Tuğrul Kudatgobilik: Koç ile yarım asrı devirdim

Yarım asrı Koç’ta deviren iş insanı Tuğrul Kudatgobilik, anılarını Dünya + okurlarıyla paylaştı...

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

DOĞAN SELÇUK ÖZTÜRK

“Vehbi Koç, Zeus’un makamında oturur gibi büyük bir oval masanın ucunda... O kadar heyecanlandım ki, sorulara ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum” sözleriyle anlatıyor Tuğrul Kudatgobilik, henüz 26 yaşındayken Vehbi Koç’la yaptığı ilk görüşmeyi. O görüşmeden sonra 34 seneyi Koç Holding’de, 15-16 seneyi de Koç şirketlerini temsilen MESS’te ve TİSK’te başkan olarak geçiriyor. “Böylece, Koç ile yarım asrı devirdim” diyor Kudatgobilik ve anılarından bazılarını Dünya + okurlarıyla paylaşıyor...

• Koç Topluluğunda işe nasıl başladınız?

Vehbi Bey Ankara’dan gelip sanayiye girdiği için endüstri ilişkileri, sendikalar, grevler vs. bunları pek bilmiyordu. Üniversiteden anlaştığı profesörlere istediği zaman ulaşamayınca, Rahmi Bey’i çağırıp demiş ki, “Banabu işleri bilen genç bir adam bul. Fakat profesör falan olmasın. Sabah gelsin, akşam ben git deyince gitsin. Benim yanımdaki odaya otursun, ben böyle adam aramayayım sağda solda.”

O adam benim işte. (Gülüyor) Ben o zaman TİSK’te çalışıyordum. Türkay Kibrit Fabrikası’nın işveren arabuluculuğunu yapmıştım ve o işi grevsiz, lokavtsız bitirmiştik. Koç Holding’de bu tip olaylar konuşulduğu zaman, Türkay’ın Genel Müdürü beni tavsiye etmiş. Bir gün TİSK’te oturuyorum. TİSK Ankara’da, ancak ben İstanbul temsilciliğindeydim. Rahmi Koç seni çağırıyor dediler. Kalktım gittim Koç Holding’e. Rahmi Bey dedi ki “Bizim bu işlere bakacak bir müşavire ihtiyacımız var.” Ben de o zaman burs kazanmıştım, Cornell Üniversitesi’nde doktora yapacaktım. “Doktoramı yapayım, gelip sizde çalışayım” dedim. “Hayır, bu hafta lazımsın” dedi. “Peki, ben bir düşüneyim” dedim. Birkaç gün sonra tekrar telefon etti Rahmi Bey. Haftaya şu gün şu saatte tekrar bana gelir misin dedi. Kalktım gittim ama aklım Amerika’daki doktorada. Rahmi Bey’in sekreteri beni karşıladı. Koç Holding’in idare meclisi toplantısı varmış, beni çağıracaklarını, beklememi söyledi. Bir telaş aldı beni. Yirmi altı yaşındaydım. Sonra sekreter hanım beni çağırdıklarını söyledi. İçeri girdim. Hulki Alisbah, Bernar Nahum, Fazlı Ayverdi, büyük büyük adamlar... Vehbi Koç, Zeus’un makamında oturur gibi büyük bir oval masanın ucunda... O kadar heyecanlandım ki, sorulara ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum.

Bütün sorgu sual bitmek üzereyken Vehbi Koç bana baktı. “Oğlum sen Amerika’ya gitmeyi düşünüyormuşsun. Bizde çalışırsan ukde kalmaz mı içinde?” dedi. Ben de “Efendim, sizin holdinginiz de bir üniversitedir. Burada çalışırsam bir şey kaybedeceğimi sanmıyorum” dedim. Vehbi Bey’in yüzü güldü. “Peki, pazartesi günü gel” dedi. Çıktım dışarı. Ne ücretim belli, ne yapacağım iş. Böylece başladım.

Zamanla holdingde endüstri ilişkileri grubunu kurduk. O fabrikadan bu fabrikaya koşarak işleri yürüttük. 34 sene tam zamanlı olarak Koç Holding’de çalıştım. Ondan sonra da, 15-16 sene Koç şirketlerini temsilen MESS’e ve TİSK’e başkan oldum. Böylece Koç ile yarım asrı devirdim.

“Yaradana sığınıp bir cevap verdim”

• Sendikal hareketlere dair bir anınızı dinleyebilir miyiz?

274 ve 275 sayılı kanunlardaki değişikliklerin işçilerce protesto edildiği meşhur 15-16 Haziran 1972 olayları yaşanmıştı. İstanbul’da otuzun üzerinde fabrikada iş durdurma vardı. Olaylardan sonra sıkıyönetim ilan edildi.Sanayi Grubu Başkanı rahmetli Ziya Bengü iş durdurmanın üçüncü gününde odama gelerek Demirdöküm’e gidiyoruz dedi. Ben de endüstri müşaviriyim o zaman. Atladık gittik. İşçiler bahçede oturuyorlar. Genel müdürün yanına çıktık. Daha biz konuşamadan kapı sertçe çalındı ve bir albay, arkasında tabancalı iki subayla içeri daldı. Örfi idare komutanının talimatıyla buradayız, bu grevi derhal durduracaksınız. Durdurmazsanız tanklarla girip işçiyi dağıtacağız dedi. İngiltere’deki hocam profesör B.C. Roberts “Endüstri ilişkilerinde ne yaparsanız yapın, polisi askeri fabrika içine sokmayın” demişti.

Yaklaşık 1500 işçiyi arka bahçede topladık. Önce albay toplanan kalabalığa “İşinizin başına dönmeniz lazım” dedikten sonra, sözü alan Sanayi Grup Başkanı Ziya Bengü, “Arkadaşlar siz bizim teminatımız altındasınız. Şimdi işin hukuki tarafını müşavirimiz anlatacak” dedi ve beni çağırdı. 28 yaşındaydım. Kısa bir bocalamadan sonra kendimi topladım ve sanayi başkanımızın söylediklerini tekrar ettim. Ben konuşurken yaşlıca bir işçi “Müşavir bey, müşavir bey, bizi işten atmayacağınız ne malum?” diye bağırdı. Öbür taraftan başka biri “Bizim 3 günlük yevmiyeler ne olacak?” diye sordu. Ben bilmiyorum, başkan söylesin diyemedim. Yaradana sığınıp bir cevap verdim. “Hiç kimseyi işten atmayacağız. Üç günlük yevmiyenizi de alacaksınız. Hadi şimdi işbaşı yapın” dedim.

Bu lafım üzerine işçiler yavaş yavaş dağıldılar ve iş sükûnete döndü. Örfi idare komutanı “Ben vazifemi yaptım, gidiyorum” dedi ve gitti. Ziya Bey bana dönüp “Tuğrul Bey, sen bu üç günlük yevmiye kararını Vehbi Bey’e danışmış mıydın?” dedi. “Hayır, efendim” dedim. “Siz gidiyoruz dediniz, çantamı alıp geldim.” “E nasıl söyledin oğlum bu lafı?” dedi. “Tanklar buraya girseydi ve birinin kolu bile kırılsaydı, Vehbi Koç işçinin kolunu kırdı derlerdi. Beni oraya yine çıkarsanız yine aynı şeyi söylerim” dedim. Döndük holdinge. İdare meclisine çıktık. Ziya Bey anlattı olduğu gibi. Vehbi Bey bana, “Sen de anlat” dedi. Aynen anlattım. “Orada bir şey olsaydı bütün mesuliyeti zatıâlinize gelirdi. Kimseden yetki almadan bir karar aldım. Kararımın yanlışlığı varsa bana aittir.” Beni odadan çıkardılar. Ertesi sabah Rahmi Bey beni çağırıp tebrik etti, ancak bundan sonra bize sor da öyle söyle dedi. Bu benim için hayatımdaki dönüm noktalarından biri oldu. Endüstri ilişkileri kulaktan dolma, dışarıdan talimatla yönetilecek işler değil. Bu ilişkiler bir dengeler manzumesidir ve bu manzumenin ahengi mantıkla, gönülle ve akılla sağlanır.

Koç Holding’de çok başarılı olmuş bir projeyi anlatabilir misiniz?

Yürütme görevini üstlendiğim Koç 2000 projesi çerçevesinde bir eğitim müessesesi kurmuş ve toplam kaliteyi artıracak bir eğitim başlatmıştık. Koç’un 50 genel müdürünü bir haftalığına Torino’ya FIAT ile ortak yapılan toplam kalite eğitimine götürme kararı aldık.

