Sektörel teşvik tekstil ile başlasın diğer sektörlere de öncülük yaparız
Sektörel teşvik tekstil ile başlasın diğer sektörlere de öncülük yaparız
BURSA - Türkiye'nin en önemli istihdam kapılarından biri olan tekstil sektörü, son dönemde yaşadığı sıkıntılara yeni uygulanacak teşvik sistemi ile çare bulmayı istiyor. Sektörel teşvik uygulamasının ilk olarak kendilerine uygulanmasını isteyen tekstilciler, sektörün Türkiye'de kurulu yapısı en köklü, geleceği kurgulayabilecek ve diğer sektörlere de öncülük yapabilecek bir yapıda olduğunu vurguladılar. Tekstil sektörünün sorunları Bursa'da düzenlenen sektörel buluşmalar toplantısında ele alındı. Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Sanayici ve İşadamları Derneği (DOSABSİAD) Başkanı Bülent Parlamış'ın ev sahipliğinde bir araya gelen Bursalı tekstilciler, DÜNYA Gazetesi Yayın Müdürü Hakan Güldağ ve DÜNYA Gazetesi Yazarı Rüştü Bozkurt'a sektörün sorunları ve çözüme yönelik önerilerini aktardılar. Toplantıda ayrıca tekstil sektörüne yönelik özel asgari ücret uygulanması, ÜR-GE çalışmalarının AR-GE kapsamına alınması ve kalifiye eleman konusunda yaşanan sıkıntının çözümü için Bursa'ya teknik bir üniversite kurulması gibi istekler de ön plana çıktı. Tekstil üreticilerinin dertleri Dr. Rüştü BOZKURT Tekstil ve konfeksiyon üretiminde bir "ortak dil" yaratılmalı Tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanmakta olan "dönüşümü" doğru yönetiyor muyuz? Doğru yönetmenin çok yalın bir kuralı vardır: Bireyin çıkarları ile toplumun çıkarları her zaman örtüşmez. Doğru yönetim, bireyin çıkarları ile toplumun çıkarlarını dengeleme işidir. Yaygın deyimi ile "Mehmet'in çıkarları ile memleketin çıkarlarını uzlaştırma becerisidir" doğru ve etkin yönetim. Tekstil ve hazır giyim sektöründe faaliyetlerini sürdüren iş insanlarının talepleri ve taleplerinin gerekçeleri üç aşağı beş yukarı şöyle özetlenebilir: "Sektör yarattığı yurtiçi üretim ve yurdışı satışlar bakımından ülkemizin sürükleyici üretim alanlarından biridir. Ekonomik büyüklük bakımından gözardı edilmemesi gereken ölçektedir." "Sektörün bugünkü yapısı, iş insanlarının subjektif tercihlerinın sonucu değildir; kalkınmacı devlet anlayışının yürürlüğe koyduğu teşvik sistemi tarafından yaratılmıştır. Sektörde bugünün koşullarında eksiklik ve çarpıklık varsa, hepimizin ortak sorumluluğudur." "Türkiye'deki tekstil tesislerinin çok önemli bir bölümünde, kapasite büyüklükleri yeterli ve teknolojik donanımlar dünya ortalamasına göre daha yenidir. Eğer verimlilikte düşüklükten söz edilecekse, nedenleri de açıkça ortaya konmalıdır." "Ülkemizdeki tekstil ve hazır giyim üretiminde kapasite kullanımında ve işgücü verimliliğinde gerilik söz konusu değildir; sektör bu alanda da dünyanın öncüleri arasındadır." "Ülkemizin temel sorunu kırsal nüfusu kente aktarma ve bir iş sahibi yaparak sistemin içine almaktır. Bu açıdan bakıldığında, tekstil ve hazır giyim sektörü, kırsal kesimden aldığı işgücünü eğiterek, endüstriyel alanda bir 'öncülük' görevini yerine getirmektedir." "Sektör insanlara iş ve aş vererek "sistemden dışlanmışlık duygusunu" azaltan, bu nedenle insanları topluma "bağlayan"; son çözümlemede huzur ve güvenin sağlanmasına katkı yapan yönüyle de değerlendirilmelidir." "Sektör, kapasite, teknik olanaklar ve verimlilik açısından üzerine düşeni yaparken; özellikle kamunun vergi vb. yükler nedeniyle enerjiden işgücü maliyetlerine uzanan bir dizi konuda ek 'faktör maliyetleri' ile yüzleşmektedir. Bu uluslararası pazarda 'şans eşitliğini' bozan ve 'haksız rekabet koşulları' yaratan bir