'Türklerin yumuşak karnı dolar'

Yeni Ekonomi Programı’nı değerlendiren Ekonomist Ağaoğlu ve gazeteci Güldağ, düne kadar ısrarcı olunulan bazı kararlarda değişime dikkat çekti.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, Şans Sohbetleri’nde Yeni Ekonomi Programı’nı değerlendirdi. YEP’te öncekilerden farklı bir şey bulunmadığını belirten ikili, düne kadar ısrarcı olunulan bazı kararlarda ise değişime dikkat çekti.

Güldağ: Yeni Ekonomi Paketi açıklandı. Hemen arkasından BSMV ile ilgili bir düzenleme yapıldı. Dolar, euro, altın alımlarında yüzde 1 olan vergi binde 2'ye çekildi tekrardan. TL mevduatlara ödenen faizlerden vadesiz ve 6 aya kadar vadeli hesaplar için yüzde 15'lik kesinti yüzde 5'e indirildi. Bir yıla kadar vadeli hesaplarda da yüzde 12'lik kesinti yüzde 3'e düşürüldü. Bunlar önemli adımlar. Piyasayı etkiledi de. TL, dolar ve euro karşısında değer kazandı. Yurtdışı piyasalardaki gelişmelerin de olumlu etkisi oldu. Gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin genelinde bir değer artışı var...

Ağaoğlu: YEP'ten başlayayım. Tabii senin toplantının ardından Bakan’dan aktardığın sözler sonrası sosyal medyada bayağı bir şey dolaşmaya başladı...

Güldağ: Konuşuruz onu da... Biraz rahatsız oldum ben de. Cımbızlama yöntemi maalesef geçerli. Herkes işine geldiği tarafından çekiyor sözleri...

Ağaoğlu: Tamam, konuşalım. YEP’te yeni ne var diye baktığımda yeni pek bir şey göremedim doğrusu. Büyüme ile ilgili iki senaryonun olması iyi bir haber. Kayda değer bir yaklaşım. Ama enflasyonla ilgili planlar tutacak gibi değil. Bizim en sağlam durduğumuz yer kamu maliyesiydi, bunun da yerini yavaş yavaş esnemelere bıraktığını gördük.

Güldağ: Bence 'iyimser gerçekçi' bir program olmuş. Enflasyon ve özellikle istihdam tarafında 'iyimserlik' dozu yüksek gerçekten. 2020 sonunda 10.5 enflasyon teorik olarak mümkün tabii... Ama ilk sekiz ayda TÜFE yaklaşık 7.30 arttı. 10.5 ile yılı tamamlamak için son dört aydaki artışı yüzde 3'ün altında tutmak gerekiyor. Toplam dört ayda. Tam hesap istersen 2.99... Şu kur artışıyla bana pratik olarak mümkün görünmüyor. Türkiye'de her zaman TL'nin döviz karşısındaki değer kaybı eninde sonunda enflasyon olarak gelir. Yıl başından bu tarafa dolardaki artış yüzde 30'a yaklaştı. Öte yandan, kur tarafında da, biliyorsun YEP'te herhangi bir kur düzeyi ilan edilmiyor. Ama, GSMH verilerinden program hazırlanırken kura ilişkin varsayımın ne olduğu görünüyor. Buna göre 2020 ortalaması 6.91. Teorik olarak onu da tutturmak mümkün. Yılın ilk 9 ayındaki ortalama dolar kuru 6.71. Yani kalan üç ayda dolardaki ortalamanın 7.50 civarında olması lazım. Zor görünüyor. Keza, 2022'de kur 2021'e göre sadece yüzde 2.5 civarında, 2023'te ise yaklaşık yüzde 2 artacak deniliyor. Bugünden bakınca çok zor. İşsizlik ile ilgili tahminlerin tutması da hiç kolay değil. Ayrıca şu anda işsizliği doğru düzgün ölçemiyoruz.

Ağaoğlu: YEP'de konuşulacak epey daha nokta var. Mesela cari açık...

Güldağ: Bu sene cari açığın 24.4 milyar dolar olması bekleniyor. Yani milli gelirin yüzde 3.5'i... Bu da hayli iyimser bir oran. İlk 7 aydaki cari açığımız 21.6 milyar dolar. Ağustos'ta da 6 milyar dolar ile rekor dış ticaret açığı verdik. Yani ilk 8 ayda zaten yıl sonu tahminini aşmış olacağız. Son 4 ayda sıfır cari açık verebilir miyiz? Teoride mümkün ancak pratikte mümkün görünmüyor.

Ağaoğlu: Piyasa ile ilgili adımlara gelirsek... Son dönemde Merkez Bankası’nın politika faizini 200 baz puan artırması önemli ve iyi bir adımdı. Beraberinde BDDK tarafından bankalara verilebilecek TL rakamlarının artırılması yönündeki birtakım esnemeler geldi -ki bu da bence önemli bir adımdı. Aynı anda BDDK’dan aktif rasyonun gevşetilmesi yönünde bir adım geldi. Aktif rasyoyu tırnak içinde söyleyeyim kurumsal olarak koyabilirsiniz ama şu anda bankalara talimat verebilecek bir ürünü kullanmanın anlamının olmadığı bir dönemdeyiz. Hatta onu bence daha da aşağı indirmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Güldağ: Tümden kaldırsak... Bir çelişki yok mu zaten, bir yandan Merkez Bankası faiz artırıyor. Öbür yandan, evet indiriyoruz ama aktif rasyo hala yüzde 90'da. Bir yandan itiyoruz, bir yandan çekiyoruz. Bu da dengesizlik yaratıyor

Ağaoğlu: Kan sulandırıcı ilaçla kan pıhtılaştırıcı ilacı aynı anda vücuda verirsen kafası karışır. Ekonomi de böyledir, tek bir politika ile ilerlemek gerekir. Ya sıkılaştırıcı ya da genişletici olmak lazım. Bir taraftan MB sıkışaltırıcı bir politika izliyor, faizleri artırıyor öteki taraftan aktif rasyoyla bankaları kredi vermeye zorluyoruz. Ama şunda da anlaşalım. Daha önceki ısrarlarımızdan vazgeçtiğimizin bir göstergesi bu adımlar. Öte yandan aktif rasyo kalabilir ama ya sıfıra indirmek lazım ya da yüzde 25'e indirelim. Aktif rasyonun Demokles'in kılıcı gibi bankaların tepesinde sallanmasından vazgeçilmesi lazım.

Güldağ: Bu tür net mesajlar bence normalleşmeye daha çok katkıda bulunuyor. Para politikasının iyice farklı bir patika izleyeceğini anlıyorum ben. Faiz de artacak. Belki yavaş gidilecek ama başka bir yol da görünmüyor şu anda. Yüzde 11 civarında fiili fonlama deyim yerindeyse 'kesmez'. Kur bugün düşer, yarın yine çıkar...

Ağaoğlu: Almanların yumuşak karnı enflasyondur, Amerikalıların yumuşak karnı büyümedir. Biz Türklerin de yumuşak karnı dolardır. 100 dolarlık bir ihracat yapmak için 70 dolarlık bir ithalat yapan ülkede dolar daima önemlidir. Bunu hiç tartışmayalım.

Güldağ: Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, TL'ye güven sorununun dövizi yukarı yönlü hareketlendirdiğini söylüyordu son ASO Meclis toplantısında. Bu şekilde devam ettiği sürece de ülke ekonomisi sürekli kur ataklarına maruz kalacak ve her atağın ardından kur daha yüksek bir seviyede dengelenecek diyordu.

Ağaoğlu: Benim tükettiğim benzin de dahil, neredeyse tüketilen bütün mal ve hizmetlerin içinde dolar varsa biz onu konuşup tartışırız. Mesele bunun içindeki oranı indirme meselesidir. ASO Başkanı’nın bu konuda bir önerisi varsa hep beraber dinleyelim.

Güldağ: Ben işe biraz da KOBİ'ler tarafından bakıyorum. Kendinizi 'hedge edin' diyoruz da, o da bir yere kadar. Bu kadar yüksek dalgalanmayı nasıl hedge edeceksin?

Ağaoğlu: KOBİ’lerde rakamlar belli zaten... Büyük rakamlar çok az sayıda şirketin muhattap olduğu işlemler. İş insanlarının kendi koruması, danışması ve bunu profesyonelce yapması lazım. Risk her zaman var. 'Kazanınca risk iyi, zarar edince kötü, onu başkası karşılaşın' yaklaşımı doğru değil. Ama şöyle bir şey var, Türkiye’nin finans yapısında da bir problem var. Finansal olarak banka ağırlıklı bir yapımız var. Bankacılık bizde kredi veren, sermaye piyasası kurumuna aracılık eden bir yapıda. Fonlamalarımızın yüzde 98’i diyebileceğimiz kadar bir kısmı bankacılık sistemi üzerinden geliyor. Küçük rakamların hedge edilmesi zordur, büyük rakamların kolaydır. Bunun tersine KOBİ’lere hizmet verebilecek bir takım finansal yapılarımız olsa, sistem düzeltebilir. Bunla ilgili kimse kafa patlatmış değil. Bu kur artışlarının sebebi bu sistemin eksik olması değil, tamamen ekonomiktir.

Güldağ: İşte ateş düştüğü yeri yakıyor ya o manada. Ama yağmurdan kaçarken doluya tutulmanın bir anlamı yok. Tamamen mükemmel bir sistem olmayabilir ama en azından işleyebildiğini biliyoruz. Ve şu anda daha iyi bir sistem de elimizde yok. Belki biraz önce söylediğin finansal yapılara sigorta meselesini de dahil etmek lazım. Belki olumlu bir şey olarak YEP’te banka dışı finansmana ağırlık verilmesinin hedeflenmesi olumlu görülebilir.

Ağaoğlu: Elimizi taşın altına ciddi ciddi bir şey yapacaksak koyalım.

Güldağ: Temennine katılıyorum, gerçekten de bakıyorum şimdi bu hedeflerin gerçekçi olanları da var olmayanları da var. 'Katma değerli ürün' söylemini kaçıncı kere bu tür programlarda telaffuz ediyoruz. Asıl mesele yapmak. O hedeflere nasıl varacağımızı tam manasıyla anlatalım. O zaman piyasaya da güven vermiş olacağız.

“Bakanla ilgili söylediklerim cımbızlandı, tam çerçeve verilmedi”

Güldağ: Sosyal medyada dolaşanlara gelince... Ben Yeni Ekonomi Programı'nın açıklandığı toplantıya gittim. Hem iş dünyasından hem de gazete ve televizyonlardan epey insan gelmişti. Ancak YEP sunumu bittikten sonra soru-cevap olmadı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile başka bu tür toplantılara da katıldım. Genellikle son bölümde soru-cevap olur. Olmayınca belki çıkışta konuşulur diye izlemeye başladım. Sonuçta Bakan toplantı yerinden ayrılırken, ayaküstü sohbet ettik. Yanımızda pek kimse de kalmamıştı. Kurdaki hareketi sorunca, Bakan, 'Şu anda esas itibariyle sanayiye ve üretime bakıyorum, kura bakmıyorum. Kurda kontrol sağlandı. Bizim elimizde. Bizim için üretim cephesi önemli. Kur yerine oraya bakmamız lazım. Orada da işler iyi gidiyor. Dünyada da büyük bir değişim var. Bu değişim önemli fırsatlar getiriyor. Reel sektör güçlü olduğu noktada, bakın görün, bu süreçten kur bakımından da en avantajlı çıkacak ülke Türkiye olacak' dedi. 'Off the record' diye bir belirtme de olmadı. Ben de bunları aktardım televizyon kanallarında ve Dunya.com'da... Yoksa, 'Ben kuru önemsemiyorum, ya da hiç kura bakmam, ilgilenmem' anlamında değildi'. O laf cımbızlandı, tam çerçevesi verilmeden kullanıldı sosyal medyada. Sonuçta konuşmasında 'Benim şu an odağımda kur değil, reel sektör var' mesajını veriyordu. Olayın bu şekilde gelişmesine canım sıkıldı. Kurların herhangi bir şekilde hareketlenmesine, olumlu ya da olumsuz katkıda bulunmak istemem. Bizim işimiz gazetecilik. Ben gazetecinin haber olmasını sevmem. Gazeteci haberi yapan kişidir. Kendisinin haber olması doğru değildir.

Ağaoğlu: Öncelikle bir konuda rahatlatayım seni, kurda o sözler nedeniyle hiçbir şey olmadı. Kurdaki harekette öncelikle Ermenistan-Azerbaycan gerginliğinin de etkisi vardı. Aslında bu da yeni bir şey değil. 30 yıllık bir mesele bu, dönem dönem alevleniyor. Fakat orada Birleşmiş Milletlerin aldığı karar gereği Ermenistan teknik olarak işgalci konumunda ve oradan çıkması gerekiyor. Bu bizi etkiliyor. Ama ortada salı günü Japon ev kadınlarlarıyla başlamış bir hareket var kurda. Daha sonra da yine dış etkiyle kısmen düştü kurlar zaten.

Etiketler