Suna Hanım, Rahmi Bey ve o zamanki CEO İnan Bey’den bu kararı geçirdim. Uçak biletleri alındı, bir hafta sonra eğitime gideceğiz. Vehbi Bey beni çağırmış, gittim. O zaman kendisi başkanlığı bırakmıştı ama şeref başkanıydı. Ona konuyu anlatmamıştım. “Sen benim elli genel müdürümü bir hafta gezmeye mi götürüyorsun?” dedi. Dedim ki “Efendim, kabahat ettim, size bunu arz etmedim. Biz bu toplam kalite işini Amerika’dan gelen profesörlerle FIAT’ın fabrikalarında öğrenmek için İtalya’ya gidiyoruz. Günde on beş saat çalışacağız orada.” “Oradan üç profesör getirseydin de burada verseydin bu eğitimi olmaz mıydı?” dedi. “Olmazdı efendim” dedim. “Toplam kalitenin fabrikada nasıl yapıldığını bizim yöneticilerimizin görmesi, anlaması lazım. Zaten biz bu eğitimi sizin için yapmıyoruz.” Vehbi Bey çok bozuldu. “Biz bu eğitimi torunlarınız ve onların torunları için yapıyoruz. Siz kurarak buraya getirdiniz ama bugün bizim mallarımız kritik alıyorsa yarın torunlarınıza bu fabrikaları bırakamayabilirsiniz.” O zaman yürüyen çamaşır makineleri yapardık biz. (Gülüyor)

Vehbi Bey çok şaşırdı ve durdu. Ben biraz aşağıdan alsam, Vehbi Bey beni ezip projeyi durduracak. İnanarak yaptığımı görünce “peki” dedi. Kızdığı zaman notlarını eski Türkçe alırdı. Yaz dedi. “Bir, bu gidişin bütün maliyetini bildireceksiniz. İki, bir ay sonra bu eğitimden fabrikalarımız ne fayda gördü rapor vereceksiniz. Üç, altı ay sonra İnan Kıraç Bey yönetim kuruluna bu toplam kalite kaidesinin holdinge ne fayda getirdiğini bir rapor halinde sunacak. Hadi şimdi yapın bakalım yapacağınızı” dedi. Koç 2000 projesini kurtarmıştım. Elli genel müdürden sonra ikinci elli genel müdürü daha götürdük. Proje çok başarılı oldu ve bugünlere kadar geldi.

Benim gibi Ford'un ortağı olursan kitap çıkmadan özeti sana gelir

• Sakıp Bey ile Vehbi Bey’in yaş farkına rağmen ileri düzeyde dostlukları mevcut.

Evet, bir anımı anlatayım. Eskişehir Üniversitesi Vehbi Bey ve Sakıp Bey’e fahri doktora unvanı verme kararı almış, Yılmaz Büyükerşen o zaman üniversitenin rektörü idi. Ben de artık koordinatör olmuştum. Sakıp Bey sekreteri kanalıyla dedi ki "Eskişehir’e trenle gitmeyelim. Bir limuzin aldım. Vehbi Bey ile beraber gidelim." Vehbi Bey "Tamam, sen de gel" dedi. Gün tayin edildi. O gün gidip gece orada kalacaktık, ertesi gün de doktora merasimi yapılacaktı. Saat sekizde Büyükdere’deki evden bizi alacaklardı. 15 dakika kadar geçmişti ki, Sakıp Bey’in şoförü koşa koşa geldi, "Bizim araba buraya dönemedi. Vehbi Bey’i aşağıya istirham ediyoruz." Büyükdere’deki ev yokuştaydı, limuzin çıkamamıştı. Vehbi Bey kendi yaptığı arabadan başka arabaya binmezdi, o zaman 124’ü yapıyorduk. 124’e binip aşağıya indik. Vehbi Bey arabayı görünce etrafında bir tur dönüp "Sakıp ağam nedir bu dedi, araba mıdır uçak mıdır?"

Araçta Vehbi Bey’in karşısında ben oturdum, Sakıp Bey’in karşısında da dış ilişkilerine bakan Güngör Uras oturdu. Giderken Sakıp Bey, "Güngör Bey biraz ekonomi konuşalım, dün Ankara’daki konsey toplantısında hükümet ne kararlar aldı?" dedi. Güngör Bey dosyasını çıkarıp Ankara’daki havadisleri bir bir anlattı. Vehbi Bey, "Sakıp müthiş iş yapan bir adamsın sen" dedi. Daha sonra çantasından bir dosya çıkarıp bana verdi. "Tuğrul şunu da sen oku bakalım" dedi. Okumaya başladım. Meşhur lacocca’nın otobiyograf isiydi. Güngör Bey, "Vehbi Bey, bu kitap yeni çıktı Amerika’da. Siz nasıl bu kitabı getirttiniz!" deyince, Vehbi Bey cevap verdi: "Güngör oğlum, benim gibi Ford’un ortağı olursan kitap çıkmadan özeti sana gelir." Böylece iki patron 1-1 berabere kaldılar. Birbirlerine takılan, iki dost iş adamıyla yaptığım dört saatlik yolculuk unutulmaz bir anı olarak kaldı bende.