TÜRMOB raporu: Daha derin kurumsal ve politik reformlara ihtiyaç var

TÜRMOB, yayınladığı Korona Salgınının Türkiye Ekonomisine Etkisi Değerlendirmeler Ve Öneriler Raporu'nda koronavirüs salgınının yaratmış olduğu sosyal ve ekonomik hasarı hafifletmek için daha derin kurumsal ve politik reformlara ihtiyaç bulunduğu tespitini yaptı.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

TÜRMOB, "Korona Salgınının Türkiye Ekonomisine Etkisi Değerlendirmeler Ve Öneriler Raporu" yayınladı. Raporda, Türkiye ekonomisinin krize hangi koşullarda girdiği incelenerek, krizin ekonomi üzerine olası etkileri araştırıldı.

Korona virüsü salgınının; büyüme, enflasyon, istihdam, bütçe dengesi, cari denge, tasarruflar ve varlık fiyatları gibi makro ekonomik göstergeler üzerinde yarattığı dramatik etkiler irdelenirken, krizin, Türkiye’nin hangi sektörlerinde olumlu, hangilerinde olumsuz sonuçlara sebep olduğu, sektörlere ait öncü göstergeler ve veriler ele alınarak incelendi.

Raporun genel değerlendirmesinde, kriz anlarında ekonomik ve sosyal stabilizatör işlevi görebilecek sağlam ve evrensel sosyal koruma sistemleri inşa edebilmek için daha derin kurumsal ve politik reformlara ihtiyaç bulunduğu tespiti yapıldı. Ayrıca kriz sürecindeki siyasal ve toplumsal uzlaşmanın önemi üzerinde durularak, bu sürecin şeffaf ve denetlenebilir olması, bütün kurumların demokratik yapılarının güçlendirilmesiyle mümkün olduğu vurgulandı.

TÜRMOB Genel Başkanı Emre Kartaloğlu, yaptığı değerlendirmede, temel önceliğin korona salgınını en az hasarla atlatmak ve bu sıkıntılı durumdan kurtulmak olduğunu vurguladı. 

Salgının ekonomide çok ciddi bir tahribat yarattığını dile getiren Kartaloğlu, "Alınan tedbirler ve tüketici psikolojisi nedeniyle birçok alanda üretim düşerken tüketicilerin harcamaları ciddi oranda azaldı. Giyim, ayakkabı, ev eşyaları ve paket tatil harcamaları tamamen durma noktasına geldi. Tüketiciler ve işletmeler arasında doğrudan temas içeren harcamalar, kuaförlük, turizm acenteliği, restoranlar, oteller ve eğlence hizmetlerinde keskin düşüşler meydana geldi. Bazı sektörlerde çarklar tamamen durdu, bazılarında yavaşladı. Bütün ülkeler Korona virüsü salgınına karşı bir yandan sağlık alanında büyük uğraşılar verirken, diğer yandan da olumsuz etkilenen ekonomilerini desteklemek için tedbirler almaktadır. Bu krizde elbette öncelik insan hayatı ve onu kurtaracak sağlık kapasitesinin güçlendirilmesi olmalıdır. Ancak bu nedenle zincirleme olarak baş gösteren ekonomik çöküşü önlemek için bir strateji ve program dahilinde kısa vadede ekonomiye yapılacak desteklerde kararlı bir duruş gösterilmelidir. Bu aşamada ekonomik iyileşme öncelikle talebi güçlendirmekle başlanmalı ve işsizler ve yoksullar asgari geçinebilecekleri bir gelir desteğine kavuşmalıdır. Beraberinde yiyecek, içecek gibi temel ihtiyaç maddelerinde üretim, dağıtım ve satış süreçlerini içeren tedarik zinciri işler halde tutulmalıdır. Böyle bir sağlık krizi ile ülkelerin tek başlarına mücadele etmeleri mümkün değildir. Mücadelenin mutlaka birlikte ve işbirliği içinde yapılması gerekmektedir. Küresel şoklara küresel cevaplar verilmelidir. Hiçbir ülkenin bu tür finansal krizlere tek başına karşılık verecek gücü bulunmamaktadır” dedi.

Korona Salgınının Türkiye Ekonomisine Etkisi Değerlendirmeler ve Öneriler Raporunda yer alan özet değerlendirmeler ile öneriler şöyle;

Korona virüsü (COVID-19) salgınının, son yüzyılda görülen salgın hastalıklar içinde, her yönüyle en yıkıcı ve en tehlikelisi olduğu şimdiden anlaşılmış bulunuyor. Bugün için ülkelerin bu salgını önlemek için aldığı tedbirler; ülkelerin sosyal ve ekonomik gücüne, siyasi yönetim anlayışına, kamunun mali olanaklarına, sağlık, eğitim, bilim ve kültürel alt yapılarına göre değişmektedir. Bu küresel sağlık krizinin, ekonomilerin kendi dinamiklerinden kaynaklanmadığı doğrudur; ancak en iyimser tahminle, 3 ile 6 ay içinde kontrol altına alınsa bile, ekonomilerde yaratacağı hasar ve bunun zincirleme etkileri devam edecektir.

Krizin ne zaman sonlanacağına bağlı olarak sonuçları itibariyle tahribat düzeyi de farklı olacaktır. Ayrıca krizin gelişmiş ülkelerdeki etkisi; küresel ekonomik krizden toparlanma ile çıkan ABD’de farklı, son 10 yıldır hala küresel krizin yaralarını saramamış olan AB içindeki çevre ülkelerdeki etkisi farklı olacaktır. Gelişen ülkelerde de düşük borçluluğu olan ve yapısal direnci yüksek olan ülkelerde farklı, yüksek borçluluğu olan ülkelerde farklı olacaktır. Bir başka açıdan da doğal kaynak zengini (petrol, maden, tarım gibi) olup kamusal bütçelerini buna göre tasarlayan ülkelerde de bu krizin etkileri farklı olacaktır.

Mikro düzeyde ise hükümetler, şirketler ve hane halkı üzerine etkileri farklı görülecek bu krize karşı alınan ya da alınacak önlemlerin bu üç kesime de zincirleme etkileri olacaktır.

Arz ve talepteki düşüşler nedeniyle şirketlerin nakit akışı, borç ödeme kapasiteleri darbe alırken, kapanan işyerleri nedeniyle çalışanların gelirleri ya azaldı ya da ortadan kalktı.

Hükümetler ise yaptıkları düzenlemelerle; hane halklarının gelir kaybı ya da azalışını çeşitli sosyal desteklerle, kısmen ve kısa süreli olarak kamu kaynaklarından karşılayan programları başlattılar. Şirketlere de kimi kamusal mali destek yanında, borç ödeme ertelemeleri ve mali kurumlara karşı borç ödeme yükümlülüklerinin gecikmesi durumunda “temerrüt” hali kurallarının uygulanmaması için pencereler açtılar. Her ülkede sosyal destek ve mali olanaklar farklı olduğundan sonuçları da farklı yaşanmaktadır.

Korona virüs salgınının, ekonomiler üzerinde önemli tahribatlar yapacağı, ekonomilerin durgunluğa girmesine, hatta küçülmesine, işsizliğin, yoksulluğun ve iflasların artmasına neden olacağı açıktır. Çünkü ekonomide oluşan olumsuzlukların bir kısmı bizatihi, salgını önlemek için alınan tedbirlerden kaynaklanmaktadır. Bu tedbirler, evde kalarak işe gitmemek, seyahat etmemek, tatil yapmamak ve benzerleri olduğundan, çalışanların mal ve hizmet üretmemesi, tüketicilerin de tüketmemesi sonuçlarına yol açmaktadır. Her ikisi de ekonomik faaliyetlerin azalmasına ve ekonomik durgunluğa neden olmaktadır. Hele böyle bir krizi göğüsleyecek tasarruflara ve rezerve sahip değilsiniz bilanço daha da ağırlaşmaktadır. Ancak eğer önce insan diyorsak ve önce hayat kurtarmak diyorsak bu kaçınılmazdır. Önemli olan bu suretle oluşacak ekonomik daralmayı, salgının kontrol altına alınmasıyla birlikte kalıcı hasarlara yol açmadan atlatabilmektir.

Bu süreçte ortaya çıkan ekonomik kriz için, talep şokunun, arz şokundan daha fazla etkili olacağı beklenebilir. Talep ve arz şoklarının ardından finansal şok (kriz) gelmesi olasılığı da güçlü biçimde durmaktadır.

Muhtemel riskleri şöyle sıralayabiliriz:

• Global resesyon kaçınılmaz hale gelmiştir. Ekonomiler, talep-arz sarmalı içinde resesyona girmektedir.
• Bu krizden gelişmekte olan ülkeler daha fazla etkileneceklerdir. Parası uluslararası rezerv para olanların ya da doğal kaynakları ve rezervleri olan ülkelerin maliyetlere katlanması daha kolay olacaktır.
• Sağlık ve gıda gibi temel ihtiyaç sektörleri (ile e-ticaretteki artış) hariç her türlü yatırım ve tüketim harcamaları durmuştur.
• Özellikle işsizlerin, yoksulların, çalışanların, küçük işletmelerin, esnafın ve çok sayıda hane halkının, harcama yapabilmeleri (kira, faturalar, krediler vb) günlük nakit akımları ile bağlantılıdır. Bu gelirlerin kaybolmuş olması ekonomik daralmayı derinleştirirken, başka sosyal sorunlara da zemin hazırlamaktadır.
• Talepteki daralma, özellikle küçük işletmeleri kapanmaya zorlamıştır. Yaygın iflaslar beklenmektedir.
• Tüm ülkelerde özellikle tarım ve hayvancılık sektörünün önemi ortaya çıkmış, mevcut su kaynaklarının yönetimi tartışılmaya başlanmıştır.

Korona Virüsü Salgını ve Türkiye Ekonomisine Etkileri

Kesin analizler yapılmamış olmakla birlikte genel olarak, salgının ekonomik etkilerinin çok derin olabileceği kabul edilmektedir. Salgına yakalanan insanların ekonomiye katkısı kaybolmaktadır. Tedbirler nedeniyle nüfusun, % 50’den fazla kısmı tüm üretim ve tüketim faaliyetlerinden çekilmektedir. Bu durum, tedarik tarafını aksattığı gibi, büyük oranlı talep daralmasına da yol açmaktadır.

Resesyon dönemlerinde zayıf şirketlerin batması normaldir ve bu sonuç beklenir. Ancak Korona salgını, sorunu daha da derinleştirmiştir. Bu kriz döneminde sadece ekonomik açıdan kırılgan şirketler değil, tedarik zincirindeki zayıf halkalardan etkilenen diğer işletmeler de batma riskine girmişlerdir.

Krizin Sektörel Etkileri

Korona virüs salgını ile ortaya çıkan ekonomik kriz, ekonomilerin küçülüyor olması nedeniyle, bir şekilde bütün sektörleri olumsuz etkileyecektir.

Korona Virüsü Kaynaklı Ekonomik Krizin Olumlu Etkilediği Sektörler

Korona virüs salgınının tetiklediği ekonomik krizden kısa vadede olumlu etkilenen sektörleri, tüm dünya ekonomilerini düşünerek, etkilenme derecelerine göre şöyle sıralayabiliriz:

1. Sağlık hizmetleri ve ilaç
2. Gıda ve gıda işleme
3. Perakende
4. Kişisel bakım ve hijyen ürünleri
5. Bilişim ve iletişim teknolojileri
6. E-ticaret

Türkiye için de bu liste geçerlidir. Yardımcı olması açısından, TCMB’nin yayınladığı kredi kartı harcama verilerinden hareketle İstanbul İstatistik Ofisi tarafından hazırlanan “Banka Kartı ve Kredi Kartı Harcama Dağılımı”, tablosu aşağıda verilmiştir.

 Türkiye : Banka Kartı ve Kredi Kartı Harcama Dağılımı (%)

 

Mart 1. Hafta

Mart 4. Hafta

Değişim (%)

Market ve AVM'ler

13,75

22,61

64,4%

Elektrik-Elektronik Eşya, Bilgisayar

4,22

5,56

31,8%

Gıda

5,19

6,80

31,0%

İnternet Alışverişleri

14,64

17,47

19,3%

Telefonla Yapılan Alışverişler

4,09

4,71

15,2%

Benzin ve Akaryakıt

4,61

4,82

4,6%

Sağlık, Sağlık Ürünleri, Kozmetik

3,21

2,85

-11,2%

Araba Kiralama

0,15

0,13

-13,3%

Mobilya ve Dekorasyon

2,51

2,07

-17,5%

Eğitim, Kırtasiye

2,37

1,55

-34,6%

Seyahat Acenteleri, Taşımacılık

1,67

0,96

-42,5%

Giyim Aksesuar

5,59

2,08

-62,8%

Konaklama

0,90

0,29

-67,8%

Restoran, Yemek

3,79

1,15

-69,7%

Havayolları

1,86

0,48

-74,2%

Kaynak : İstanbul İstatistik Ofisi

Kredi kartı harcamalarından hareketle hazırlanan bu tablo sonuçlarına göre, Türkiye’de krizden kısa vadede en fazla olumlu etkilenen sektörler, perakende ve gıda sektörü olarak yer almaktadır. Bu sektörler orta ve uzun vadede nasıl etkilenebilir diye bakıldığında yine farklı etki analizleri yapılabilmektedir.

Korona Virüsü Kaynaklı Ekonomik Krizin Olumsuz Etkilediği Sektörler

Korona virüs salgınına bağlı ekonomik kriz, daha önce yaşanmış olan krizlerin hemen tamamından farklı bir özellik sergilemektedir. Hem üretim (arz) hem de tüketim (talep) tarafı durmuştur. İnsanların evde beklemeleri istenmektedir. Bu durum talebi azaltmakta, azalan talep ile birlikte çalışanların evlerinde kalma zorunluluğu üretimin de durmasına yol açmaktadır. Bu şekilde ortaya çıkan gelir kayıpları kaçınılmaz olarak ekonominin yeniden daralmasına neden olmaktadır.

Bu sarmal içinde ilk etkilenen alan hizmetler sektörü olmuştur. Bütün dünyada, başta lokantalar, oteller, yerel halka hizmet veren küçük işletmeler kapanmak zorunda kalmışlardır. Tüketim alışkanlıkları radikal biçimde değişmiş, giyim ve ayakkabı tüketimi neredeyse durmuştur. Oysa, küçük işletmeler sadece nakit akımları üzerinde varlıklarını sürdürebilmektedirler.

Bu bağlamda, Korona virüs salgınının tetiklediği ekonomik krizden olumsuz etkilenen sektörleri, etkilenme derecelerine göre şöyle sıralayabiliriz:

1. Turizm (Otel, lokanta, eğlence yerleri)
2. Ulaşım (Hava, ve deniz taşımacılığı, daha düşük oranda kara taşımacılığı)
3. Otomotiv (üretim-satış)
4. İnşaat ve emlak
5. İmalat sanayi (özellikle dayanıklı tüketim malları.)
6. Tekstil ve Konfeksiyon,
7. Finansal Hizmetler,
8. Enerji,
9. Tarım,
10. Eğitim
11. Yazılı medya ve matbaacılık
12. Sanat faaliyetleri, etkinlik ve organizasyon sektörü
13. Sağlık dışındaki serbest meslekler
14. Denetim ve mali müşavirlik sektörü

Yukarıda, yer verilen sonuçlara göre, Türkiye’de de Korona virüs salgınının yol açtığı ekonomik krizden kısa vadede en fazla olumsuz etkilenen sektörler, hava taşımacılığı, restoran ve yemek, konaklama, giyim-ayakkabı, seyahat ve eğitim sektörleri olarak ortaya çıkmışlardır.

Mali Müşavirlik ve Denetim Sektörü

Korona salgınından en çok etkilenen mesleklerden birisi Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler, Yeminli Mali Müşavirler, bağımsız denetçiler ile bu meslek mensuplarının kurdukları meslek firmaları ve meslek şirketleridir. “Mali Müşavirlik ve Denetim Sektörü”nde faaliyette bulunan meslek mensupları ile bunların çalışanları koronavirüsten etkilenme olasılığı en yüksek risk grupları içindedirler.

Yürüttükleri faaliyetler sırasında doğrudan ve diğer risk gruplarında söz konusu olmayan dolaylı temas nedeniyle “Kamu ve Özel Sağlık Sektörü” ve “Kamu Mensubu Güvenlik Sektörü” mensuplarından sonra üçüncü sırada “Mali Müşavirlik ve Denetim Sektörü” mensubu Mali Müşavirler, Yeminli Mali Müşavirler ve Bağımsız Denetçiler, Stajyerler ile bu şirketlerde diğer çalışanlar risk altındaki sektörler sıralamasında üçüncü sırada yer almaktadırlar.

Sağlıkçılar ve güvenlikçiler görevlerini yerine getirirken doğrudan temastan etkilendikleri için tüm önlemleri önceden alma olanaklarına sahiptirler. Buna rağmen doğrudan hastalarla temas ettikleri için hijyen ve korunma tedbirlerine rağmen korona riski altındadırlar. Mali Müşavirler, Yeminli Mali Müşavirler, Bağımsız Denetçiler ve Stajyerler ile diğer çalışanlar doğrudan temas dışında kaç kişinin elinden geçtiği belli olmayan belgelerle iş görmek zorundadırlar. Bu nedenle bu sektör korona virüsünde etkilenme riskleri yüksektir.

“Mali Müşavirlik ve Denetim Sektörü” mensuplarının sunduğu hizmetler artarken gelirlerde hem azalış hem devam eden gelirleri tahsil edememe riski doğmaktadır. Bu nedenle bu sektörün özellikle korunması ve desteklenmesi gerekmektedir.

Hem vergi beyannamelerinde, sosyal güvenlik prim bildirgeleri başta olmak üzere tüm beyanlar için ve denetim standartlarındaki düzenlemelerde korona nedeniyle alınan önlemler dikkate alınarak eylül ayına kadar yapılacak tüm bildirimlerdeki yanlışların bu süre içinde düzeltilmesi durumunda hiçbir ceza uygulanmamalı gecikme zammı veya faiz yürütülmemesi sağlanmalıdır.

Ne Yapılmalı?

Öneriler
Bu kriz için yapılan değerlendirmeler şunu göstermektedir ki, çok az ya da yetersiz olarak yapılacak kamu müdahaleleri, krizin ekonomik maliyetini daha da artıracaktır. Krizin niteliği, bir maliyet tahmini yapmayı zorlaştırmaktadır. Devletlerin önceliğinin, ilk sırada sağlık harcamaları için olması gerektiği açıktır. Bu sağlandıktan sonra, olabilecek en hızlı ve en büyük hacimlerle, ekonomiye nakit kaynak sokulması gereği bulunmaktadır. Bu konuda birçok yöntem ve öneride bulunmak mümkündür.

Krizi ve sonuçlarını yönetebilmek amaçlı olarak önerebileceğimiz makroekonomik önlemler şunlardır:

1. Öncelikle, evde kalmak zorunda olanların, yerine getirmeleri gereken yükümlülükleri, yapmaları gereken ödemeleri erteleyecek, bazı zorunlu ödemeleri üstlenecek önlemler alınmalıdır.


2. Gelirsiz kalanlara mutlaka gereken nakit destek verilmelidir. Maaş, vergi, elektrik, su, doğalgaz, kira gibi ödemeleri için ilave destekler sağlanmalıdır.

3. İşsiz kalanların, tam olmasa bile kriz süresince hayatlarını idame ettirebilecek bir ücret almaları sağlanmalıdır.

4. 1, 2 ve 3 ncü şıkları gereği gibi yerine getirebilmek için “vatandaşlık gelirini ihdas etmeyi konuşmak ve gündeme getirmek, mümkünse uygulamakta büyük yarar vardır”.

5. Başta esnaf ve küçük orta boy işletmeler olmak üzere, nakit akışı bozulan bütün işletmelerin ayakta kalmalarını sağlayacak bir nakit akımı yaratılmalıdır. Bunların kredi vadeleri uzatılmalı, mali yükümlülükleri kriz sonrasına ertelenmelidir.

6. Kaçınılmaz olarak ortaya çıkabilecek olan iflasların, bankaları etkileyerek, sonraki aşamanın bir finansal kriz süreci olacağı dikkate alınarak, finansal sisteme sağlanacak destekler ile bu durum engellenmelidir.

7. Önlemlerin gerektirdiği kaynağı bulmak açısından, uluslararası kuruluşlar ve tüm alternatifler kullanılmalıdır.

8. Merkez Bankası parasal genişlemeyi sürdürerek finansal sistemin çalışmasını sağlamaktadır. İlaveten, kaynak yaratmak için devlete avans verilmesi (para basılması) opsiyonu dahil tüm imkanları kullanabilmelidir.

9. Sosyal güvenlik şemsiyesi, salgın sonlanıncaya kadar parasız olarak bütün yurttaşları kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

10. Sağlık alt yapısının ve kapasitesinin kamu tarafından etkin bir şekilde tahkim edilmesi, bütün yurttaşların bedava sağlık hizmetine erişimi sağlanmalıdır

Krizi önlemek amaçlı vergisel tedbirlerle ilgili olarak OECD Vergi İdareleri Forumu ’nun önerdiği önlemlere aşağıda yer verilmiştir:

1. İşverenler üzerindeki istihdam maliyetlerini düşürmek adına çalışanların ücretleri üzerinden alınmakta olan gelir vergisi ve sigorta primi kaynaklı kamusal yüklerin bir süreliğine kaldırılması veya ödemelerinin ötelenmesi,

2. Sağlık sektöründe krizle mücadele eden risk alarak çalışmak durumunda kalan sağlık çalışanlarına yönelik vergi muafiyetleri getirilmesi,

3. İlaç, gıda ve sağlık ekipmanlarının ithalinde ödenen KDV, ÖTV, gümrük vergisi, vb. vergisel yükümlülüklerinin ötelenmesi veya geçici olarak kaldırılması,

4. Kaçakçılığı önleyici önlemlerin beraberinde mükelleflerin KDV iade işlemlerinin hızlandırılması,

5. Şüpheli-değersiz hale gelen alacaklar nedeniyle üstlenilmiş olan KDV yükünün en aza indirilmesi için önlemler getirilmesi,

6. Vergisel yükümlülüklere ilişkin son işlem tarihlerinin (beyanname verme, bildirim ve ödeme) ötelenmesi,

7. Belirli bazı durumlar için vergi cezaları ve gecikme faizi uygulamalarının durdurulması,

8. Mükelleflerin vergi borçlarının yeniden yapılandırılması ve faizsiz ödeme dönemi gibi uygulamalarla mükelleflere ödeme kolaylıklarının getirilmesi,

9. Vergi borçlarının tahsiline yönelik vergi idareleri tarafından rutin olarak yürütülmekte olan icra, haciz, banka hesaplarına el koyma, mülk/varlık satışı gibi uygulamaların geçici olarak durdurulması,

10. Vergi kaçakçılığı durumları dışında yürütülen vergi incelemelerinin bir süreliğine durdurulması ve yeni vergi incelemelerine bir süreliğine başlanmaması,

11. Mükelleflerin her türlü vergisel işlemlerinin hızlandırılması, özellikle de vergi iadesi işlemlerinin hızlandırılması, mükellef hizmetlerinin kalitesinin iyileştirilmesi, dijital hizmet kanallarının yaygınlaştırılması, telefonla mükelleflere verilen destek uygulamalarının yaygınlaştırılması ve mükelleflerle daha şeffaf bir iletişim stratejisinin yürütülmesi,

12. Geçici vergi benzeri peşin vergi uygulamalarının gelir/kurumlar vergisinin beyan dönemine kadar ötelenmesi,

13. Zarar mahsup müesseselerinin kullanımlarının genişletilmesi ve özellikle geçmişe yönelik zarar mahsubu uygulamalarının devreye alınması.

Yukarıda önerilen vergisel desteklere, benzerleri ilave edilebilir. Türkiye’de vergi mükelleflerinin bu tür desteklere ihtiyacı bulunmaktadır. Mükelleflerin önünü açacak ve onları cesaretlendirici politika ve uygulamalara ihtiyaç vardır. Bu kapsamda; bütün sektörlerde mücbir sebebin varlığı kabul edilmelidir. Aynı yaklaşım bütün mali müşavirler ve onların oluşturduğu şirketler için de gösterilmelidir. İşletmelerin bilançolarında kayıtlı bedelleriyle yer alan varlıklarının, küçük oranda bir vergi alınarak güncel değerleriyle revize edilmeleri sağlanmalıdır. İşletmelerin benzer şekilde stok düzeltmelerine de imkan verilmelidir. Mükelleflerin devreden KDV’lerinin de iade edilebilmesi, normal KDV iadelerinin hızlı sonuçlandırılması gerekir. Kriz dönemi boyunca vergi incelemelerinin ertelenmesi, vergi borçlarının faizsiz ötelenmesi gibi kolaylıklar getirilmelidir. Bu ve benzeri kolaylıkların sağlanması konuları ilgili tarafların önerileri ile biçimlendirilmelidir.

Bu krizde öncelik insan ve sağlıktır. Kriz sonrasını düşündüğümüzde ise, şirketlerin batmasının önüne geçilmemesi halinde, üretim ağlarını tekrar eski hallerine getirmek mümkün olmayabilir. Küçük ve orta ölçekli işletmelere, esnafa, kredi kolaylıkları sunmak, istenen çözümü sağlamayabilir. Çünkü bu dönemde gelir kaybına uğrayacak bu işletmelerin zaten bu borçları ödeme güçleri oluşmayacaktır. Bu grup için, iş yapılmayan dönemdeki borçluluğu bir şekilde üstlenmek gereklidir. O yüzden şu an ihtiyaç duyulan şey, bu işletmelere kredi vermek, borç vermek değil, bu işletmelere doğrudan kaynak aktarmaktır.

Bu durumda, devletin bu yükü taşımasının sorun oluşturacağı da kesindir. Ancak, bu dönemi aştıktan sonra, hep birlikte kamu borçlarına çözüm aramak daha yönetilebilir bir durum olarak ortaya çıkacaktır.

Ekonomiye ilişkin tüm çözümler, kaynak ihtiyacını çözmeyi gerektirmektedir. Kaynak olarak, Türkiye’nin sadece TL’ye değil, dövize de ihtiyaç duyması dolayısıyla, bunu sağlayacak yöntemler düşünülmelidir.

Bu krizde Hükümet tarafından atılması gereken adımlardan biri de, içeride bir an önce Ekonomik ve Sosyal Konsey’i toplamak olmalıdır. Ekonomik Konsey, TBB, TOBB, TÜSİAD, TSB, TESK, TÜRMOB, sendikalar ve benzerleri ile ilgili bakanlık ve kamu birimlerinin yer aldığı, bütün tarafların temsil edildiği bir yapıya kavuşturulmalıdır. Böylece, öncelikli sorunları adresleyen kararların, toplumsal mutabakatla ve ortak akılla alınması imkanı yakalanmış olur.

Dış alanda ise “uluslararası bir ekonomik pakt” çerçevesinin ortaya çıkarılması için diplomatik çaba harcanmalıdır. Çünkü bu krizi uluslararası işbirliği ve bütüncül bir strateji olmadan atlatmak mümkün değildir. Türkiye’nin, bu krizi kamu kaynakları ile karşılamakta zorlandığı açıktır. Bu itibarla borçluluk ve kaynak akışının devamlılığı ihtiyaçlarını göz önüne alarak “mücbir sebep” koşullarının küresel çapta uygulanabilmesi için G20 nezdinde adım atmalıdır. Ülkeler arası fon ve mal akışını düzenleyen, uluslararası yeni bir sistemin kurulması tartışılmalıdır. Gelişmiş ülkeler gibi parası rezerv para olmayan ülkelerin, kamu maliyelerinin ihtiyaç duyduğu mali kaynağı para basarak yaratması, kısa vadede işe yarasa da, taşıdığı enflasyon yaratma riski gözetilerek, orta vadede bu paranın piyasadan nasıl çekileceği de açıklanmalıdır.

Bu Raporda gündeme getirilmeyen iki tehlike daha bulunmaktadır. Bir tanesi, Korona virüsünün, ikinci bir dalga olarak yeniden ortaya çıkmasıdır. Diğeri ise, biriken maliyetlerin güçlü bir borç (finansal) krizine yol açma tehlikesidir.