durumdur." "Sektör bir yandan üretim ölçeğine bağlı olarak yaratılan gelir, öte yandan istihdam ve sistem içine aldığı işgücü ile huzur ve güveni sağlamakta; yarattığı sosyal fayda ile 'hassas sektör' olma özelliğini korumaktadır. Sektör ülke ölçeğinde desteklenmeli Sektörün önde gelen örgütlerinin yöneticileri 'sektörel teşvik' bağlamında bütün ülkede desteklenme talep etmektedir. Bu bağlamda talepler şu noktalarda toplanmaktadır: "Tekstil sektörü 5 yıllık bir süre için bütün ülkede desteklenmelidir. Bu beş yıl içinde sektörün orta ve uzun dönemde rekabet gücünü geliştirmek için bir "ana plan" oluşturulmalı, bugünkü yapının aksayan ve engelleyici yönleri ortadan kaldırılmalı; ülkemizin daha yüksek katma değerli ürünlere geçiş süreci hızlandırılmalıdır. "Tekstil sektöründe ülkemizin 'karşılaştırmalı üstünlüğü' ayrıntı ile analiz edilmeli; sektördeki iş insanlarına kirlenmemiş bilgiye erişmeleri sağlanmalıdır. Bu konuda, sektör örgütleri birinci derecede sorumluluk üstlenmeli, ekonominin diğer aktörleri de aynı dili kullanarak, çok ciddi bir 'kamuoyu oluşturma' programı yürürlüğe konmalıdır." "Uluslararası ilişkilerde OECD kriterleri kullanılmalı, AB ve diğer ülkelerle ilişkilerde 'karşılıklılık' ilkesi ciddiyetle korunmalıdır. Herhangi bir anlamda 'haksız rekabet' yaratıcı etkenlere karşı hızlı tepki veren kurumlar oluşturulmalıdır." "Sektörde işletmeler düzeyinde iç örgütlenme, mesleki birliklerin oluşturulması ve "kalifiye işgücü" yaratmak için toplumun bütün imkanlarının seferber edilmesi hayatı önemdedir. Olgunluk dönemi sektörler Tekstil olgunluk dönemi üretim alanıdır. Bu alanda karşılaştırmalı üstünlük yaratma mekanizması doğal bir ayaklama yaratacaktır. Piyasaya müdahele etmeden ayıklamanın hızlanması ülkenin yararınadır' gibi çok genel anlamda bir söylemi sektör önderlerini rahatsız ediyor. Kuşkusuz, ülkemizin kendine özgü koşullarına göre endüstriler yeniden yapılanacaktır. Bu yeniden yapılanma sürecini "planlı yönetme", gerçek yöneticiliğin gerek şartıdır. Ayrıntılı envanterlere, uluslararsı eğilimlerin yarattığı fırsatlara dayalı bir gelişmeyi planlamadığımız zaman, insan ve sermaye kaynağı israf ederiz. O nedenle planlama, diğer üretim alanları için ne kadar gerekli bir ihtiyaçsa, tekstil ve hazır giyim alanında da o kadar ihtiyaçtır. Olgunluk dönemi sektörlerde "farklı dönemlere ait olanların eşzamanlılığı" ilkesine dayalı harikalar yaratan sayısız örnekler var. Örneğin İsviçre'de saatçılığın yeniden ayağa kaldırılması gibi. Tekstil ve hazırgiyimde de çareler tükenmemiştir. Gerçekten toplumun çoğunluğunun üzerinde uzlaştığı bir "ortak dil" tekstil sektörü içinde en önemli girdinin ilk sıralarında yer alır. Şimdi hepimizin ortak görevi, söylenen sözlere hemen "inanmak" olmamalı, birbirimizin sözlerini "anlamaya" çalışarak ilerleme yolunu seçmek olmalıdır. - Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) Başkanı ve Burkay Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay: Bugün yangın söndürme peşindeyiz tekstildeki yol diğerlerine ışık tutar Kamunun son yıllarda daha aktif olduğunu görüyoruz. Fakat özel sektörde bir hazırlık yok. Geçtiğimiz günlerde Ankara'da 28 sektör başkanının bir araya geldiği bir toplantımız oldu. Çıkan sonuç öncelikle bir hedefin belirlenmesiydi. Fakat hedef koymada da sıkıntılar yaşandı. Burada aslında tekstille bu işe başlamak bence çok önemli, çünkü Türkiye'de kurulu yapısı en köklü, geleceği kurgulayabilecek ve diğer sektörlere de öncülük yapabilecek olan tek sektör tekstil. Diğer sektörler daha Türkiye için çocuk denecek aşamada. Tekstilin yaşadığı sıkıntıların yüzde 10'unu bile yaşamış değiller. Dolayısıyla tekstilin yapacakları, izleyeceği yol, diğer sektörlere de ışık tutacaktır. Tekstilciler olarak sektörel desteğin bu yıl derhal hayata geçirilmesini istiyoruz. Bursalı tekstil sanayicisi sektörel stratejik planını yaptı, tekstil teknoloji merkezi çalışmalarını başlattı. Bu ulusal çapta bir çalışmadır ve Bursa ilk adımıdır. Bu nedenle de tekstil sektörü teknolojik üstünlüğünü kaybetmeden önce sektörel desteğin hayata geçmesi gerekir. İstihdam üzerindeki yükler, enerji fiyatları zaten bölgesel desteklerin kapsamında var. Bu konuda tekstilin öncelikli olması gerekir ki, bu sektör bunu hak ediyor. Soluklanmak istiyoruz. Diyoruz ki sizin bölgeselde vermiş olduğunuz 5 yıl süre bu sektör için yeterli. Özel bir muamele istemiyoruz sadece enerji maliyetlerini OECD rakamlarında istiyoruz. 2.5 milyon insanla 35 milyar Euro ciro üretiyoruz. AB tüm çalışanlarıyla birlikte 300 milyar Euro ciro yapıyor. Yani 10'a bir fark var. Bizim istihdamı artıralım gibi bir talebimiz yok. 2.5 milyonu tutalım ama ciromuzu da 35 milyar Euro'dan 70 milyar Euro'ya çıkaralım. Tekstil 2006'da da 2007'de de kâr üretemedi. Biz şirketlerimizde yıllardır verimlilik çalışmaları yapıyoruz ve öyle ayakta kalıyoruz. Ayrıca pazara ciddi yatırımlar yapıyoruz. Bunlar bir yerde yaşamamızı sağlıyor ama para kazanmamızı sağlamıyor. Bu girdi maliyetleriyle bunlar çok zor. Bu coğrafyanın rekabetçi olması lazım. Türkiye'nin 50 yıldır uygulanan politikalarına baktığınızda hükümete de baskı yapamıyorsunuz. O zaman planı, programı, stratejisi olan sektörlere mutlaka sektörel desteğin olması lazım. Bir sektöre 'Siz kalkın bu bölgeden ve teşvik verdiğimiz yerlere gidin yatırım yapın' diyemezsiniz. Bu devletin sosyal politikası olmalı. Kalifiye olmayan işçi istihdam edebileceğiniz en önemli sektörlerin başında tekstil geliyor. Bugün kalifiye birini her türlü mihrakın etkilemesi 3-4 yıl alır ama kalifiye olmayan bir kişinin her türlü fraksiyondan etkilenmesi çok çabuktur. Bu sosyal patlamalara, birtakım istenmeyen olayların artmasına da neden olur. Bunun çözümü de şirketlerin yaşaması ve kalifiye olmayan kişilerin de istihdam edilebilmesidir. Bunun için de şirketlerin tek isteği rekabet ortamının OECD ülkeleri ile eşitlenmesidir. Bursa'da ihracat yapan bin 200 firma var. İlk 20 firma ihracatın yüzde 45'ini yapıyor. Ondan sonraki 100 firma ihracatın yüzde 50'sine yakınını yapıyor, geri kalan 850-900 firma ihracatın yüzde 8'ini yapıyor. Bu firmalar gelir üretemiyorlar ki AR-GE'ye yatırım yapsın, organizasyonunu geliştirsin. Şirket birleşmeleri de bu noktada teşvik edilmeli. Artık firmalar değil, ülkeler rekabet ediyor. Son 5 yıldır Çin'in atağı var. Ama geçen yıldan itibaren bu kırılmaya başladı. Artık Avrupalı firmalar moda, marka ve tasarıma ağırlık veriyor. Artık Çin'le rekabet etmiyoruz. Rakibimiz Akdeniz ülkeleri. Tekstil 24 milyar dolar ihracat yapmış, iç piyasada da 60 milyar dolarlık büyüklüğü olan bir sektör. Neticede Türkiye'nin bu ekonomik büyüklüğü göz ardı etmesi mümkün değil. 80'li yıllarda bahsettiğimiz gibi bu projeler desteklenseydi şimdi böyle kümülatif bir problemden söz ediyor olmayacaktık. Devlet o dönemde makinelerin ülkeye girmesine teşvik verdi de o makine firmasını çağırıp burada üret demeyi beceremedi. Bugün biz yangın söndürme peşindeyiz. Eğitim en büyük sıkıntımız. Bursa sanayi kenti fakat Eskişehir'de 4 üniversite, Bursa'da hâlâ tek üniversite var. Bursalı sanayiciler artık bir teknik üniversite istiyor. Bu üniversite çatısı altında da bir tekstil fakültesi olması gerekir. UİB olarak başlatmış olduğumuz Tekstil Teknoloji Çalışma Grubu'muz var. Bu grubun en son tekstil teknoloji merkezi kurulmasıyla alakalı bir girişimi var. Bu Türkiye'de bir ilk olacak. Bu alanda İtalyanlar'a bile örnek olduk. - Bursa Sanayicileri ve İşadamları Derneği Başkanı, Etay Giyim Yönetim Kurulu Başkanı M. Arif Özer: Tekstil istihdam yaratmada önemli asgari ücret farklı uygulanabilir Türkiye olarak en büyük problemimiz istihdam. Ülke olarak her yıl 700 bin kişiye iş yaratmak durumundayız. Diğer sektörlere baktığımız zaman tekstil sektörünün istihdam maliyetinin çok düşük olduğunu görürüz. Bu nedenle istihdam yaratmada bulunmaz bir sektör tekstil sektörü. Bununla birlikte Türkiye'nin şehirleşmesi programında meslek edinilmesi konusunda en kolay sektörlerden biri. Bu bağlamda sektör olarak bizlerde bir itilmişlik algılaması oluştu. Tekstil konfeksiyon nasıl olsa bu ülkeden gidecek gibi yansıtıldı. Ama rakamlara baktığınızda hala tekstil konfeksiyon sektörünün en yüksek ihracatı yaptığını görüyoruz. Bugün tüm sektörlerde kâr marjlarının düştüğünü görüyoruz. Bu da demek oluyor ki Türkiye yüksek faiz, düşük döviz kuru politikalarını yeniden değerlendirmeli. Üretimden ziyade ithalata yönelme politikalarını daha ne kadar yürüteceğiz, yoksa artık bir yol ayrımına mı geldik bunu iyi irdelememiz lazım. Dünyadaki durgunluk herkesi etkiledi. Bugüne kadar hükümetlerden bir destek görülmedi. Şirketlerimiz kendi dinamikleriyle ayakta kaldı, atılımlar yaptı. 2023 yılında hangi sektörlerde kalkınacağız, hangi sektörlerde istihdam yaratacağız bunu belirlemeliyiz. Ülke olarak vizyonsuz yaşamaya alıştık. Biz önce ateş edip sonra nişan alıyoruz. Gelen siyasi partilerin programlarına göre politikalarımız oluşuyor. Bugün kalifiye ara eleman konusunda tüm sektörlerin sıkıntısı var. Eleman yetiştirmekten uzağız. O yüzden BEGEV'ler ortaya çıkıyor. O yüzden bizim her şeyden önce tekstil konfeksiyona çok daha sağlıklı bakmamız gerektiğine inanıyorum ve politikalar oluştururken bu sektörün istihdam yaratmada çok önemli olduğunu vurgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Bir teşvik uygulanacaksa tepeden değil, özel sektörle alt tabana yayılarak görüş oluşturulması gerektiğine inanıyorum. Kayıtdışılığın önüne geçmek lazım. Bu da gerçekçi bir yaklaşımla olmalı. Tekstil konfeksiyon sektöründe asgari ücreti düşürmek demek realiteye yaklaşmak demek. Dolayısıyla sektörde asgari ücret farklı uygulanabilir. Bu kayıtdışında olanları kayda almak ve maliyetleri düşürmek demektir. Ayrıca haksız rekabeti önlemek ve devletin vergi gelirlerini doğru olarak ortaya çıkarmaktır. - DOSABSİAD Başkan Yardımcısı ve Rüya Pike Genel Müdürü Fatih Ölçer: Başladığımız noktadayız, esas sorun istihdam maliyetleri Tekstile bundan önce hepimiz koşarak gidiyorduk ancak şimdi bu mesleğin içinde biraz yorgunlukla iştigal ediyoruz. Bu yorgunluğun birinci sebebi Türk insanının aceleciliği ve kısa, orta ve uzun vadede proje geliştirmekte geç kalmasıdır. Tekstilde hammadde ve mamül madde üretiminde ve makine parkları konusunda hala çok detaylı AR-GE'leri olan, patentleri olan bir ülke değiliz. Bir diğer husus da başbakanımızla tekstilin sorunlarının masaya yatırıldığı toplantıda tekstilin yurtiçindeki KDV indirimi yüzde 18'den yüzde 8'e indirildi. Oysa bu tekstilin sorunu değildi. Bizler örgütlenmede geç kalan ve yönetim kademeleriyle ilişkilerde de geç kalan bir sektörüz. Esas sorunumuz istihdama yönelik maliyetler, rekabetçi gücümüzün dünyaya yansıtılmasının sağlanmasıydı