Zafer takına yapılan harcama da milli gelirde artış olarak yazılır

İktisatçı Ege Cansen Barış Pınarı Harekatı nedeniyle oluşacak harcamaların, milli gelirde artış olarak yazılacağına işaret ediyor. Cansen, “Önümüzdeki aylarda kamu harcamalarında genişleme göreceğiz” diyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Hakan GÜLDAĞ - İbrahim EKİNCİ

Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri operasyon, ekonomide kırılganlıkların devam ettiği bir dönemde başladı. Dolayısıyla, ekonomik parametrelere etki edecek yeni bir değişken de devreye girmiş oldu. Kafalarda cevabı aranan bir soru da şu artık: Acaba, Suriye operasyonu nasıl bir gelişme gösterebilir ve ekonomiyi nasıl etkiler? İktisatçı Ege Cansen’le ( bir süre ara verdikten sonra tekrar başlattığımız) röportajlar dizisinin bu bölümünün konusu bu oldu. Cansen’e göre, sorunun büyümesi-büyütülmesi, tüm tarafların önüne konulması çözümünü kolaylaştırıcı bir etki yapabilir.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürütmekte olduğu harekatın amacı nedir ve bu muhtemelen nasıl sonuçlanır, bu sonuçların ekonomiye etkileri ne olur?

İlk bakışta bu harekatın pek de gerekli olmadığı gibi bir kanaat var bende. Ama bu eksik bilgiden doğuyor olabilir. Görebildiğim kadarıyla hiçbir somut sebep yok ortada. Görünen boyutu bu. Türkiye’nin güneyinde bir terör koridoru, yeni Kürt devleti oluşması diyelim. Bunun dik alası Kuzey Irak’ta var. Adamlar devlet olmak için referandum yaptı. Ne zaman ilan edecek, uluslararası konjonktürü bekliyor. Bir yapmak istedi, olmadı. Hatırlarsanız bir ara bizim askerler ile Irak askeri sınırda manevra yaptı. Sonra hepsi tavsadı gitti. Bugün ilişkiler iyi. Irak’ın kuzeyinde neredeyse bağımsız bir Kürt devleti var… Eğer Suriye’deki terör koridoruysa Iraktaki terör salonu! Finansal gücü var. Kendini herkese kabul ettirdi. Kimse sorgulamıyor. Suriye’deki oluşuma hala Esat’ın kabulü yok. Anlaşması yok.

Kuzey Irak’taki bölgesel yönetim PKK’ya karşı.

PKK’ya alan vermiş olan Barzani’nin PKK’nın düşmanı olduğunu zannetmiyorum. İzin vermezse PKK orada barınamaz. Peşmerge gider, ‘burada ne arıyorsun’ der. ‘Senin yüzünden Türk uçakları üzerimize geliyor’ der. Kuzey Irak’ta patron Barzani, misafir PKK… Burada patron PKK… PKK’lılar Türkiye doğumludur, Orası Suriye Kürtlerinin… ‘Efendim Irak’ın kuzeyinde Kürt devleti zaten var. Bir de burada kurulursa…’ Biz buna terör koridoru diyoruz. Burada bizim bir sıkıntımız var ama bunun bir kısmı da Suriye’nin sıkıntısı. Olay onun topraklarında cereyan ediyor. Oradan bize bir tecavüz yoktu zaten. ‘Bak bak hendek kazıyorlar, siper kazıyorlar…’ Nerde kazıyor? Kendi topraklarında. Şimdi durum böyle giderken… Biz, olaya daha olmadan müdahale edelim. Önceden, başlamadan, ondan önce davran. Proaktif ol! En güçlü olduğu anı beklemem. PKK oradan vur kaç yapabilirdi. Burası doğru. Fakat, bir sabah uyandım. Biz meğer 3.6 milyon Suriyelinin 2 milyonunu buraya yerleştirecekmişiz. Güvenli bölge yapacaktık! Suriyelileri oraya götürmek yoktu. Bu vardı da söylenmedi mi, sonra akla mı geldi? Üçüncü bir hedef araya tampon Arap yerleştirmek. Yönetim biçimi açısından iki hedefe aynı anda nişan alınmaz. O zaman iki hedefi de ıskalarsın.

50 MİLYAR DOLARI KİM VERECEK?

Böyle bir projenin maliyeti de büyük. 25 milyar dolar deniliyordu, şimdilerde 50 küsur milyar dolardan bahsediliyor…

50 milyar doları bıraktım. Kim verecek? Hatta imkansızlık var. Diyelim buluruz, veririz… Bugün Türkiye’deki Suriyeliler, buraya Suriye’nin neresinden geldiler? 3.6 milyon kişiyi ne yapacağız? Ya tamamı vatandaş olacak, 100-150 bini gider. Ufak ufak gidenler de varmış. Bir kısmı kamplarda ama çoğunluğu kendine göre Türkiye’ye yerleşmiş. Kilis’e, Antep’e… İstanbul’da 1 milyon var deniliyor, büyük rakam! Oraya velev ki ev yaptık, ev hayat demek değil ki... Vatan, karnının doyduğu yerdir. Bu adamlar için Türkiye vatan oldu. Burada evlendi, dükkan açtı, çocuğu okula gidiyor. Suriyeliler de burjuva toplumudur. Bedevi değildir. Medeni-bedevi derler ya… Suriye burjuva ayaklı yüksek bir ülkedir. Fransız esintileri vardır. Eski Asuriler. Kara Arap değiller… Suriyelilerin Türkiye’de becerikli iş yapmalarına şaşmıyorum. Suriye’de para da vardır. Bu adamları, ‘sizden sıkıldık, kamuoyu aleyhinize döndü’ diye kara trene, otobüslere bindirip yollayacak mıyız? Bunlar sokakta yatmıyor. Kendine göre kurulu düzeni var. Kök saldılar. Terminalde beklemiyorlar. Yerleşik düzene geçti yüzde 80’i. Sökmek insani açıdan bir sorun. “Türkiye’den memnunum. Paramı kazanıyorum. Adapte oldum” der adam.

TEHDİT EDEN ASLINDA YAPMAK İSTEMİYORDUR 

ABD’nin, S400’ler gelirken gündeme getirdiği ekonomik yaptırımlar ertelenmişti. Şimdilerde yeniden raftan indiriyorlar ve sert yaptırımlardan söz ediyorlar. Böyle bir şey gelişirse, kırılgan bir dönemden geçen ekonomiye etkileri ne boyutta olabilir?

Efendim “Türkiye’nin kaygılarını anlıyoruz.” Anlıyoruz da ne yapıyoruz? Türkiye’yi belli jestlere zorluyor. Biz aslında o tavizleri vereceğiz ama bizim karşı taleplerimiz var. Tehdit eden o tehdidini yapmak istememektedir. Bak dediğimi yapmazsan… Tehdit, edenin yapmak istemediği bir şeyi söylemesidir. Ya adam “ekonominizi toptan tahrip edip mahvederim”, diyor, sen “dostumuz” diyorsun. Küstah ifadeler kullandı ama tehdit ediyor. “Eğer Türkiye, benim büyük ve eşi emsali bulunmayan aklımın takdirine göre, aşmaması gereken sınırı aşacak bir eylemde bulunursa…” diyor. “Ekonomisini toptan tahrip edip, mahvederim” diyor. Kuzey Kore’yi daha ağır bir üslupla tehdit etmişti. Şimdi can ciğer kuzu sarması. Trump ikinci dönem başkan seçilmek için yarışa hazırlanıyor. Kur 7 lirayı geçtiğinde, o hadisede Türkiye’nin cari açığı büyüktü. 57 milyar dolardı. Şimdi sıfırdayız. Efektif bir dolar talebi yok. Millet mevduat olarak boğazına kadar dolarda. Geçen bir 6.20 oldu, düştü. Bu kadar dalgalanma da normal.

MİLLE GELİR MUHASEBESİ MATRAKTIR

Büyüme açısından ne beklemek mümkün? Bir de güvenli bölgede büyük konut yatırımları dikkate alındığında…

Bir laf vardır. Ekonomide durgunluklar harple aşılır. ABD, 1929 krizinden 2. Dünya Harbi’ne girerek, daha sonra Lübnan’a asker çıkartarak çıkmıştır. Bu şu teoriye dayanır; talep çökmesinden krizler çıkar. Talebi canlandırırsan, çözersin. İçecek, yiyecek, kurşun, tankın paleti… Her saat dakika Türkiye para harcıyor. İlacından gıdasına… Talep yönlü canlandırma, ekonomiye canlandırıcı etki yapar. Milli gelir muhasebesi matraktır. Tüketim veya yatırım, her harcama milli gelirde artış olarak yazılıyor. Ama isabetli midir? Muhasebe onu görmez. Zafer takı kur; sök, tekrar kur. Milli gelir onu “yıkım harcaması” olarak yazar. Önümüzdeki aylarda kamu harcamalarında genişleme göreceğiz. Dolayısıyla arz sağlayanlarda üretim olacak. Bundan dolayı milli gelirde kamu harcamalarıyla gelen bir artışı okumamız muhtemel. Kamu harcamaları büyük rakam. Kardeşim sen operasyonun ne demek olduğunu biliyor musun? Elektriğe yüzde 20 savunma harcamalarına katkı payı… 2020’ye de sirayet edecek. Orada da kamu harcamaları etkisi olacak. Bunu finanse edecek dolaylı vergilerle kamu finansmanını sağlar. Devlet harcamalarını bir yerden alacak? Nerden alacak? Halktan alacak. Devlet önce harcar, sonra kaynak bulur. Kişiler ise önce kaynak bulur. Kaynak bulamayan kişi bakkala kasaba takar. Devlet zorla para toplayan tek kurumdur. Herkesin ki suçtur, devletin ki marifettir. Güvenli bölgede konut işini fizibl bir proje olarak görmüyorum. Ama tabii o da kamu harcaması olacak.

“Bombayı patlatırım, oturur birlikte bakarız”

Güvenli bölgeye yerleştirme mümkün olmaz mı?

Türkiye bir yerde sıkıştı. Şimdi hiçbir şey yapmadığımız zaman olaylar aleyhimize gelişiyor. Rusya ara sıra gaz veriyor Rejime. İran da destek veriyor. Bir şey olsa 500 bin mülteci daha gelecek. Harekete geçmemiz lazım. Durdukça aleyhimize gelişiyor. Mademki öyle, o zaman ben karıştırırım. Göçmenleri al diyoruz, almıyorlar. Para ver diyoruz, vermiyorlar. ABD’ye silah verme diyoruz. Kime karşı kullanacak? Bana karşı kullanacak! Ama veriyor. Benim hareketsiz durmam, bekle canım, zamanla hallolur demem olmuyor. Zamanla daha kötü hale geliyor. O zaman stratejist olarak bombayı patlatırım, oturur birlikte bakarız. Efendim geçmişte hata yapıldı... Geçmişi değiştiremezsin, ama geleceği değiştirmek elindedir. Diyelim ki hatalıydım. Esat’la bozuşmayacaktım… Tamam, ama artık bekleyerek, zamana bırakarak çözemeyeceğim sorunlar yumağı içindeyim. Bu hareketin rasyonalitesini burada görüyorum. Çünkü, ne diyorlar bize, “Türkiye’nin sorunlarını anlıyorum.” Anlıyorsun ama benim bütçem kanıyor. Dışarı gidiyoruz, sıcak takip. Yarın Suriye’de sıcak takip. Ben beklemekle sonuca gidemiyorum. Kötülükler betonlaşıyor. Ben şimdi Türk devleti oldum, harekata karar verenlerin yerinde oturuyorum. Her halde kafam böyle çalışmıştır. Katılıyorum, katılmıyorum anlamında değil. “Büyük hata efendim…” Açıklama böyle olmaz. Bir yerde sıkışıldı ki bu tercih edildi. Türkiye’nin hiçbir şey yapmadan beklemesi bu sorunu ilelebet üstlenmesi demektir. Her halde bunu düşündüler. Geri kabul anlaşması yapıldı. Avrupalılar 5 milyar euro yollayacaklar, yarısı geldi. Havuza da katmıyorlar. Göçmen istemiyorlar. Olay bende patladı. O zaman ben de bunun dibine bir dinamit koyarım, hepimizin derdi olur. Rahatsız etmezsem gelip derdime ortak olmuyorsunuz. Türkiye’de Suriyeli göçmen karşıtlığı yükseliyor. Tahrik de var. “Mehmetçik şehit oluyor, bunların eli silah tutabilecek 400 bini burada, bu ne biçim iştir ya?” deniyor. Bu nedenlerle, Türkiye’nin bu hareketinin, herkesi sorunu çözmeye davet etmek olduğunu sanıyorum. Bulduğum tek rasyonel açıklama bu.

Sorunu herkesin sorunu haline getirmek bir seçenek olabilir mi?

Şimdi kararda 4 aşama vardır. Birincisi yok farz etmek. Başın ağrıyor, geçer dersin. Çocuk ağlıyor, susar. Zaman çözer. Acele etme dersin. İkincisi, çözmem lazım, önce zihin kütüphaneni kullanıyorsun. Daha önce başıma böyle bir şey gelmiş miydi, ne yapmıştım? O zaman aynısını yapayım. Kütüphanede yoksa arkadaşlarına soruyorsun. Onlardan model öğreniyorsun. Dünyada muhakkak bu benim derdimin bir benzeri vardır. Onlar ne yapıyorlar? Üçüncü metot, bilimsel çözüm bulmadır. Birden fazla alternatif çözümleri, sonuçlarını kıyaslarsın, en iyisini seçersin. Kar maksimizasyonu, zaman minimalizasyonu gibi. Bu da olmadı. O zaman dördüncüsü, sorunu büyüt ve parçala. Sorunu patlat. Ortaya birden fazla sorun çıksın. Bence Türkiye dördüncü aşamada. Sorunu patlatıyor. Birden fazla sorun haline getirecek. Birden fazla kişinin çözüme katkıda bulunmasını temin edecek. Bu benim tahlilim. Kafamı zorluyorum, rasyonalitesini bulamıyorum. Bulamayınca… Muhakkak bu kararı alanların bunu düşünmüş olması lazım diyorum.