmada birlikte. Başlı başına bu bile çok önemli geliyor bana...

Ağaoğlu: RCEP anlaşmasıyla 15 ülkenin dahil olduğu, ciddi bir ekonomik işbirliği bölgesi oluştu. Dünyanın bir çok açıdan en büyük ekonomik birliği ortaya konuluyor şimdi. Bunu biraz objektif değerlendirmekte fayda var diye düşünüyorum. Türkiye bunu yakından izlemiyormuş, tam olarak okuyup değerlendiremiyormuş algısı var bende. Şimdi Çin, Türkiye’ye müthiş fayda sağlayacak diyoruz. Acaba?

Güldağ: Nedir sağlayacağı fayda?

Ağaoğlu: Şu söyleniyor: Türkiye’nin Çin’den almış olduğu ara mamulleri Türkiye üreterek Avrupa’ya satacak. Hayalimiz bu... Ve projeyi fazlasıyla destekliyoruz. Fakat ben buna pek katılmıyorum. Sebebi de şu: Türkiye’ye hızlı gelecek olan ara mal aslında, Türkiye’ye hızlı gelecek nihai mamul anlamına da geliyor. Şimdi o yapılacak yeni yollarda, insansız TIR’lar, 7 günde Çin’den Türkiye’ye gelebilecekler veya trenle 10 günde Türkiye’ye gelebilecek halde olacaklar. Bence o trenler, o TIR'lar nihai mamul taşıyacak ve Türkiye’nin ihracat konusunda en ciddi rakiplerinden biri olacak RCEP bölgesi.

Güldağ: Tek panzehir bizim de o bölgeye ihracatımızı artırmamız...

Ağaoğlu: Evet ama şu anda bizim o bölgeye yaptığımız ihracat, toplam ihracatımızın yüzde 5-10 arasında hareket ediyor. Çok düşük bir oran. Yaptığımız ithalatın yanında esamesi bile okunmuyor. Türkiye’nin bu bölgeyi ciddi analiz etmesi, gerekirse bazı bariyerler koyabilmesi veya onunla nasıl bir işbirliğine gideceğine karar verebilmesi lazım. Biraz 'al gülüm ver gülüm' tarzında bir anlaşma gütmesi, belki de o bölgede dış ticaretimizi koruyacak anlaşmaları yapabiliyor olmamız gerekiyor. Şimdi Türkiye’nin gerek iç, gerekse dış politikası bununla ilgilenmeye izin vermiyor olsa da çok ciddi olarak ele alınması gereken bir konu bu. DÜNYA gazetesinin bu konuda izlediği misyon çerçevesinde bunun ayrı bir bölüm halinde ele alınmasında fayda var. Ve dikkatini çekerim: Bu anlaşma 8 yıl süren müzakereden sonra imzalandı.

Güldağ: RCEP belli ki oyun değiştirici bir hamle olacak...

Ağaoğlu: Şunu da unutmayalım, ABD’nin Pasifik’teki en büyük partneri Japonya ve Avustralya, her ikisi de bu anlaşmanın içinde bu arada. Bir tek Hindistan yok. Şimdi ABD, Çin’e karşı ticaret savaşında bazı sorunlar çıkardığında veya bariyerler koyduğunda diğer partnerler buna nasıl bir tepki verecekler?

Güldağ: Tam da tedarik zincirlerinin yeniden düzenlenmeye çalışıldığı ve Türkiye'ye ilginin arttığı bir dönemde geldi bu gelişme. Bir an önce RCEP’le ilgilenmemiz lazım.

Ağaoğlu: Haklısın. Evet, işimiz başımızdan aşkın ama gelin RCEP’e biraz olsun ilgi gösterelim.

Etiketler