fakat toplantı yanlış bir yol alarak sonuçlandı. Bugünde başladığımız noktadayız. Bu sorunların net olarak belirlenip gerek bizler gerekse hükümetin planlanması üzerinde durmamız gereken konudur. - İpekiş Mensucat TAŞ. Genel Müdürü Aşkın Kandil: AR- GE tanımı yeniden yapılmalı ÜR-GE de bu kapsama alınmalı Öncelikle AR-GE tanımında bir sorun yaşanıyor. Devlet destekleri ve şirket beklentileri arasında bir sorun olduğunu düşünüyorum. Raporda sunulan haliyle ciddi bir kaynağın devlette kaldığını ve harcanamadığını görüyoruz. Bu devletin destek verme niyeti olduğunu gösterse de desteğin kullanılamaması anlamında bir çelişki çıkıyor ortaya. Destek almayı hak eden AR-GE projesinin boyutunun bürokraside tekstil için oturmamış olduğunu düşünüyorum. Son 10 yılda seyrek adımlarla yapılan yüksek sıçramalar AR-GE idi bunu yapan firmalar bugün belli yerlere gelebildi ancak bugün yeniden tanımlama gerektiğini düşünüyorum. Seyrek ve yüksek adımlar atarak projeler yapmanın yerini Kaizen modeli olarak da bilinen sürekli ama küçük adımlarla ilerlemeyi bir AR-GE tanımı olarak görülmesini ve bunun AR-GE'den ÜR-GE'ye yansıtılması gerektiğine inanıyorum. Bu konuda sanayi üniversite işbirliğine ağırlık verilecektir. Biz İpekiş olarak geleneksel üretimden ÜR-GE'ye geçişi yaşadık. Bu süreçte birden bire olmayan bir kalem ortaya çıktı ve ciromuzun yüzde 2'sini aştı. Bu, ÜR-GE çalışmalarıydı. Otomotivde kabul edilen AR-GE tanımıyla tekstilde yapılan AR-GE tanımının örtüştürülmesini ben doğru bulmuyorum. Çünkü sonuçta beklenen ve işe yarayacak olan kısmı inovasyona dönük işlerse ve bu büyüme ve ihracatı getirecekse beraberinde bu yolda atılan bütün adımların AR-GE olarak tanımlanmasını, aslında ÜR-GE olarak bilinen işlerin de AR-GE kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bugün tekstile baktığınızda gerçekten AR-GE sayılabilecek, yepyeni bir ürüne ne kadar iş çıkabilir. Ama belli modifikasyonlarla toplamına inovasyon denilen iş sektörel destek olarak düşünülürse bence daha doğru olacaktır. En azından o yüzde 2'lerin bir kısmının desteklenerek üreticiyi cesaretlendireceğini düşünüyorum. Üreticinin AR-GE tanımını iyi kavraması, devlet desteği verecek kurumların da AR-GE tanımı ve AR-GE'ye destek verecek proje tanımını yumuşatacak, onu biraz daha ÜR-GE ifadesine oturtacak şekilde balans yapması halinde bunun sektörün işine yarayacağını düşünüyorum. İnovasyonun getireceği katkı açısından bu önemlidir. Biz yolumuzu zaten inovasyon olarak çizdik ve devlet desteği olmadan da yapıyoruz bu işi. Ama devlet desteği olduğunda çok başka olacağına şüphemiz yok. Eğitim konusuna gelince. En başta tekstilin hızlandığı dönemde Türkiye'de 2 tane tekstil fakültesi varken şimdi herhalde sayıları 6-7'yi bulmuştur. Çok fazla mezun veriyor. O yıllarda sayıları 100'lerdeydi, şimdi 500'leri bulmuştur. Teknik üniversite fikri geç kalınmış bir fikir olsa da son derece gerekli bir girişimdir. Bu inovaktif gelişmeleri de beraberinde getirecektir. İnovasyona giden yolun anlaşılması konusunda derinliğinin azaltılması gerektiğini düşünüyorum. - DOSABSİAD ve Parlamış Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Parlamış: İhracatçılara kur farkı verilebilir ya da düşük kurla çalıştırılabilirler Bugün tekstilde 1958 krizini anlatan dedemin bile tanımlayamadığı sorunlar var. Elimizdeki parametreleri ne kadar iyi toplayabilirsek çözüm üretmede etkili oluruz diye düşünüyorum. Bu masa başındaki sanayicilerimiz Özal ile birlikte sanayici oldu. Ondan önce üreticiydik. Biz enflasyonla sanayiciliği öğrendik. Taşımacılık maliyet