9 °C

Yel değirmenleri arasında peynir kokulu bir rota

Ne dersiniz; bu defa yel değirmenleri, rengârenk evleri, peynir pazarları, sevimli meydanları ve limanlarıyla gezginlerin gönlünü çalan bir güzergâha uzanalım mı? İstanbul’da yaşayan gezgin Viktoriia Pischanska Ülker, DÜNYA Ekstra için bu keyifli güzergâhı yazdı.

Yel değirmenleri arasında peynir kokulu bir rota


“Kanallar Ülkesi”, “Laleler Diyarı” ya da “Yel Değirmenlerinin Vatanı...” Hollanda için söylenebilecek pek çok söz var... Hollanda denilince akla ilk gelen şehirse tabii ki başkent Amsterdam... Avrupa’nın en hareketli kentlerinden biri olan, rengârenk evleri ve şehri süsleyen kanallarıyla gezginleri kendine hayran bırakan Amsterdam’a daha önce gitmiş, gezilecek-görülecek yerlerini arkadaşlarınızdan dinlemiş ya da bir yerlerde okumuşsunuzdur mutlaka... Peki ya şehrin çok yakınında yer alan masalsı kasabaları, kentleri tanıyor musunuz? Amsterdam’ın gölgesinde kalan öyle şirin ve tarih kokan yerler var ki onlar da başlı başına bir yazıyı hak ediyor bence...
İşte bu yazıda, yolunuz Amsterdam’a düştüğünde, bir veya iki gün ayırabileceğiniz keyifl i bir rota çizmek istiyorum sizler için... Şehre oldukça yakın balıkçı köylerinden, sahil kasabalarından, tarihi anıtlarla dolu kentlerden; yani Volendam, Edam, Marken, Zaanse Schans ve Haarlem’den oluşan bir güzergâh önereceğim sizlere...

Tabiatla bütünleşmiş bir durak

13. yüzyılın başında bir ada olan Marken, keşişlerin yaşadığı bir inziva yeri olarak biliniyor. Bugünün Marken’inde ise sevimli, sıra sıra evler sizi bir masalın ortasına çağırıyor gibi... Kerkbuurt olarak anılan kilise meydanı, Marken’in merkezi. Balıkçılıkla uğraşanların yaşadığı Marken, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına kadar dış dünyayla bağlantısızmış. 1957 yılında anakarayla bağlanan yol Marken’i turizmle tanıştırmış. Tam bir köy hayatıyla karşılaşacağınız Marken’de küçük çiftlikler sizi doğayla da bütünleştiriyor.

Yüzlerce yıllık eserler kentin dört bir yanında

Âdeta Hollanda’nın simgesi haline gelen yel değirmenleri hakkında merak ettiğiniz her şey Zaanse Schans’ta denebilir... En ünlüsü “De Kat” ismini taşıyan. Adı “kedi” anlamına gelen bu değirmenin tarihi 1600’lü yılların sonuna kadar uzanıyor... Baharat değirmeni olarak kullanılan “De Huisman” da kasabanın dikkat çeken yel değirmenlerinden. “De Huisman”ın alt katında baharat alabileceğiniz bir dükkân da var. Hollanda’nın en eski yel değirmenlerinden biri olan “De Bleeke Dood” da yine bu kasabada. 656 yılında un öğütmek amacıyla yapılan “De Bleeke Dood”, 1904’e kadar neredeyse kesintisiz olarak 350 yıl fırıncılara hizmet etmiş. Kasabada, diğerlerinde olduğu gibi ufak müzeler de bulunuyor. Fırın Müzesi ve bir balıkçı evi olan Jisper House size önerebileceklerim arasında.

Picasso ve Renoir’ın mola yerlerinden

İlk durağımız olan Volendam, şirin mi şirin bir balıkçı kenti. Amsterdam ve civarında yaşayanların kısa kaçamaklar yaptığı, adını duyan gezginlerin de uğramadan dönmedikleri Volendam’ın nüfusu 25 bin kadar. Peynirleriyle de ünlü bu balıkçı kentinin en dikkat çeken yeri bence sahil şeridi. Sahilde farklı lezzetler tadabileceğiniz pek çok cafe ve restoran bulmak mümkün. Suşi’yi andıran çiğ balık Haring’i, kızartılmış balık Kibbeling’i, sokakta satılmasına rağmen bence eşsiz bir tada sahip olan patates kızartmasını denemeden Volendam’dan ayrılmayın! Volendam gezinizde kentin iki müzesini de görmelisiniz. Bunlardan ilki “Cheese Factory Museum”, yani peynir müzesi... Sizi peynirin uzun yolculuğuna davet eden bu müzenin yanı sıra Volendam Müzesi’nde görebileceğiniz liman manzaralarını işleyen tablolar ve geleneksel kıyafetler de dikkat çekici. Dünyaca ünlü ressamlar Picasso ve Renoir’ın zaman zaman Volendam’da molalar verdiklerini de eklemeliyim... Gelelim Volendam’ın görülesi diğer tarihi yapılarına. İlk sırada Stolphoevekerk Kilisesi var. 1658’de kapılarını açan kilise, kasabanın en yaşlısı. Zaman zaman sergi alanı olarak da kullanılan bu kilisenin yanı sıra bir başka yapıt da dikkat çekici: 19. yüzyılın 2. yarısında yapılan Saint Vincentius Kilisesi. Neo-Barok mimari tarzda inşaa edilen kilise Aziz Vincento’ya adanmış...

Hem tarihin hem peynirin tadına varın!

Volendam’a birkaç dakikalık mesafede bulunan Edam, Amsterdam’ın minyatürü gibi görünse de burada genç nüfustan pek eser yok. Bir köprüden geçerek girdiğiniz Edam’da rengârenk evler sizi karşılıyor, bir de peynir pazarı. Peynir seviyorsanız, vaktiniz de varsa pazarda kesinlikle birkaç çeşidin tadına varın; sütün yarattığı mucizeyi görmeniz açısından müthiş bir fırsat... Kentin simge yapılarından olan Grote Kerk, 14. yüzyıla uzanan bir tarihe sahip. Bölgedeki en eski kiliseymiş, en dikkat çeken yönüyse çan kulesi. Neo-Barok mimarinin güzelliğini barındıran bir eser bu. Kiliseden çıktığınızda da 1540 yılında yapılmış bir evde yer alan Edam Müzesi sizi bekliyor. Burada 17. yüzyıl Hollandası’na dair verimli bir tarih turuna çıkabilirsiniz. Dönüş yolunda ise Kwakelbrug Köprüsü’nü kullanmanızı tavsiye ediyorum. Benim gibi fotoğraf çekmeye çılgınca tutkunsanız, burada nefis kareler yakalayabilirsiniz...

Geçmiş ile bugün iç içe

Aklınıza kesinlikle ABD’deki Harlem gelmesin. Haarlem, Amsterdam’ın hemen yanı başında... 150 bin civarında insanın yaşadığı Haarlem için en güzel niteleme sanırım “cezbedici.” Spaarne nehrinin kenarında kurulmuş olan Haarlem’de ilk durağımız Grote Markt oldu. Büyük bir alışveriş meydanı olan bu alan, kentin merkezi. Çevresi kafelerle çevrilmiş 7 asırlık bu meydanın ortasında, tüm heybetiyle Sint Bavokerk yani Bavo Katedrali yer alıyor. 1895’te yapımına başlayan ve 11 senede tamamlanan katedralin 108 metrelik kuzey kulesi yapıya 1927’de eklenmiş. Ülkenin 5 bin borusu bulunan en büyük orgu da bu katedralde. Ayrıca 1603’te yapılmış tarihi Vleeshal binası da ilginç rengiyle dikkat çekici... Haarlem’in en önemli simge yapılarından biri de “Molen de Adriaan” değirmeni. 1778’de inşaa edilen, 1932’de geçirdiği yangınla küle dönen değirmen, 2000’de tekrar açılmış. Güzel bir manzaraya sahip olan bu değirmenin hemen yanındaki kafelerde kahvenin tadını çıkarmanızı öneririm. Haarlem’de gezebileceğiniz ilginç müzeler de var... Bir de şehrin kapısı olarak bilinen Amsterdamse Poort’u mutlaka görün. Şatoyu andıran bu yapının önünde fotoğraf çekmeyi ya da çektirmeyi de unutmayın.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap