Analiz - Finansal İstikrar Raporu

TSKB Ekonomik Araştırmalar Bölümü, Merkez Bankası'nın açıkladığı Finansal İstikrar Raporu'na ilişkin değerlendirmelerini paylaştı...

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Merkez Bankası, finansal istikrara ilişkin güncel durum ve görünümle birlikte küresel ve yurt içi makrofinansal gelişmelere yer verdiği Finansal İstikrar Raporu'nun 31’inci sayısını yayınladı. 

TSKB Ekonomik Araştırmalar Bölümü'nün Finansal İstikrar Raporu'na ilişkin değerlendirmeleri şöyle:

2020 yılı Kasım Finansal İstikrar Rapor'unda TCMB fiyat istikrarına odaklı sıkı para politikası ile koordineli olarak diğer ekonomi politikalarında atılmakta olan adımlarla parasal büyüklüklerde ve kredi büyümesinde yavaşlama sağlanacağına ve bu sayede makrofinansal istikrarın desteklenmesiyle risk primlerinde düşüş olacağına dikkat çekti. Normalleşme sürecindeki kredi genişlemesi, artan altın talebi ve turizmdeki kayıplar sonucu yaşanan cari dengedeki bozulmanın önümüzdeki dönemde sınırlanacağını öne sürdü.

Raporda TCMB dünya ekonomisindeki belirsizliklerin kısmen azaldığını öne sürerken, gelişmekte olan ekonomilere yönelik sermaye akımlarında kademeli olarak toparlanma yaşandığını belirtti. Gelişmiş ekonomilerde destek paketlerinin gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranla %20’yi bulduğu, gelişmekte olan ekonomilerde ise bu oranın %5’te kaldığı bilgisine yer verildi. Gelişmiş ekonomilerin merkez bankası bilançolarının bu dönemde 7 trilyon dolar büyüdüğü ifade edildi. Öte yandan dünya genelinde hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde reel sektör ve kamu sektörü borçluluğunun kırılganlık unsuru olmayı sürdürdüğünü vurguladı. Faizlerin uzun süre düşük kalacağı beklentisinin, Küresel Finansal Kriz’le beraber düşüş eğilimine giren bankacılık sektörü özkaynak kârlılıkları üzerindeki aşağı yönlü baskıyı artırdığını öne sürdü. Bununla birlikte, salgın sürecinde G-20 liderliğinde Finansal İstikrar Komitesi (FSB) eş güdümünde küresel finansal istikrarı destekleyici önemli adımlar atıldığı hatırlatıldı. Salgın döneminde hanehalklarının küresel ölçekte daha önce görülmemiş seviyelerde tasarruflarını artırdığına dikkat çekilen raporda, oluşan belirsizlik ortamının ve dolaşım kısıtlarının, bireylerin davranış değişikliğinin ve tüketimdeki düşüşün hem mecburi hem de ihtiyati tasarruflarda artışa yol açtığı belirtildi.

Ilımlı toparlanma öngörüsü

Yurtiçinde Mayıs sonrası başlayan V-tipi toparlanmanın üçüncü çeyrekte sürdüğü, son çeyrekte ise sıkılaşma sürecinin etkisiyle ılımlı bir tempoda süreceği öngörüsüne yer verildi. Cari dengedeki bozulmanın finansman ihtiyacını artırdığına dikkat çekilen raporda portföy yatırımlarının ülkeye özgü unsurların ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle ülkemizde yılbaşından bu yana çıkış yaşandığı belirtildi. Kamu maliyesinde önümüzdeki dönemde ılımlı bir iyileşme olabileceği düşüncesine yer verilirken, alınan tedbirler ve işgücüne katılımdaki azalışın işsizlik oranındaki yükselişi sınırladığı ifade edildi. Rapor döneminde salgına bağlı maliyet artışları ile döviz kurunda ve kredilerde yaşanan gelişmelerin talep yönlü dezenflasyonist etkileri sınırladığı, çekirdek enflasyon göstergelerinin eğiliminde yüksek bir seyir görüldüğü vurgulandı.

Yatırımlarda altına yönelim

Finansal İstikrar Raporu’nda TCMB, Türkiye hanehalkının GSYH’ye oranla %15 seviyesindeki borçluluğunun gelişmekte olan ekonomiler ortalamasının oldukça altında yer aldığını hatırlattı. Tasarruf mevduatları öncülüğünde hanehalkının finansal varlıklarının artmaya devam ettiğini ve yatırımlarda altına yönelimin sürdüğünü söyledi. Yükümlülükler tarafında ihtiyaç ve konut kredilerindeki artışa dikkat çekti.

Reel sektörün borcu

Reel sektör tarafında ise uygulanan teşvik ve destekler sayesinde beklentilerde iyileşme kaydedildiğini belirtti. Ancak reel sektörün finansal borçluluğunun sene başına göre 12 yüzde puan artarak %69’a çıkarken, yabancı para açık pozisyonunda gerilemenin devam ettiğine vurgu yaptı. Açık pozisyondaki bu azalışın büyük ölçüde yatırım eğilimindeki zayıflamadan ve döviz kurundaki yükselişlerden dolayı kur riski almama eğiliminden kaynaklı olduğu görüşüne yer verdi. Bununla birlikte, reel sektör borçluluğunun gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler ortalamasına göre düşük olsa da son yıllardaki hızlı artışın devam ettiğine dikkat çekti. TCMB, raporunda reel sektörün yurtiçi bankalarla yaptığı YPYP türev işlem hacmindeki artışa karşın TL-YP türev işlem hacminde azalış olduğunu belirtti. Eylül itibarıyla reel sektörün bankalarla yaptığı 323 milyar TL karşılığı türev işlem hacmi bulunurken, bunun 207 milyar TL’si YP-YP, kur riski için yapılmış olabileceği değerlendirilen 111 milyar TL’lik kısmı ise TL-YP işlemlerden oluşuyor. Raporda TCMB türev işlem yapan reel sektör firma sayısında azalışa dikkat çekerken, değişken faizli YP kredilerdeki faiz riskini yönetmek amacıyla yapılan faiz takası işlemlerinin 158 milyar TL hacminde olduğunu ifade etti. 

Finans sektörü

Raporda TCMB, finans kesiminin ise likidite şoklarına dayanıklılığının devam ettiğini ve kârlılık seviyesinin makul seyrettiğini belirtti. Yapılan sıkılaştırmanın etkisiyle bankacılık sektörü kredilerinin tüm türlerde yavaşladığını, faizlerinin arttığını ve vadelerinin kısaldığını ifade etti. Sektörün sermaye yapısının gücünü koruduğunu söyledi. Son dönemde tahsili gecikmiş alacakların bakiye olarak yatay kaldığını belirtirken toplam kredilere oran olarak gerilediğini vurguladı. Bununla birlikte, sektörün mevcut sermaye ve bilanço yapısının aktif kalitesi kaynaklı riskleri yönetebilecek seviyede olduğu değerlendirmesine yer verdi. Kredi derecelendirme kuruluşlarının not indirimleriyle bankaların uluslararası kaynaklara erişim maliyetleri artsa da yurtdışı kaynaklara erişimde bir sorunla karşılaşılmadığını belitti. Sektörün dış borcunun ortalamasının 35 ay olduğu belirtirken, 12 aylık toplamlar üzerinden bakıldığında sektörün 2020 yılı Eylül ayı itibarıyla kısa vadeli dış borç çevirme oranı %95, orta ve uzun vadeli dış borç çevirme oranının %81 olduğu bilgisine yer verdi. Bankaların Rezerv Opsiyon Mekanizması (ROM) rezervleri dâhil likit aktiflerinin bir yıl içinde vadesi dolacak YP cinsi yurt dışı borcunu karşılama oranının Eylül itibarıyla %76’da olduğunu, YP ZK limitleri dahil edildiğinde likidite tamponlarının kısa vadeli dış borcun tamamını fazlasıyla karşılayabilecek düzeyde olduğunu vurguladı. 
  
Öte yandan, bankacılıkta TL ve YP pozitif faiz şoklarının oluştuğu bir senaryoda kayıp/özkaynak oranlarında geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında kredi bakiyesindeki artışın etkisiyle yükseliş olduğunu hatırlattı. Sektörün faiz riskine duyarlı kalemlerindeki pozitif vade farkının TL cinsi kalemlerde artarken, YP cinsi kalemlerde görece yatay kaldığını ifade etti. Raporda bankaların net döviz pozisyonu konusunda ihtiyatlı duruşunu sürdürerek kur riskini yönettiği belirtildi.