değildi, makine getirirken yurtdışından modeline bakılmazdı. Çünkü o gün üretici kraldı. Tekstilci iyi paralar kazandı. Üretenin her zaman satacağı bir yer vardı ve fiyatı kendi belirliyordu. Ama bugün müşteri size geldiğinde fiyatlarını piyasadan almış olarak geliyor. Bunlar ciddi handikaplar. OECD ülkelerinin maliyetinin çok daha üzerinde üretim yapmaya çalışıyoruz. Mesela OECD ülkelerinin verilerine göre Türkiye'de istihdam üzerindeki vergi yükü yüzde 45'ken bugün İrlanda'da yüzde 9. Geliyorum enerji maliyetlerine. Çin'de 3 cent, Mısır'da 3 cent, Avrupa ülkelerinde 4-5 cent, bizde ise 8-9 centlerde. Biz bu ülkelerle nasıl rekabet edeceğiz? Siz bu şartlara hangi teknolojiyi getirirseniz getirin 1-0 mağlup başlıyorsunuz. Diğer yandan bizim istihdamda yer alan üniversite mezunlarımız okullarından mezun oluyor ama hayat üniversitesine yeni başlıyor. Biz onlara tekrar bir eğitim veriyoruz. TOBB verilerine göre Bursa'da ocak ve kasım ayları arasında 2007'de kapanan şirket rakamı 786. İş yerini kapatan esnaf sayısı da 4 bin 89. 11 ayda 38 bin kişi işsiz kalmış. Bunları görmezden gelemeyiz. Öncelikle biz bu sorunları kendi başımıza çözemeyiz. Yani devlet babaysa, bizim terminolojimize de geçmişse, babalığını yapacak. Öncelikle üretim ve istihdamın desteklenmesi lazım. İstihdam üzerindeki vergilerin en az AB ülkelerindeki vergilerin normlarına getirilmesi lazım. Çünkü kayıtdışılığın en önemli nedenlerinden bir tanesi istihdam üzerindeki vergilerin fazlalığı. Yine enerji maliyetlerinin en az OECD ülkelerinin sınırına çekilmesi elimizi güçlendirecektir. Aşırı değerli YTL bugün konuştuğumuz sorunların önemli bir faktörüdür. Benim önerim ihracat girdisi sağlayan firmalara enflasyon oranının altında kalmamak suretiyle kur farkı verilmesi. Ya da düşük kurla çalışmaları sağlanabilir. Sanayi envanteri çıkarılmalı. Bölgesel yerine sektörel teşvik bir an evvel olmalı. BEGEV gibi kurumların ara eleman konusunda istihdam yaratması teşvik edilmeli. Markalaşma diyoruz ama ülkemiz bir marka değeri taşıyor mu? Bugün İtalya'nın bir çaputu fiyat olarak hem sipariş olarak sizin malınızın önünde yer alabiliyor. AR-GE yatırımları teşvik edilmeli. Sektörde verimliliğin artırılması için çalışmalar yapılmalı. - Türkün Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erol Türkün: Devlet şirketleri kâr eder hale getirmeli yoksa eskiyen teknolojiyi konuşur oluruz Yunus der ki, "Göz o ki dağın arkasını göre, akıl o ki başına geleceği bile" ayrıca her şerden bir hayır doğar da denir. Bu sektör Türkiye'de tesadüfen oluşmadı. Bu sektör Türkiye'nin tarımından, tarihten gelen bir iş kolu. Ülkeler geliştikçe o ülkeden tekstil çıkar, onun yerine daha teknolojik işler gelir, gibi değerlendirme lüksümüz yok. Birincisi geleneksel bir sektör, ikincisi de toplumun gerçeklerini en güzel istihdama çeviren sektör. Diğer hiçbir sektörde bu katmanlardaki insanları çalıştırmazsınız. O açıdan devletin bu sektöre bir de bu gözle bakması lazım. Devlet artık teşvike çok sıcak bakmıyor. Çünkü geçmişte çok suiistimal yaşandı bu konuda. O zaman yapılabilecek şey, para ve kur politikalarının en azından enflasyona uygun bir şekilde düzenlenmesi ve işçilik üzerindeki sosyal harcamaların minimize edilmesi yolunda bir girişimde bulunması da bana göre teşvik sayılabilir. Açıklanan rakamlara bakıldığında sektörün kaybedildiğine dair bir çıkarım yapmak zor. İhracatımız her sene iki haneli gelişiyor, kısa bir süre içerisinde hiçbirimizin hayalinde yaşatamadığı rakamlara ulaştık. Herkes Türkiye'nin son 5 senede yapmış olduğu sıçramayı çok başarılı buluyor. Ama devletin işi sadece makroekonomik rakamlarla uğraşmak değil, bir de sektörün içine girerek rakamları, edilen kârları, kârların yatırıma dönüştürülmesi performanslarını değerlendirmesi gerekmektedir. Türkiye'nin bugün tekstil teknolojisi Avrupa'nın en iyi teknolojisidir. Burada hemen belirtilmeli ki eğer şartlar böyle devam ederse makineler de eskiyeceğinden önümüzdeki 3-5 sene içerisinde Türkiye'nin şu anda elinde bulundurduğu ileri teknoloji eski hale gelecek. Yani Avrupa'nın bugün başına gelen bizim başımıza gelecek. Dolayısıyla şirketlerimizin kârlılığı devlet tarafından iyi incelenerek şirketlerin kâr eder hale getirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde 5 sene sonra burada eskiyen teknolojimizi konuşuyor olacağız ve rekabet şansımızı "teknolojiyi tekrar nasıl kazanabiliriz"i tartışırken kaybedeceğiz. Bu nedenle bana kalırsa devletin yapması gereken şey bu konuları göz önünde tutmasıdır. Geçmişten gelen geleneksel tekstil altyapısı olan Hindistan'ı, Türk tekstili için daha büyük bir tehdit olarak görüyorum. Çin'dense Hindistan'ın rekabet edilecek ülke olarak mercek altına alınması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi bütün bu yaşadığımız şerlerden hayırlar da doğdu. Artık herkes işine farklı boyutta bakmayı öğrendi. Verimlilik ve kalite konuları konuşulmaya başlandı. Artık her şeyimizi sorguluyoruz. Kapıdaki güvenlikçiden içtiğimiz çaya kadar maliyetleri sorguluyoruz. Ve Avrupa'yı örnek alıyoruz. Yani alışkanlıkla yönetimden analizle yönetime geçiliyor. Burada bize önemli bir görev de düşüyor, bu sıkıntılı dönemler bizi asıl işlerimize odaklanmaya sevk etti. Müşterilerin kalite, temrin ve sevkle ilgili sıkıntılarını gidermek için firmalarımızın yaptığı entegrasyon yatırımlarının bana kalırsa tekrardan değerlendirilmesi gerekiyor. İhtisaslaşmaya gidilmeli. Mukayese ettiğinizde bazı iç üretimlerinizde satın alabileceğiniz maliyetten daha pahalıya mal ettiğinizi görüyorsunuz. Dolayısıyla bizim gibi orta boyuttaki firmaların kendi alanlarında uzmanlaşarak inovasyonu, kaliteyi, verimlilikleri yakalayarak daha başarılı olacaklarına inanıyorum. Üniversitelerimiz genellikle tıp fakültesi odaklı kurulduğu için o odaklı da devam ediyor. Bugün Uludağ Üniversitesi büyük boyutlara ulaştı. Ya tek başına bir teknik üniversite ya da mevcut üniversitenin iki ayrı üniversite olarak ayrılarak teknik eğitim vermeye başlaması gereklidir. Burada da özellikle otomotiv, makine, tekstil tasarım bölümleri açılmalı. - Suni ve Sentetik İplik Üreticileri Birliği (SUSEB) Genel Sekreteri Eray Sanver: Pragmatik tedbirlere ihtiyaç var ama sektör tek ses haline gelmeli Tekstil sektöründe KOBİ niteliğinde faaliyet gösteren yaklaşık 55 bin firma ve 2.5 milyon istihdam var. İmalat sanayii istihdamının toplam yüzde 23.9'u bu sektörde ve GSMH içerisindeki payı ise yüzde 8.8. Öte yandan 12 milyar dolardan fazla net döviz girdisi sağlıyor. Sektörleri ithalat, ihracat açısından analiz ettiğimizde tekstilin toplam ihracat içerisinde aldığı yüzde 23 ile 27'lik payla döviz girdisi sağlayan tek sektör olduğu görülüyor. Dünya ölçeğindeyse Türk tekstil endüstrisi Avrupa ülkelerine tekstil ve hazır giyim ihracatında dünya 4'sü. Pamuk üretiminde dünya 7'si, tüketiminde ise dünya 4'sü. Sentetik iplik sektöründe Avrupa'nın en büyüğü ve dünyanın 7'nci en büyük kapasiteye sahip ülkesi. İplik üretiminde de dünya 4'sü. Yani bugün biz, ithal ikamesini çoktan aşmış, kendi içerisinde entegrasyonunu tamamlamış ve dünyayla dikey ve yatay entegrasyonu sağlayabilmiş 4 ülkeden bir tanesi