26 °C

5 soruda Doğu Akdeniz

Emekli Büyükelçi Mithat Rende, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de meşru haklarını savunduğunu, Kıbrıs meselesinin ihtilafın başlıca nedenlerinden olduğunu ve uluslararası hukukta Türkiye’nin savını destekleyen birçok karar bulunduğunu belirtiyor.

5 soruda Doğu Akdeniz

HİLAL SARI

Emekli Büyükelçi Mithat Rende, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de meşru haklarını savunduğunu, Kıbrıs meselesinin ihtilafın başlıca nedenlerinden olduğunu ve uluslararası hukukta Türkiye’nin savını destekleyen birçok karar bulunduğunu belirtiyor. AB’nin Türkiye’ye yönelik olası bir yaptırımının hata olacağını belirten Rende, meselenin kısa vadede çözülemeyeceğini öngörüyor.

İHTİLAFLAR SİLSİLESİNİN KÖKENİNDE NE YATIYOR?
‘KIBRIS SORUNU İHTİLAFLARIN BAŞINDA YER ALIYOR'

Doğu Akdeniz, yarı kapalı deniz statüsünde. Bu nedenle de hukuku farklı. Uluslararası hukuk yarı kapalı denizlerde, özellikle deniz yetki alanlarının müzakereler ve anlaşmalar yoluyla belirlenmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak buna Doğu Akdeniz’de mani olan bir husus var, o da Kıbrıs sorununun hala çözüme kavuşturulmamış olması. Bir tarafta Türkiye’nin tanıdığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), diğer tarafta uluslararası camianın tanıdığı, AB üyesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY). Kapsamlı bir çözüme kadar Kıbrıslı Türklerin adanın ve enerji kaynaklarının eşit ortakları konumunda. Ancak Rumlar bugüne kadar hep adanın tek sahibiymiş gibi hareket ettiler. Rumlar bu zihniyetle hareket edince Kıbrıs Türklerini karar mekanizmasının dışında tuttular. Oysa Kıbrıslı Rumlar ne fiilen, ne hukuki açıdan adanın tamamı hakkında karar verecek konumda değiller. Bu meselede hem Türkiye’nin kendi meşru hakları var, hem de Kıbrıslı Türklerin 1959 tarihli Zürih ve Londra anlaşmalarından kaynaklanan hakları var. KKTC’nin sadece Türkiye tarafından tanınıyor olması durumu değiştirmez.

Emekli Büyükelçi Mithat Rende

MEB İHTİLAFLARI BUGÜNE NASIL GELDİ?

Kıbrıslı Rumlar tek taraflı olarak münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlarını ilan ettiler. Ardından Mısır, İsrail ve Lübnan’la MEB anlaşmaları imzaladılar. Bununla yetinmeyip imtiyaz sahaları belirlediler ve enerji şirketlerine arama lisansları verdiler. Kıbrıslı Türklerin ortak komite kurup birlikte hareket etme önerisini kabul etmediler. Bunun üzerine KKTC kendi yolunda devam kararı aldı, kendi arama sahalarını belirledi ve Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) arama lisansı verdi. KKTC’nin ilan ettiği imtiyaz sahaları, Rumların sahalarıyla örtüşüyor. Rumların bazı sahaları da Türkiye’nin kıta sahanlığıyla örtüşüyor.

‘YUNANİSTAN TAKIMADA ÜLKESİ DEĞİL'

Doğu Akdeniz’deki sorunlardan bir diğeri Yunanistan’ın ilan ettiği MEB’in Türkiye’nin 2004 yılında ilan edip Birleşmiş Milletler’e tescil ettirdiği kıta sahanlığı ile çakışması. Yunanistan her adanın ayrı MEB hakkı olduğunu iddia ediyor. Türkiye ise uluslararası hukuk uyarınca her adanın her durumda kara suları dışında deniz yetki alanına sahip olamayacağını savunuyor. Özellikle kapalı denizlerde adalar, diğer ülkenin ana karasına yakın olduğu (12 Adalar, Meis adası gibi) durumlarda kara suları dışında deniz yetki alanı oluşturamaz. Yunan hükümeti ülkelerini takımada devleti olarak sunmak istiyor. Bu iddia ise uluslararası düzeyde kabul görmüyor.

DENİZ YETKİ ALANLARI SORUNU NASIL ÇÖZÜLÜR?
‘TÜRKİYE'NİN TUTUMUNU DESTEKLEYEN BİRÇOK KARAR VAR'

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de savunduğu meşru hakları var. Yunanistan maksimalist tavrından vazgeçmeli aksi halde mesele çözümsüz kalır. Yunanistan makul bir çizgiye gelmeden kısa vadede bir çözüm göremiyorum. Uluslararası hukukta Türkiye’nin savlarını güçlendiren birçok örnek var: Uluslararası Adalet Divanı’nın Fransa-İngiltere, Malta-Libya, Tunus-İtalya, Avustralya-Papua Yeni Gine ve Ukrayna-Romanya kararları Türkiye’nin tutumunu destekler nitelikte.

Türkiye, BM’nin tanıdığı meşru Libya hükümetiyle Kasım 2019’da yaptığı deniz yetki alanlarının paylaşımı konusunda bir Mutabakat Muhtırası imzalamıştı. Bunun ardından Yunanistan Mısır’la imzaladığı benzer bir anlaşmada Meis Adası’nın kara suları dışında MEB yaratabileceği yönündeki savından vazgeçti. Yunanistan aynı şekilde İtalya’yla imzaladığı deniz yetki anlaşmasında da bu defa Kefalonya adasının MEB haklarından vazgeçti. Buna karşılık Yunanistan Mısır’a Rodos-Karpasos-Girit adalar zincirinin deniz yetki alanına sahip olduğunu kabul ettirdi. Böylece Türkiye-Libya, Yunanistan-Mısır anlaşmalarının yetki alanları çakışıyor. Oysa Türkiye, söz konusu adaların Türkiye ana karasıyla mukayese edildiğinde MEB yaratamayacağı görüşünde ısrarlı. Malesef Mısırlı kardeşlerimiz bu anlaşmayla esasen hak ettikleri önemli bir deniz alanını Yunanistan’a vermiş oldular.

BÖLGEDE NEDEN YALNIZ KALDIK?
‘SONDAJA ON YIL ÖNCE BAŞLAMALIYDIK'

Diğer Doğu Akdeniz ülkeleriyle ilişkilerimiz arzu edilen konumda değil. Ve özellikle İsrail ve Mısır’la ilişkilerimiz gergin. Suriye’de 2011’den bu yana çok enerji tükettik. Sondaj faaliyetlerine on sene önce başlamamız gerekirdi. Derin deniz sondaj kapasitemizi çok önce geliştirmeliydik. Düşünün Rumlar ABD’li ve İsrailli şirketlerle bir araya gelip 2011’de gaz keşfi yapabildi. Ancak hala birçok şey için geç kalmış değiliz. Önemli olan Türkiye’nin Karadeniz’de olduğu gibi Doğu Akdeniz’de de bir an önce doğalgaza kavuşması ve potansiyel üreticiler arasında yerini alması.

Yunanistan kamu diplomasisi alanında başarılı çalışmalar yaptı. Bu çerçevede AB’yi arkasına aldı ayrıca bölge ülkeleriyle işbirliği platformları oluşturdu. Aslında bazı Avrupa ülkeleri Yunanistan’ın maksimalist taleplerini ve Doğu Akdeniz’in yarısını sahiplenme çabalarını haksız buluyor ancak Brüksel’de masa etrafında olunca “Yunanistan’la dayanışma içindeyiz” deniyor. Türkiye’yi ise meselelere askeri yöntemle çözüm arayan bir ülke gibi göstermeye çalışıyorlar. Yunanistan’ın en büyük başarısı Mısır ve İsrail’i yanına almış olması ve mazlumu oynayabilmesi. Bazı Avrupa ülkeleri de bizim Libya’daki faliyetlerimizden, derin deniz keşif faaliyetlerimizden ve oluşturduğumuz kapasiteden rahatsız oluyor. Aslında Doğu Akdeniz’de zengin doğalgaz kaynakları olmasaydı, ihtilaf bu kadar gerginliğe yol açmazdı. Kıbrıs meselesi nasıl çözüm bekleyen bir ihtilafsa, deniz yetki alanları da donmuş bir ihtilafa dönüşebilirdi.

BUNDAN SONRA NE OLUR?

AB Türkiye’ye siyasi baskı uygulamaya çalışıyor. Ancak, nihayetinde bu meselede üçüncü taraf olduğu unutulmamalı. Uluslararası hukuk uyarınca üçüncü taraflar, soruna taraf olanlardan birinin hakkına halel getirecek hareket ve eylemlerden kaçınmalıdır. Buradan hareketle AB’nin Türkiye-Yunanistan meselesinde tarafsız hareket etmesi ve her iki tarafa diyalog ve işbirliği çağrısında bulunması beklenir.

AB DİYALOG ÇAĞRISINI SADECE TÜRKİYE'YE YAPMAMALI

24-25 Eylül’de AB Konseyi toplantısı, 22-29 Eylül’de Birleşmiş Milletler’in sanal olarak gerçekleşecek Genel Kurulu var. AB’de bazı ülkelerin de desteğiyle Türkiye’ye yönelik bir yaptırım paketinden söz ediliyor. Dilerim AB böyle hatalar yapmaz. Esasen Kıbrıslı Rumları AB’ye alarak tarihi bir hata yapmıştı. Diyalog ve işbirliği çağrıları sadece Türkiye’ye yönelik olmamalı. Tango için iki kişiye ihtiyaç var. Mevcut siyasi ve ekonomik koşullar Türkiye’yi sıkıştırmak için uygun diye düşünülüyorsa, bu ters tepebilir. Ayrıca Yunanlıların milliyetçiliği ve Türk karşıtlığını körükleme çabalarının da sonuç vermeyeceğini, genel olarak AB’nin de Türkiye karşıtı propaganda faaliyetlerinden uzak durmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

‘DENİZ YETKİ ALANLARI BENİ EMEKLİ ETTİ, SİZİ DE EDER'

Deniz yetki alanları meselesinin yakın bir gelecekte çözüleceğini öngörmüyorum. Bu konu beni emekli etti, sizi de eder. Bunun çözümü taraflar arasında çok ciddi işbirliği, iyi niyet gerektirir. Bu şartlar oluşmadığı sürece sorun devam eder. Mesele ancak Türkiye’nin tam AB üyeliğiyle ve Kıbrıs meselesinin çözülmesiyle sonuçlanır. Yunanistan’ın maksimalist talepleri ve Akdeniz’in yarısını sahiplenme çabası sürdükçe mesele çözümsüz kalır.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap