Paranın yönü değişiyor ama bu kez 'seçici'

Mart ayında zirve yapan gelişen ülke piyasalarından (EM) sermaye çıkışları ikinci çeyrekte hız kesti. İş Yatırım’dan Şant Manukyan yüksek getiri arayışındaki fonlarda bir dönüş yaşandığını fakat yatırımcıların bu sefer seçici olduğunu belirtiyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Hilal SARI

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) verilerine göre mart ayında COVID-19 endişelerinin pik yapmasıyla 100 milyar dolara ulaşan gelişen piyasalardan (EM) sermaye çıkışları, ikinci çeyrekte iyileşme umutları ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) parasal teşvikleriyle hız kesti.

IIF’in günlük sermaye çıkışlarını izleyerek yayınladığı mayıs tarihli bir raporda “EM’lere yabancı sermaye akışı ikinci çeyrekte tekrar pozitife döndü”, başka bir deyişle sermaye girişleri yaşandı. IIF verilerine göre gelişen ülke hisse ve tahvillerine giriş, nisanda tekrar pozitife döndü ve sırasıyla 2 ve 15,1 milyar dolar sermaye girişi oldu. Çin denklemden çıkartıldığında ise EM'lerden net sermaye çıkışının, marttaki keskin düşüşe göre hız kesse de devam ettiği gözlemleniyor.

‘Tam bir geri dönüş yok’

IIF makro ekonomisti Jonathan Fortun 14 Mayıs’ta yaptığı açıklamada “EM’lere son haftalarda akışta iyileşme var mı? EVET. EM’lerin ihraçları bunda etkili oldu mu? KESİNLİKLE. En kötüyü geçtik mi? MUHTEMELEN. COVID- 19 şoku öncesine döndük mü? HAYIR. EM akışları şu anda tam bir geri dönüş sergilemiyor. Seride yapısal kırılmalar görüyoruz” dedi.

Uzmanlara göre 2009’dakinden farklı bir dönüş seyri görüyoruz ve bu sefer yatırımcılar çok daha seçici davranıyor. Türkiye ise bu süreçte negatif ayrışan gelişen piyasalardan biri…

10 milyar dolarlık çıkış

Türkiye de ilk çeyrekteki çıkış dalgasından payına düşeni aldı ve mayısın ikinci haftası itibariyle 10 milyar doların üzerinde sermaye çıkışı yaşandı. Ocakta 900 milyon doların altında olan çıkışlar, martta 3 milyar dolarla zirve yaparken, nisanda 1,9 milyar dolar, mayısın ilk haftasında da 1 milyar doları buldu. Mayısın ikinci haftasında ise çıkışlar TCMB verilerine göre 793 milyon dolara geriledi. Öte yandan nisandaki 1,9 milyar dolarlık çıkış mayısın sadece ilk iki haftasında neredeyse yakalanmış oldu.

Şant Manukyan: Genel sermaye dönüşü iki temel dinamiğe dayanıyor

İlk çeyrekte görülen rekor çıkışların ardından gelişmekte olan ülkelere bir sermaye dönüşü var fakat bu sefer 2009 sonrası dönemden farklı bir yol izliyor. Dönen sermaye seçici davranıyor ve 2009’daki gibi top yekun bir dönüş yok. Genel sermaye dönüşü iki temel dinamiğe dayanıyor: Büyük ekonomilerin attığı stabilizasyon adımlarıyla gelen bir rahatlama var; ABD Merkez Bankası’nın varlık alımları da güven verdikçe fonlar getiri kovalamaya başladı. Fakat ABD’nin sıfır düzeyindeki ve Almanya’nın eksideki getirilerinden ziyade gelişen ülkelerin yüksek getirili varlıklarına bir yöneliş var. Nisan ayında 10’a yakın gelişmekte olan ülke borçlanmaya çıktı.

Yatırımcı neye göre karar veriyor?

Arjantin’in durumu belli, bizim CDS’lerimiz 500 küsürlerde, Brezilya’da yine çok volatil hareketler görüyoruz. Evet, bir geri dönüş var, ama bu sefer sermaye top yekun değil ülke seçerek dönüyor gelişen ekonomilere…

Açılmanın ne olduğunu henüz bilmiyoruz

Ekonomilerin yeniden açılması da yatırımcılara ‘bu hızda açılmaya göre varlıklar ucuz’ algısı veriyor. Fakat bunu savunmak zor, açılmaktan kastımızın henüz ne olduğunu bilmiyoruz. Restoranlar kaç kişi alacak, otellerde ve uçaklarda kaç kişi olacak, henüz net değil.

Hong Kong kararı krize dönüşebilir

ABD’nin Hong Kong’un statüsünü gerçekten iptal etmesi genel bir risk iştahını kötü etkileyecek bir krize dönüşebilir. Hong Kong’un hem ticarette ayrıcalıkları var hem de vergi/ vize olmadan hareket edilebilmesi, şirketlerin hukuki anlamda orda olmak istemesinin nedenlerinden. Ayrıca Hong Kong, Çin’in dolar akışını regüle eden bir yer. Bu iptal olursa, başta Çin olmak üzere, ABD’li şirketlere kadar etkisi uzanacak hem finansal, hem de ekonomik bir kriz çıkar. ABD gerçekten bu siyasi retoriğini politik olarak aksiyona dönüştürürse, bu genel risk iştahını kötü etkiler.

Fatih Özatay: Türkiye vadesi gelen borcunu ödeyebileceğini göstermeli

Gelişen dünyaya dönen sermayede Türkiye’nin negatif ayrışmasının nedeni risklerimizin artmış olmasından kaynaklanıyor. Kırılganlık algımız diğer bazı gelişen ülkelerle birlikte yüksek. Bunlar arasında Arjantin, Meksika ve Brezilya da var. Türkiye özelinde ve genel olarak negatif ayrışanlarda özellikle bankacılık dışı kesimin açık döviz pozisyonunun yüksek olduğunu görüyoruz. Bu Rahip Brunson krizinden de önce yazıp çizdiğimiz, yaklaşık beş yıllık bir sorun. Döviz borç ve alacağımız arasındaki fark, herhangi bir kur artırıcı şoka karşı kırılganlığımızı yükseltiyor. Riskler azalmakla birlikte durum böyle. Merkez Bankası tarafından yayınlanan net uluslararası yatırım pozisyonu açığımız G20 ülkeleri arasında 2018 Ağustos’unda da en yüksekti, şimdi de öyle. Rezervlerimizin düşüklüğü de dış borç nedeniyle tartışılıyor. Özel sektörün borcunun fazla olması ve bunun daha çok döviz elde edemeyen kesimden gelmesi, Türkiye’yi ayrıştıran nedenler.

Nasıl tersine döndürülebilir?

Bunun için iki şey gerekiyor. Öncelikle bu salgının öncesinde de risklerimiz yüksekti ve bu risklerden kaynaklanan kırılganlığı artırmak için - artık içi boşaltılmış bir ifade ama - yapısal reformların yapılması gerekiyor. Özellikle son iki üç aylık dönemdeki gelişmeler için ise vadesi gelen borçların ödenebileceğini göstermemiz, faydalı olabilir. Bunun için birkaç yol var. Swapın şimdilik olmayacağı anlaşıldı. IMF’nin az koşullu imkanları var ama siyaseten istenmiyor. Üçüncüsü G20 ülkeleri içinde de tartışılmaya başlanan ‘borç öteleme’ anlaşmaları. Bu da riskli tabi. Çünkü yeni Dünya Bankası Başekonomisti Carmen Reinhart’ın da dediği gibi buna hem ABD’nin, hem Çin’in katılması lazım. Tek başına olacak bir şey değil. Dördüncüsü de biraz şans: Bu iş çabuk biterse, turizm gibi döviz getirili sektörlerde gelirleriniz tekrar artarsa yine kırılganlık algımız azalmış olur.

Serhat Gürleyen: Yabancı yatırımcıyı ürküttük, nazlanması normal

İlk tercih edilen ülkeler arasında değiliz. Yüksek betalı bir ülkeyiz ve yabancı yatırımcının girmekte nazlı davranması anlaşılır bir durum. Değerlemesi daha pahalı olsa bile bizden daha iyi durumda olan bir yığın gelişmekte olan ülke var. Son bir iki gündür hafif bir kımıldama olsa da bunun kalıcı bir para mı yoksa hedge fonlar gibi ‘vur-kaççı’ yatırımcılar mı olduğunu bilemiyoruz. Kısa vadede çok birşey yapılamaz. Ankara’nın bir ekonomi politika tercihi var. Öncelikleri doğrultusunda politikalarını yabancı yatırımcıyı ürkütecek şekilde uyguladı. Swap kapandıktan sonra yabancı yatırımcı Türkiye’deki pozisyonlarını hedge edememeye başladı. Bu defa CDS’le kendini korumaya çalıştı ve CDS haketmediğimiz düzeylere yükseldi. Kredi derecelendirme kuruluşları son birkaç yıldır bankacılığa yönelik düzenlemelerimiz konusunda endişeli. Tüm bunlara rağmen en azından dirençli bir ekonomiyiz ve salgını iyi yönettik. Tek sorun yabancı yatırımcının daha az geldiği bir ülke olma yolunda gidiyoruz. Bundan sonra batıdan çok Asya ve Ortadoğu’dan gelebilir.