olan Türkiye'nin tekstil sektörünü konuşuyoruz. Bizde 90'lı yıllardan sonra önceden belirlenmemiş siluet ve bu siluete bağlı bir profil ortaya çıkmaya başladı. Bu profil özel sektör ağırlıklıydı, hammaddeden ziyade ara mamul üretiminden başlayan ve kısmen entegrasyona giden bir profildi. Bu süreç içerisinde özellikle Türkiye'nin son 3 dönemde sanayi politikasıyla ilgili bir ana başlığı olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla insanlar el yordamıyla, ticari kapasiteleri ve beklentileriyle yönlendirdiler. Bu saatten sonra bizim asıl ihtiyacımız olan değişimi yönetecek pragmatik tedbirlerdir. Bir strateji oluşturulmalı ama bizim bu stratejinin oluşturulmasını oturup bekleyecek zamanımız yok. Bizim öncelikle bu sektörle ilgili eylem ve söylemlerimizin tek ses haline gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir diğer nokta da bu ülkenin haksız rekabete karşı endüstrisinin korunabilmesi için devletin net olarak politikalarını belirlemesinin yanı sıra, bu sektörü dış tahrip ve tehditlerden koruyacak mekanizmaları da kurması gerekiyor. Türkiye'de terk edemeyeceğimiz iki sektör var. Biri tekstil, diğeri de gıda. Bunlar içerisindeki değişim ve dönüşümleri iyi tanımlayabilmemiz, ülkemizdeki sanayi zincirinin kopmaması için değişimi yönetmemiz gerekir. Bu değişimi yönetirken de devletin bir bedel ödemesi gerekiyorsa devlet bundan sarfı nazar edemez. İlk olarak devletten beklentimiz; geleceğinden umutlu olunan sektörlerle ilgili temel sanayi önceliklerini belirleyerek bunlara yönelik üretim, istihdam, ihracat ve ithalat politikaların ana hatlarının çizilmesi ve müteşebbislerin rahat bir faaliyet içerisinde bulunabilmesi için ihtiyaç duydukları hukuki düzenlemelerin yapılması öncelikli olarak gerekmektedir. İkincisi, bu müesseseler yapılırken ekonomi ve sanayiyle ilgili bazı birimlerin yeniden organize edilmesi doğru olacaktır. Özel sektör elindeki kaynakları nasıl optimal kullanmayı öğrendiyse devlet de elindeki kaynakları optimal yönetmeyi öğrenmeli. Üçüncüsü üretim faktörlerinin müteşebbisin kabul edebileceği seviyede ya bollaştırılması ya da maliyetlerinin kompanse edilmesi gerekir. Son olarak da AB sürecinde bizim samimi hedefimiz varsa ya buradaki var olan enstrümanları süratle almamız ya da bizim için gerekli olan ticaret politikası, ihracat politikası önlemleri gibi enstrümanları oluşturmamız gerekir. Yol ayrımında bunun kararının verilmesi gerekir. - DOSASSİAD Genel Sekreteri, SYK Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Selim Yedikardeş: Yenileme dışında her türlü teşvik sona ermeli, sanayi planlaması şart 1989'da Bursa'nın ihtiyaç duyduğu sektörlerle ilgili yatırım planlaması yapmak üzere DPT'ye gittiğimizde dönemin müsteşarı bize şunu söyledi; "Maalesef Türkiye'de DPT böyle çalışmaz, siz plan, proje getirin biz onaylayalım." Maalesef bugün de durum bu. Amerika'da Cansas'ta muz ekemezsiniz, pamuk üretemezsiniz. Çünkü size bir kota konmuştur. Bu yıl patates çok iyi gidiyorsa bakın Yenişehir tarlaları patates dolar ve seneye çöpe atarsınız. Yani hiçbir zaman ülkemizde sanayi planlaması yapılmamıştır. Bence teşvikte yenilemeler haricinde her türlü teşvike son verilmeli. Kalkınmada öncelikli iller yerine kalkınmada öncelikli yöreler olmalı. Bizim Bursamız Türkiye'ye çok benzemektedir. Doğusu Türkiye'nin doğusu gibidir, batısıysa Türkiye'nin batısı gibidir. Bir diğer nokta da biz DOSAB olarak BEGEV'i burada iyi bir noktaya getirdiğimize inanıyoruz. Ve ülke genelinde ya BEGEV'leri çoğaltacağız ya da eğitim sistemimizde bir yapılanmaya gideceğiz.