6 °C

Ticaret müzakereleri makro-ekonomik politikalara karışmamalı

Ticaret anlaşmalarında uzlaşmaya varmak zaten yeterince zor. Bir de makroekonomik politikalarla cebelleşmek görüşmeleri doğrudan zedeler ve fırsatçı lobilere malzeme verir.

Ticaret müzakereleri makro-ekonomik politikalara karışmamalı

kemal_dervis.jpg

 

 

 

 

 

 

WASHINGTON, DC - Bugün artık ticaret ve döviz kuru oranlarının yakından ilişkili olduğunu inkar etmek imkansız. Peki bu uluslararası ticaret anlaşmalarının, para birimlerini etkileyen ulusal politikaları yöneten maddeler içermesi gerektiği anlamına da gelir mi?

Bazı ekonomistler kesinlikle böyle olması gerektiğini düşünüyor. Örneğin, Simon Johnson, yakın zamanda Trans-Pasifik Ortaklık gibi bölgesel anlaşmaların ülkelerin döviz piyasalarına karışmasını engelleyerek döviz kuru değer artışlarını engellemek için kullanılmasını savundu. Fred Bergsten de benzer bir öneri ortaya attı. Fakat ABD Hazine Bakanlığı ve ABD Ticaret Temsilciliği makro ekonomik konuların ticaret anlaşması müzakerelerinden ayrı tutulması gerektiğini savunmaya devam ediyor.

Mevcut haliyle, ilgili uluslararası kurumlar – Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Uluslararası Para Fonu (IMG) kendi başlarına muhtemel bir döviz manüpilasyonuna etkin bir şekilde tepki verebilecek şekilde organize olmuş değiller. Döviz kurunu etkileyen makro-ekonomikticaret müzakerelerine dahil etmek için WTO’nun bünyesine, ilgili ulusal politikaları analiz edecek ve hakemliğini yapabilecek teknik kapasite (ve vekillik) katması gerekir veya IMF’nin ticaret anlaşmalarındaki uyuşmazlığı çözümleme mekanizmalarına katılması gerekir.
IMF 2007’den beri ‘bir döviz piyasasında tek yönlü çok geniş müdaheleleri” yasakladı. Bu yasak “geniş ve uzun sürelli” cari dengesizlikleri de inceleme için bir sebep olarak betimleyen bir “çift taraflı gözetim” kararıyla başladı. Fakat ne bu karar ne de IMF’nin sonrasındaki politika raporları her durumda ayrı değerlendirme ihtiyacını ortadan kaldıracak kesin ve göreceli nicel göstergeleri sağlamıyor.

Hazinelerin ve merkez bankalarının rekabetçi ticaret avantaşı sağlamak için kendi para birimlerini düşürebildiği bu çok taraflı mekanizma sebebiyle durum karmaşık. En doğrudan yöntem yabancı varlık alımları. Fakat geniş ölçekli kısa vadeli sermaye akışlarının olduğu bir dünyada merkez bankalarının politika faiz oranlarının – hatta gelecekte faiz oranlarını artıracaklarına dair yaptıkları açıklamaların dahi – büyük bir etkisi var. Dahası, parasal genişleme, merkez bankaları sadece yerel varlıkları alsa bile, son günlerde doların, euronun ve yenin hareketlerinde de gördüğümüz üzere, döviz oranlarını ve ticareti etkiliyor.

Daha da ileri gidilebilir. Bir gelir vergisi artışı özel talebi (mükemmel ricardo denkliğine inanmıyorsanız şayet), diğer ülkelerin ihracatına olan talep de dahil olmak üzere, azaltacaktır. Diğer her türlü makro-ekonomik politika cari dengeleri etkiler.

Kısacası, “döviz kurunu etkileyen politikaların” ticaret anlaşmalarının bir parçası olması için, para politikaları ve mali politikalar da ticaret anlaşmalarının bir parçası haline gelmelidir. Bu durumda zaten hiçbir ticaret anlaşması olmazdı.

Bu problemi Euro Bölgesi açısından inceleyelim – Üyelerinin farklı mali, parasal ve döviz-kuru ihtiyaçlarını uzlaştırmakta ciddi zorluklarla karşılaşan bir ekonomi. Almanya’nın cari fazlası iki yıldır GSYH’nin yüzde 7’sine yakın – Çin’inkinden fazla – ve euronun değerinin düşmesiyle muhtemelen daha da artacak. Öte yandan diğer birçok Euro Bölgesi ülkesi geçtiğimiz dönemlerde kemer sıkma politikalarına zorlandı ve cari açıklarını kapatmaya çalışılıyor.

Sonuç olarak Euro Bölgesi’nin toplam ticaret fazlası şu an çok büyük. Her bir Euro Bölgesi üyesinin kontrolünde para politikası yetkisi olmadığı için, Almanya’nın Euro Bölgesi içinde kalmaya devam ederek cari fazlasını azaltmasının tek yolu genişlemeci mali politikalar izlemesi. Ekonomist Stefan Kawalec şu anda Euro Bölgesi’ndeki politika karışımını açıkça “kur panüpilasyonu” şeklinde ifade etti.

Ticaret anlaşmalarında uzlaşmaya varmak zaten yeterince zor. Bir de makro-ekonomik politikalarla cebelleşmek görüşmeleri doğrudan zedeler ve fırsatçı lobilere malzeme verir. Bu yüzden Ticaret Temsilciliği çok akıllıca davranarak makro-ekonomik politikaları, ABD Kongresi’nden gelen güçlü talebe rağmen, müzakere malzemesi yapmak istemiyor.

Bunların hiçbiri döviz kurunu etkileyen makro-ekonomik politikaların sorunlu olmadığı anlamına gelmiyor. Fakat ticaret müzakereleri cari dengesizliklerin sebep ve sonuçlarını tartışmak ve makro-ekonomik politikalar doğrultusunda bir anlaşmaya varmak için doğru bir oturum değil. IMF ve G-20 de bunu savunuyor. Aslında ülkeler veya mali birliklerdeki toplam tasarruf ve yatırımlar arasındaki büyük mevcut ve muhtemel farklar konusu, IMF’nin yeni geliştirilen çok uluslu gözetim rolünün tam kalbinde ve G-20’nin de odak noktası bu konu üzerinde oldu.
Ulusal ekonomik politikaların diğer ülkeler üzerinde ve küresel büyüme üzerindeki etkilerini analiz ederek bireysel adaptasyon taahhütleri oluşturmayı amaçlayan G-20 “karşılıklı değerlendirme süreci” yayılma etkisi olan makro ekonomik politikalar üzerinde bir anlaşmaya varmanın ne kadar zor olduğunu gösterdi. Evet, bu konuda anlaşmaya varmak, tarifeleri, kotaları, kalite standartlarını, belirli sektörler için gerekli düzenlemeleri ve ilgili mikro-ekonomik konuları içeren ticaret anlaşmalarını yapmaktan daha zor. Tüm bu zorlukları tek bir müzakere sürecinde toplamak ise tam bir kördüğüm tarifi.

IMF’nin çok uluslu gözetim rolünü güçlendirmek daha iyi bir yaklaşım olabilir. Bunu yapmak makro ekonomik politika tartışmalarını işsizlik konularını da kapsayacak şekilde – özellikle de büyük dış ticaret fazlalarının yurt içi istihdam piyasalarına olan muhtemel etkileri konusu da dahil – genişletecektir. Ve ticaret müzakerelerine başarıya ulaşma şansı verecektir.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.