21 °C

Altın üçgen: Karakter, kabiliyet, kariyer

Teknoloji dünyayı hızla farklılaştırıyor. Kısa bir süre içinde hayatımızdaki pek çok şeyde köklü değişimler bekleniyor. Bu durumda çocuklarımızı nasıl yetkinliklerle donatmalıyız? Yazarlar Sekman ve Eriş'e göre, burada “başarı becerileri” öne çıkıyor.

Altın üçgen: Karakter, kabiliyet, kariyer

NERMİN SAYIN

Yazar Mümin Sekman ve eğitimci-yazar Dr. Bahar Eriş, birlikte yazdıkları “Çocuklar Nasıl Başarır?” kitaplarında anne-babaların merak ettiği pek çok konuda yapılan araştırmaları yorumluyorlar. Yazarlara göre, başarı yolculuğunda en önemli mesele çocuğunu iyi tanımak ve hedefleri ona uygun olarak koymak... Tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi...

● Anne-babalar çocuklarının başarısına büyük önem atfediyor ve bu konuda müthiş bir çaba gösteriyorlar. Peki, ailelerin başarıya bunca odaklanması çocuğu nasıl etkiliyor? Başarıyı artırıyor mu, yoksa kaygı yaratıp çocuğu aşağı mı çekiyor?

ERİŞ: Burada bence ailelerin sorması gereken temel soru şu: “Çocuğum kim?” Birçok faktör devreye giriyor; çocuğun mizacı, kapasitesi, yetenek alanı, ilgi alanı, motivasyonu. Aileler, bütün bunları bir araya getirip bunun üzerine çocukla ilişkilerini kurmalılar. Öbür türlü, eğer çocuğun kapasitesi ailenin isteklerinin çok altındaysa başarı baskısı yapmak çocuğu duygusal olarak çökertir, zaten sonuç da vermeyecektir. Ama çocuğun kapasitesi başarması için uygundur, aile de ona bu yolda destek veriyordur; o zaman olumlu sonuç elde edilebilir. Çocukların farklı mizaçları var. Aynı baskı altında bir çocuk çok parlayabilir ama başka bir çocuk çökebilir.

● Alfa'nın bastığı "Çocuklar Nasıl Başarır?"- da da “bireyselleştirilmiş başarı çok önemli” diye vurguluyorsunuz. Siz bu konuda ne dersiniz Mümin Bey?

SEKMAN: Şöyle söyleyelim: Bir yapımız var, karakterimiz; doğuştan gelen eğilimler, aldığımız eğitimler, alışkanlıklarımız. Bir de kariyer hedefimiz var. Karakterimizle kariyer hedefimiz arasındaki uyum önemli! Hatta bunu bir “altın üçgen” olarak tanımlayabiliriz: Karakter, kariyer ve kabiliyet seti. Bu üçünün uyumu, sürdürülebilir başarı için çok önemli. Bir: Amacın nasıl biri olmayı gerektiriyor? İki: Başarmak istediğin şeye yeterli misin? Bu tabii çocuk için de geçerli. Çocuk başarmak istediği şey için uygun mu?

● Ya da ailesinin başarmasını hayal ettiğin şey için...

SEKMAN: Evet... Einstein’ın sözü var ya, balığın başarısını ağaca tırmanma yeteneğine göre ölçmemeniz lâzım, der. Sorun şu: Ağaca tırmanmayı hedef koyan, bunu tutkuyla isteyen bir sürü balık var. Yani insanların yapılarıyla uyumsuz istekleri var. Bu anlamda ideal çözüm şu: Bir köşede istekler var, öbür tarafta yapın ve yeteneklerin, üçüncüde de amacının gerektirdikleri ya da toplumun istekleri. Bunların uyumlu olması bana göre en önemli şeylerden biri, bu organik başarı demek. Eğer yapınla başarmak istediklerin birbirine uymuyorsa zorlanarak başarıya gideceğin için sürdürülebilir olmayacak. Çocuk için de böyle. Anne babanın kafasında çocuğun başarmasını umduğu, beklediği bir resim olabilir, bu resmi silmek lâzım. Onun yerine çocuğun yapısıyla uyumlu, organik bir başarı tasarımı yapmak lâzım. Bunun için de iki şeyi bilmeli: Çocuk hangi alanda başarılı olmaya daha yatkın ve o alandaki başarı kapasitesi tahminen yüzde kaç? Meselâ çocuk şarkıcı olmak istiyor ama şarkı söyleme yeteneği en iyi haliyle bile yüzde 70 olabilecekse belki de orada olmaması daha iyi olur. İstekle yeteneğini bir arada düşünmek gerekiyor.

● Bir de aileler bazen çocuklarının yeteneklerini değerlendirirken objektif olamayabiliyorlar. Çocuğumuzu doğru değerlendirebilmek için birkaç tüyo verebilir misiniz?

SEKMAN: İstikrarlı ilgi kriteriyle bakılabilir, neyle uzun süre ilgileniyor? İkincisi; neyde çok iyi? Meselâ beden eğitiminde bir hareket veya matematikte bir formül gösteriyorsunuz. Beden eğitiminde ikinci tekrarda öğreniyor, matematikte beşinci tekrarda öğreniyor, tersi de olabilir. Neyde hızlı ilerlediği, onun başarı potansiyeliyle ilgili bir ipucu verecektir. Onun dışında başarı okuryazarlığı kısmı... Çocuğa başarı bilgisini doğru bir şekilde öğretirsek başarı kapasitesi artar. Çocuk, özyönetim becerilerini; ders çalışma programı yapma, onu istikrarlı izleme gibi şeyleri iyi yapabiliyorsa ya da bunu öğrenme eğilimi varsa bu da bence iyi "başarı öncü göstergeleri"nden biridir. Çünkü; kendini yönetebilen insanlar eksiklerini, yetersizliklerini kapatabilirler.

● Sizin önerileriniz...

ERİŞ: Bence ailelerin yapabileceği en iyi şeylerden biri küçük yaştan itibaren çocuğa farklı seçenekler sunmak ve ortamı hazırlamak. Okul öncesi ortamlarını düşünelim, farklı köşeler vardır: Kitap köşesi, kostüm; rol canlandırma; film; sanat; üç boyutlu legolar köşeleri. Bir çocuk o ortamda nereye gidiyor? İçten gelen o istek, yetenek eğilimlerinin de göstergesi oluyor. Farklı farklı zekâ türleri var. Bazı çocukların görsel, uzamsal zekâsı daha gelişmiştir ve onlar üç boyutlu işlere; puzzle’lara, legolara ilgi duyabilirler. Bazı çocukların mantıksal, matematiksel zekâsı daha ön plandadır onlar bilim köşelerine giderler, taşları; yaprakları kategorize ederler. Demek istediğim şu: Ortamı farklı seçeneklerle hazırlayıp çocuğun neye doğru gittiğini, neye eğilim duyduğunu tespit etmek önemli. Ama tabii ki burada da şunu hep söylüyoruz: O ilgi de tek başına “başaracak” diye bir şeyin göstergesi değil, bir ön işarettir. İkincisi çocuğu objektif olarak gözlemlemek çok önemli. Ben hep şunu söylüyorum; anne-babalar bir bilimsel araştırmacı gibi objektif bir biçimde çocuklarını görmeye çalışmalılar -ki bu çok zor bir şey.- Çünkü hepimizin gözünün önünde isteklerimiz, önyargılarımız, kendi beklentilerimiz bir perde oluşturuyor... Bilimsel araştırmacı gibi araştırmak da şu demek: Gerekirse bir not defteri alsınlar, oturup gözlemleyip yazsınlar, çocukları ne yapıyor? Hiçbir duygu katmadan...

"Başarı becerileri"ne yatırım yapın...

● Yarının dünyasında başarılı olabilmeleri için çocuklarımıza kazandırmamız gereken “başarı becerileri”ne örnek verir misiniz?

SEKMAN: İnsan ömrü çok uzadı, başarısız olmak için yaşam çok uzun. Dolayısıyla anne-babalar çocuklarının en azından kendi ayakları üzerinde durabilecek kadar başarılı olmasını sağlamaya çalışıyorlar. Bunun için kazandırılabilecek başarı becerileri seti üzerine düşündük. Bazı beceriler alan bazlıdır, bazılarıysa evrensel. Joker başarı becerileri dediğimiz bir başarı becerileri setine inanıyoruz. Bunlardan biri yabancı dil öğrenmek. İkincisi irade gücü, otokontrol, özdisiplin... Matematik dersi çalışan çocuk için de, sabah iş yerine geldiği zaman verimli olmaya çalışan kişi için de irade gücü, özdisiplin, otokontrol, kendini yönetme becerisi kritik. Üçüncüsü karar alma becerisi. Bir diğer nokta; belirsizlik toleransı diyebileceğimiz yeni bir başarı becerisi. Dünya öngörülebilir olmaktan çıktı. Karşınıza çıkacak durumları mutlak olarak öngöremeyeceksiniz ama siz muhteşem bir bilgi-beceri setiyle donanmış olursanız durumları hızlı bir şekilde değerlendirebilirsiniz. Bu da günümüzde hızlı öğrenmeyi kıdemden daha önemli hâle getirdi. Entelektüel çeviklik bir diğer kriter olabilir... Stres yönetiminin de önemli olduğunu düşünüyorum, yani kişilerin kendi duygu durum yönetimi becerileri. Başınıza gelen olayları seçemezsiniz ama olaylar karşısındaki tutumları seçebilirsiniz. Ki anne - babaların çocuklarına öğretebilecekleri en büyük başarı mirası budur; başına gelen olayı seçemezsin ama olaylar karşısındaki tutumlarını seçebilirsin.

Dijital okuryazarlık artık çok önemli...

● “Başarı becerileri” konusunda siz neler söylersiniz?

ERİŞ: Alvin Toffl er’ın “21. yüzyılın cahilleri öğrendiklerini unutmayı ve yeniden öğrenmeyi başaramayanlar olacaktır” diye bir sözü var. O yüzden en önemli becerilerden bir tanesi yaşam boyu öğrenme becerileri. “Okul bitti, diplomayı aldım, oldum” diye bir şey yok, bilgi çok çabuk eskiyor. Bilgiden daha önemli olan senin kendini yenileyebilme becerin oluyor bu kadar rekabetçi bir ortamda ayakta kalabilmek için. Bir de dijital okuryazarlık becerisinden söz edebiliriz. Çünkü artık dijital üzerinden alıyoruz bilgileri. Ama gerçeklik sonrası çağda yaşıyoruz, neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair o kadar kafalarımız karışık ki...

SEKMAN: İnterneti tüketim, eğlence amaçlı değil; üretim amaçlı kullanmak... Dijital okuryazarlığın bir parçası da bu.

ERİŞ: Ve bence bu çok çok önemli bir nokta, çünkü; öngörülere göre tüketici olan toplumlar ilerde dijital köle olarak nitelendiriliyorlar. Genellikle maalesef sosyoekonomik olarak daha düşük seviyedeki ailelerin çocukları tüketici. Yani dijitali tüketim amaçlı kullanıyorlar. Öte yandan orta sınıf insanlarda bu daha çok kodlama, bir şey öğrenme, üretme amaçlı. Yeni dönem eşitsizlik olacaksa eğer dijital okuryazarlık üzerinden de bunun sonuçları olacak. Medya okuryazarlığını, araştırma becerilerini de buna dahil edebiliriz. Karakter becerileri, düşüp kalkma becerisi, sebat ve devam etme becerileri. Sosyal ilişkiler kurma becerileri de bu çağda önemli, çünkü artık tek bir uzmanlık alanının bilgisi tek başına yetmiyor. Hep bir arada sorunlar için çalışmak gerekiyor, bu da takım çalışmasını gerekli kılıyor.

Gözünüz çocuğunuzda olsun

● Dijital okuryazarlıktan bahsettik ya... Anne-babaların aklında şöyle bir soru da var: Çocuklara telefon verelim mi, vermeyelim mi?

ERİŞ: Bu konuyla ilgili uluslararası kuruluşların getirmiş olduğu birtakım kılavuzlar var, kesinlikle 0-2 yaş arası çocukların bu ekranlara maruz kalmaması gerektiğini söylüyorlar... Sonrasında da yaşlara göre giderek artan bir süreyle kullanılabilir tabii ki. Dijital çağdayız, bu çocuklara “dijital yerli”, bize “dijital göçmen” diyorlar. Onlara “Hayır, kesinlikle kullanmayacaksın” demek gerçekdışı bir yaklaşım olur ve başarısız da oluruz. İlişkimizi de bozacak olan bir şey. Ama bunun sınırlarını koymak gerekiyor. Bu sınırları çocukla beraber de belirleyebiliriz, onu da sürece dahil ederek. “Bir hafta içerisinde şu kadar saatin var. İstersen bunu bir günde kullan. İstersen her gün biraz kullan” gibi. Güvenlik boyutuna da dikkat etmek gerek. Çok basit bir şey söyleyeyim: Salonda olsun bilgisayar. Çocuğunuzla birlikte oturun, o hangi oyunları oynuyorsa siz de birlikte oynayın, onun dünyasının bir parçası olun...

Hayatlarının başköşesinde kitaplar var

● Bu söyleşilerde konuklarıma neler okurlar, kendilerine ayırdıkları zamanlarda ne yaparlar diye de soruyorum...

SEKMAN: Dünyada çok hızlı bilgi üretiliyor ve bütün bilgileri yakalamaya çalışmak itfaiye hortumundan su içmeye çalışmaya benziyor, yetişemiyoruz. O nedenle filtre sistemleri geliştirdim. Belirli entelektüel öbekler var. Meselâ antik Yunan filozofl arının bazı metinleri. En son bir daha Aristo’nun “Nikomakhos’a Etik”ini okudum. Ondan bin yıl sonra Roma dönemine ait metinler var. Bin yılda dünya nereden nereye gelmiş, oraya bakıyorum. Sonra 1500 yılları. Bacon’ı çok severim. 1800’lü yıllardan, 1900’lü yıllar... Nietzsche, Schopenhauer... Modern çağa geldiğiniz zaman biraz daha iş liderlerinin kitapları olmaya başlıyor; Steve Jobs’un kitapları gibi... Çağdaş sanatla ilgili okumayı da seviyorum, sanatçıların yaratım sürecini incelemeyi seviyorum...

● Sizinkiler Bahar Hanım?

ERİŞ: Ben bir denge kurmaya çalışıyorum hayatımda; duygusal, fiziksel ve sosyal arasında bir denge. Kitaplar tabii benim için de çok önemli. Şöyle bir şey yapıyorum; bir kurgu okuyorsam bir kurgu dışı okumaya çalışıyorum. Kurgu dışı seviyorum ben de ama kendimi kurgu okumaya da özellikle yönlendiriyorum ki o duygusal dengeyi, zenginleşmeyi yaşayabileyim. Öbür türlü çok kuru. En son Hakan Günday’ın “Daha” kitabınını okudum... İkincisi egzersizi hayatıma dahil etmeye çalışıyorum, bu da her türlü sağlık açısından önemli, bu zamana kadar hep oturarak çalışmış bir insan olarak. Filmleri takip etmeye çalışıyorum. Filmekimi’ni, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın festivallerini çok severim. Özellikle mümkün olduğunca onlara gitmeye çalışıyorum. Hiç kaçırmayı sevmediğim Woody Allen, Quentin Tarantino, David Lynch gibi yönetmenler var, bunların bütün filmlerini aşağı yukarı izlemişimdir. Yılda iki yeni yer görmek gibi bir planım da var. Japonya’yı gitmeyi çok istiyorum, özellikle sakura döneminde...

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap