AB'nin Türkiye'ye bakış açısını değiştirme zamanı geldi

“GB’nin asimetrik yapısından kaynaklanan sistematik sorunlar çözülmeli. Sınırda karbon düzenlemesi yükümlülüklerle çelişmemeli. Rekabet gücümüzü korumak için yeşil dönüşümün bir parçası olmak zorundayız. AB yeşil gündem ve dijitalleşme projelerine daha fazla fon sağlayacak.”

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Hüseyin GÖKÇE

Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Faruk Kaymakcı, Türkiye’nin rekabet gücünü koruması için yeşil dönüşümün bir parçası olmak zorunda olduğunu, AB’nin sınırda karbon düzenlemesinin karşılıklı olarak yükümlülüklerle çelişmemesi gerektiğini söyledi.

Üyelik müzakerelerinin durma noktasına gelmesinde en önemli etkenin, AB’nin Türkiye’nin üyeliği konusunda gerekli siyasi iradeyi gösterememesi olduğunun altını çizen Kaymakcı, konjonktürel sorunlara rağmen Türkiye’nin katılım kararlılığını sürdürdüğünü söyledi. Kaymakcı, Gümrük Birliği revizyonu konusunda ise “GB’nin asimetrik yapısından kaynaklanan sistematik sorunlar çözülmeli” ifadelerini kullandı. Ankara Sohbetlerine konuk olan Faruk Kaymakcı, Ankara Temsilcimiz Maruf Buzcugil’in sorularını cevaplandırdı.

UZUN İNCE BİR YOL

Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerinin durma noktasına getirilmesinin nedenleri nelerdir?

Uzun bir geçmişi olan Türkiye-AB ilişkileri, her dönem inişli/çıkışlı bir seyir izlemiş, yıllar içinde her iki tarafın da hataları olmuş, bazen cesur adımlar atılmış, bazen önemli fırsatlar kaçırılmıştır. Cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal’ın 1987 yılında tam üyelik başvurusu yaparken söylediği gibi, Türkiye’nin AB’ye katılım süreci “uzun ince bir yol” olmaya devam etmektedir.

Türkiye-AB ilişkilerini incelediğimizde bu ilişkinin sadece Türkiye ve AB’nin iç dinamiklerinden etkilenmediğini, bölgesel ve küresel değişimlerin de ilişkilerde önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Örneğin son yıllarda, Türkiye’nin yaşadığı hain darbe girişimi, bunun sonucu izlemek durumunda kalınan güvenlik odaklı politikalar, AB’deki Avro krizi, artan yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı gibi hususlar ilişkilerimizi olumsuz etkilerken, bölgesel çatışmalardan kaynaklanan düzensiz göç krizi veya küresel bir tehdit olan salgın ilişkilerimizde işbirliği ve dayanışmayı ön plana çıkarmıştır. Dolayısıyla Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirirken, her zaman büyük resme bakılmalıdır.

TÜRKİYE'YE CİDDİ HAKSIZLIK YAPILDI

Ancak AB ile aramızdaki katılım müzakerelerini incelediğimizde, Türkiye’ye başından itibaren ciddi haksızlık yapıldığı ortadadır. 2005 yılında başlayan katılım müzakereleri, en başından itibaren (Aralık 2006 tarihli Ek Protokol Kararı) bir iki üye ülkenin siyasi engellerine takılmıştır. Türkiye katılım müzakerelerinde, öncelikle Kıbrıs sorunu ama aynı zamanda bazı üye ülkelerin aldığı siyasi kararlar yüzünden, ne istediği ne de hak ettiği hızda ilerleyememiştir. 35 konu başlığı üzerinden yürütülen katılım müzakerelerinde, 2009 yılından itibaren, başlıkların yarısından fazlası siyasi olarak engellenmiştir. Sonuçta, bugün üyelik müzakerelerinin durma noktasına gelmesinde en önemli etken AB’nin Türkiye’nin üyeliği konusunda gerekli siyasi iradeyi gösterememesi ve bazı üye ülkelerin oyunlarına alet olmasıdır.

AB BAKIŞ AÇISINI DEĞİŞTİRMELİ

AB’nin kendi genel çıkarlarını gözeterek, Türkiye’ye bakış açısını değiştirme zamanı gelmiştir. Türkiye AB’nin komşusu ya da stratejik ortağı olmanın ötesinde, AB üyeliğine aday, müzakere eden bir ülkedir. Katılım perspektifinde ve üyelik müzakerelerinde yaşanacak bir canlanma, ilişkilerin her boyutunu olumlu etkileyecek, Türkiye’nin reform gündemine de ivme kazandıracaktır. İlişkilerimizdeki konjonktürel sorunlara rağmen, Türkiye’nin katılım müzakerelerini sürdürmek konusundaki iradesini koruduğunu da özellikle vurgulamak isterim.

KARBON KAÇAĞI RİSKİ TAŞIYAN 5 SEKTÖR

Sınırda Karbon Düzenlemesi, Türkiye ile AB arasındaki müzakereleri ve Gümrük Birliği ilişkilerini nasıl etkileyecek?

AB’nin yeni büyüme stratejisi olarak anılan Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) çerçevesinde ön plana çıkan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasını (SKDM), AB’ye ihracatımızın korunması ve artırılması açısından dikkatle takip ediyoruz. SKDM’nin yasal çerçevesine dair öneri, Avrupa Komisyonu tarafından, 14 Temmuz 2021 tarihinde “Fit for 55” adlı mevzuiat paketi kapsamında sunulmuş ve SKDM’nin, AB’nin karbon fiyatlandırma mekanizması olan Emisyon Ticaret Sistemini yansıtacak şekilde tasarlanması teklif edilmiştir. AB içinde enerji yoğun üretim yapan sanayi tesislerinin sebep olduğu sera gazı emisyonları Emisyon Ticareti Sistemi vasıtasıyla maliyetlendirilmektedir. Önümüzdeki dönemde, sözkonusu maliyete eşdeğer düzeydeki vergi yükünün SKDM ile belli sektörlerdeki AB ithalatçılarından talep edilmesi öngörülmektedir. SKDM’nin aşamalı olarak uygulanması ve başlangıçta yalnızca yüksek karbon kaçağı riski taşıyan demir-çeilik, çimento, gübre, alüminyum ve elektrik üretimini kapsayan 5 sektör için geçerli olması öngörülmektedir. Önümüzdeki dönemde, Türkiye ile AB arasınidaki güçlü bağın korunabilmesi için SKDM’nin iki tarafın uluslararası taahhütleri ve Gümrük Birliği’nden kaynaklanan yükümlülükleriyle çelişmemesi gerekmektedir. Bu mekanizmainın, Türkiye ile AB arasındaki malların serbest dolaşımını ve Gümrük Birliği, Türkiye-AB AKÇT STA’sı ve tarım ürünleri ticaretine ilişkin 1/98 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı kapsamında, AB tarafından uygulanması gereken danışma usullerini etkilememesi önem arz etmektedir. Sonuç olarak, AB özellikle AYM ile birlikte çevresel öncelikleri, ortak ticaret politikasında daha belirleyici bir unsur haline getirecek görünmektedir. Dolayısıyla Gümrük Birliği’nin güncellenmesi müzakerelerinin başlaması durumunda, çevre ve iklim değişikliğine ilişkin hususları da gündeme gelecektir. Bu nedenle, Gümrük Birliği ve AKÇT STA’sı ile sağlanan derin ticari entegrasyonumuz göz önünde bulunduirularak, AB ile ikili ticaretimizde karşılaşılması muhtemel olumsuzlukların ortadan kaldırılmaisı için çalışmaların eşgüdüm içinde yürütülmesi ve bu çalışmalara özel sektörün katılması için azami çaba harcıyoruz.

YEŞİL'DEN EN ÇOK TÜRKİYE ETKİLENECEK

Türkiye, Avrupa Yeşil Mutakabatı'na ne kadar hazır?

Türkiye, hem AB üyeliğine aday bir ülke olarak, hem AB ile arasındaki Gümrük Birliği’nden dolayı AYM’den en çok etkilenecek ülkeler arasındadır. Biz gerek AB müktesebatına uyum çalışmalarımız gerek ticari ilişkilerimiz açısından gelişmeileri yakından takip ediyor, AYM’ye hazır olmak için ilgili tüm tarafl arın dahil olduğu kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz. Ticaret Bakanlığımızın eşgüdümünde hazırlanan ülkemizin AYM Eylem Planı temmuzda açıklandı. 9 ana başlık altında toplam 32 hedef ve 81 eylemi içeren AYM Eylem Planı, ülkemizin yeşil dönüşüm alanında gerçekleştireceği uyum çalışmailarına yol gösterecektir. AYM Eylem Planı kapsamında sürdürülebilir akıllı ulaşım, tarım, temiz, ekonomik ve güvenli enerji arzı, döngüsel ekonomi gibi birçok alanda kapsamlı hedef ve eylemlere yer verilimektedir. Yeşil dönüşüm kapsamındaki, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğinde ülkemiz çok önemli atılımlar atmıştır. Ayirıca, AYM kapsamında AB’nin karbon-nötr olma hedefine ulaşmasında kilit rol oynaiyacağı düşünülen hidrojen teknolojilerine yönelik çalışmalara da hız verilmelidir.

'DÖNÜŞÜMÜN PARÇASI OLMAK ZORUNDAYIZ'

AB, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağıdır ve dış ticaretimizde rekabet gücümüizü koruyabilmemiz için AB’deki yeşil dönüşümün bir parçası olmak zorundayız. Bu bağlamda, Gümrük Birliği altındaki teknik mevzuata uyum sürecinin kararilılıkla sürdürülmesini çok önemsediğimi vurgulamak isterim. Bu husus AYM Eylem Planımızın başarıyla uygulanmasına da katkı sağlayacaktır. Öte yandan bu hedefl erin, sadece AYM açısından değil, AB’ye ihracatımız açısından da dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Ülkemize özgü bir karbon fiyatlandırma mekanizmasının kuirulması büyük önem taşıyor. Ayrıca AYM’ye uyum kapsamında sektörlerin emisyon yoğunluklarının düşürülmesi için gereken maliyet ve teknik yeterlilik ile kapasite ihtiyacının da dikkate alınması gerekiyor.

GÜNCELLEMELERİ AB BEKLETİYOR

Gümrük Birliği'nin revizyonuna ilişkin müzakereler hangi aşamada?

Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin güncellenmeisi teknik çalışmaları Nisan 2014’te başlamışitır. Avrupa Komisyonu ile varılan mutabakat çerçevesinde, GB’nin işleyişinden kaynaklainan sorunların giderilmesi, mevcut GB’nin modernize edilmesi ve ikili ticaretin daha da geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Esasen Ticaret Bakanlığımızın eşgüdümünde yürütülen süreçte, AB Başkanlığımız dâhil ilgili kurum ve kuruluşlarımızın katkılarıyla yoğun bir hazırlık dönemi sürdürülmüştür. Benzer bir hazırlık süreci, Avrupa Komisiyonu'nca da yürütülmüş ve nihayetinde Avrupa Komisyonu 21 Aralık 2016'da GB’nin güncellenmesine ilişkin müzakerelerin başlatılması yetkisini üye ülkelerin oluşiturduğu AB Bakanlar Konseyi’nden talep etmiştir. Ancak söz konusu yetki kararı bazı üye ülkelerin siyasi engellemeleri nedeniyle halen çıkmamıştır ve bu engellemelerin kaldırılması Türkiye-AB ilişkilerinin genel seyriyle ilişkilendirilmektedir.

GB GÜNCELLEMESİ, KIBRIS VE DOĞU AKDENİZ'E KOŞULLANDIRILDI

Ekim 2020 AB Liderler Özel Zirvesinde Türkiye-AB pozitif siyasi gündemi ortaya konulmuş, Mart 2021 AB Liderler Zirvesinde ise Komisyon’a, GB’nin işleyi- şinde mevcut zorlukları ele almak üzere Türkiye ile görüşmeleri yoğunlaştırma, Konsey’e de eşzamanlı olarak güncellemeye yönelik yetki üzerinde çalışma çağrısında bulunulmuştur. Bu kapsamda, Haziran Zirvesine kadar geçen süreçte Avrupa Komisyonu yetkilileri ile teknik düzeyde görüşmeler, mektup teatileri ve üst düzey temaslar gerçekleştirilimiştir. Ancak, ülkemizin iyi niyetli çabalarına ve kararlılığına rağmen, 24-25 Haziran 2021 tarihinde gerçekleştirilen Zirvede maalesef bu konuda somut bir karar çıkmamış; GB güncellemesi, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konuları ile koşullandırılmıştır. Ülkemizin bu süreçten temel beklentisi, Gümrük Birliği güncelleme müzakerelerine derhal başlanarak, AB’nin karar alma süreçlerine dâhil olunamaması, AB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı üçüncü ülkelerle benzeri anlaşmalar yapma sürecinde yaşanan sıkıntılar ve karayolu taşımacılığı konusunda yaşadığımız sorunlar başta olmak üzere, GB'nin asimetrik yapısından kaynaklanan sistematik sorunların çözüme kavuşturulmasıdır. Bilahare, GB'nin kapsamının hizmetler ve kamu alımlarını da içerecek şekilde genişletilmesi ve tarım ürünleri ticaretinde tavizlerin artırılması ile değişen dünya koşullarına uyum sağlanması ve AB ile ekonomik entegrasyonumuzun güçlendirilmesi de hedeflenmektedir. Güncelleme müzakerelerinin ve güncellemiş bir Gümrük Birliği anlaşmasının onay sürecinin de 2-5 yıl sürebileceği tahmine müsaittir.

AB-Türkiye ilişkilerinin bellek tazelemeye ihtiyacı varılan

Maruf Buzcugil

Bugüne kadar türlü gerekçelerle krizlere, yol kazalarına sahne olan, az da olsa zaman zaman umut ve cesaret verici ilerlemeler gösteren AB-Türkiye ilişkileri, göç krizinin itici gücüyle “Gümrük Birliği’nin güncellenmesi” ve “Yeşil Mutabakat” gündemine odaklanmaya çalışıyor. AB Başkanı ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Faruk Kaymakcı , DÜNYA okurları için Ankara Sohbetleri kapsamında sorularımızı içtenlikle yanıtladı, Türkiye-AB ilişkilerindeki güncel durumu değerlendirdi. AB Başkanı Kaymakcı, “konjonktürel sorunlara rağmen AB’ye katılım kararlılığımızı sürdürüyoruz” mesajını verdi.

Bir türlü bitmeyen "uzun ince bir yol"

AB ile Gümrük Birliği sarmalında süre gelen ilişkimiz inişli çıkışlı seyrediyor. Türkiye’nin AB yolculuğu, tam üyelikle sonuçlanacağı varsayımı altında; üyelik başvurusunun yapıldığı günden bu yana hep dillere pelesenk olan “uzun ince bir yol” benzetmesiyle anıldı. 1963 Ankara Antlaşması’yla önümüzde bulduğumuz bu zorlu yolun uzunluğunun ne kadar olduğunu, yolculuğun ne kadar süreceğini, hiçbir zaman bilemedik. Bu yolda sürekli “heyelan” tehlikesi altında ilerledik. Ancak 1996’da eksiklerle de olsa Gümrük Birliği’ni gerçekleştirdik. Büyüme çağındaki sanayimizi rekabete açtık. Acılar çektik ama sanayicilerimiz, ihracatçılarımız çoğu sınavdan başarıyla geçti.

GB, Yeşil Mutakabat iç içe

Şimdi, AB’yi Türkiye’nin uluslararası ticaretinde birinci sıraya yerleştiren sanayicilerimizin, ihracatçılarımızın önünde AB’nin kabul ettiği, ticaret ortaklarının da uymasını beklediği “Yeşil Mutabakat” var. Bunun çevre duyarlılığının, yeşillenmenin ötesinde, “yeni nesil bir büyüme modeli, üretim ve tüketim modeli” olduğunu gözden ırak tutmamak gerekiyor. Türkiye, iç içe geçeceği belli olan Gümrük Birliği’nin yeniden ele alınması ve yeşil uyum süreçlerini birlikte götürmek zorunda.

Demokrasi ve hukuk reformları

AB genişledikçe genişledi. Ensemizde bozalar pişirilirken gözümüze sokulan Maastricht ve Kopenhag kriterleri, AB içinde bile su götürmez tartışmalara vesile oluyor. Geçen yüzyılın ekonomik kaygılarını taşıyan Maastricht Kriterleri, art arda gelen küresel sarsıntılarla bozulurken, Kopenhag kriterleri açısından sorgulamalar, hem AB içindeki Macaristan ve Polonya gibi ülkeler hem de Türkiye için güncelliğini koruyor. Türkiye’nin, AB’nin kendi içinde soruşturduğu üye ülkelerden daha öte demokrasi ve hukuk standardına ulaşması, topluluğa üye olsa da olmasa da ekonomik refahını artırabilmesi, toplumsal adaleti sağlayabilmesi için vazgeçilmez bir hedef.

Göç yönetimi önemli

Göç krizi Türkiye –AB ilişkilerinde önemli bir alan yarattı. Göç dalgalarının etkisiyle 2015 yılı sonundan itibaren yeniden canlanmaya başlayan Türkiye –AB ilişkileri, COVID-19 pandemisinin göç akınlarını yavaşlatmasıyla uyuklama dönemine girdi. Türkiye’nin başta Suriye olmak üzere güneyden gelen göç akınlarını engelleyen ülke konumunu sevmesi, AB’nin de göç krizi vesilesiyle o döneme kadar ağırdan aldığı konuları göç sorununu öne çıkararak masaya taşıması ilişkileri yeni bir boyuta taşımıştı. 18 Mart 2016’da varılan mutabakat, tam üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılması, gümrük birliğinin güncellenmesi, vize serbestisi, terörle mücadele mevzuatının gözden geçirilmesi, Avrupa Polis Örgütü- Europol ile operasyonel işbirliği gibi konuları da kapsıyordu. Doğu Akdeniz’de yaşanan sorunlar, Kıbrıs ve Ege sorunları ve ardından gelen pandemi, mutabakatın yaşama geçmesini büyük ölçüde engelledi.

Yapılan araştırmalar, önümüzdeki 15-20 yıl içinde en az 100 milyon insanın Afrika, Ortadoğu ve Asya’dan batıya doğru yöneleceğini öngörüyor. Bu göç hareketinin pandemi, iklim değişikliği ve çatışmalardan kaynaklanması bekleniyor. Öngörüler geçiş ülkesi konumundaki Türkiye’nin AB ve dünya nezdindeki öneminin daha da artacağını gösteriyor.