Ziya Altunyaldız: Stokçulukla, zorunlu depolamayı birbirinden ayırıyoruz

Fahiş fiyatlar ve tedarik zincirini bozan her türlü stokçulukla mücadelede kararlı olduklarını belirten TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Ziya Altunyaldız, "Üreticilerin sıkıntıları gözeterek tuttuğu hammaddeyle, haksız kazanç elde etmek amacıyla yapılan stokçuluğu birbirinden ayırıyoruz" diye konuştu.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Maruf BUZCUGİL / Canan SAKARYA

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Ziya Altunyaldız, stokçuluk yapanlara yönelik cezaların artırılmasına ilişkin kanun teklifinin yılbaşından sonra Meclis gündemine geleceğini belirterek, “84 milyonun hakkına uzanan her fahiş fiyatla, tedarik zincirini bozan her türlü stokçulukla mücadelede kararlıyız. Bunlarla ilgili etkin mücadelemizi yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde tavizsiz bir şekilde yapmaya devam edeceğiz” dedi. Altunyaldız, pandemi döneminde ABD ve AB’nin, Uzak Doğu merkezli tedarikten vazgeçtiği durumlarda, Türkiye’nin önemli bir fırsat yakaladığını belirterek, üretimin artarak devam etmesi açısından tevsi ve modernizasyon yatırımlarının hızla devreye girmesinin önemli olduğuna dikkat çekti. AK Parti Konya Milletvekili Altunyaldız, Ankara Temsilcimiz Maruf Buzcugil ile Parlamento Muhabirimiz Canan Sakarya’nın sorularını yanıtladı.

■Pandemi süreci tüm dünya ekonomilerini etkiledi, bu süreçte Türkiye’nin artıları ve eksileri, önümüzdeki dönem için yakaladığı fırsatlar nelerdir? Bu süreçte nasıl bir yol haritası izlenmesi gerekiyor?

Pandemi döneminde ticarette önemli bir paradigma değişikliği oldu, e-ticarette küreselde ve yerelde çok ciddi hacim değişiklikleri ve gelişmeler yaşandı. Bir diğer değişiklik de maliyet artışlarının ortaya çıkardığı ve önümüzdeki döneme de sirayet edeceğini düşündüğüm tedarik zincirindeki kaymalar ve ülkelerin kendilerini yeniden konumlandırmaları noktasında oldu. Bu durum uzak destinasyonlar yerine, yakın yerlerden tedarik anlayışını getirdi ve Türkiye için oldukça önemli bir gelişmeydi. Türkiye dinamik bir üretim ülkesi olması ve adaptasyon kabiliyetiyle fırsatı hızlı bir şekilde değerlendirdi. Bu çok kıymetliydi, bundan sonrası için önemli olan bunu kalıcı kılmaktır. Pandemi ile birlikte küresel üretimde de düşüş oldu. 2020’de Türkiye pandemiye rağmen Çin ile beraber büyümeyi başaran yegâne ülke oldu. 2021 yılının üç çeyreğinde büyüme yüzde 11,7 olarak gerçekleşti. Bu dönemdeki büyümelere baktığımızda aslında çok sağlıklı, dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme performansımız olduğunu görüyoruz. İç talebin büyümeye katkısı yanında piyasadan da gelen bir büyüme var ama ihracatın çekici gücünün ciddi anlamda büyüme rakamlarına etki ettiğini görüyoruz. Üretim, yatırım ve ihracat eksenli bir büyüme olduğunu görüyoruz. Bu hep istediğimiz bir büyüme parametresiydi, bunu bu dönemde yakalamış olduk. 3’üncü çeyrekteki yüzde 7,4’lük büyümenin 6,8 puanının, 3 çeyrekteki yüzde 11,7’lik büyümenin ise 5,1 puanlık bölümünün net ihracattan geldiğinin görüyoruz. Kasım ayında 21,5 milyar dolarlık aylık ihracat gerçekleştirdik. Yıllıklandırılmış bazda baktığımızda ise ihracatımızın 221 milyar dolara ulaştığını görüyoruz. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde birer rekor. Bundan sonra artık aylık ihracatta 20 milyar dolar ve üzerini düşünebilmek çok önemli.

■Bu durum üretimin kesintisiz sürmesi ve artırılmasını gerektiriyor mu?

Türkiye dinamik bir ülke ve pandemide üretimini hiç durdurmadı. Son dönemde yapılan çalışmalar ve tespitlerimiz şunu gösteriyor: ABD ve AB’nin Uzak Doğu tedarikinden vazgeçtiği durumlarda, Türkiye devreye girmiş. Burada net bir tedarik kayması yaşanmış ve biz bunu doldurmuşuz. Bu önümüzdeki dönemde devam edecektir. Artık üretimi buna göre uyarlamak durumundasınız. Başta AB olmak üzere ABD ve diğer alıcılar artık kendilerine en yakın ve/veya en uygun ülkelerden tedarik edeceğini açıkça ortaya koyuyor. Aslında COVID-19 ve yeşil dönüşüm ile birlikte tüm dünyada köklü bir paradigma değişimi var, küresel tedarik zincirlerinde oyunun kuralları ve aktörleri yeniden belirleniyor. Türkiye, AB’nin tedarikteki ana destinasyonu konumuna gelme potansiyeli olan ve bunu başarabilecek bir ülke. AB’ye, Uzakdoğu’dan 45 günde mal gelirken, Türkiye 3 günde gönderebiliyor. Bu çok önemli bir durum, ayrıca Uzakdoğu’dan ithalatta konteyner başına 12-15 bin dolar ödenirken, ülkemizden dörtte bir maliyetle temin edilebiliyor. Ayrıca üretim kalitesi konusunda da iyi durumdayız ve AB standartları ölçüsünde üretim niteliğine ve paritesine sahibiz. Bunlar ülkemizin AB ve belki de ABD pazarlarına entegrasyonu için çok kıymetli.

■“Tevsi ve modernizasyon yatırımlarının hızla devreye girmesi önemli”

Burada üretimi sürdürme konusundaki hassasiyetimizle yeni yatırım alanları oluşturuyor ve özellikle tedarikte dış alımın yüksek olduğu sektörlere stratejik yatırımları destekliyoruz. Bu kapsamda son dönemde hem petrokimya hem de elektrikli otomobil sektöründe önemli yatırım hamleleri yaptık. Kapasite kullanım oranları yüzde 80’lerin üzerine çıktı, ihracat artışını sürdürmek için tevsi ve modernizasyon yatırımlarının hızlı bir şekilde devreye girmesini önemsiyoruz. Bu anlamda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programını kıymetli buluyorum. Hem özgün hem de Türkiye’nin ihtiyaçlarıyla örtüşen bir program. Program kapsamında ihtiyaca binaen bir yatırım programı belirleniyor. Proje bazlı teşvikler özellikle ileri teknoloji ürünlere sağlanıyor. Arazi desteğinden kredi desteğine, sigorta desteğinden vergi indirimine kadar her destek veriliyor. Bu yatırımları çok hızlı bir şekilde hayata geçirmek ve bunları artırarak sürdürmek durumundayız. Bunun yanında, ihracatın finansmanı ve sigorta sistemine dair destek mekanizmalarının artırılarak sürdürülmesinde kararlıyız.

■Reeskont kaynağı yeterli görüyor musunuz?

Reeskont önemli bir kaynak, önemli bir destek, tabii ki imkanlar ölçüsünde arttırılabilir. Bugüne kadar olduğu gibi bunu tam anlamıyla kesintisiz işletmeye devam ettiğimiz takdirde ihracatçılara çok önemli bir destek sağlıyor. İhracatçıların da bunu ziyadesiyle istediklerini ve kullandıklarını görüyoruz yani bunun piyasada bir karşılığı var. İhracat artış trendinin kesintisiz sürmesi için; reeskont ve diğer kredi destek mekanizmalarının etkin ve yaygın kullanımı yanında, tevsi ve modernizasyon yatırımlarıyla üretim kapasite artışının hızlı bir şekilde gerçekleşmesi, stratejik mal gruplarında proje bazlı yatırımların hayata geçirilmeye devam etmesini önemsiyorum.

■Sanayicilerimizin üretimin devam etmesi için istikrarlı kur talepleri var, bu sağlanmadan üretim devam edebilir mi?

Tabii ki piyasaların dengede olması çok önemli. Öngörülebilirlik herkesin beklentisi, çünkü fiyatlama yapacak. Bu nedenle piyasaların bu anlamda kendi dengeleri içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımızın “dere yatağında akar’ ifadesindeki gibi, tüm bu piyasa parametrelerinin kendi yatağında dengesini bulması ve o denge üzerinde yürümesi çok önemli.

■Cumhurbaşkanının da altını çizdiği stokçuluk sorunu var, iç piyasada böyle bir eğilim oldu. Malların müsadere edilmesi yasa teklifinde yer almadı. Cezaların artırılmasını yeterli görüyor musunuz?

Serbest piyasa ekonomisinde üretim, tedarik ve perakende süreçlerinin inkıtaa uğramadan piyasanın olağan akışı ve pratiğinde kesintisiz işlemesi çok önemlidir. Stokçuluk ve fahiş fiyat uygulamaları bahsettiğim piyasa düzeninin ana düşmanıdır ve asla müsamaha gösterilemez ve affedilemez. Bu noktada altını çizerek söylemek isterim ki biz; stokçulukla tedarik güvenliğini, stokçulukla depolama zorunluluğunu birbirinden ayırıyoruz. Zira depolama ve tedarik güvenliği üretim ve tüketim güvenliği için gerekli şeyler. Ama stokçuluk, fahiş fiyat, haksız kazanç ve piyasayı bozan uygulamalara asla taviz veremeyiz. Bu hususa özellikle dikkat çekmek istiyorum; üretim bandının durmaması için, özellikle küresel tedarik zincirindeki sıkıntıları da gözeterek üreticilerin tuttuğu hammadde tedariki ile piyasayı ve tedarik zincirini bozarak haksız kazanç elde etmek amacıyla yapılan stokçuluk ve fahiş fiyat uygulamalarını birbirinden ayırıyoruz. İşte yasada ceza artırımına yönelik yaptığımız değişiklikle stokçuluk ve fahiş fiyat uygulamalarıyla etkin mücadeleyi amaçlıyoruz ve bunu kesinlikle sağlayacağız.

■Bu mevcut yasada net bir şekilde var mı?

Yasalar lafzıyla ve ruhuyla uygulanır. Bahse konu yasal düzenlemede Ticaret Bakanlığı’na geniş bir yelpazede yetki veriyor, “Bu alanı sen tecrübelerinle ve Türkiye’nin ihtiyaçları, Türkiye’nin yerleşik üretim ve tüketim pratiklerine göre yönet” diyor ve cezalandırmada da yelpazeyi çok geniş tutuyor. Olayın kendisine, niyete, hacmine göre, ‘sen yapılan işin niteliğine göre bunu ayarla’ diyor. 100 bin liradan 2 milyon liraya kadar bir ceza öngörüyor.

■El koyma ile ilgili yeni bir düzenlemeye ihtiyaç var mı?

Cezada orantılılık önemlidir. 2020 yılında Perakende Yasasında bir düzenleme yapıldı. Şimdi o kanundaki cezaları artırıyoruz. Sekretaryasını Ticaret Bakanlığının yaptığı bir kurul oluşturulmuştu, bugüne kadar kurulun yaptığı çalışmalar var, kesilen cezalar var, bir de uygulamaya dair temel parametreler büyük ölçüde oluştu. Şunu çok net söylüyorum, 84 milyonun hakkına uzanan her fahiş fiyatla, tedarik zincirini bozan her türlü stokçulukla mücadelede kararlıyız. Bunlarla ilgili etkin mücadelemizi yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde tavizsiz bir şekilde yapmaya devam edeceğiz.

“Enerji, sanayi, ulaşım ve tarım alanlarının dönüştürülmesi gerekiyor”

■Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon uygulaması önümüzdeki dönemde uygulamaya girecek. Siz sanayimizi bu dönüşüme ne kadar hazır görüyorsunuz?

Gelişmiş ülkelerin dünyanın bu duruma gelmesinde çok önemli payı var, ancak ortaya çıkan soruna baktığımız zaman da özellikle önümüzdeki dönemlerde bu iş çözülmediği takdirde dünya çok önemli sorunlarla karşı karşıya gelecek ve küresel ekonomiye bunun yıllık maliyeti 2050’lerde 8 trilyon dolarları bulacak. Bir taraftan da Avrupa Komisyonu başta olmak üzere pek çok uluslararası kuruluş tüm dünya ülkelerine çağrıda bulunuyor, küresel ısınmaya dönük yaşam hakkını, insan hakları çerçevesinde değerlendiriyor. Benim bu konuda hazırladığım raporda iki unsur öne çıkmıştı: Birincisi, ‘kirleten öder’ ilkesi, özel sektör, kamu, devlet kim olursa olsun kirletiyorsan, bedelini ödeyeceksin. İkincisi ise çevre suçu dediğimiz bir unsurun da, hem küresel, uluslararası anlaşmalarda kavramsal olarak düzenlemesi ve imza altına alınması hem de tüm ülkelerin ceza hukuklarında bunu düzenleyerek suçu ve cezasını ortaya koyması. Ayrıca buna ilişkin olarak da zarar görenlerin dava açmasına yönelik hukuk yollarının açılması.

Diğer taraftan da ekonomik olarak baktığınız zaman özellikle burada en öne çıkan şey enerji, sanayi üretimi, ulaşım ve tarımdaki yanlış uygulamalar, bu 4 alanın dönüştürülmesi elzem. En başta enerji alanını dönüştürmeniz lazım çünkü küresel ısınmada ana faktör enerji; ulaşımda, sanayide, ısınmada kullanılan fosil yakıtlar. Ülke olarak, toplam elektrik enerjisi kurulu gücümüzün yüzde 65’ini yerli kaynaklardan, yüzde 54’ünü de yenilenebilir kaynaklardan üretmeye başlamakla çok önemli bir mesafe aldığımızı söyleyebilirim. Son üç yılda devreye aldığımız toplam kurulu gücün dörtte üçü, sadece 2020 yılında devreye alınan kurulu gücün ise tamamına yakını yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarından fiili elektrik üretiminde de yüzde 40’ı geçtik. Sadece son 10 yılda jeotermal enerji kapasitemizi 100 kat artırdık. Rüzgârda 10 bin MW’ı geçtik, bu bizi dünyada rüzgarda 10’uncu sıraya, Avrupa’da 5’inci sıraya yerleştiriyor ve yine yenilenebilir enerjide kurulu gücümüzle Dünyada 12’nci, Avrupa’da 5’inci sıradayız. Bu önemli bir sıralama, burada doğru adımları attığımızı çok net söyleyebilirim ve bunu aralıksız sürdüreceğiz

■Sanayideki dönüşümü teşvik sistemi ile desteklemek gerekir mi?

Teşvik sisteminin her zaman ihtiyaçlara göre uyarlanması elzem. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve OSBÜK, Dünya Bankası ile birlikte sanayide yeşil dönüşüm çalışmalarını başlattı. Önümüzdeki dönemde yeşil OSB’lere doğru gidiliyor ve burada her bir firmanın da dönüşüm çalışmaları başlamış durumda, çünkü burada firma bazlı yeşil pasaport uygulaması geliyor. Bu pasaportu aldığınız zaman firma, ürün bazlı ölçümler gelecek, sınırda karbon vergisi ödemeyeceksiniz, bu çok önemli ve kritik. Biz bunu yapmak zorundayız çünkü yeşil dönüşüm süreci fırsatlarla beraber tehditlerle de geliyor. Önümüzdeki dönemde, İklim kanununun da çıkmasını bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle ‘Yeşil Kalkınma Devrimi’ dediğimiz konuyu kapsamlı ve sürdürülebilir bir şekilde uygulamak zorundayız, bunun parametrelerini oluşturuyoruz. Biz bazı ülkelere göre çok daha hızlı dönüşebiliriz. İkincisi de şimdi kaynaklarımız var, üretim-tedarik fırsatları var. Bunu yapmazsak rekabetinizi kaybedeceksiniz, kendi milli gelirinizden, vergilerinizden ihraç ettiğiniz ülkenin bütçesine karbon vergisi ödemek zorunda kalacaksınız, kaynak transferi yapacaksınız ve pazar kaybedeceksiniz. O yüzden biz Komisyon olarak da bu konuda son derece hassasız, ilgili Bakanlıklarla yakın çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde buna ilişkin programlar yapacağız.

Komisyon’da OSB’lerle ilgili çalışma yok

■Organize Sanayi Bölgeleri Yasasında yapılacak değişiklikle yönetimde valilerin temsili ile ilgili bir yasa taslağı gündeme geldi. Bir kısım OSB’ler tepki gösterdi. Size göre OSB’lerde nasıl bir değişime ihtiyaç var?

Komisyonumuzda bu anlamda bir çalışma yok. OSB’lerin yetkinliklerini biliyor ve yeteneklerine güveniyoruz. OSB’lerin üretim merkezleri olarak büyümesi üretim kapasiteleri ve yetkinliklerinin arttırılmasına dönük her türlü çabayı doğru buluyorum.

2023 seçim yılı; bu yıl reform niteliğinde düzenlemeler gündeme gelecektir

■2022 yılında Komisyonunuzun muhtemel gündeminde neler yer alacak?

Komisyonumuz; üretim, ticaret ve enerji alanında ülkemizin önünü açacak çalışmalarını aralıksız sürdürmeye devam edecek. Elektrik tarifelerinin tüketim gruplarına göre farklılaştırılması konusunda bir düzenleme yaptık, benzer düzenlemenin doğal gaz için de yapılmasını öngörüyoruz. Bunun yanında önümüzdeki dönemde özellikle elektronik ve perakende ticarette, piyasaların doğru işlemesine dönük olarak Hal Kanunu üzerinde çalışmalar olacaktır. Ayrıca enerjide reform niteliğindeki çalışmalar kapsamında, enerji verimliliğinin artırılması, küresel enerji piyasalarındaki gelişmeler doğrultusunda enerji tedarik güvenliğinin artırılmasına dönük düzenlemeler yapılacaktır. 2023 yılı seçim yılı, bu nedenle 2022 yılında reform niteliğindeki birçok düzenlemenin Komisyonumuz gündemine geleceğini değerlendiriyorum.